GAPS Konferansı’ndan İzlenimler

image

18 Ekim 2014 tarihinde İTÜ Ayazağa Kampüsü’nde gerçekleşen Türkiye 1.GAPS Konferansı’nda edindiğim bilgileri ve bir çok hastalık için önerilen bu doğal tedavi yöntemi hakkındaki izlenimlerimi sizlerle paylaşmak istedim.

Öncelikle henüz duymamış olanlar için GAPS nedir, GAPS tedavisi ne işe yarar açıklamak gerekir diye düşünüyorum. GAPS, İngilizce “Gut and Psychology Syndrome” kelimelerinin kısaltılması olup dilimizde karşılığı Bağırsak ve Psikoloji Sendromu’dur. Bu tezi ortaya atan Nöroloji ve Beslenme Doktoru Rus asıllı Natasha Campbell-McBride, kendi oğluna 3 yaşındayken Otizm teşhisi koyulması üzerine bir hekim olarak ilaç dışında alternatif tedavi yöntemleri arayışı içerisine girmiştir. GAPS diyeti adını verdiği bu doğal beslenme yöntemi ile oğlunda olumlu ilerlemeler kaydeden McBride’e göre çoğu psikolojik hastalık bozuk bağırsak florasından kaynaklanmakta; fırsatçı bakteriler, mantar ve mayalar bağırsak duvarının yanlış beslenme ve ilaç kullanımı ile geçirgen hale gelmesi üzerine kontrolsüz bir şekilde kana karışmakta ve beyne saldırmaktadır.

image

image

GAPS Beslenme Protokolü adı verilen bu diyette hasta öncelikle bağırsak duvarındaki hasarı onarmak için düşük ısıda uzun süre kaynatılarak hazırlanan et/kemik suyu ile lif oranı düşük sebze/meyveler içeren bir diyetle bağırsak florasını düzeltecek ve daha sonra belirli bir sıra ile izin verilen gıdaları (çiğ yumurta sarısı, fermente süt ürünleri gibi) tek tek deneyerek diyetine ekleyecektir. Hazır gıdaları ve modern hayatın bize kazandırdığı tüm kimyasalları hayatımızdan tamamen çıkarmaya teşvik eden, organik ve geleneksel beslenme şeklini hayatımıza geri kazandırmaya çalışan bu diyet aslında biz Türkler’e çok da uzak değil. Keza Orta Asya Türkleri de göçebe bir hayat yaşadıkları için tarımcılıktan uzak, ağırlıklı olarak et ve fermente süt ürünleri içeren bir beslenme şekline sahipti. Eski Türkler at eti yer, kımız denen at sütü içer, kefir ve yoğurt yerdi. Sebze, meyve, tuz, şeker ve tahıllardan uzak bir beslenme şekline sahip Eski Türklerin çok uzun ve sağlıklı bir ömür sürdürdükleri bilinmekteydi. Rusya’da doğup büyüyen McBride da bu beslenme şeklini duymuş ve GAPS diyetini oluştururken esinlenmiş olmalıydı. Nitekim konferansta sık sık bu diyetin biz Türk beslenme şekline çok da uzak olmadığını vurguladı. McBride’in dediği gibi dünyada en sağlıksız beslenen toplum en Batı’da yaşayan Amerikalılar ve en sağlıklı beslenen toplum ise en Doğu’da yaşayan Asyalılar. Batı’nın sağlıksız beslenme şekli Doğu’ya doğru bir salgın gibi yayıldığı müddetçe her geçen gün daha da sağlıksız nesiller ortaya çıkacak. McBride, 2004 yılında GAPS Beslenme Protokolünü anlatan kitabını piyasaya çıkararak bu alternatif tedavi yönetiminin dünyaya yayılmasını ve modern hayatın bize sunduğu sağlıksız beslenme ile beraber ortaya çıkan çağımız hastalıklarına çare olmayı hedeflemekte…

image

image
Kitabın 2014 yılında Türkçe’ye çevrilmesini ve konferans için Dr.Natasha Campbell-McBride’in Türkiye’ye gelmesini organize eden Gonca Zeybek de bu kitap ile kızlarının psikolojik rahatsızlıklarında düzelme kaydeden bir anne. Konferansın son anda İTÜ Maçka binasından Ayazağa kampüsüne taşınması nedeniyle organizasyonda bazı aksaklık yaşanmasına karşın ailecek tüm davetlilere ellerinden geldiğince yardımcı olmaya çalıştılar. Konferansa özellikle Otistik çocuk sahibi aileler, çeşitli dernekler, doktorlar, homeopatlar ve diyetisyenler de katıldı. Kitabın ana fikrini ve diyeti uygularken dikkat edilmesi gerekenleri anlatan McBride, konferans sonrası tüm katılımcıların sorularını da büyük bir sabırla yanıtladı.

Benim şansım konferansın başlamasını beklerken kendisinin gelip yanıma oturması oldu, nitekim salonun tam kapı girişinde oturuyordum ki dönüp yanımda kendisini görünce şaşırdım. Hemen alerjik çocuk aileleri olarak sorunlarımızdan, diyeti uygulamak konusundaki çekincelerimizden bahsettim. Kendisi de besin alerjisinin ciddi bir rahatsızlık olduğunu, bunun apayrı değerlendirilmesi gerektiğini, konferans esnasında kendisine yönelttiğim soruları cevaplayacağını belirtti. Konuşması esnasında da bazı çocukların yaşadıkları alerjik rahatsızlıkların annenin ve hatta babanın bozuk bağırsak florasından kaynaklanabileceğini, bu tip bebeklerde anne sütünün 4.ayda kesilip formül süt takviyesi de yapılmaksızın ek gıdaya geçirilmesini veya “süt anne” desteği alınmasını tavsiye etti. Bunun yanı sıra benim bazı çocukların hayvansal proteinlere anafilaksi seviyesinde tepki verdiklerini ve bu yüzden giriş diyetini bile uygulayamadıklarını söylememe rağmen, diyete tercihen dana kemik suyu ile başlanması gerektiğini, bu tip alerjili çocuklara bağırsak florası düzelene kadar da meyve-sebze dahi verilmemesi gerektiğini dile getirdi. Özellikle yapraklı sebzelerin bağırsak florası düzelene kadar beslenmeden tamamen çıkarılmasını tavsiye etti. Açıkcası bu hiç de beklediğim bir cevap değildi. Çünkü anne sütünü erkenden kesen bir diyet tarzının şahsen benim nezdimde hiç bir yararı olamazdı, çünkü anne sütü bebeğe “olası” kötü bakterilerin yanı sıra iyi bakterileri ve hatta bağışıklığın güçlenmesi için gereken immunoglobulin antikorlarını da geçirmekteydi. Hepimizin bildiği gibi anne sütünü eşsiz yapan da bu özellikleriydi. Hatta bu öneriyi çok tuhaf bulan başka bir anne soru-cevap kısmında, tekrar bu konuya değinerek “Anne sütünü 4.ayda kesip bebeğe formül süt de vermezsek nasıl besleyeceğiz, diyetinizdeki kemik suları çok ağır gelmez mi?” diye sordu. Bunun üzerine kendisi “Nispeten sağlıklı olduğunu düşündüğünüz emziren annelerden bebeğinizin süt annesi olmasını rica edebilirsiniz.” diye yanıt verdi. Bu ikinci cevap beni daha da çok şaşırttı. Çünkü biz kendi bağırsak floramızdan şüphe ediyorken başka bir kadının sadece dışarıdan bakarak bağırsak florasının düzgün olduğunu nasıl varsayabilirdik! Kaldı ki bu emziren annenin sütü hem kendi bebeğine hem bizim bebeğimize nasıl yetecekti? Ayrıca anne sütünün en önemli özelliği her annenin bebeğine özel üretiliyor olması ve her ay bebeğin ihtiyaçlarına göre besin değerlerinin değişiyor olmasıydı. Bu yüzden başka bir annenin sütü, bebeğin kendi öz annesinin sütünün yerini tutabilir miydi? Diyelim ki süt anne bulamadık ve ek gıdaya geçmeye karar verdik, giriş diyetindeki kemik suları hiç anne sütünün yerini alabilir miydi? Bu konu kafamı kurcalarken McBride, beni ve alerjik çocuk annelerini şaşırtan bir açıklama daha yaptı: “Test yaptırıp alerjiniz olan gıdaları diyetinizden çıkarmayın, direk GAPS Beslenme protokolünü uygulayın. Bağırsak florası düzelene kadar tüm sebze ve meyveleri kesin, hayvansal protein ve yağ ağırlıklı GAPS giriş diyeti uygulayın. Bağırsak florasının düzelmesi yaklaşık 2-3 ay ile 1 yıl arası bir süre alır. Bu aşamadan sonra ilk olarak iyi pişmiş kabak ile GAPS giriş diyetine devam edin, vücut tolere edemezse kesip bekleyin ve tekrar deneyin. Bu şekilde giriş diyetini hiç sebze yemeden 3 yıldır uygulayan hastalarım var.” dedi. Şimdi bu noktada benim kafam iyice karıştı, nitekim bu diyet ile amacımız zaten vücutta oluşan enflamasyonu sonlandırmak ve bağırsak hasarını tamir edip florayı düzenlemek. Öte yandan biliyoruz ki alerjik çocuklar en çok hayvansal proteinlere reaksiyon gösteriyor. Önerdiği gibi çocuğa her saat başı bir bardak kemik suyu içerecek olursak ben şahsen oğlumun daha 3.günde kanama yaşayacağını geçmiş tecrübelerimden biliyorum. Bu proteinler sindirim sisteminde açtıkları yaralar nedeni ile de enflamasyona neden olmakta, yani bizim amacımız enflamasyonu engellemekken bunun başlatıcısı olan hayvansal proteinleri tüketip vücudun tepki vermemesini nasıl bekleriz? Besin alerjisi, genellikle besinlerin içindeki proteinlerin yabancı bir madde gibi algılanıp immün sistemin savaş başlatması ve oluşturduğu antikorlarla bu proteinlere hücum etmesidir. Tabi bu proteinleri öldürmek için salgılanan antikorlar ortada öldürecek bir düşman olmadığı için vücudun kendi protein dokusuna yönelir ve kendisine zarar vermeye başlar. Biz bunu dışarıdan baktığımızda kızarıklık, kaşıntı, ürtiker, egzema, ödem, mukuslu veya kanlı dışkı olarak gözlemleriz. Bu savaşta yenik düşen aslında vücudun kendisi olur ve antikorların saldırdığı bölgede enflamasyon oluşur. Bunun geçmesi için de alerjenin kesilip immün sistemin tamamen sakinleşmesini beklemek gerekir. Eğer alerjinin çalışma mekanizması bu ise biz onun tepki vereceğini bildiğimiz besinleri vererek nasıl düzelme sağlayabiliriz? Öte yandan kitaptaki hassasiyet testi bizim gibi deride tepki vermeyen çocuklar için hiç bir anlam ifade etmiyor. Oğlum yama testinde sırtında üç gün inek sütü ile gezip kızarmamasına rağmen direk tükettiğinde ağır kanama geçirmişti. Dolayısı ile bir besini deriye sürmek ile sindirim sistemine sokmak arasında çok fark olduğunu biliyoruz. Artık çoğu alerji doktoru da dış deri daha sert ve koruyucu olduğu için bu tarz denemelerin mukoza denen iç deri üzerinde yapılmasını öneriyor, mesela dudak içi gibi… Öte yandan diyetin önemli bir temel taşı sadeyağ ve çiğ yumurta sarısı. Tereyağının fırınlanması ile elde edilen sadeyağ süt proteininden tamamen arınmış olabilir mi? Keza kitapta da sadeyağı tolere edemeyen bir kişinin diğer süt ürünlerini hiç tolere edemeyeceği belirtiliyor. Peki ya çiğ yumurta sarısı alerjik bir çocuk tarafından tolere edilebilir mi? Keza besinlerin pişirilerek daha az alerjen hale geldiğini hepimiz biliyoruz. Öte yandan çiğ yumurta nedeni ile Salmonella kaparsak ishal nedeni ile yine bağırsak florası bozulmuş olacak ve diyette yine yol katedemeyeceğiz. Diyelim ki diyeti uygulamaya karar verdik ve giriş diyetini bu aşamaya kadar sorunsuz takip ettik, “Süt Ürünlerine Başlama Planı” yine süt alerjisinin temel kurallarına aykırı olarak tasarlanmış, sadeyağ dokunmazsa sıra ile tereyağ, yoğurt, kefir ve en son peynir denenmesi önerilmekte. Oysa mayalanma şekli gereği en az alerjen süt ürünü peynirdir ve vücuda ilk bu şekli ile tanıtılması önerilir. Yine kitabın 4.bölümünde bulunan bebek diyeti de balık, kereviz, balkabağı, hindistan cevizi yağı gibi alerjen gıda önerilerine sahip ve çoklu besin alerjisi olan bir bebek için oldukça tehlikeli.

Konferans bir yandan devam ederken ben hala kafamda bu sorulara cevap bulmaya çalışıyordum ki McBride aslında çok güzel bir şey söyledi; Ben bu diyeti oğlumun otizmini yenmek için tasarladım ve yendim. Bir çok psikolojik rahatsızlığın da aynı şekilde yenilebileceğini fark ettim. Ancak fizyolojik hastalıklar için şu anda başka bir kitap yazıyorum. “Bağırsak ve Fizyoloji Sendromu” isimli bu kitapta psikolojik rahatsızlıklar dışındaki hastalıkların nasıl bir diyetle çözümlenebileceğini anlatacağım diye açıklama yaptı. Aslında haklıydı, bu diyet çok faydalı besinler içeriyor ve bağırsak duvarının onarılmasını sağlayıp florayı dengeliyordu. Ancak ciddi besin alerjisi olan kişiler için tasarlanmamıştı. Diyetteki alternatif gıdalar tüketilemediği müddetçe çocuğun yetersiz beslenme nedeni ile başka rahatsızlıklar geçirme ihtimali vardı. Bu açıdan bakıldığında kafamdaki sorular biraz olsun netleşmiş oldu.

Bu bilgiler ışığında, GAPS diyetini uygulamayı düşünen alerjik çocuk sahibi ailelere önce kitabı baştan sona okumalarını, ilaç kullanan hastaların ilacı bırakmadan ve diyete başlamadan önce mutlaka doktorlarından onay almalarını, diyetteki alternatif gıdaları tüketemeyen, durumu kritik çocuklar için mutlaka kendi takiplerini yapan doktora ve GAPS sertifikalı danışman doktorlara danışmasını tavsiye ederim. Keza bu kitabı ilk kez okuduğumda, geçmiş tecrübelerimden de yola çıkarak detaylı bir araştırma yapmıştım. Dr.McBride hakkında yapılan olumlu ve olumsuz bir çok yoruma denk geldim. Diyeti uygulayıp çok iyi sonuçlar alan ailelerin yanı sıra durumu ciddileşen hastaların da olduğunu, diyeti daha giriş aşamasında bırakmak zorunda kalan ailelerin yaşadıklarını, hatta Dr.McBride’ın kendi kızkardeşinin bu diyeti uygularken kolon kanserine yakalanıp durumunun kötüleşmesine rağmen bunun diyetin yan etkisi zannedilip teşhisinin gecikmesi ile hayatını kaybettiğini konferans öncesi de biliyordum. Ancak duyduğum her yönteme önce objektif yaklaşmak ve uygulamaya geçmeden önce detaylı bir araştırma yapmak kararını iki yıl önce yaşadığımız acı deneyimde almıştım. O yüzden çoğu kaynakta bahsedildiği gibi kendisinin bir sahtekar olduğuna inanmak istemiyordum. Keza konferans sonrası da onun sadece oğluna çare arayan ve sonunda bir çıkış yolu bulan bir anne olduğuna kanaat getirdim. Eğer sizler de konu hakkında detaylı bilgi edinmek isterseniz internette “gaps quackery” şeklinde arama yapmanızı öneririm. Keza diyet ile ilgili benim bu yazıya sığdıramayacağım birçok bilimsel görüşe de bu şekilde ulaşabilirsiniz.

Ayrıca diyeti uygulamadan önce, alerjik çocuk ailelerinin Dr.McBride’ın konferansta önemle belirttiği şu noktaları da dikkate almasını tavsiye ederim.

– Alerjik çocuklar GAPS diyetine mutlaka giriş diyeti ile başlamalıdır. Bu diyet hastanın bağırsak florası düzelene kadar yaklaşık 2 ay ile 1 yıl kadar bir süre sürer. Keza konferansta da Gonca Hanım’ın kızı 1 yıldır giriş diyetinde olduğunu henüz Tam GAPS diyetine geçemediğini belirtti. McBride bu dönemin çok büyük sabırla aşılması gerektiğini önemle vurguladı.
– Tam GAPS diyetinin ise en az 2 yıl sürdürülmesi gerektiğini, erken kesilmesi durumunda en başa dönülme riski olduğunu belirtti.
– Tam GAPS diyeti esnasında kişi hastalanır ve ilaç kullanmak zorunda kalırsa floranın tekrar bozulacağını bu yüzden giriş diyetine geri dönülmesi gerektiğini ekledi. Diyetin toplamda ne kadar süreceğini soran katılımcılara mucize beklemeyin, çok sabırla ilerlemeniz lazım, bazı hastalarım diyeti 3 yıldır uyguluyor dedi.
– Diyetteki tek bir kaçağın bile mesela 1 dilim ekmek, hastayı 2 ay geriye götüreceğini önemle belirtti.
– Kronik kabızlık sorunu yaşayanlar için giriş diyeti durumu daha da kötü yapabilir, bu hastalara daha lifli bir menü belirlemek gerekir diye ekledi.
– Diyeti evde yaşayan tüm kişilerin uygulaması gerektiğini, sağlıklı olan aile bireylerinin bile diyete tabi tutulması getektiğini, aksi takdirde düzelme görülen hastanın diğer aile bireylerinden tekrar zararlı bakterileri kapabileceğini dile getirdi.
– Kandida mantarına sahip kişilerde çok dikkatli ve yavaş ilerlenmesi gerektiğini, aksi takdirde kandida mantarı ölürken kana karışan toksinin vücudu zehirleyebileceğini ifade etti.
– Maya sendromuna sahip kişilere endoskopi ve biyopsi yapılıp mayanın cinsine göre antibiyotik tedavisi yapılması gerektiğini, mayadan kurtulduktan sonra diyete başlanırsa sonuç alınabileceğini ekledi.
– Bağırsağın bakterilerden arınması döneminde kendi hastalarına vitamin, balık yağı, omega 3, mineral, aminoasit, D vitamini, probiyotik hatta sindirim enzimleri desteği verdiğini de belirtti.
– Soya ve soya ürünleri tüketmenin tehlikeli olduğunu, tercih edilmemesi gerektiğini de ekledi.
– Diyette tüketilen besinlerin mutlaka organik olması gerektiğini, hayvanların organik dahi olsa yemle değil, otla besleniyor olması gerektiğini, yumurtaları kullanılacak tavuğun mutlaka güneş altında serbest dolaşarak D vitamini alması ve yemle değil solucanla beslenmesi gerektiğini aksi takdirde bu gıdalardan arzu edilen iyileştirici etkinin elde edilemeyeceğini ifade etti.
– GAPS’in sadece bir diyet değil, bir yaşam tarzı olduğunun altını çizdi. Diyet süresince ve mümkünse ömür boyu tüm kimyasalların evden uzak tutulmasını tavsiye etti. Yani evde yerlerin sabunlu su ile temizlenmesini, bulaşıkların makinada değil, elde sabunlu su ile yıkanmasını, eve yeni mobilya, perde alınmamasını, boya-badana yapılmamasını, parfüm, deodorant, makyaj malzemeleri, oje, şampuan, traş köpüğü, diş macunu, nemlendirici kremlerin kullanılmaması gerektiğini, aksi takdirde diyetten tam sonuç alınamayacağını açıkladı. Saçlarınızı yumurta sarısı ile yıkayabilir, krem ve diş macunu yerine zeytinyağ kullanabilirsiniz dedi.
– Homeopati, biorezonans gibi alternatif tıp yöntemlerinden yararlanabilirsiniz. Ancak biorezonansta kan alınarak yapılan testlere güvenmeyin, frekans hastaya ve gıdaya birebir uygulanıyorsa idealdir dedi. (Lütfen bu alternatif tıp yöntemlerini uygulamadan önce de çok yönlü bir araştırma yapınız ve doktorunuzdan onay alınız.)
– Bağırsağı zararlı bakterilerden arındırmak için lavman uygulanabilir ancak lavmana taze organik kahve veya probiyotik eklenmelidir dedi. (Lütfen bunu evde kendiniz uygulamaya kalkmayınız!)
– Spesifik IgG değerlerini ölçerek çeşitli gıdalara alerjiniz veya intoleransınız olduğunu söyleyen testlere güvenmeyin, paranızı bu testler yerine organik gıdalara harcayın diye uyardı. Hastanelerde yapılan spesifik IgE testlerinin sonuçları pozitifse güvenilebileceğini de ekledi.

image

image

image

image

Bana uzun zamandır yöneltilen soruyu da buradan tekrar yanıtlamış olayım. Ben GAPS diyeti birebir uygulamayı düşünmüyorum. Keza uzun yıllardır takibimizi yapan doktorumuz Prof.Dr.Fügen Çullu Çokuğraş’ın da fikirleri bu diyetin alerjik çocuklar için büyük riskler taşıdığıdır. Kendisinin izni ile bu yazıda onun görüşlerine de yer vermek istedim. Keza tıp bilimi uzmanlıklara ayrılır ve sindirim sisteminin çalışması konusundaki yegane uzmanlar gastroenterologlardır. Çocuklarımızın sağlığı için izleyeceğimiz yöntemlerin temeli her zaman bilime ve denek grupları üzerinden elde edilen somut verilere dayanmalıdır. Öte yandan, hem kitaptan hem de konferanstan edindiğim bazı faydalı bilgileri sağlığımıza zarar vermeyeceğinden dolayı hayatımıza ekleyebileceğimize de inanmaktayım.

– Düşük karbonhidratlı bir beslenme şeklini benimsemek, mayalı, şekerli gıdaları ve tüm paketli hazır gıdaları hayatımızdan çıkartmak
– Fasülye, nohut, pirinç, patates gibi nişastalı gıdaları tüketmeden önce tuzlu suda bekletmek
– Mümkün olduğunca organik beslenmek, yumurta seçiminde sadece organik olmasına değil, serbest dolaşan tavuktan olmasına da dikkat etmek
– Fermente gıdaları günlük beslenmemize eklemek
– Gerekli durumlarda probiyotik desteği almak (sütte fermente edilmemiş bir probiyotik)
– Meyve ve sebzeleri kabuksuz olarak tüketmek, olgun ve yumuşak meyveleri tercih etmek
– Ağır metal içeren besinlerden uzak durmak
– Eve giren kimyasalları mümkün olduğunca azaltmak
– Özellikle kış aylarında tahlil sonuçları doğrultusunda D vitamini desteği almak
– Antibiyotik ilaçları sadece gerekli durumlarda ve probiyotik desteği ile beraber kullanmak
– Düdüklü tencere kullanmak yerine besinleri çok kısık ateşte uzun süre pişirmeyi tercih etmek
– Kemik ve et suyunu günlük beslenmemize eklemek (Alerjimize uygun bir hayvanın kemiği)

image

GAPS giriş diyetine başlarken önerilen kemik suyu yaklaşık 3 saat kısık ateşte pişirilmeli, vücut tolere edip bağırsak sorunları çözüldükten sonra en az 12 saat kısık ateşte pişirilen kemik suyu kullanılmalıdır. Kasapta parçalattığınız üzeri az etli omurga veya but kemiği büyük bir tencerede kısık ateşte kaynatılmalı, kaynarken oluşan köpükler uzaklaştırılmalıdır. Elde edilen kemik suyu en sağlıklı cam kavanozlarda saklanır ancak benim derin dondurucuda çok yerim olmadığı için mecburen bu buz torbalarını tercih ettim. Kemiklerin üzerindeki et ve kemikten ayrılan ilik de rondodan geçirilerek çorbalara eklenebilir. Kemik suyu hazırlanırken mutlaka çocuğun alerjisi olmayan bir hayvan (Tavuk, hindi, dana, kuzu, balık) seçilmelidir.

Çocuklarımızın ileride daha sağlıklı bireyler olması, şu an bizim onları neyle ve nasıl beslediğimize bağlıdır. O yüzden tüm ailelerin çocuklarının beslenmesi konusunda daha dikkatli olmasını ve uygulayacakları alternatif tedavi yöntemlerinde daha temkinli davranmalarını tavsiye ederim. Ben şahsen bir tedavi yönteminin her hastada aynı sonucu veremeyeceğine ve tedavinin hastanın durumuna göre dizayn edilmesi, özelleştirilmesi gerektiğine inanmaktayım. O yüzden duyduğumuz, okuduğumuz bilgileri körü körüne uygulamadan önce bu yöntemin bize ne kadar uygun olduğunu sorgulamalıyız. Bu sorgulamayı da alerji takibimizi yapan, bizi birebir tanıyan ve tıbbi durumumuzu herkesten daha iyi bilen kendi doktorumuz ile beraber yapmamız daha uygun olacaktır.

Not: GAPS diyeti ile ilgili detaylı bilgi almak için www.gapskitap.com sitesini ziyaret edebilirsiniz.

Reklamlar

GAPS Konferansı’ndan İzlenimler” üzerine 8 yorum

  1. Nazlı dedi ki:

    Merhabalar. Yazdıklrınızdan çok büyük fayda görürüz inşAllah uygulamaya başldıım bende. Benm sormk istedıgım dört yasndaki bir cocuga giriş diyetını nasıl neler vererek baslamalıyım mesela sabah kahvaltısında sadece kitapta yazılan kemık suyuyla olurmu beni lütfen bilgılndırın.

    Beğen

    • Merhaba Nazlı Hanım,
      Çocuğunuzun özellikle çoklu besin alejisi varsa bu diyeti uygulamadan önce mutlaka takibinizi yapan doktorunuz ile görüşmenizi ve onun onayını almanızı öneririm. Keza diyet zor ve uzun süreli bir diyet. Benim de 4 yaşında bir oğlum var ancak ben ve doktorumuz bu diyetin onun için uygun olmayacağına karar verdik. Her hastanın ayrı ayrı değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum.

      Beğen

  2. Hatice dedi ki:

    Merhaba yazdiklarinizi okudum benimde 6 yasinda oglum var ondada bagirsak bozuklugu ve islenmiz gidalara karsi hazimsizligi var ve daha bircok sey.. Sizden ricam bana dr tavsiye edebilrimisiniz??

    Beğen

  3. çağla dedi ki:

    Merhaba,
    Çocuğumdaki reflü ve süt-yumurta intoleransı nedeniyle aylarca katı bir diyet yapıp da boşuna yıpranmış bir anne olarak bu diyetin küçük çocuklar için uygun olduğunu düşünmüyorum.Reflünün ve birçok hastalığın aslında bağırsak mantarından kaynaklandığını ve herhangi bir ilaç kullanmadan, 3 ay unlu gıdalar ve şeker yenmediği;turşu,kefir gibi yararlı probiyotikler alınması ile iyileşmenin hızlandığını öğrendiğimizden beri bu yolda ilerliyoruz ve tamamen uymadığımız halde belirtiler azaldı:)

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s