Bu kadın deli mi?

Saat gece yarısını çoktan geçmiş, ben blogta ne yayınlasam da annelerin daha çok işine yarar diye düşünürken hiç ummadığım bir yazı yazmaya karar verdim. Başlığı da çok beğenerek seçtiğimi itiraf etmeliyim.

3 yıldır anlatıyorum anlatıyorum ama yeteri kadar anlatamamışım ki halen anlaşılmadığını görüyorum. O zaman bir kez daha deneyeyim: Ben alerji ile doğdum, bebekken de çok çekmişim, ilk iki yıl sürekli kusmuşum, kimse reflü bile dememiş. Allahtan o kısımları çok hatırlamıyorum. Ama hatırlayabildiğim kadar geriye gittiğimde tüm yaşıtlarımın doya doya yediği şekerleri, çikolataları yiyemediğimi, olur da kaçamak yapıp yersem bütün vücudumun kabarıp deliler gibi kaşındığını daha dün gibi hatırlıyorum. Annem yazık çok taşıdı beni hastanelere. O yıllarda alerji mi vardı, yalandan bir deri testi yapılmıştı hayal meyal hatırlıyorum. Kakao pozitifti de gerisi tamamen silinmiş hafızamdan. Keza çocuk aklımda çikolata yiyemeyeceğim için çoooook üzülmüştüm. Gel zaman git zaman besin alerjisi azaldı ama diğer alerjilerim hiç geçmedi. Ne mi, saymakla bitmez; polen, küf mantarı, ev akarı, metal, güneş, soğuk hava(rüzgar), kozmetik, kimyasal koruyucular ve sigara dumanı… Kimi zaman hafifler, kimi zaman coşarlar ama peşimi hiç bırakmazlar.

Hadi hepsi bir yana bir de 3 kez anafilaksi geçirmişliğim var, biri hafif ikisi ağır. Siz ölmek nedir bilir misiniz? Hani filmlerde gösterir acil serviste sedyeye yatmışsınız, herkes etrafınızda koşturur, siz onları görürsünüz ama duyamazsınız, konuşmak istersiniz ama sesiniz çıkmaz. Etrafınız kararır, bir tek kalp atışlarınızı duyarsınız gittikçe zayıflayan… Herkes ölümden korkar, bana korkmam demeyin. Çünkü kimse sevdiklerinden ayrılmak istemez, onu diğer tarafta başka bir hayatın beklediğini bile bile… Sonra oldu bitti ile kaldırırlar sizi sedyeden, yok birşeyin derler. Sırtınız sıvazlanır, moraliniz düzeltilir, geçti denir, inanırsınız. Sanki siz değildiniz o biraz önce sedyede karanlık bir kuyuya düşen. Yıllar sonra anlaşılır tam neydi olup biten. Ama kimse uyarmaz sizi bir daha yaşayabilirsin diye. Ben bu yüzünü tanıdım işte alerjinin… Zannettim ki en çirkin yüzü bu ama çok yanılmışım.

Annemi kızdırdığım zaman derdi bana hep, “Allah sana senin gibi çocuk versin” diye… Aynen de öyle oldu. Daha doğdu olay oldu! Emmedi, kızardı, kabardı, ağladı, uyumadı… Biz ailecek tıbba biraz meraklıyız. Çok okuruz, birbirimizle paylaşırız. Herkesin bir ilgi alanı vardır, kimi örgü sever kimi yemek, biz de bunu seviyoruz, biraz tuhafız. Hoş ailemizde hastalık açısından yok yok. Yani ister istemez de bilmek zorundayız. Bir çoğu kronik hastalıklar, bir çoğu alerji kökenli hastalıklar, otoimmün hastalıklar… Yani biz bu hayatı seçmedik, o bizi seçmiş, kaderimiz. İsyan etmedik diyemem ama boyun eymek yerine mücadele etmeyi seçtik. Her neyse oğlum da böyle doğunca doktor doktor gezdik tabi ama nafile, en genel geçer tanı kolikti, inandık. Efe’nin hikayesinde anlattım 2,5 aylıktı ilk kez kakasında koca bir parça kan gördüm diye. Dünya başıma yıkıldı. Nasıl küçücük bir bebekten bu kadar kan çıkardı? Ne düşüneceğimi bilemedim bile, acilde aldık soluğu. Süt alerjisi teşhisimiz koyuldu ama herşey o kadar havadaydı ki… Bu nedir, neden bizim başımıza geldi, ne kadar sürecek, ne yiyeceğim, o ne yiyecek, sadece diyetle mi geçecek, tedavi olmayacak mı…..vesaire vesaire… Hepinizin tahmini gibi bu sorulara çok net cevap bulamadık. Ha diyetle tepkiler biraz azaldı ama çocuğun susup da uyuyacağı yok. 20 dakikadan uzun uyumayan bir çocuk, uyandı mı da avazı çıktığı kadar ağlayan, dakikalarca sakinleşmeyip kucakta tepinen… Bize bebek sevmeye gelen yarım saat durup kaçıyor. Keza o çığlıklara insan yüreği dayanmaz, anne yüreği nasıl dayansın! Hala geziyoruz doktor doktor kimse demiyor alerjiyle ilgili diye… Dile kolay 9 ay böyle geçti, sayısız tahlil, sayısız test, sayısız muayene… Herkes bana acıdı, bense oğluma… Çok detaya girmeyeceğim ama hayatımın en kara, en kötü, en üzüntülü zamanıydı. Hani insanlar yılbaşında bir dilek tutar ya, 2011’e girerken “Allahım ne olur oğlum uyusun başka bir şey istemiyorum.” dedim, durum o kadar trajik yani… Ama olmadı ta ki biz doğru doktor, doğru teşhis ve doğru tedaviyi bulana kadar. Ne kadar basit değil mi, alerjik reflü??? Bilenler bilir Fügen hoca’nın muayenehanesinin önünde mermer merdivenler vardır. Çıktık ilk muayeneden yürüyecek halim yok, biraz önce kafama bir balyoz yemişim. Oturdum tam oracığa kucağımda 9 aylık bebek, kış günü, hıçkıra hıçkıra ağladım. Eşim gitti ilaçları aldı geldi. Kaç para tuttu dedim. Hiç unutmam 9 lira dedi. Bu 9 liralık ilaç için mi çekmiştik 9 ay süren çileyi…

Ya oğlum, hadi ben anneyim üzülüyorum. Peki ya o? Tüm bu acıları yaşayan sonuçta o! Ben alerjik bir insan olmasaydım belki daha kolay olurdu kabullenmek diye düşünüyorum çoğu zaman. Ama biliyorum ki alerjik bir besini yemek zehir yutmak gibidir. Boğazınızda daha deydiği yeri yakar, mideniz kabarır kabarır patlayacakmış gibi hissedersiniz, o besin vücudunuza nereye deyerse siz onu an an hissedersiniz. İğne batırıyorlar gibi. Ne zaman atarsınız onu vücuttan, ancak o zaman rahatlarsınız. İnanın aynen böyledir. O yüzden herkes bana üzülürken ben ona üzüldüm esas. Bunu nasıl ona yapabildim diye… Bu suçluluk asla bitmedi. O düzeldi, ben düzelmedim. O yedi ben sevinemedim. O yumru hep boğazıma takıldı kaldı. Beni kimseler anlamadı, ne yaşadığımı ne kadar anlatsam da kimse kendini benim yerime koyamadı, olmadı… Çooook yalnızlık çektim, çok göz yaşı döktüm. Kimse depresyon demesin bana, en ağırını yaşadım. Oğlum nasıl büyüdü, nasıl güldü, nasıl yürüdü, hiç sevinemedim. Kafamda bir milyon soru takılıp kaldım ben bu hatayı nasıl yaptım diye. Bu çocuk ne yiyecek, nasıl büyüyecek diye… Okulda benim gibi alay mı edilecek, başkalarının yediklerine bakacak iç mi geçirecek, içim kıyıldı bu sorularla. Ne yapsam cevap bulamadım. Geçer dedim, geçecek dedim. İki yaşına geldi, geçmedi. Ama dönüp de kendime “A be salak; çocuk gayet sağlıklı, koşuyor, oynuyor, herşeyden öte mutlu, huzurlu.” diyemedim.

3 yıl önce keşfettim Süt Alerjisi Türkiye grubunu, aman o gece ne sevinç yaşandı bizim evde. Bir tek biz değildik. Bu bir salgındı biz yeni farkediyorduk. Ya insan başkası da aynı acıları çekiyor diye sevinir mi? İşte ne kadar çaresizmişim, buna bile sevindim. Sonra yazılanlara katılmaya başladım. Ne çok şey öğrendim. Kendime kızdım, bunca zaman vaktimi daha verimli kullanabilirdim diye. Artık internet çağındayız, belki ülkemizde çok yayın yok ama yurtdışında bir çok bilimsel makale var internet sitelerinde yayınlanan. Elbette bunları okumak insanı ne doktor yapar, ne uzman ama bilmek insanı umutlu yapar, korkusuz yapar. İnsan en çok bilmediğinden korkar… Ama okumak, öğrenmek, daha çok bilmek beni asla doktorumuzdan uzaklaştırmadı. Tam tersi daha da yakınlaştırdı, çünkü ben soru sormayı öğrendim. Bir doktora ne sormanız gerektiğini çok iyi bilmeniz gerektiğini anladım. Ben sordukça o daha çok anlattı, hiç bıkmadı. Baktı seviyorum öğrenmeyi hiç şikayet etmedi. Ben ne anneler gördüm, ben çok iyi biliyorum deyip doktora gitmeyen, şu doktorun hastasıyım deyip sadece bir kez muayene olduktan sonra uğramayan, Amerika’dan kitap getirttim okudum deyip evde çocuğuna kendi kendine deneme yapan… Okumak ve öğrenmek beni asla böyle bir anne yapmadı. Asla tıptan, doktorlardan ümidimi kesmedim. Daha önce doktorların elinde çok hırpalanmış olsak bile… Asla önceliğimi çocuğumun oyuncağı, kıyafeti, okulu yapmadım. Sağlık her yıl en büyük masrafımız oldu. Bu kadar çabaya rağmen iki yaşında geçti mi geçmedi. Keza hep denir ya bu iki yaşında geçecek diye, işte kendime nasıl hedef koymuşsam başladım gün saymaya, mahkumların duvara çizik attığı gibi. O gün gelip de bizde hala bir değişiklik olmayınca bir kez daha düştüm dipsiz kuyulara…

Ne yaparız, ne ederiz, nasıl böyle yaşarız derken o zaman çoook övgüyle bahsedilen ülkemizde de yeni yeni uygulanmaya başlanan desensitizasyon tekniğini uygulamaya karar verdim. Hem de yıllardır takibimizi yapan doktora danışmadan. Evet aynen öyle bir eşşeklik yaptım, ne deseniz haklısınız! Ne mi oldu, hüsraaaaannnnn! Efe hayatımda hiç görmediğim kadar kötü oldu. Deri testi ve yama testi negatif çıkınca lıkır lıkır içirilen sütlerle oğlum gözümün önünde bir haftada eridi gitti. Ne kanama, ne sancı, ne iştahsızlık, ne uykusuzluk, ne acı, ne acı… yazsam yazsam bu satırlar almaz. Detayına girmeyeceğim, yaptırıp memnun kalan da vardır, halen tedavisi devam eden de. Ama herkese göre değilmiş, her çocuğa ezbere uygulanmazmış, ben onu çok acı bir bedelle öğrendim. Sonra kendi doktorumuz zor toparladı oğlumun durumunu. Ne mi oldu, ben sustum. Hiç susmadığım kadar sustum. Diyemedim hiç bir şey, kimseye diyemedim. Kendi elimle bunu nasıl yaptım çocuğuma bilemedim. O muydu bunu isteyen, o mu tuttu götürdü beni elimden, gel anne bak ben iyileşeceğim diyen? Ben yaptım bunu ona, ona sormadım bile, ister mi istemez mi düşünmedim bile, canı yanar mı, yan etkisi olur mu diye araştırmadım bile. O kadar çok çıkmak istemişim ki o kuyudan, başkasına girdiğimi görememişim, üstelik daha derinine…. Çok uzun sürdü sessizliğim, kendimi hiç ama hiç affetmedim. Bugün hala bu satırları yazarken yanaklarımdan yaşlar akmasına engel olamıyorsam siz düşünün ne pişmanlık çekmişim. Ne grup kaldı gözümde ne hayat, ta ki bir gün bir annenin tesadüfen ben bu yöntemi denemeye karar verdim, her deneyen iyileşiyor dediğini görene kadar. İşte o zaman bu deli kadın çıktı ortaya. Bir yazı yazdım, açık açık ne yaşadıysak, ben ettim siz etmeyin dedim, araştırmadan gitmeyin dedim. Bu bir tedavi değil, bir deneme dedim. Sonucu hüsran da olabilir dedim. Evet ilk ben dedim. Yıllar içinde bizim gibi başka anneler de açıkladı yaşadıkları olumsuz tecrübeleri, çok şükür ki biraz olsun aklandım. Keza bir ara felaket tellalı diye anıldığımın farkındaydım.

O uzun süren sessizlik böyle bozuldu işte. Hatta yıllar sonra o soruyu sorup benim dilimi çözen anneye de teşekkür ettim. O olmasaydı o kuyudan çıkaramamış olabilirdim hala kafamı. Yıllarca diyemediğimi dedim kendime. Aldım onu karşıma, “Bak kızım sen bu illetle doğdun büyüdün, seni ölümün eşiğine getirdi, pes etmedin. Şimdi aynı çabayı evladın için yap! Neyse bunun yolu, okumaksa okumak, öğrenmekse öğrenmek, her neyse yap artık. Bırak pişmanlıklarla, iç hesaplaşmalarla vakit harcamayı. İnsanın ömründe zaman kadar kıymetlisi yok. Bir daha da geri gelmeyecek. Kimse sana bu çocuğu tekrar yeni doğduğu gün gibi kucağına vermeyecek. Ne oldu ise oldu, bitti. Önüne bak, dönüp çocuğuna bak. Onu daha sağlıklı nasıl yaparım, zamanını, enerjini buna harca.” dedim. Sağolsun dinledi beni 🙂

O gün bugündür içimde deli bir kadın canlandı. Her duyduğuna, her gördüğüne aman üzerime vazife değil demeden, aman şimdi laf anlatamayacağım demeden kendimi paralarcasına anlattım. Kah yanlış anlaşıldım, kah sevildim, kah nefret edildim. Hiç sorun değil, çünkü benim içim rahat etti. Kimse bilmedi ki bu kadın ne diye hiç tanımadığı bir başka anneye yardım etmek için bu kadar uğraşıyor, ne diye kendi vaktinden bu kadar çalıyor. Evet ben bir anneyim, bazılarınız anında cevap vermeye programlanmış bir bilgisayar yazılımı olduğumu zannetse de ben de bir insanım. Hepiniz gibi yatıyor, kalkıyor, yemek yiyor, markete gidiyor, eve gelip yemek pişiriyor, oğlu ile oynuyor, hatta kendince evden bir iş yürütmeye çalışıyorum. Ama elimde telefonla yaşadığım doğrudur, eşim kızmasına rağmen tuvalete gidiyorum bahanesi ile o ara bir kaç anneye cevap vermişliğim doğrudur. Oğlum uyur uyumaz, ohhh günün en güzel saati deyip ayağımı uzatıp televizyon izlemek varken tableti elime alıp çaresizlik yaşayan anneler için ağladığım doğrudur. Elimde bir sihirli değnek olamadığı için kendime kızdığım doğrudur, bazen soruları okumayı atlayıp acaba o anneyi kırmış mıyımdır diye düşündüğüm doğrudur, mesaj kutumda halen açılmayı bekleyen onlarca mesaja yetişemediğim için kendime kızdığım doğrudur. Beni yakın hayatımdan tanıyan kişilerin dahi bu çabamı anlamadığı doğrudur, boşuna uğraşıyorsun, her anneye laf anlatamazsın uyarısını sık sık aldığım doğrudur. Ama unuttukları bir şey var, ben dün sadece minik Elif’i kurtarmadım! Ben her yardım ettiğim annede, ben her şifa bulan çocukta aslında oğlumu kurtardım. Yıllar önce kurtaramadığım oğlumu tekrar tekrar her seferinde yeniden kurtardım. Kendime kızgınlığımdan böyle kurtuldum, kendimi affetmeyi böyle seçtim. Gruplarda soru soran her annenin çocuğu benim çocuğum, zamanında acısını anlayamadığım, bilgisizlikten yardım edemediğim… O çocukların hepsi benim gözümde aynı, hepsi benim çocuğum, hepsi benim Efe’m… Belki hepsine yetişemem, belki her anneyi doğru doktora gitmek için ikna edemem ama yardım edebildiğim her anne, biraz olsun acılarından kurtulan her çocuk benim için çok kıymetli bir kazanç. İşte bunu anlayamazsınız, ne olur anlamak için uğraşmayın. Dedim size ben deliyim…

Ömrüm, sağlığım, hayat koşullarım elverdiği müddetçe ben buyum, buna engel olamazsınız. Beni kendimi affetmek konusunda frenleyemezsiniz. Beni anlayamayabilirsiniz ama yargılayamazsınız. Beni yargılayabilmeniz için benim yaşadıklarımı yaşamış olmanız gerekir. Benim yürüdüğüm yoldan yürümüş olmanız gerekir. Hayatta en lüzumsuz gördüğüm şey ünvanlardır. Beni yıllarca gruplardan tanıyan insanlar mesleğimi dahi bilmedi, ta ki ben bu blogta yazana kadar. Ben ki bir Profesör kızıyım kapısından ünvanını sildirip insanlar ünvanlarla doğmaz diyen… Bana ünvandan bahsetmeyin. Ben ki eğitim ve iş hayatım boyunca her zaman çalışkanlığımla başarılarımla söz edilmiş bir insanım, bana egodan bahsetmeyin. Ego nedir bilir misiniz, aslında bizler günlük hayatta yanlış kullanıyoruz asıl ima ettiğimiz id olarak bilinir ve en baside indirgenmiş açıklaması bencilliktir. Şimdi yukarıda bahsettiklerimi okuyan hangi insan bana bencil olmaktan bahsedebilir sorarım. Bencillik nedir size söyleyeyim. Başkasına yardım etmek yerine, çok engin tecrübelerinizi sadece bir kaç dakikanızı ayırarak başkası ile paylaşmak yerine, bunu yapmayı seçeni eleştirmektir. Bu kişiyi kendine yanlış misyon seçmekle itham etmektir. Ama siz beni incitemezsiniz, siz beni yolumdan geri çeviremezsiniz. Çünkü dedim ya size ben deliyim!

Reklamlar

Bu kadın deli mi?” üzerine 5 yorum

  1. Duygu Gur dedi ki:

    Kim kızdırdı sizi bu kadar özlem hn ??? Efe ye endoskopide şimdiden geçmiş olsun, umarım herşey beklediğinizden çok daha iyi çıkar… Sevgiler

    iPad’imden gönderildi

    Beğen

  2. burcu dedi ki:

    Siz bütün soruları içtenlikle cevaplarken…
    Buna birileri itiraz ediyorsa ….
    Çok şaşkınım. Amaç ne anlayamadım.

    Beğen

  3. cemile dedi ki:

    Beni okurken aglattiniz…bazen kendimi buldum yazinizda. Bende sedyede olumden donmek nedir bilirim. Bir hastanede grip.icin takilan serum bana anafleksi gecirtti. Ve ben oglum oldugunda onun alerjil bir bebek olmasindan hep korktum
    Korktugum oldu onse sut alerjisi sonra ilac alerjileri. Ceken bilir… ben hergun elim yuregimde yasiyorum hic olmadi ama ya bir gun oglumda benim gibi olursa gozumun onunde yasam savasi verirse diye aklim gidiyor… alerjiniz gectii sut urunleri tuketin dediklerinde. Ogluma ilk peynir verdigim gun uyudugunda basindan hic ayrilmadim ya birden fenalasirsa diye… ici yanani ancak ici yanan anlar… Allah Efe ye sifalar versin. Insallah bir gün acaba dokunurmu sorusu olmadan ozgurce istediklerini yer. …

    Beğen

  4. zekiye dedi ki:

    Sizi seviyorum Özlem hanim. Hayat insani nasilda olgunlastiriyor diyorum kendime. Bir anda büyüdüm ben iki çocuk annesiyken bile cocukmusum. Erva ile büyüdüm sizi ve diğer anneleri tanidim. Onlarin dertleriyle dertlendik. Bu yaziyi okuyunca kizimin sağlıklı gülen hallerinin keyfini cikarmadigimin farkina vardim. Hala birsey bilmiyor üzülüyorken bende üzüntülerime mola verip kizimin güzel günlerinin keyfini cikarayim. Çok öpüyorum sizi

    Liked by 1 kişi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s