Mayıs Ayı Seminerleri

alerjikbebekModern Çağın Salgını: Alerji

  • Çocuğunuzun kuru, çabuk çatlayan hatta yer yer egzema gözlenen bir cildi mi var?
  • Bazen açık havaya, güneşe çıkınca arka arkaya hapşırma, gözlerde sulanma mı gözlemliyorsunuz?
  • Çocuğunuz sık sık larenjit, farenjit, bronşit, bronşiolit, otit, sinüzit mi geçiriyor?
  • Uzun süren öksürük, göğüsten gelen hırıltı, nefes darlığı gibi şikayetleri mi var?
  • Huzursuz, uykusuz, kolik bir bebeklik dönemi mi geçiriyorsunuz?
  • Ek gıda ile tanışan bebeğinizde barizleşen bir takım alerjik reaksiyonlar mı var? Mesela kulak arkası kabuklanma, mukuslu ve/veya kanlı dışkılama, kusma, ishal, vücutta döküntüler, kilo alımında gerileme gibi…
  • Çocuğunuzun “fark edilmemiş bir alerjisi” olabilir mi?

Alerji belirtileri nelerdir, hangi durumda hangi uzman hekime başvurulmalısınız, teşhis için hekimlerin uyguladığı yöntemler nelerdir, kesinleşen teşhis sonrası evde ne gibi tedbirler almalısınız konularının işleneceği seminerde Alerjik Anne bloğunun yazarı ve Alerji ile Yaşam Derneği Başkanı Özlem Ceylan, kendi bilgi ve tecrübeleri sizlerle paylaşmak adına 18 Mayıs 2016 tarihinde Hassas Anne Etkinlik Merkezi’nde ve 25 Mayıs 2016 tarihinde Happy Nest’te olacaktır.

18 Mayıs Çarşamba, saat 12:00-14:00

Ücretsiz

Rezervasyon 0 535 876 68 81

Adres  Ali Nazime Sokak No:32 Koşuyolu, Kadıköy / İstanbul

Detaylı bilgi için http://www.hassasanneetkinlikmerkezi.com

parents2-1024x682

 

25 Mayıs Çarşamba, saat 10:30-12:30

Ücretsiz

Rezervasyon 212 257 87 87

Adres  Kültür Mh., Onaran Sok. No:4 Hareket Sitesi, Etiler/İstanbul

Detaylı bilgi için http://www.happynest.com.tr

Ekran Yakalamaları23

Reklamlar

Alerji ile Yaşam Derneği’nin Açılışına Davetlisiniz!

Bundan 5 yıl önce anne-bebek forumlarında Alerji hakkındaki sorulara cevap vermemle başladı herşey… Kim derdi ki sonu bu olacak… Aslında bu bir son değil, yeni yepyeni bir başlangıç…

Alerji hakkında çevremdeki herkesin bilgilenmesi için çıktığım bu yolda 2 yıl önce bu bloğu yazmaya başlamıştım. Blogla beraber sesim binlerce aileye ulaştı. Onları Alerji ile Yaşam Platformu altında bir araya getirmeye ve aralarında sosyal bir ağ oluşturmaya karar verdim. 1,5 yılda 13.000 üzerinde alerjik çocuk sahibi aileye ulaştık. Bu süre zarfında tecrübelerimizi paylaştık, yemek tarifleri ürettik, kah ağladık kah sevindik ama hep beraberdik…

Bu beraberlik öyle güçlü bir bağ kurdu ki, tek başımıza cılız çıkan sesimiz gürleşti, Alerji ile Yaşam Platformu’nun duvarlarına vura vura yankılandı. Ama kimse bizi orada duyamazdı… Sesimiz artık dışarıya çıkmalı ve daha geniş kitlelere ulaşmak için kurumsal bir çatı altında birleşmeliydi. Bu amaçla 17 Mart 2016 tarihinde Alerji ile Yaşam Derneği kuruldu. Türkiye’nin ilk ve tek alerji hastaları derneği…

Şimdi resmi açılışımızı gerçekleştirmek için 8 Mayıs Pazar günü, Elite Hotel Dragos’ta buluşuyoruz. Tüm alerjik çocuk aileleri davetlidir…

Davetiye

Bahar Temizliği Yaparken Nelere Dikkat Edilmeli?

spring-cleaning-green

Baharın gelmesi ile beraber özellikle alerjik çocuk sahibi anneler için önemli bir süreç başlar: Bahar Temizliği!

Bahar temizliği ile ev içi alerjenler oldukça azaltılabilir ve alerjik şikayetlerde rahatlama sağlanabilir. Ancak bahar temizliği aynı zamanda evde toz kalkmasına, bu tozun  kullanılacak temizlik ürünlerinin kokuları ile beraber ev içindeki havaya karışmasına neden olabilir. Bu durum özellikle alerji ve astım hastaları için risklidir.

Bu nedenle bahar temizliği yaparken dikkat edilmesi gereken bazı noktalar vardır;

Yatak Odaları

Kids-Rooms-5-easy-living-13jun13_pr_bYatak odaları bahar temizliğine başlamak için en önemli noktadır. Çünkü her insan günün en az 8 saatini yatak odasında uykuda geçirir. Çocuklar için bu sürenin daha uzun olduğunu düşünürsek ev içi havanın en kaliteli olması gereken yer yatak odalarıdır. Yatak odasında adım adım yapmanız gerekenler şu şekilde sıralanabilir;

  • Dolaplardaki kıyafetleri ayırın. Giymediğiniz veya çocuğunuza küçülen kıyafetleri ihtiyaç sahiplerine verilmek üzere dolaptan çıkartın. Unutmayın ki ne kadar çok eşya o kadar çok toz demektir.
  • Aynı şekilde çocuğunuzun oynamadığı oyuncakları bağışlanmak üzere ayırın. Oyuncakları her zaman kapalı kutularda muhafaza edin. Oyun bittikten sonra her oyuncağı kutusuna kaldırmayı da bir oyun haline dönüştürüp çocuğunuza erken yaşta bu sorumluluğu kazandırabilirsiniz.
  • Mevsimlik kalın giysileri başka bir alanda muhafaza etmek için ayırın. (Battaniye, yorgan, kazak vb. gibi…) İçi vakumlanan saklama torbaları kullanabilirsiniz. Bu tip kalın-tüylü kıyafet ve battaniyelerin ev akarlarının en sevdiği yaşam alanı olduğunu unutmayın.
  • Yatak odasında açıkta kitap bulundurmamaya çalışın. Keza kağıt çok miktarda toz toplar. Açıkta kitap bulundurmak yerine kapaklı kitaplık kullanmayı tercih edin. Kitapları okuduktan sonra başucunda bırakmak yerine kitaplığa kaldırın.
  • İhtiyacınız olmayan/kullanılmayan eşyaları bağışlayın. Keza çok mobilya-eşya tozun birikmesi için daha çok zemin demektir.
  • Odadaki gereksiz eşyalardan kurtulduktan sonra temizliğe yukarıdan başlayın. Varsa klima-tavan fanının ve tavan lambasının üzerinde biriken tozları alın.
  • Daha sonra uzun süredir yeri değiştirilmeyen yatak-dolap-komidin gibi eşyaları çekerek altında biriken tozları alın.
  • Temizlik esnasında hepa filtreli elektrik süpürgesi kullanmaya çalışın.
  • Yatak nevresim ve antiakar kılıflarınızı 60 derece üzerinde yıkayın. Yatağınızı kaldırarak altındaki sunta veya baza kısmını temizleyin.
  • Yatağınızın üzerini elektirik süpürgesinin uygun başlığı ile süpürün, özellikle kenar biye aralarında biriken tozları almaya dikkat edin. Yatak temizliği için profesyonel firmalardan da destek alabilirsiniz. Ancak kullanılacak kimyasalların içeriğini mutlaka kontrol edin.
  • Oda duvarlarını yine uygun bir süpürge aparatı veya nemli bez ile temizleyin. Duvar kağıdı kullanıyorsanız kağıt ile duvar arasında nem ve küf oluşmadığından emin olun.
  • Oda pencerelerinin lastiklerini küfe karşı kontrol edin. Odaların her gün bol bol (polen alerjisine karşı tercihen öğleden sonra) havalandırın. Dolap içlerinin de havalanması için kapaklarını açın.
  • Perdeleri sökerek kokusuz organik deterjanlarla parfümlü yumuşatıcı kullanmadan yıkayın. Stor ve zebra tarzı perdelerin daha çok toz tutması nedeni ile kolay yıkanabilen sık dokulu kumaş perde tercih edin. Yine çok toz barındıran kat kat fon perdelerden kaçının.
  • Yatak odasında mümkünse kolay yıkanabilen pamuklu kilim veya BPA içermeyen plastik malzemeden üretilen matları tercih edin.
  • Temizlik yaparken maske takmayı veya bir tülbent ile ağız-burun kısmınızı örtmeyi ihmal etmeyin.
  • Kullanacağınız temizlik malzemelerinin organik bitkisel bazlı olmasına dikkat edin. Keskin kokulu çamaşır suları sağlık açısından çok tehlikelidir ve astım ataklarına neden olabilir.

Mutfak ve Banyolar

contemporary-bathroom-kitchen

  • Mutfak dolaplarını boşaltarak son kullanma tarihi geçmiş ürün olup olmadığını kontrol edin. Aynı şekilde kullanmadığınız mutfak eşyalarını ihtiyaç sahiplerine verilmek üzere eleyin.
  • Aynı şekilde banyonuzda kullanmadığınız temizlik/kozmetik ürünlerini ve son kullanma tarihi geçmiş ilaçlarınızı eleyin. Ecza dolabınız varsa içindekileri kontrol edin.
  • Temizlik esnasında çamaşır suyu yerine mutlaka organik/kokusuz/alerji dostu ürünleri tercih edin. Lateks alerjiniz varsa lateks-free temizlik eldiveni kullandığınızdan emin olun.
  • Banyodaki ıslak zeminleri kontrol edin. Sürekli ıslanan duş perdesi, banyo paspası gibi yüzeylerde küf oluşumu varsa çöpe atın.
  • Banyo ve mutfak evin en nemli alanları olduğu için küf oluşumuna çok elverişlidir. Bu nedenle küfün oluşabileceği nemli yüzeyleri kontrol edip varsa küften arındırın. Küf temizliğinde sulandırılmış limon tuzu en etkili yöntemlerden birisidir.
  • Banyo veya mutfak su tesisatında bir sızıntı olup olmadığını kontrol edin. Havalandırma varsa açık tutmaya çalışın. Yemek pişerken aspiratör çalıştırın ya da mutfak kapısını kapalı tutup pencereyi açarak yemek buharının evin dışına çıkmasını sağlayın. Aynı şekilde banyo yaptıktan sonra buharın odalara yayılmasını engellemek için banyo kapısını kapalı, havalandırma penceresini açık tutun.
  • Banyoda nemli kalan sabun veya sabunluk üzerinde de küf üreyebilir, mutlaka kontrol edip küflenen nesneleri yenileyin.
  • Mutfaktaki çöp kutusu küf ve bakteri üremesi için çok elverişlidir, sık sık yıkayarak içini nemli bırakmamaya özen gösterin.
  • Buzdolabı, bulaşık veya çamaşır makinesi kapak kenarlarındaki lastikler de küf üremesi açısından risklidir. Mutlaka kontrol edip temizledikten sonra kuru kalmasına özen gösterin. Çamaşır yıkadıktan sonra makinanın kapağını açık bırakarak içinin iyice kurumasını sağlayın. Bulaşık ve çamaşır makinası filtrelerinizi sökerek temizleyin.

Salon ve Oturma Odaları

livingroom

  • Perdeleri sökerek kokusuz organik deterjanlarla parfümlü yumuşatıcı kullanmadan yıkayın. Stor ve zebra tarzı perdelerin daha çok toz tutması nedeni ile kolay yıkanabilen sık dokulu kumaş perde tercih edin. Yine çok toz barındıran kat kat fon perdelerden kaçının.
  • İhtiyacınız olmayan/kullanılmayan eşyaları bağışlayın. Keza çok mobilya ve biblo, vazo gibi eşyalar tozun birikmesi için daha çok zemin demektir.
  • Klima kulanıyorsanız  hepa filtrelerinizi yeniletin ve klima bakımı yaptırın.
  • Temizliğe önce yukarıdan başlayın. Tavan lambasının, varsa tavan fanının üzerinde biriken tozları alın.
  • Oda duvarlarını uygun bir süpürge aparatı veya nemli bez ile temizleyin. Duvar kağıdı kullanıyorsanız kağıt ile duvar arasında nem ve küf oluşmadığından emin olun.
  • Koltuk minderlerini ve yastıklarını mümkünse kılıflarını çıkartarak yıkayın. Koltuk  temizliği için profesyonel firmalardan da destek alabilirsiniz. Ancak kullanılacak kimyasalların içeriğini mutlaka kontrol edin.
  • Daha sonra uzun süredir yeri değiştirilmeyen koltuk-büfe-vitrin-tv ünitesi gibi eşyaları çekerek altında biriken tozları alın.
  • Açıkta kitap bulundurmamaya çalışın. Keza kağıt çok miktarda toz toplar. Açıkta kitap bulundurmak yerine kapaklı kitaplık kullanmayı tercih edin.
  • Hem polen hem küf oluşumu açısından ev içerisinde saksı çiçeği bulundurmayın.
  • Eğer akvaryum kullanıyorsanız küf oluşumu açısından kontrol edin ve sık sık temizliğini yapın.
  • Pencerelerin lastiklerini küfe karşı kontrol edin. Salonu her gün bol bol (polen alerjisine karşı tercihen öğleden sonra) havalandırın.
  • Ev içinde aşırı nem oluşumunu engellemek için  elektrikli veya hazneli nem giderici düzenekler kullanabilirsiniz.

Kolay gelsin!

yoga-spring-cleaning-pic-660x330

Yardımcı Kaynak: Astma & Allergy Foundation of America

 

Zor Sorulara Kısa Cevaplar

image

Dünya Nadir Hastalıklar Günü’nde Efe’nin bir gününü sosyal medyada paylaşmak istedim ama gelen yorumları okuyunca üzüldüm, sustum.
Keza niyetim kimsenin üzülmesi ya da Efe’ye acıması değildi… Bu hastalık hakkında biraz olsun farkındalık yaratabilmek, bazı çocukların bilinenden daha zor bir hayata sahip olduğunu göstermek için anlatıyorum aslında yaşadıklarımızı…
O kadar çok soru soruyorsunuz ki Efe ile, hastalığı ile ilgili… Hepsini bu yazıda cevaplamaya çalıştım.
Yazının başlığı “Zor sorulara Kısa cevaplar” çünkü bazı soruları yanıtlamak benim için gerçekten zor, çok zor o yüzden kısa kısa cevaplar yazacağım. Anlayışınız için teşekkür ederim.

– Efe’nin besin alerjisi mi var?
Hayır sadece besin alerjisi yok. 4 yaşına kadar çoklu besin alerjisine sahipti. O zaman çok daha fazla besin yiyebiliyordu. Daha sonra kronik bir immün hastalığa yakalandı. O yüzden şu an beslenmesi bu kadar kısıtlı.

– Efe’nin hastalığı tam olarak nedir?
Tıp literatüründe nispeten yeni sayılan, bu nedenle henüz hakkında çok fazla detay bilinmeyen, kronik bir immün yani bağışıklık sistemi hastalığı. Besin alerjisi değil!
Tam ismi Eozinofilik Enteropati veya Eozinofilik Gastrointestinal Hastalık olarak geçer. Eozinofil bir çeşit beyaz kan hücresidir ve görevi vücudu parazit gibi istilacılardan korumaktır. Ancak bağışıklık sitemi düzgün çalışamaz ve parazit gibi istilacılar yerine besin gibi alerjenlerle tetiklenirse eozinofillere yanlış bir sinyal giderek bir savaş başlatılmış olur. Eozinofiller kemik iliğinden salınarak kana karışır ve belli dokular üzerinde birikerek dokuda iltihaplanma ve uzun vadede doku hasarına neden olur. Eğer eozinofiller yemek borusunda sayıca artar ve bu dokuya zarar vermeye başlarsa Eozinofilik Özofajit, midede artarsa Eozinofilik Gastrit, mide ve ince bağırsakta artarsa Eozinofilik Gastroenterit, kalın bağırsakta artarsa Eozinofilik Kolit olarak adlandırılır. Bir kişide bu hastalıklardan sadece bir tanesi veya bir kaçı beraber görülebilir. Efe’de Eozinofilik Özofajit ve Gastroenterit mevcut.

– Bu hastalıklar doğumdan itibaren mi ortaya çıkar?
Hayır bu hastalıklara hayatınızın herhangi bir evresinde yakalanabilirsiniz. Misal 50 yaşında teşhis koyulan vakkalar da var.

– Bu hastalıklar sadece besin alerjisi olanlarda mı ortaya çıkar?
Hayır bilinen hiç bir alerjiniz olmasa da bu hastalıklara yakalanabilirsiniz. Alerjisi, özellikle besin alerjisi olanlar tabi ki daha büyük risk altındadır. Eozinofilik özofajit, hem besinler hem de solunum yolu alerjileri ile tetiklenebilir.

– Bu hastalık nadir bir hastalık mıdır?
Hastalığın literatüre girdiği ilk yıllar görülme sıklığı çok daha düşük olmasına karşın, son yıllarda yapılan araştırmalar bu oranın binde bire kadar düştüğünü gösteriyor. Ancak bilinilirliğinin az olması nedeni ile NORD (National Organization for Rare Disorders) ve GARD (Genetic and Rare Diseases Information Center) göre nadir hastalıklar kapsamında değerlendiriliyor.

– Bu hastalık genetik midir?
Evet genetik olarak tanımlanıyor. Ancak genetik demek illa anne-baba ya da bir akrabada bu hastalık olacak demek değil. Aile bu hastalığa neden olan gene sahip olabilir, bunu çocuğuna aktarabilir ancak kendilerinde hiç tetiklenmemesine karşın çocukta hastalık tetiklenerek akut hale geçebilir. Aynen diğer otoimmün hastalıklarda olduğu gibi…

– Kronik demek ömür boyu mu sürecek demek, Efe hiç iyileşmeyecek mi?
Evet kronik demek uzun soluklu bir hastalık demek. Yani atıyorum bir enfeksiyon kaptınız, teşhis edildi, tedavi uygulandı, iyileştiniz…gibi değil. Besin alerjisinden farkı, besin alerjileri bebeklikte ortaya çıkar ve yaş büyüdükçe hafifleyip büyük oranda geçer. Oysa Eozinofilik gastrointestinal hastalıklara hayatınızın herhangi bir evresinde yakalanabilirsiniz. Aynen diğer otoimmün hastalıklarda olduğu gibi… Hastalığın akut ve uyku dönemi olabilir, bu dönemler yıllarca süredebilir. Misal biz yaklaşık 2 yıldır akut yani aktif dönemdeyiz ama bağışıklık sistemi yarın karar verir, eozinofil üretmeyi durdurur, o zaman uyku dönemine geçmiş oluruz. Bir süre sonra yine kafasına göre karar verir aşırı eozinofil üretmeye başlar, hastalık tekrar akut yani aktif hale gelir. Bunu bilemeyiz, ön göremeyiz. Dünyadaki hiç bir tıp otoritesi de bunu ön göremez. Bu nedenle kronik bir hastalık olarak adlandırılır.

– Efe neden bu hastalığa yakalandı?
Efe’nin hikayesi‘nde anlattım. Biz ilaç alerjisinin tetiklediğini düşünüyoruz. Keza Efe yıllardır aynı gıdaları tüketiyordu ve periyodik doktor kontrolündeydi. Bu olaya kadar herhangi bir şikayeti yoktu.

– Efe’nin fark etmediğiniz sinsice ilerlemiş besin alerjisi olabilir mi? Doktorunuz geç teşhis etmiş olabilir mi?
Bu tip soruları ya da imaları çok cüretkar bulduğumu belirtmeden geçemeyeceğim. Keza ben yıllardır alerji ile yaşayan ve herkese diyetine dikkat etmesi konusunda yıllardır uyarı yapmayı kendine vazife edinmiş bir insan olarak, kendi oğlumun diyetine uymamam gibi bir durum söz konusu olamaz. Kaldı ki 4 yaş öncesinde hiç bir sağlık sıkıntımız, en ufak bir belirtimiz yoktu. Doktorumuz da geç değil tam tersi birçok vakaya kıyasla çok erken teşhis koydu.

– Efe’ye nasıl teşhis koyuldu?
Efe’nin hikayesi‘nde anlattım.

– Bu hastalığın belirtileri nelerdir?
Belirtiler aynen alerjide olduğu gibi hastadan hastaya farklılık göstermektedir. Hastalık bazılarında çok hafif seyretmesine karşın bazılarında daha ağır ilerleyebilir. Eozinofilik Özofajitin belirtileri reflü belirtileri ile benzerlik gösterir. Uzun süren ve özellikle PPI ilaç tedavisine cevap vermeyen reflü belirtilerinde detaylı tetkik yapmak gerekebilir. Ancak reflü veya diğer sindirim sistemi şikayetleri birçok nedene dayanabilir. Bu nedenle değerlendirme bir Gastroenterolog tarafından yapılmalıdır.

– Bu hastalık nasıl teşhis edilir?
Sadece endoskopik inceleme ve alınan doku parçalarının patolojik incelemesi sonucunda kesin teşhis koyulabilir. Doku yüzeyinde sayılacak eozinofil sayısı belli bir sınırın üzerinde ise hastalık teşhisi kesinleşir. Bu sınır değer her organ için farklıdır. Çünkü eozinofiller her insanın sindirim sisteminde bulunur, sadece sayısındaki artış sınır değeri aşarsa bu hastalıkların teşhisi gerçekleşir.

– Hemogramdaki Eozinofil sayısı veya ECP değeri yüksekse bu hastalığa yakalanmış mı sayılırız?
Hayır, kandaki eozinofil sayısının artması vücudun alerjene maruz kaldığını gösterebilir ama Eozinofilik enteropati olduğunu kanıtlamaz. Çünkü bu hastalıkta kanda değil doku üzerinde biriken eozinofil sayısı esas alınır. Kandaki yüksek değer sadece riskin arrtığına işaret eder. ECP de aynı şekilde eozinofiller tarafından salınan proteini ifade ettiği için bu hastalıkların tanısı için yeterli veri değildir. Kan değerleri hiç yükselmeyen Eozinofilik enteropati hastaları da mevcuttur. Misal Efe, hastalığının teşhisinden önce veya sonra kandaki değerleri hiç yükselmedi ancak doku üzerindeki değerler diyete göre değişkenlik gösterdi.

– Çocuğumda bu hastalık olduğundan şüphe ediyorum ne yapmalıyım?
Mutlaka bir Pediatrik Gastroenteroloğa başvurmalısınız.

– Efe neden sadece kabak, pirinç, muz yiyor?
Çünkü vücudu sadece bu kadarını tolere edebiliyor.

– Bu besinlerin dokunmadığını nasıl tespit ettiniz?
Hastalığın teşhisi ile ciddi bir diyet kısıtlamasına gidildi. Fayda sağlamayınca eliminasyon diyeti ile yediklerinden tekrar eleme yapıldı ve elimizde en son bu 3 besin kaldı

– Bu besinler herkes için güvenli besinler midir?
Hayır bunlar Efe için güvenli besinler. Bir başkası için güvenli olmayabilir.

– Peki alerjisi testlerde çıkmıyor muydu?
Hayır çıkmıyor, Efe besinlere karşı Non-IgE alerjisine sahip. Ancak bu hastalıklar IgE aracılı alerji tipine sahip kişilerde de görülebiliyor.

– Neocate içerken midesi bulanmıyor mu? Neden aroma katmıyorsunuz?
Evet kokusu ve tadı itiberi ile içmekte zorlandığı zamanlar oluyor. Ancak içine herhangi bir aroma, katkı eklememiz mümkün değil. Keza bağışıklık sistemi bunlara da tepki verebilir.

– Ben bebeğimi aminoasit mamaya alıştıramadım, siz nasıl alıştırdınız?
Sabırla… Eğer Efe bu yaşta hemen hemen yediği tüm besinleri bırakıp bu mamayı içti ise inanın her çocuk içebilir.

– Ama Efe dışarıdan bakılınca nasıl oluyor da gayet sağlıklı görünüyor?
Aslında Efe sağlıklı görünmüyor ancak sizler onun eski halini bilmediğiniz için bu hali size normal görünebilir. Efe 2 yıldır HİÇ kilo almıyor. Hatta geçen yıl, eski kilosunun da altına inmişti. Kabak, pirinç ve günde yarım muz ile günlük besin ve kalori ihtiyacını karşılaması mümkün değil. Neocate yani amino asit bazlı formüla sayesinde biraz olsun protein, demir, kalsiyum ve vitamin alıyor ancak bu onun yaşındaki bir çocuk için yeterli değil.

– Efe hiç isyan etmiyor mu?
Hayır etmiyor. Her zaman çok sabırlı bir çocuktu. Her zaman besin alerjisinin farkında olan bir çocuktu. Çok küçük yaşta ona alerjisini anlatmıştık. Nasıl derseniz bakınız bu yazı. Bu nedenle hiç isyan etmedi. Sadece ara ara “Neden ben?” diye soruyor. Pedagoğumuz yardımı ile ona anlatmaya çalışıyoruz.

– Psikolojik olarak kötü etkilenmiyor mu?
Evet tabi ki etkileniyor. Bu nedenle düzenli olarak oyun ve EMDR terapisi alıyor.

– Peki siz evde ne yiyorsunuz? Onun yanında nasıl yiyorsunuz?
Efe artık yemek kokularına da özendiği için evde et pişmiyor. Genellikle hızlı yenecek atıştırmalık şeklinde yemek yiyoruz. Eskiden sadece besin alerjisi varken yani daha çok alternatife sahipken aynı sofrada oturup yemek yiyorduk ancak şu anda bu mümkün değil.

– Siz çok güçlüsünüz, psikolojiniz bozulmadan nasıl dayanıyorsunuz?
Aslında güçlü falan değilim. Sadece ahlanıp vahlanmayı vakit kaybı olarak görüyorum. Efe bebekken ve onun besin alerjisi nedeniyle ben çok katı bir diyet yaparak emzirirken, depresyonun doruklarındaydım. Ama ne oldu, hiç bir işe yaramadı. Bu nedenle teşhis koyulduğu gün kendime bir söz verdim. Bize hiç bir getirisi olmayacak “Ah vah, tüh tüh..” şeklindeki söylemlerden kaçınıyorum. Ama sabır zamanla tükenen bir şey… O yüzden bazen çok küçük şeylere patlayabiliyorum. Yeterince zor bir hayat yaşadığımız için bunu daha da zorlaştırmaya kalkan şahıs ve olaylara karşı tahammülüm çok azaldı. Kendime terapi olarak insanlara yardım etmeyi seçtim. Çünkü başka hiç bir iş, bir insana yardım etmiş olmanın hazzını vermiyor bana artık.

– Bıdı bıdı yöntemi, diyeti, tedaviyi duydunuz mu? Denediniz mi? Neden denemiyorsunuz?
Evet bugüne kadar bana “duydunuz mu” diye sorduğunuz HER yönetemi duydum. Kimisini denedim, kimisini denemedim. Neden denemedim? Çünkü Efe’ye milyonda bir bile zarar verebilecek bir diyeti, tedaviyi, yöntemi denemem. Maalesef ülkemizde alternatif tıp adı altında saçma sapan uygulamlar yapılabiliyor. Bu konuda çok uyanık olmanızı tavsiye ederim. Dünyadaki hiç bir tedavi yönetimi %100 başarı garantili ve %0 riskli olamaz. O yüzden aldığınız riskleri iyi değerlendirin.

– Efe D vitamini ve probiyotik kullanıyor mu?
Evet uzun yıllardır kullanıyor. Ancak belirtmek isterim ki bu tip takviyeler sizi genetik yatkınlığınız olan bir hastalığa yakalanmaktan tamamen koruyamaz ya da yakalandığınız bir hastalıktan hemen kurtulmanızı sağlayamaz. Eğer öyle olsaydı sadece bu takviyeler ile tüm bu hastalıklara çare bulunmuş olurdu. Kompleks yapıya sahip hastalıklarda hiç bir zaman TEK bir tetikleyici ya da TEK bir iyileştirici olabileceğini düşünmemek, yani bu takviyelerden mucize beklememek gerekir.

– Benim çocuğum da alerjik, o da mı böyle olacak?
Hayır tabi ki HER alerjik çocuk böyle olmayacak. Başta bahsettiğim gibi her bin kişiden birisinde bu hastalık ortaya çıkmakta. O binde bir kişi sizin çocuğunuz mu bilemem, bunu siz de bilemezsiniz, doktorunuz da bilemez. Ama o bir kişi olmamanız için lütfen alerjinizi kontrol altına almaya çalışın, diyetinize sadık kalın. Besin alerjisi ile inatlaşmak size yarar değil, zarar getirir. Ayrıca rica ederim çocuğunuza adını duyduğunuz her hastalığı yakıştırmayın.

– ve gelelim Efe neden okula gitmiyor?
Paylaştığım resimde de ifade ettim. Efe’nin kaydı silindi. Bu karar bize ait değildi. Evet bunu yapan özel bir okuldu. Hayır kurum ismi vermeyeceğim. Çünkü şu an devam etmekte olan bir soruşturma var. Sonuçlandığı zaman detayları ile paylaşacağım. Çok rica ediyorum bu konuda hiç kimse benim adıma açıklama yapmasın.

İyi dilekleriniz ve dualarınız için teşekkür ederim. Bugüne kadar her zorluğun üstesinden geldik. Bunda tabi ki dualarınızın çok büyük payı olduğunu biliyorum. Ben yaşadığımız herşeyi boş satırlara yazıyorum. Ancak siz yazdıklarımı okuyup cevap verdiğinizde, kendimi boş duvarlara konuşmadığıma ikna etmiş oluyorum. Sağolun…

 

 

Alerjik Çocuk Sahibi Ailelerden Neler Öğrenebiliriz?

9279a23c-4557-43e1-817b-b721256cf5e6Dün Amerika’nın ünlü yayın kuruluşu The New York Times, “Alerjik Çocuk Sahibi Ailelerden Beslenme Konusunda Öğrenebileceklerimiz” başlıklı bir yazı yayınladı. Yazıyı kaleme alan KJ Dell’Antonia üç anne ile röportaj yaparak hem besin alerjisinin bilinmeyen avantajlarını ortaya koydu hem de alerjik çocuk sahibi olmayan ailelerin alabileceği dersleri gözler önüne serdi.

Yayın evinin röportajında yer alan, 3 ve 8 yaşında iki alerjik çocuk annesi olan Cristina Henriquez, “Çocuklarımın yumurta, fıstık, süt, balık, deniz mahsülleri ve ağaç kabukluları alerjisi olmasına karşın çok sağlıklı beslendiklerini düşünüyorum” diye söze başlıyor. “Çünkü evimize işlenmiş gıda çok nadiren giriyor ve çoğu zaman dışarıda yemek yemekten kaçınıyoruz. Genellikle dışarıda yemek yediğimizde bu tatlı veya pişmiş yemek olmuyor, keza bu tip yiyecekler çoğu zaman süt ve yumurta içeriyor. Bu yüzden çocuklarım bir ikram için diğer çocuklara göre daha çok heyecanlanıyor ve kıymetini biliyor.” diye ekliyor.

Amerika’da besin alerjisi her yüz çocuktan dördünde görülüyor ve CDC verilerine göre bu problem her geçen gün daha da kötüleşiyor. Keza 1997-2007 arası çocuklarda besin alerjisi görülme sıklığı %18 oranında artış durumda. Besin alerjisinin belirtileri hafif kaşıntıdan, döküntüye hatta hayatı tehdit eden reaksiyonlara kadar değişkenlik gösterebiliyor. Süt, yumurta, fıstık, ağaç kabukluları, balık, deniz mahsülleri, soya ve buğdaydan oluşan 8 besin alerjik reaksiyonların %90’ından sorumlu tutuluyor.

Çoğu aile sadece çocuklarının sağlıklı beslenmesinden endişe ederken besin alerjisi olan çocuk aileleri daha büyük risk altında. Yiyecekleri hep evde önceden hazırlamak, dışarıda özellikle fast food tarzı yiyeceklerden uzak durmak zor gibi görünse de, eğer çocuğunuzun hayati risk taşıyan bir besin alerjisi varsa geriye çok fazla seçeneğiniz kalmıyor. Bu durumla nasıl başa çıktıklarını anlamak için 3 farklı aile ile röportaj yapan yazar, onlardan aslında her aileye uyarlanabilecek sağlıklı beslenme tüyoları alıyor.

Herkes yemek pişirmeyi öğrenebilir. Los Angles’ta yaşayan beş çocuk annesi Kelly Rudnicki “Oğlumun besin alerjisi teşhis edilmeden önce yemek dahi pişirmeyi bilmiyordum. Sürekli dışarıda yiyorduk” diyor. Halen fıstık, ağaç kabukluları, süt, yumurta, baklagil alerjisi olan 13 yaşındaki oğlu için yemek pişirmeyi öğrenen ve akabinde 3 yemek kitabı yazan Rudnicki, “Bunu öğrenmek tahmin ettiğim kadar zor olmadı” diyor.

Önceden plan yapmak her şeyi kolaylaştırır. Kahvaltı veya atıştırmalık için dışarıda durup yemek yemek gibi bir seçenek olmayınca, sağlıklı atıştırmalıkları önceden düşünüp hazırlamak bir alışkanlık haline gelebiliyor. 9 ve 12 yaşında fıstık ve ağaç kabukluları alerjsi olan iki çocuk annesi Susannah Funchs, “Önceden planlamamak gibi bir şey söz konusu değil. Başka seçeneğimiz yok, o yüzden bu şekilde yapıyoruz.” diyor.

Yemek pişirmek çok zaman almak zorunda değil. Kelly Rudnicki “Bir şey pişirmek için vaktiniz olmadığını düşünebilirsiniz ama bu ekstra 10 dakikalık bir planlama gerektirir.” diyor. “Çok kısa süre içerisinde çocukların da seveceği kolay tarifler üretebilirsiniz” diye ekliyor.

Hazır gıdalar karşı konulamaz değil! Hazır gıdaların pazarlama gücünün yanı sıra, okul için öğle yemeği hazırlamak ve uygun atıştırmalıkları önceden planlayıp pişirmek imkansız gibi görünebilir. Besin alerjisi olan çocuk aileleri dahi nadiren güvenli atıştırmalıklar bulabiliyor. Ancak her zaman içerik etiketini kontrol etmeleri, atıştırmalık  için meyve veya ev yapımı alternatifler seçmeleri gerekiyor. Henriquez “Eğer çocuğunuzun yiyebileceği bir şey bulamıyorsanız, onu kendiniz üretmeniz gerekir.” diye uyarıda bulunuyor.

Çocuklar kendi adına konuşabilir. Çocuklar büyüdükçe, besin alerjisi konusunda kendilerine bakmaları yani bir yetişkin gibi soru sormaları ve sorularının önemini ifade etmeleri gerekiyor. Eğer 12 yaşında bir çocuk dışarıda arkadaşları ile hamburger sipariş edecekse, pişiren kişiye yemeğin içindekileri sorması gerekiyor. Funch “Bu, tüm utangaçlığınızı bir yana bırakmanızı gerektirir” diye ekliyor.

Yiyeceğimizin içindekileri ve nerede yapıldıklarını öğrenebiliriz. Besin alerjisi olan büyük çocuklar ve aileleri içerik etiketi okuma konusunda çok bilinçli. “Gizli alerjenleri bulmak için üretim şeklini ve içerikte yer alan her kelimeyi sorgulamak ve çözmek, gıda üretimini öğrenmek demektir.” diye ekliyor Funch. Keza hazır gıdalar pek çok koruyucu katkı maddesi içeriyor. Dışarıda yemek yerken daha çok aşçı ile birebir konuşup bilgi alabilecekleri yerleri seçtiklerini ifade ediyor. Büyükanneninizin anlayabileceği tarz içeriğe sahip besinleri tercih etmek problemi belirlemek açısından daha kolay oluyor. Hidrolize kazein yerine süt yazan bir içerik gibi…

Her şeyi kontrol edemezsiniz. “Korku ve riskle yaşamayı öğrenmelisiniz.” diyor Rudnick, oğlunun evde gizlice çikolata yemeye kalktığını anlatarak. Bazen çocuklar “farklı” olmaktan yoruluyorlar ve şanslarını denemek istiyorlar. “Ben evde olmadığım için 14 yaşındaki ablası hemen Epipen iğne uygulayıp ambulans çağırmıştı çünkü ne yapması ve nasıl yapması gerektiğini biliyordu.” diye ekliyor.

 

Dün akşam bu yazıyı okuduktan sonra mutlaka bloğa çevirisini koymalıyım dedim kendime. Keza bazen besin alerjisi sayesinde, sağlıksız bir çok gıdadan uzak kalarak çocuklarımızın sağlığını uzun vadede koruduğumuzu unutuyoruz. Bazen uzun soluklu bu hastalıkla boğuşmaktan yoruluyoruz… yasaklarla yaşamaktan, sürekli kontrolde olmaktan, etrafımızca fazla titiz olmakla suçlanmaktan tükeniyoruz. İşte böyle tükenip yıldığımızda, aslında diğer annelere de iyi birer örnek olduğumuzu hatırlamamız lazım.

Amerika’da bir çok aile bizler gibi ev yapımı yani tencere yemeği yemiyor. Çoğu çocuk hazır, işlenmiş, dondurulmuş gıdalarla büyüyor. Kontrolden çıkan hazır gıda tüketiminin Amerikalıların sağlığını ne kadar bozduğu tüm bilimsel yayınlarda verilerle ortaya koyuluyor. Bu nedenle organik ve sağlıklı beslenmeye yönelen bir trend söz konusu. Bizim gibi üçüncü dünya ülkeleri ise Amerikalıların yoldan dönmeye çalıştığı hatanın henüz farkında bile değil. Oysa bizim kültürümüz çok sağlıklı bir beslenme şekline sahip. Eğer yeni nesil bunu koruyabilirse belki de çok büyük bir hatanın kıyısından dönülmüş olacak.

Öte yandan hiç yemek pişirmeyi bilmeyen Amerikalı annelerin besin alerjisi ile tanıştıktan sonra yemek yapmayı öğrenmesine rağmen, besin alerjisi konusunda biz Türk annelerden daha az şikayet ediyor olması ise ironik… Bunun ülkemizde alerji konusunda kaliteli bilgiye ulaşmanın güçlüğü ve annelerin destek alabileceği profesyonel kurumların eksikliği nedeni ile olduğuna inanıyor ve gelecekte tüm eksikliklerin tamamlanmasını ümit ediyorum.

Yazının orjinali için bu linki tıklayınız. The New York Times / Food Lessons From Families of Kids with Allergies

Alerji mi? Abartmayın Lütfen!!!

itch_graphic_medium

Happy Nest Şubat 2016 bülteni için yazdığım köşe yazısıdır.

İnsan algı ve önyargısı bazen çok şaşırtıcı olabiliyor. Misal sizinle aynı kitabı okuyup ana karakterin iyi mi yoksa kötü mü olduğu konusunda görüş ayrılığı yaşayabiliriz ya da size masa üzerinde duran bir nesnenin ne kadar hafif olduğunu söylesem, henüz onu kendiniz kaldırmayı denemeden gerçekten çok hafif olduğunu düşünebilirsiniz.

İşte bazen medyada kullanılan görseller, bir nesne veya durumla ilgili sürekli kullanılan kalıplaşmış cümleler insanlar üzerinde farkında olmadan önyargı, yanlış algı hatta kalıpyargı oluşturabiliyor. Bundan bir yıl önce alerji nedeniyle yaşadığımız zorlukları anlatmaya başladığımda, anlatmak derken yakın çevrem dışında sosyal medyada daha geniş kitlelerle paylaşmaya başladığımda, birçok kişinin bazen bıyık altından gülümsediğini, hatta dayanamayıp “pofff yok artık” cümlesini ağızlarından kaçırdıklarına şahit oldum. İlk başta beni çok şaşırtan hatta zaman zaman kızdıran bu durum aslında insanların bu konuda duyarsız olmalarından değil, bugüne kadar yanlış algı kurbanı olmalarından kaynaklanıyordu.

Misal herhangi bir internet arama motoruna “alerji” yazıp size görselleri listelemesini istediğinizde karşınıza ya hapşıran ya da vücudunda döküntüler olan binlerce alerji hastasının resmini sunacaktır. Bir hastane broşüründe, bir film sahnesi arasına sıkıştırılmış bir replikte alerji ile ilgili size sunulan bilgi hep bundan ibarettir. Alerjik bir hasta baharda hapşırır, burnu akar, en fazla kaşınır kabarır. Alerji zaten polene, kedi köpeğe, parfüme, çilek ve çikolataya olur. Çocukluğumuzdan itibaren bize bu şekilde anlatılan, görsellerle de bu şekilde pekiştirilen bir hastalık hakkında daha fazlasını bilmemiz beklenemez. Mesela siz hiç alerjiden ölen duydunuz mu? Yok artık daha neler… Alerji süründürür ama öldürmez… En fazla baharda dışarı çıkmayıverirsin, çilek yemeyiverirsin, bir antihistaminik de içtin mi oh senden iyisi yok.

Peki ya bize yalan söyledilerse? Ben sizi masada duran nesnenin hafif olduğuna inandırmışken ya siz onu kaldırmaya kalktığınızda aslında hiç de hafif olmadığını gördüyseniz? İşte bizim başımıza gelen de aynen bunun gibi… Bizim derken Alerji ile Yaşam Platformu’ndaki binlerce alerjik çocuk ailesinin… Biz, bize gösterilenlere inandık. Çocuklarımıza bu teşhis koyulduğunda bu yük hafif diye yanıldık. İşin en kötüsü şimdi çevremizi kandırıldığımıza dair ikna edemiyoruz. Çünkü yıllarca pekiştirilen bir algıyı, önyargıyı iki günde değiştiremezsiniz. Zihinlere yerleşmiş resimleri silip yerine yenisini koymak zordur. Ama en azından deneyebiliriz. Bir kez, iki kez değil; yılmadan bıkmadan defalarca tekrar ederek, işin aslını göstererek…

Alerji birçok hastalık gibi kişiye özeldir, bazı hastalarda çok hafif seyredebilirken bazılarının hayatını dahi tehdit edebilir. WHO-Dünya Sağlık Örgütü’nün 2007 yılı raporuna göre dünya genelinde 300 milyon alerji ve astım hastası var ve dünyada her yıl yaklaşık 250 bin kişi hayatını bu hastalıklar nedeni ile kaybediyor. Bu ölümlerin içerisinde anafilaksi ve astım atakları yer alıyor. Bu açıdan bakıldığında evet bir hapşırık, bir kaşıntı kadar basit değil.

Besin alerjisi ise özellikle son yıllarda çok ciddi bir artış sergiliyor. Bazı çocuklar hayatlarının ilk yıllarını süt, yumurta, balık, et, buğday gibi faydalı proteinlerden mahrum geçirmek zorunda kalırken, bazıları ise son 20 yıldır literatüre giren Eozinofilik hastalıklar nedeni ile hiçbir besini tüketemeyip burundan mideye indirilen bir hortum vasıtasıyla özel bir mama ile beslenmek zorunda kalabiliyor. Annesinin sütünden geçen yarı parçalanmış besin proteinlerini dahi tolere edemeyip şiddetli kusma-kanlı ishal yaşayan bebekler, öte yandan yanağına bir besinin değmesi ile dahi anafilaksi adı verilen ani ve şiddetli, hatta ölümcül olabilen alerjik reaksiyon yaşayan çocuklar var, onlar aramızda… Onları görmüyor olmanız onların var olmadığından değil, belki de toplumun önyargılarından bıkıp kendilerini gizliyor olmalarından kaynaklanabilir.

Bebeği anne sütü alabilsin diye ona dokunan hiçbir gıdayı yemeyen, emzirdiği aylar boyunca sadece birkaç gıda tüketebilecek kadar katı bir diyet yapan, bebeğinin her altını açtığında kan görmemek için dualar eden, astım nöbetleri ya da anafilaktik şok nedeniyle acil servislere aşina, çevresinin “bir şey olmaz, boşuna çocuğu aç bırakıyorsun” baskılarına göğüs geren bir anneye hadi şimdi siz de “Alerji mi? Abartmayın lütfen!!!” deyin… Ya da bakış açınızı değiştirmeyi deneyin… Çünkü bu çocuklar var ve maalesef sayıları her geçen gün artıyor ve artacak… Bu ailelerin her şeyden çok toplumun desteğine ihtiyacı var.

 

 

Şubat Ayı Seminerleri

alerjikbebekModern Çağın Salgını: Alerji

  • Çocuğunuzun kuru, çabuk çatlayan hatta yer yer egzema gözlenen bir cildi mi var?
  • Bazen açık havaya, güneşe çıkınca arka arkaya hapşırma, gözlerde sulanma mı gözlemliyorsunuz?
  • Çocuğunuz sık sık larenjit, farenjit, bronşit, bronşiolit, otit, sinüzit mi geçiriyor?
  • Uzun süren öksürük, göğüsten gelen hırıltı, nefes darlığı gibi şikayetleri mi var?
  • Huzursuz, uykusuz, kolik bir bebeklik dönemi mi geçiriyorsunuz?
  • Ek gıda ile tanışan bebeğinizde barizleşen bir takım alerjik reaksiyonlar mı var? Mesela kulak arkası kabuklanma, mukuslu ve/veya kanlı dışkılama, kusma, ishal, vücutta döküntüler, kilo alımında gerileme gibi…
  • Çocuğunuzun “fark edilmemiş bir alerjisi” olabilir mi?

Alerji belirtileri nelerdir, hangi durumda hangi uzman hekime başvurulmalısınız, teşhis için hekimlerin uyguladığı yöntemler nelerdir, kesinleşen teşhis sonrası evde ne gibi tedbirler almalısınız konularının işleneceği seminerde Alerjik Anne bloğunun yazarı ve Alerji ile Yaşam Platformu kurucusu Özlem Ceylan, kendi bilgi ve tecrübeleri sizlerle paylaşmak adına 17 Şubat 2016 tarihinde Happy Nest’te, 24 Şubat 2016 tarihinde ise Atölye Bis’te olacaktır.

17 Şubat Çarşamba, saat 11:00-13:00

Ücretsiz

Rezervasyon 212 257 87 87

Adres  Kültür Mh., Onaran Sok. No:4 Hareket Sitesi, Etiler/İstanbul

Detaylı bilgi için http://www.happynest.com.tr

Ekran Yakalamaları23

 

24 Şubat Çarşamba, saat 11:00-13:00

Ücretsiz

Rezervasyon 212  322 36 22

Adres Göktürk Merkez, Çamlık Cd. No:40, Eyüp/İstanbul

Detaylı bilgi için www.atolyebis.com

569d975109bd4atolye_bis_1

569d97669d50datolye_bis_6