Görsel

Klozet Adaptörleri

2014-Brand-New-Convenient-Bathroom-Product-Eco-Friendly-font-b-Toilet-b-font-font-b-Seat

Klozet adaptörü ile alerji arasındaki bağlantıyı ilk başta kurmak zor gibi olsa da; çocuğunuz daha çok sindirim sisteminde tepki veriyor ve yaşı ilerleyip alerjisi devam ediyorsa tuvalet alışkanlığı esnasında gaita kontrolünü devam ettirmek de büyük önem taşır.  Birçok anne tuvalet alışkanlığı kazanan ve yaşı ilerleyen çocuğun gaitasını kontrol etmeyi bırakır, oysa yeni besin denemeleri yapılıyorsa veya tamamen diyet açıldıysa gaita kontrolünü devam ettirip olası mukus veya kan durumunda hekiminize bilgi vermeniz büyük önem taşır. Makatta oluşabilecek bir çatlak nedeniyle dahi kakada kan görülse, bu çocuğun canının yanmasına ve bu nedenle tuvaletini tutarak kabızlık yaşamasına neden olabilir. Dolayısıyla vakit kaybetmekten aksiyon almak, sorun kronikleşmeden hekime başvurarak gerekli tedbirleri almak önemlidir.

Peki tuvalet alışkanlığı kazandırmak için en doğru zaman ne olmalıdır? Çocuğunuz hazır olduğunda size bunun sinyallerini vermeye başlayacaktır. Bu konuda uzmanlar çok farklı görüşlere sahip olduğu için ben annenin kendi çocuğunu gözlemleyerek bu süreye karar vermesi taraftarıyım. Keza konu çocuk yetiştirmek olunca her çocuğun farklı dinamiklere ve gelişme sürecine sahip olduğu unutulmamalıdır. Tuvalet alışkanlığı esnasında çocuğunuzun nasıl rahat edeceğine göre lazımlık veya tuvalet adaptörü kullanabilirsiniz. Ancak çocuk belli bir yaştan sonra piyasadaki standart lazımlıklara sığmayacağı için tuvalet adaptörü kullanmak daha sağlıklı olacaktır. Bu durumda dilerseniz mevcut klozet üzerine portatif bir adaptör veya  hem yetişkin hem çocuk kullanımına izin veren sabit çift kapaklı bir adaptör kullanabilirsiniz. Bu durumda önemli olan, çocuğun ayaklarının havada kalıp tuvaletin içine düşme hissi yaşamasına engel olmak için bir tabure veya merdiven aparatı kullanmaktır.

2014324233727_lidercocukadaptorlukirillmaz_klozet_kapagi
Baby-Bjorn-toilet-thumb

 

Tuvalet adaptörü kullandığınız durumda dışkının klozet içine düşmesini de engellemeniz gerekir, keza bu durumda dışkıyı tam anlamı ile kontrol etmeniz mümkün olamaz. Bu nedenle hemoroit küveti adı verilen bir aparat kullanılabilirsiniz. Hemoroit küveti klozet kapağının alt kısmına yerleştirilir ve içinde biriken dışkı kontrol edildikten sonra kolayca yerinden çıkartılıp temizlenebilir. Hemoroit küvetlerinin tıpalı ve tıpasız çeşitleri mevcuttur. hemoroid banyosu-600x864-500x500download (4)Özellikle seyahat edeceğiniz veya başka bir yerde konaklayacağınız durumlarda ise seyyar adaptör tercih edebilirsiniz. Potette Plus adı verilen bu ürünü dilerseniz lazımlık gibi poşetle beraber veya klozete yerleştirerek kullanabilir ve katlayarak rahatlıkla taşıyabilirsiniz. Oyuncak_2746552Klozet adaptörlerini bebek mağazalarında, internet satış sitelerinde, hemoroit küvetini ise medikal malzeme satan mağazalarda ve internet sitelerinde bulabilirsiniz.

Görsel

Klima ve Tavan Vantilatörleri

 

download (1)

Yazın hava sıcaklıklarının artması ile beraber alerjik çocuklar için terleme ve isilik büyük problem yaratabilir. Ortaya çıkan isilikler hem alerjik döküntü ile karıştırılıp besin denemelerini etkileyebilir hem de sıcak hava ile çocukların iştahı azalıp daha çok suya yönelebilirler. Bu durumda alınabilecek başlıca tedbir bulunulan ortamı serinletmektir ancak nasıl bir yöntemle serinletme yapılacağı da büyük önem taşır.

Klima, akla ilk gelen serinletme yöntemi olsa da alerjik kişiler için bazı riskler taşıdığı bilinmektedir. Klimalı ortamda vakit geçiren bazı alerjik kişiler hapşırma, gözlerde ve burunda kaşıntı, burun akıntısı veya tıkanıklığı, gözlerde sulanma, nefes darlığı, solunum sıkıntıları, baş dönmesi ve baş ağrısı şikayetleri gösterebilir. Bu şikayetler, klima ile ev içi veya ev dışı alerjenlerinin de ortamdaki havada sirküle edilmesinden kaynaklanır. Klima dışarıdaki havadan polen, küf mantarı sporları, duman gibi alerji tetikleyicilerini iç ortama salarak içerideki toz, ev akarı, olası hayvan tüyleri ve küf mantarı sporlarını da sirküle ederek alerjik şikayetlerin ortaya çıkmasına neden olabilir.

Yapılan bir araştırmaya göre klimalardan geçen havada polen, toz, ev akarı, toz, küf mantarı sporları, halı tüyü, koltuk kumaşlarına ait elyaf, temizlik malzemelerinde bulunan kimyasallar, klimanın soğutma esnasında yaydığı gazlar saptanmıştır. Bu nedenle merkezi klima sistemleri tekli klima kullanımına göre daha zararlıdır.  Öte yandan klimalar ortamdaki nemi azaltarak ev akarı ve küf mantarı üremesini engelleyip alerji açısından olumlu bir etki yaratır. Ancak uzun kullanımlar ile oluşabilecek nem azalması alerjik kişilerin solunum yollarının olumsuz etkilenmesine ve nefes darlığı çekmesine de neden olabilir. Bu durum en sık alerjik rinit, sinüzit ve astım hastalarında gözlenir.

Ayrıca klimalarda kullanılan filtrelerin sık sık temizlenmemesi de filtre üzerinde mikrop üremesine ve klimanın çalıştırılması ile bu mikropların havaya yayılmasına ve solunum yollarına yerleşerek enfeksiyon oluşturmasına neden olabilir. Klimalarda kullanılacak filtrenin HEPA olmasına dikkat edilmelidir ancak HEPA filtreler klima çalışırken daha yüksek ses çıkarttığı için daha çok elektrostatik filtreler tercih edilmektedir. Filtrenin en az 5 mikron elimine etme gücü olmalıdır. Kullanım sıklığına göre filtreler her 3 ila 6 ayda bir değiştirilmelidir. HEPA filtrelerde bu süre daha da kısa tutulmalıdır. Ayrıca soğutucu olarak Klorofluorokarbon içeren ve ozon tabakasını olumsuz etkileyen R22 yerine, R-407C veya R-410A içeren yeni model klimalar tercih edilmelidir. Ozon tabakasının incelmesi nedeniyle, R22 tipi soğutucu içeren klimaların kullanımı 2020 yılı itibari ile küresel olarak yasaklanacaktır. Ülkemizde kullanımı devam etmesine karşın birçok gelişmiş ülkede satışı ve kullanımı durdurulmuştur.
HE-V0079-sonic-4-kanatli-tavan-vantilator-24363

Klimaların neden olabileceği olumsuz etkiler göz önüne alınarak maliyet açısından daha hesaplı tavan tipi vantilatörler de tercih edilebilir. Tavan vantilatörleri, yer tipi vantilatörlerden farklı olarak sıcak hava yükseldiği için daha etkili bir serinletme ve ortamda eşit bir hava sirkülasyonu sağlar. Ortamın metrekaresine uygun bir vantilatör seçilmesi, daha sessiz çalışması açısında kanatları hafif olan modellerin tercih edilmesi önemlidir. Uzun süre kullanılmayacak vantilatörlerin kanatları düzenli olarak temizlenmeli ve toz birikmesi önlenmelidir. Klima kullanımındaki gibi solunum yolu sıkıntılarına yol açmaması nedeni ile özellikle alerjik rinit, sinüzit ve astım hastaları tarafından tercih edilmesi daha sağlıklı olur. Güvenlik açısından vantilatörün tavana çelik dübelle sağlam bir şekilde monte edilmesine, tavan yüksekliğine uygun şekilde boyunun ayarlanmasına ve vantilatör çalışırken çocuğun kucağa alınıp yükseğe kaldırılmamasına çok dikkat edilmelidir. Klimaların tavan vantilatörlerinden yaklaşık 8 kat daha pahalı olduğu ve çok daha fazla elektrik yaktığı da unutulmamalıdır.

Yardımcı Kaynaklar: Asthma & Allergy Foundation of America, American News Report, Ozone Layer Protection/Montreal Protocol

Görsel

Sütsüz Tahıllı Kaşık Mamaları

Mother feeding baby

İnek sütü ve yumurta alerjisi olan bebekler için ek gıdaya geçişte kullanılabilecek sınırlı çeşit tahıllı kaşık maması bulunmaktadır. Tüm bu mamaların ne zaman ve nasıl deneneceğine, çocuğun alerji durumuna göre uzman bir hekim tarafından  karar verilmelidir.

İlk denemelerde tek tahıl içeren mamaları denemek daha sağlıklı olabilir. Gluten içeren karışık cins tahıllı mamalar daha sonraki aşamada kademeli olarak denenebilir. Tahıllı mamaların hepsi önceden fırınlandığı için pişirilmesine gerek yoktur. Anne sütü, su veya aminoasit formüla ile hazırlanabilir. Lütfen kutu üzerinde yer alan ölçü ve hazırlama talimatlarına uyunuz.

Sütsüz tahıllı kaşık mamalarını büyük marketlerin bebek beslenmesi reyonlarında veya internet üzerindeki güvenilir anne-bebek alışveriş sitelerinden temin edebilirsiniz.

Hipp Organik Pirinçli

lHIP-86766_1

Gluten, süt, ilave şeker içermez. B1 Vitamini içerir. Renklendirici ve koruyucu içermez.

Hipp Organik Yulaflı

lHIP-86767_1

Süt ve ilave şeker içermez. B1 Vitamini içerir. Renklendirici ve koruyucu içermez. Gluten içerir.

Hipp Organik 7 Tahıllı

lHIP-TR2890_1

İçeriğinde tam tahıllı buğday, arpa, yulaf gevreği, kabuklu buğday, çavdar unu, mısır unu ve pirinç irmiği bulunmaktadır. Süt ve ilave şeker içermez. B1 Vitamini içerir. Renklendirici ve koruyucu içermez. Gluten içerir.

Milupa 7 Tahıllı

5-tip-1-45-2f1e-7tahilli-gece

İçeriğinde buğday, arpa, darı, pirinç, yulaf, mısır ve çavdar bulunmaktadır. Gluten içerir. Kutu üzerinde uykudan önce verilmesi tavsiyesi vardır ancak alerjik çocuklar için tüm besin denemeleri gündüz yapılmalı, mamanın içeriğindeki tahılların dokunmadığından emin olunca gece beslenmesine eklenmelidir.

Milupa 8 Tahıllı, Bal içerdiği için alerjik çocuklar için çok risklidir. Süt içermiyor olmasına karşın hekiminizden onay almadan denemeyeniz.

Bebelac Çavdarlı Mısırlı

Oyuncak_3732775 (1)

İçeriğinde buğday unu, pirinç unu, arpa, çavdar, mısır unu, sukroz, dekstroz, kalsiyum karbonat, vanilin, vitamin karışımı(C vitamini, niasin, E vitamini, pantotenik asit, A vitamini, B1 vitamini, B6 vitamini, folik asit, D3 vitamini, K1 vitamini, biotin, B12 vitamini), ferik difosfat, potasyum iyodür bulunmaktadır. Gluten içerir. Vanilya ve şeker içermesi nedeni ile aminoasit mamalara has kötü tat ve kokuyu baskıladığı için tercih edilir. Ancak içeriği göz önünde bulundurularak tüketilmelidir.

Görsel

Baltalı Keçi Sütü Ürünleri

noimage_160x120

Neden Keçi Sütü?
Keçi sütü, içeriğindeki yağ ve proteinlerin inek sütünden daha ince ve yumuşak olması, daha kolay sindirilmesi, anne sütüne daha yakın bir süt olması ve giderek yaygınlaşan inek sütü alerjisinde doktorların alternatif tavsiyesi olması nedeni ile tercih edilmektedir. İnek sütüne göre daha yüksek kalsiyum içermesi nedeniyle diş ve kemik gelişimini daha fazla destekler.
-İçme sütleriyle kıyasladığında, keçi sütü % 13 daha fazla kalsiyum, daha fazla magnezyum, % 25’ten daha fazla oranda B3, B6 ve A vitamini içermektedir.
-Keçi sütündeki kalsiyumun vücut tarafından emilip kullanılabilme özelliği, diğer sütlere göre % 30 civarında daha fazladır.
-Aynı şekilde, bakır ve manganez miktarı diğer sütlere göre % 30-35 daha yüksektir.
-Önemli bir antioksidan olan Selenyum, keçi sütünde daha fazla miktardadır.
-Keçi sütü diğer sütlere göre daha fazla esansiyel yağ asidi içerir. Kısa ve orta zincirli yağ asitleri oranı, keçi sütüne hem karakteristik lezzetini verir hem de bu kısa zincirli yağ asitlerinin daha yoğun bulunması kolesterol oluşum miktarını azaltır.
Araştırmalara göre keçi sütünün vücutta kolay tolere edilmesi, keçi sütünün protein yapısı ile ilgilidir. Bu proteinler midede daha yumuşak bir sindirim sağlar ve yağ partiküllerinin daha küçük olması da sindirim kolaylığına ayrıca bir katkı sağlar.
Ancak inek sütü alerjisi olan çocukların çapraz alerji riski nedeni ile keçi sütüne de alerjik reaksiyon gösterebileceği unutulmamalıdır. Birçok kaynağa göre inek sütü ile keçi sütü arasındaki çapraz alerji riski %90 kadar yüksek bir değerdir. Bu nedenle deneme uzman bir hekim tarafından gerekirse önce hastanede besin yüklemesi yapılarak çok dikkatli bir şekilde uygulanmalıdır.
Neden Baltalı?

Funda Baltalı tarafından, 2009 yılında İzmir Seferihisar Düzce köyünde kurulan Baltalı çiftliği tamamen Saanen cins keçilerden oluşmaktadır. Bu keçilerden sağılan sütlerin işlenmesi için yine 2010 yılında tesise eklenen mandıra günde 10 ton süt işleme kapasitesine sahiptir. Yüksek süt verimi olan, 365 gün sağım yapılabilen cins keçilerden oluşan Baltalı Çiftliği, bugün Avrupa’nın en büyük ve modern keçi çiftliklerinden biri olarak gösterilmektedir. Şu anda sayıları 1000’e ulaşan keçiler, Türk ve Hollandalı veterinerlerin denetiminde, yonca ve samanın yanısıra Baltalı Çiftliği’ne özel üretilen tamamen doğal karışımlar ile beslenmektedir. Çiftlikte antibiyotik veya süt verimini arttırmaya yönelik hiçbir hormon kullanımı uygulanmamaktadır. Baltalı Mandırası’nda üretilen ürünler uzun raf ömrü sağlamak amacıyla kullanılan koruyucu katkı maddeleri içermez. Peynirlerde koruyucu olarak tuz kullanılır. Az tuzlu beslenme sağlamak için peynirler tüketilmeden önce suda bekletilebilir.

Ürün Gamı:
– Seferihisar %100 Keçi Peyniri
– Light Seferihisar %100 Keçi Peyniri
– Günlük Pastorize Keçi Sütü (Cam şişe)
– Günlük LightPastorize Keçi Sütü (Cam şişe)
– %100 Keçi Büş
– %100 Keçi Kaşar Peyniri
– %100 Keçi Lor Peyniri
– %100 Keçi Tulum Peyniri
– %100 Keçi Labneh
– %100 Keçi Armola
– %100 Keçi Sürülebilir Peynir
– Kolay Yoğurt (Cam şişe)
– Keçi Sütü 1000ML (UHT)
– Keçi Sütü / Çikolatalı
– Keçi Sütü 200ML (UHT)
– %100 Keçi Tereyağı
– %100 Keçi Sütünden Kefir

Alerjik çocuklar için ilk keçi sütü ürünleri denemesinde genellikle pişirilmiş veya mayalanmış halini kullanmak daha sağlıklı olacaktır çünkü ısıl işlem ve mayalanma işlemi esnasında proteinler şekil değiştirerek vücudun daha kolay tolere edebileceği bir hale gelir. Peynir denemelerinde ilk tercih Seferihisar beyaz peyniri veya tulum peynirinden yana olmalıdır. Diğer peynir cinsleri daha yağlıdır ve büş peyniri aslında sütün krema kısmından elde edilir. Kolay yoğurdun yapılışı içinse Alerji ile Yaşam Platformu‘nda detaylı açıklama mevcuttur.

Maalesef 12 litre keçi sütünden 1 kg peynir edildiği için üretim sınırlı miktarda yapılmakta ve her geçen gün artan talebe yetmemektedir. Bu nedenle Baltalı Keçi sütü ürünlerini her markette bulmak zordur. Genelde Migros, Macrocenter, Carrefour, Metro, Real, Kipa gibi büyük marketlerde bulabilirsiniz. Aşağıda yer alan telefondan da dağıtım yapılan satış noktalarının bilgisini alabilirsiniz.

Danışma Hattı : 444 GOAT / 444 46 28 1ef2fc7

Besin Alerjisi Ne Zaman Geçer? Peki ya Geçmediyse???

image

Birkaç hafta önce Alerji ile Yaşam Platformu‘nda besin alerjisi ne zaman geçer, geçtiğini nasıl anlayacağız diye bir soru sorulmuştu, ben de uzun uzun cevap yazacağım diye söz vermiştim. Bugün ancak cevaplayabildim ama annelerimizin genel isteği üzerine hem yazıyı bloğa taşıdım hem de yaşanmış gerçek bir hikaye örneği ekledim.

Sorulan soruyu “Bu alerji ne zaman geçecek? Hiç mi geçmeyecek? Geçerse bu çocuklar bu gıdaları doya doya yiyebilecek ve hiç sorun yaşamayacak mı?” şeklinde genelleyebiliriz.

Şimdi her şeyden önce besin alerjisi nedir? Bazı insanların vücut için zararsız olan besinlere aşırı tepki vererek savaş açmasıdır. Bu kişilerin immün sisteminin yanlış kodlanarak doğması ile ortaya çıkar, çoğu zaman genetiktir. Yani genlerle anne-babadan çocuğa aktarılır. Genetik demek illa sizin de besin alerjiniz vardı anlamına gelmez hatta bilinen herhangi bir alerjiniz bile olmayabilir ama bunu genlerinizle çocuğunuza aktarırsınız. Bu yatkınlığa sahip çocuklar herhangi bir tetikleyici ile karşılaşınca alerji su yüzüne çıkar. (Lütfen kendinizi suçlamayın buna engel olamazdınız, olamazsınız! Bu bir insanın kanserden tamamen korunamaması ile aynıdır.) Velhasıl bünye aslında bunu her zaman taşır, çocuklukta bağışıklık sistemi daha zayıf olduğu için ki bu da normaldir-her çocukta böyledir- alerji çocuklukta daha ağır seyreder, zamanla hafifler. Geçenlerde instagramda da paylaştım Çocuk Alerji ve Astım Derneği diyor ki besin alerjisi bebeklikte başlayıp 1 yaş gibi zirveye ulaşır ve sonra zamanla hafiflemeye başlar. Çocukların %80’i 3-4 yaşında, %85’i 5 yaşında besin alerjisini atlatmış olur. Ancak ergenlik de bir dönüm noktasıdır ve bazılarında alerjinin çok hafiflemesine yol açarken bazılarında tam tersi alevlenmesine neden olabilir. Bazı çocuklarda bazı besinlere olan alerji hiç geçmeyebilir de ancak bunlar çok nadir örneklerdir. Genellikle yer fıstığı, ağaç kabukluları, balık ve deniz mahsülleri alerjileri ömür boyu sürebilir.

Peki diyelim ki besin alerjisi geçti. Yani siz doktor kontrolünde testlerinizi yaptınız, denemelerinizi yaptınız ve doktorunuz dedi ki tamam artık geçti bitti. Peki gerçekten geçti mi? Eğer diyet “doğru zamanda” ve “doğru şekilde” açıldıysa ve ortada hiç tepki yoksa evet tabi ki geçmiştir! Bunun dünyada binlerce milyonlarca örneği vardır. Zaten yukarıda yer alan istatistikler bu yaşanmış vakalara göre çıkartılmıştır. Yani besin alerjisi doğru yönetildiği müddetçe yenilebilecek bir rahasızlıktır.

Peki diyeti açarken gözlemlemeniz gereken tepki nedir? Daha önce çocuğunuzun egzeması mı vardı, mukuslu kakası mı? Baktınız ve bunların hiç birisi yok oh ne güzel alerji geçmiş, peki gerçekten öyle mi??? Alerjimiz geçti diyen ailelerin “bazıları” bir süre sonra kilo alımında yavaşlama, kabızlık, gizli reflü, demir eksikliği, iştahsızlık, yemek seçme, diş gıcırdatma, tuvalet alışkanlığında sıkıntı, gece alt kaçırma, sinirlilik, hiperaktiflik ya da tam tersi durgunluk, ince motor becerilerinde gelişim geriliği, öğrenme güçlükleri …vb gibi belirtiler yaşayabilir. Bunların örneklerine maalesef son 4 yıl içerisinde rastladık. Çocuk bu belirtilerin hepsini değil sadece bir iki tanesini de gösterebilir. Hatta ortadaki tek belirti sık enfeksiyon geçirme, geniz eti büyümesi de olabilir. Bu çocuklara çoğu zaman hastanede krup hatta zatürre teşhisi koyulur halbuki işin aslı astımdır. Webinarda Haluk hoca anlattı bu konuyu, bu çocukların astım tedavisi görmek yerine yanlış teşhislerle nasıl antibiyotik tedavisine maruz bırakıldığını. Ülkemizde henüz astımın teşhisi bile sıkıntılıdır.  Ancak astımın kökeninde alerji yatar. Üstelik sadece solunum yolu alerjileri değil aynı zamanda besin alerjileri de. Bunun da en büyük nedeni aslında diyeti açılan çocuğun beslenmesinde yapılan hatalardır.

  1. Diyetin çok hızlı açılması ( Kase kase yoğurt, bardak bardak sütle yılların acısının çıkartılması)
  2. Ya da başta dikkat edilse bile daha sonraları çocuğun beslenmesinde protein dengesinin şaşması, bazı gıdalara aşırı yüklenilmesi (Sebze yerine bol bol köfte, et ya da hamur işlerine yüklenmek gibi)
  3. Çocuğun beslenmesine hızla hazır gıdaların girmesi (Gelsin koruyucu katkı maddeleri, çikolatalar, bisküviler, hazır paketli gıdalar, fast food)
  4. Özellikle kakao ya da çocuğa dokunan başka bir gıda tüketimi arttıkça gizli reflü sinsi sinsi ilerler. Çocuk gece diş gıcırdatır anne psikolojik der, çocuk kabız olur anne yediklerinden der, çocuk kilo alamaz anne irsi der, göz altları morarır anne fark etmez, demir eksikliği olur anne aman kan alınırken canı yanıyor ne gerek var bakmaya der, çocuk sık sık hastalanır anne okuldan kapıyor der, çocuk ara ara kusmaya başlar anne üşüttü der, çocuk hırçınlaşır bu yaşlarda normal der, çocuk tikler ve korkular geliştirir anne kardeş kıskançlığı-okul korkusu olabilir yani tamamen psikolojik der, der de der… Tek suçlu anne mi tabi ki değil ama aslında o da görmek istemez çünkü diyete dönmek zordur, alerjinin geçmediğini itiraf etmek zordur, bunu önce kendisine sonra etrafına hatta çocuğuna itiraf etmek zordur. (Ha bazı belirtiler gerçekten psikolojik de olabilir ama alerji hiç ummadığınız tepkilerle size sinyal verebilir-özellikle çocuk büyüdükçe… Bunu yıllar önce ilk söylediğimde çooook tepki almıştım şükür artık bir çok Türkçe kaynakta da geçiyor da eskisi gibi tabu gibi yaklaşmıyoruz bu konuya…)

Peki bu noktada önlem alınmazsa ne olur? Sürekli tetiklenen ve aşırı çalışan immün sistem yukarıdaki gelişim bozuklukları bir yana kana sürekli antikorlar ve savaşçı hücreler salgılar. Bu hücrelerin görevi aslen mikropları öldürmektir ve mikropların da ana maddesi olan proteinleri yok etmek üzere programlanmış mayınlar gibidir.

Yani şöyle düşünün siz bir savaş gemisisiniz, karşıdan bir gemi geliyor ama bayrağını yanlış görüp düşman gemisi zannettiniz. Saldınız denize mayınları ama bir baktınız ki yaklaşan düşman değil dost gemiymiş. Eee noldu deniz mayın dolu ve siz yol almak zorundasınız, işte o zaman kendi mayınınızla darbe almaya başlarsınız. İşte kanda gezen bu hücreler de bir süre sonra vücudun kendi dokularda birikmeye başlayarak orada hasar başlatır. Ama bu hasar genelde büyük bir patlamadan ziyade sinsi bir yangındır. İçten başlar, dışa vurduğunda çoğu zaman çok geçtir çünkü artık bir otoimmün hastalığa çevirmiştir. Ha diyebilirsiniz ki otommün hastalığı olsun ne olacak kanser değil ya, evet haklısınız otoimmmün hastalıklar öldürmez en azından kanser kadar çok ve hızlı değil ama sizi süründürür, tüm hayat kalitenizi bozar. Sosyal hayatınızı, okul hayatınızı, iş hayatınızı, evlilik hayatınızı olumsuz etkiler. Peki hiçbir anne bile bile bunu evladına yapmak ister mi? Tabi ki istemez zaten sorun annenin olayların bu noktaya gelebileceğini bilmemesinden kaynaklanır. İşte benim bütün çabam bunu anlatabilmek… Bu bloğu bu yüzden yazıyor, alerjinin hepimizin tahmininden daha ciddi boyutlara ulaşabileceğini bizzat kendi evladımda yaşayarak şahit oluyorum. Eozinofilik hastalıklarla ilgili ilerleyen günlerde daha detaylı yazılar yayınlayacağım ancak yeri gelmişken size bir örnek vermek istedim. Aşağıda orjinalini de paylaştığım yazı, global bir eozinofilik özafajit hasta grubunda tanıştığım ve halen yazıştığım Amerikalı bir bayana ait. Eozinofilik Özafajit teşhisinin kendisine nasıl koyulduğunu anlatıyor.

image

Türkçe çevirisi;

Eozinofilik Özafajit teşhisi koyulduğunda 34 yaşındaydım. Tüm hayatım boyunca belirtilerim vardı… 1 yaşımda yumurta alerjisi teşhisi koyuldu. Bir süre sonra annem bana tekrar yumurta denedi ve sırf daha önceki ile aynı tepkileri vermediğim için alerjimin geçtiği gibi yanlış bir kanıya kapıldı. Ama geçmemişti… Sürekli bazı belirtiler göstermeye devam ettim ama ailem bu belirtileri hiç göremedi. 18 yaşımdan beri sürekli uzman hekimlere giderek bazı şikayetlerimin cevabını aradım. Her seferinde pes ettim. En sonunda, yutkunma sorunum tamamen kötüleşti ve ilk endoskopi ve biyopsimi oldum. (34 yaşında) Eozinofilik Özafajit teyit edildi ve ben nihayet tüm sorularımın cevabını alabildiğim için mutlu oldum!

Maalesef 34 yıl boyunca sürekli anlam verilemeyen ağrılar içerisinde yaşayan bu bayan, bu uzun süren mücadelenin sonunda hastalığına isim koyulabildiği için bile mutlu olmuştu. Ama hikayesinin gerisini (henüz) paylaşmıyorum. Çünkü bu hastalık onun teşhis öncesindeki hayatını tamamen değiştirdi. Sadece alerjisi olan yumurtadan değil bir çok gıdadan da mahrum kaldı. Hatta tedavi süresince çok daha ciddi ağrılar çekti. Halen diyeti de koruyucu tedavisi de devam ediyor, keza yemek borusunda oluşan ciddi hasar söz konusu… Şimdi annesi çok pişman, çok üzgün ama geriye dönüp yaşananları değiştirebilecek şansı yok. O yüzden Alerjik Annelere diyeceğim şudur; doktorunuz dahil hiç kimse sizi çocuğunuza diyet uygulamaya zorlayamaz. Çocuğunuzun gözlemcisi sizsiniz, eğer bazı tepkileri görmezden gelmeyi tercih ediyorsanız, benim için yemesi yememesinden daha önemli diyorsanız en azından ileride başınıza gelebilecek riskleri bilin. Bu risk yüzde kaçtır bunu size kimse net olarak söyleyemez. Peki siz bu risk yüzde kaçsa bu riski göze almak istersiniz? Milyonda bir bile olsa o bir kişi sizin çocuğunuz olsun ister miydiniz?

Allah rahmet eylesin Işıl Hoca “Alerjide şüpheci olmak çok şeyi değiştirir” demişti. Hayatımda alerji ile ilgili duyduğum en doğru laflardan birisidir. Paranoyak olmayın ama şüpheci olun!  Besin denemelerini ve diyet açılmasını mutlaka doktor kontrolünde yapın. Çocuğun ilk başta bazı tepkiler vermesi normaldir. Hangi tepkiler nereye kadar tolere edilmelidir, buna mutlaka doktorunuzla beraber karar verin. Ancak bir şey görüyor, kuşku duyuyorsanız sonuna kadar peşinden gidin. Unutmayın kimse bir çocuğu annesinden daha iyi tanıyamaz!

 

İsilik, Alerjik Döküntü, Ürtiker, Egzema ve Sinek Isırığı Birbirinden Nasıl Ayırt Edilebilir?

image

Yaz aylarının en sıcak günlerini yaşamaya başlamışken Alerji ile Yaşam Platformu‘nda en sık sorular arasında isilik en baş sırayı almış durumda. Peki isilik, alerjik döküntü, ürtiker, egzema ve sinek ısırığı birbirinden nasıl ayırt edilebilir? Çoğu zaman görünüm olarak ayırt etmek güç olsa da aralarındaki bazı farklar ve ortaya çıkış şekilleri alerjik çocuk sahibi ailelere yol gösterebilir.

İsilik

Vücuttaki ter gözenekleri tıkandığında, terin gözeneklerden yüzeye çıkamayıp deri altında sıkışması nedeniyle oluşur. Bu da deri üzerinde bazen renksiz bazense kırmızı renk toplu iğne başı kadar pütürcüklerin oluşmasına neden olur. Yetişkinlerden ziyade bebek ve küçük çocuklarda daha sık görülmesinin nedeni daha küçük gözeneklere sahip olmalarından kaynaklanır. İsilik koltuk altı, göğüs, karın, sırt, boyun, dirsek iç kısmı, diz arkaları, kasıklar, bez bölgesi ve saçlı deri dibi gibi sadece terleyen bölgelerde görülür. Kilolu bebeklerde deri katlanıp gözenekleri tıkadığı için daha sık ortaya çıkar. Terleme olmadığında veya duş sonrası gözenekler tekrar açıldığında isilikler de kendiliğinden sönecektir. Özellikle kırmızı renkli isilikler kaşıntı yapabilir, iltihap kaparsa yer yer daha büyük baloncuklar gözlenebilir. Kaşıntı nedeni ile baloncuklar patlar ve iltihap kaparsa hekiminize başvurup uygun bir losyon kullanmanız gerekebilir.

image

Kalın ve sıkı kıyafetlerden kaçınmak, sadece pamuklu kumaştan yapılan kıyafetler tercih etmek, çamaşırlar üzerinde deterjan kalıntısı kalmamasına dikkat etmek, banyo esnasında cildi iyi durulayıp şampuan kalıntısı bırakmamak, banyo sonrası cildi kaplayıp zor emilen yoğun yağlı nemlendiriciler kullanmamak, gözenekleri açık tutmak için sık sık sabunsuz su ile duş almak, denize girmek, ortam ısısını dengeleyerek terlemeyi kontrol altına almak, güneşe çok maruz kalmamak, tahriş olan bölgeleri kaşıyıp kanatmamak için bebeğin tırnak uzunluğunu kısa tutmak gibi önlemler alınabilir. Ayrıca terleyen bölgelerin havlu ile silinmesi sürtünme nedeni ile cildin irite olmasına da neden olabilir. Terli kıyafetler hemen kurusu ile değiştirilmeli, bebeğin katlanan deri bölgelerinin kuru kalmasına özen gösterilmelidir.

image

Alerjik Döküntü

İnsan derisi alerjik reaksiyonların gözlemlendiği organların başında gelir. Bunun nedeni deri üzerinde bulunan Mast hücrelerinin alerjik reaksiyonlarda Histamin denilen bir madde salgılamasıdır. Açığa çıkan histaminin etkisiyle kan damarlarında genişleme olur ve bunun sonucunda deride kızarıklık meydana gelir. Damarların geçirgenliği artar ve çeşitli proteinler içeren bir sıvı damar dışına sızarak burada kabarıklık olarak gözlemlediğimiz ödemi oluşturur. Bu sırada sinirlerden de yayılan bir uyarı ile kızarıklık çevreye doğru genişler ve beraberinde genellikle kaşıntı ve yanma duygusu hissedilir. Damar dışına çıkan sıvı, hücre aralarında biriktiğinde onları birbirine bağlayan bağlar gevşer ve bunun sonucunda Bül denilen küçük, içi su dolu kabarcıklar meydana gelir. Bu kabarcıklara halk arasında alerjik döküntü denir.

Alerjik döküntüler bir çok alerjen nedeni ile ortaya çıkabilir. Ev tozu, küf mantarları, kedi, köpek, kuş tüyleri, çeşitli ağaç, ot ve çayır polenleri, böcek ve haşereler, bazı parazitler, bazı gıdalar, çeşitli ilaçlar, güneş, rüzgar, soğuk, kirli hava ile çeşitli kimyasal maddeler gibi çok fazla sayıda madde alerjiyi başlatabilir. Alerjik döküntü vücudun herhangi bir bölgesinde ortaya çıkabilir ve kişi alerjene maruz kaldığı müddetçe artarak devam eder. Alerjen ile temas kesildikten bir kaç gün içinde yavaş yavaş sönmeye başlar.

image

Ürtiker

Halk arasında kurdeşen olarak bilinen ürtiker, genelde tüm vücutta yaygın olarak görülen, ciltten hafif kabarık, sınırları genelde belirgin, farklı boyutlarda yuvarlak veya oval şeklinde, kızarık, bazen ortası soluk olabilen plakalardan oluşur. Kızaran bölgelerde kaşıntı, yanma ve batma hissi oluşur. Ürtiker üzerine elle bastırıldığında o bölgede kızarıklığın rengi beyaza döner. Ürtiker plakaları genelde bir kaç saat içinde belirli bir bölgede oluşup kaybolur, akabinde diğer bölgelerde tekrar ortaya çıkabilir ancak hiçbir zaman aynı yerde 24 saatten fazla kalmaz. Cilde uygulanan basınç, egzersiz, stres, sıcak su, güneş, soğuk su, soğuk hava, besin alerjileri, solunum yolu alerjileri, gıda katkı maddeleri, su, viral ve bakteriyal enfeksiyonlar, parazitler, böcek sokmaları, bazı ilaçlar, metal, kimyasallar, lateks, zehirli sarmaşık ve gıdalarla temas nedeni ile ortaya çıkabilir. Genellikle tetikleyici etken ile temastan bir kaç saat içinde ortaya çıkar ancak gecikmiş reaksiyon olarak da gözlemlenebilir. Bazı otoimmün hastalıklarda da kronik ürtiker görülebilir.

Tedavi olarak öncelikle tespit edilen tetikleyici etken kişiden uzaklaşılmalıdır. Besin alerjisinden şüphe duyuluyorsa tüketilen gıdalar günlük tutularak kayıt edilmeli ve ürtikerin ortaya çıkışı ile ilintili olabilecek gıdalar eliminasyon diyetine tabi tutulmalıdır. Bol pamuklu giysiler giyilmeli, ürtikerli bölgeye soğuk kompres uygulanmalı, maksimum 10 dakikalık ılık duş alınmalı, kurulama esnasında havlu cilde sürtülmemeli, banyo sonrası kolay emilen bir nemlendirici kullanılmalı, ortam ısısı dengelenmelidir. Bu tedbirlere ilaveten doktorunuzun önereceği antihistaminik ilaçlar da kulanılabilir. Doktorunuza başvurmadan önce çocuğunuzun beslenme ve ilaç çizelgesini, ortam değişikliklerini, ürtikerin ortaya çıkış zamanı ile ne kadar sürdüğünü günlük şeklinde not etmeniz faydalı olacaktır.

Ürtikerden farklı olarak, derideki kabarıklığın daha alt katmanlarda oluşmasına ise Anjioödem denir.  Anjiyoödemde üzerine basıldığında çökme olmayan, kızarıklığı ve keskin sınırları olmayan lezyonlar mevcuttur. Anjiyoödemde kaşıntıdan ziyade yanma, basınç ya da ağrı hissi gözlemlenir.  Dudak, dil, göz çevresi, el, ayak ve genital bölgelerde ortaya çıkar. Anafilaksinin belirtisi de olabileceği için hızla ortaya çıkan ve hastanın solunumunu engelleyen durumlarda Anafilaksi Acil Eylem Planı uygulanmalıdır.

image

Egzema

Halk arasında egzema olarak bilinen atopik dermatit çocuklarda daha sık görülen, tekrarlayan ve kaşıntılı lezyonlarla kendini gösteren kronik bir deri hastalığıdır. Deride kuruluk, hassasiyet ve kızarıklık şeklinde ortaya çıkar. Çocukların %10-20, erişkinlerin %1-3’ünü etkiler. Bebek ve çocuklarda tipik yerleşim yeri yüz, boyun, kollar ve bacakların dış yüzüdür. Daha büyük çocuklarda ve erişkinlerde ise dirseklerin iç yüzü ve dizlerin arkasında, saçlı deride, yer yer gövdede kuruluk ve pullanma şeklinde kendini gösterir. Egzema kronikleştikçe deride kalınlaşmalar ve tekrarlayan iltihaplı lezyonlar oluşur. Bebeklik çağında egzmalı hastaların yaklaşık %40’inde besin alerjisi saptanmıştır. Bu durumda alerjik besinin çocuğun diyetinden çıkarılması egzemada düzelme sağlayabilir. Çocuk ve erişkinlerde cilde temas eden alerjenler ve solunum yolu alerjileri de egzemaya neden olabilir. Ancak atopik dermatit her zaman alerjiden kaynaklanmaz.

Atopik dermatitin kesin bir tedavisi yoktur. Bazı hastalarda tetikleyici faktörler saptanabilirse bunlardan kaçınmak egzemayı hafifletebilir. Günlük etkin deri bakımı ile hastalığın kontrolü sağlanabilir. Tedavide derinin nemlendirilmesi temel ilkedir. Bu amaçla günde bir kez ılık suyla banyo yapılmalıdır. Banyo derideki alerjen ve tahriş edici maddeleri uzaklaştırıp enfeksiyona neden olabilecek mikroplardan arındırırır. Ayrıca suyun rahatlatıcı ve kaşıntıyı azaltıcı etkisi vardır. Ancak banyo suyu ılık olmalı, kese vb tahriş edici malzemeler kullanılmamalıdır. Sıcak su deride kızarıklığa yol açıp hassasiyeti artırabilir. Klasik sabun ve şampuanlar içerdikleri kimyasal veya alerjenler nedeniyle kullanılmamalıdır. (Bakınız; Şampuanlardaki Gizli Alerjenler) Gerektiğinde sadece hassas ciltler için nötral pH değerine sahip katkısız sabun ve şampuanlar kullanılabilir. Banyo sonrasında deri üzerindeki su damlaları yumuşak bir havluyla alınmalı; akabinde 3 dk. içinde tüm vücuda uygun bir nemlendirici uygulanarak nemin deri altına hapsolması sağlanmalıdır. Deri sürekli kuru ise gün içerisinde de nemlendirici birkaç kez daha sürülmelidir. Atopik dermatit, kaşıntıya neden olduğu için tırnakların kısa tutulması kaşıntıya bağlı deride oluşabilecek hasarı azaltmaya yardımcı olacaktır. Küçük bebeklerde geceleri kaşıntı nedeniyle deri zedelenmesini önlemek için pamuk eldivenler giydirilebilir. Uzun süre güneşe maruz kalmak hem cildi kurutur hem de vücut ısısını artırıp, terlemeye  yol açar ve egzema şikayetlerini artırabilir. Her zaman %100 pamuklu kıyafetler tercih edilmelidir. Yünlü, kalın, kaba veya sentetik kıyafetlerden kaçınılmalıdır. Mümkünse yünlü hiçbir şey kullanılmamalıdır (kazak, yorgan, yastık, yatak, oyuncak vb). Yeni alınan kıyafetler giyilmeden önce mutlaka yıkanmalıdır. Bu yıkama üretim veya paketleme sırasında kıyafetlerin üzerine bulaşan kimyasal maddelerden arındırılmasını sağlayacaktır. Çamaşırları yıkarken çift durulama yapılmalı, yumuşatıcı kullanılmamalıdır. Ancak kıyafetlerin kuruduktan sonra sertleşmemesi için kurutma makinası tercih edilebilir veya bol buharlı ütüleme işlemi uygulanabilir. Kat kat giyinme veya sıkı kıyafetler terlemeye neden olup atopik dermatitin alevlenmesine yol açabileceğinden tercih edilmemelidir. Yaz aylarında denizde yüzmek bazı atopik dermatit hastalarına iyi gelebilir. Denizden çıktıktan hemen sonra duş alınıp nemlendirici sürülmesi önerilir. Ancak akut egzeması olan çocuklar kesinlikle havuza girmemelidir. Sabun, köpük banyosu, parfüm, kozmetik, alkol içeren cilt ürünleri, suda fazla vakit geçirme, sıcak su, parmak ve hamur boyalarının şikayetleri artırabileceği unutulmamalıdır. Deri lezyonlarında kızarıklıkla birlikte sıcaklık artışı, içi sıvı dolu kabarcıklar veya sarı kabuklanmalar oluşmuşsa, ateş eşlik ediyorsa enfeksiyon işareti olabilir, bu durumda hemen doktora başvurulmalıdır.

image

Sinek / Böcek Isırıkları

Özellikle yaz aylarında artış gösteren böcek sokması nedeni ile oluşan reaksiyonlar her yaş gurubunda görülebilir ancak ince ciltleri ve bağışıklık sistemlerinin henüz tanımaması nedeniyle çocuklarda daha çok görülür. Sinek, sivrisinek, arı, pire, karınca vb. böcek ısırıkları alerjik reaksiyona neden olabilir. Böcek sokması sonucu ciltte görülen döküntüler çoğunlukla vücudumuzun giysilerle örtülmemiş bölgelerinde görülür. Bu özellik vücudumuzdaki diğer nedenlere bağlı deri döküntülerden ayrılmasında önemli bir ayrıntıdır. Çoğunlukla ilk böcek sokmasında ciltte ciddi bir reaksiyon görülmeyebilir ancak tekrarlayan sokmalarda cilt bulguları gittikçe belirginleşir. Çoğunlukla böcek sokmasından sonra 24 saat içinde o bölgede kaşıntılı bir kabarıklık görülür. Kısa süre içerisinde tekrarlayan böcek sokmalarında geniş bir alanda ürtiker plakaları oluşabilir. Yaş ilerledikçe böcek sokmalarına karşı cilt reaksiyonu çoğunlukla azalır, hatta tamamen ortadan kalkabilir. Böceğin soktuğu bölgede özellikle çocuklarda antibiyotik tedavisi gerektirecek lokal bakteriyel enfeksiyon gelişebilir. Sık olmasa da tüm vücutta şişme, tansiyon düşüklüğü ile beraber ortaya çıkan anafilaksi gibi ağır bir tablo ortaya çıkabilir. Böcek sokması olan bölgede kan dolaşımının yavaşlaması için soğuk kompres ve sokma sonrası oluşacak döküntüler için kaşıntı önleyici kremler kullanılabilir. Cilt reaksiyonu yaygınsa ve kaşıntı çoksa doktor onayı ile ağızdan antihistaminik ilaçlar kullanılabilir. Böcek sokmalarını önlemek için önce böceklerin çocuğun yaşam alanına girmesini engellemek gerekir. Böcek sokmasına karşı cilde sürülen losyonlar ve koku yayan sinek kovucular alerjik çocuklarda kesinlikle kullanılmamalıdır. Bunun yerine sesle çalışan elektronik sinek kovucular kullanılabilir. Eve sineklik taktırmak, özellikle bebekler için cibinlik kullanmak bir alternatif yöntem olabilir. Arı/böcek sokmalarına alerjisi olan bir kişinin yanında Epipen oto-enjektör taşıması gereklidir.

image

Yardımcı Kaynaklar: American College of Allergy, Asthma & Immunology, American Academy of Dermatology, MedicineNet, Mayo Clinic, Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği, İstanbul Tıp Fakültesi Arşivi, Çocuklarda Alerjik Hastalıkların Teşhis ve Tedavisi Webinarı

Legoland Discovery Center Ziyaretimiz

11264862_975619769144945_1454425404_nDün, 28 Temmuz, Efe’nin 5.yaş günüydü… Malum nedenlerden dolayı doğum gününü kutlamama kararı almıştık. Zaten okulda erken bir kutlama yapmıştık ancak Efe’nin yiyemediği bir pastayı üfleyip kesmesi içimize hiç sinmemişti. Doğum gününde ne yapsak da onu mutlu edebilsek diye düşünürken Gezimanya’nın daveti ile İstanbul’da açılacak olan Legoland Discovery Center tanıtım gezisine katılma fırsatımız oldu. Efe’nin her geçen gün artan Lego tutkusu nedeniyle bunun eşsiz bir deneyim olacağından hiç şüphemiz yoktu.

Peki Legoland bir yana siz dünyada milyonlarca çocuğun en sevdiği oyuncak olan Lego’nun gerçek hikayesini duymuş muydunuz? 1932 yılında Danimarkalı marangoz Ole, mobilya işinde iflas ederek elindeki son parayla oyuncak işine girmeye karar veriyor. 1934 yılında şirketine Leg godt (Play well= İyi oyna) kelimesinden türeyen Lego ismini koyuyor. Defalarca iflas, yangın ve İkinci Dünya Savaşını yaşamasına rağmen her seferinde sabırla yeniden başlayarak hayalinin peşinden gidiyor. Babadan oğula geçen bu tutku en sonunda bugünkü başarısına kavuşuyor. Satın aldıkları lego parçaları ile neler yapabileceklerini müşterilerine göstermek isteyen şirket, 1968 yılında ilk Legoland’i Danimarka’da kuruyor. Bugün dünyada Legoland Tema Parklarının yanı sıra kapalı alanda faaliyet gösteren 13 tane Legoland Discovery Center mevcut. 30 Temmuz 2015, saat 15:00 itibari ile Bayrampaşa Forum İstanbul içinde açılacak olan Legoland Discovery Center İstanbul ise Orta Doğu’da açılan ilk Legoland olma özelliğini taşıyor.

imageLegoland Discovery Center İstanbul, 2 kat üzerinde faaliyet gösteriyor ve temalara göre ayrılmış bölümlerden oluşuyor. İlk girişte 4D (4 boyutlu) sinema salonunda enteresan bir deneyime sahip oluyorsunuz. Keza animasyon film esnasında filmdeki sahnelere göre üzerinize hava, su, hatta kar püskürtülüyor. Yaz ayları için oldukça serinletici bir uygulama olmasına karşın kışın nasıl uygulanır bilemedim keza epey ıslanıyorsunuz. Bazı minik çocuklara bu efektler ve filmde yer alan canavar ürkütücü gelebilir. Hazırlıklı olmakta fayda var, eğer endişeniz varsa çıkışa yakın bir yere oturmanızı tavsiye ederim. Ardından temsili Lego fabrikasında çocuklar kendi üretimlerini simülasyon olarak yapıyorlar. Krallık Macerası Lazer Oyununda ise raylar üzerinde ilerleyen araçlarla bir nevi korku tüneli içinde hareket ediyor ve karşınıza çıkan trollere lazer tabancanızla ateş ederek yenmeye çalışıyorsunuz. Hani ateş etmek fikri kulağa pek hoş gelmese de amaç Prensesi bu kötü trollerin elinden kurtarmak.

image

Legoland’ın en nefes kesici bölümlerinden biri olan Miniland’de ise Galata Kulesi, Aya Sofya, Yerebatan Sarnıcı, Sultanahmet Camisi, Boğaziçi Köprüsü ile İstanbul’un ve Dünya’nın simge haline gelmiş ünlü pek çok yapısını keşfedebilirsiniz.

image

Efe’nin en favori bölümü olan Lego Yarışçıları kısmında ise kendi aracınızı tasarlayıp inşa edip özel rampalarda test sürüşü yapabiliyorsunuz. Zaten Legoland’in her köşesinde içi rengarenk Lego blokları dolu havuzlar mevcut. Bu nedenle 3 yaş altı çocukları kesinlikle gözetimsiz bırakmamak gerekli, parçalar oldukça küçük.

image

Merlin’in Çırağı bölümünde bir çeşit dönenceye biniyor ve aracınızı yukarı yükseltmek için pedalları çeviriyorsunuz. Tabi küçük bir çok çocuğun ayakları pedallara yetişmediği için iş yetişkinlerin başına düşüyor. Master Model Builder kısmında ise basit lego inşa etme teknikleri gösteriliyor ve inşa ettiğiniz ürünü dilerseniz paketleyip çıkışta satın alabiliyorsunuz. Üst katta yer alan Duplo Kasabasında ise daha küçük yaştaki çocukların daha rahat oynayabileceği Lego parçalarının 2 katı büyüklüğündeki Duplo parçalar mevcut. Yine aynı kattaki Olivia’nın Evi çok eğlenceli. Mutfakta lego parçaları ile yemek hazırlayabilir, salon kısmında ise Karaoke partisi yapılabilirsiniz. Efe bile kendi isteği ile mikrofona şarkı söyleyince şaşırmadık değil 🙂

Üst katın diğer ucunda Maceralı ağaç ev, Doğumgünü partileri için ayrılan özel bölümler ve Kafeterya mevcut. Kafe’deki Besin Alerjisi Uyarısı kalbimi fethetti ama daha görünür bir yere koyulsa daha iyi olabilirdi. Kafe henüz faaliyete geçmediği için tam anlamı ile sunulan yiyecekleri bilemiyoruz ancak dengeli beslenme adına daha az kalorili ve yağ oranı düşük seçenekler sunmayı hedefliyorlar. Menüde sandviçin yanında patates cipsi olmasına karşın dilerseniz bunun yerine meyve alabiliyorsunuz. Yine de algıda seçicilik adına menüye “Meyve veya Patates Cipsi” diye yazılsa daha iyi olabilirmiş. Arka bölümde yiyecek ısıtmak için yerleştirilmiş bir mikrodalga fırın mevcut. Biri bebek iki çocuğu olan aileler de düşünülürse, mama hazırlamak için bu alana su ısıtıcısı da eklenebilir kanaatindeyim.

image
Son olarak çıkışta yer alan Lego Mağazası takdir edersiniz ki yetişkinlerin es geçip çocuklarınsa kamp kurmak istediği bir alan. Mağaza büyük, çeşit bol, özellikle 12 yaş üstü için her yerde bulunmayan Technic ve Architecture serilerini raflarda görmek çok güzel. Gram ile lego bloklarının satışı da dahice! Dilediğiniz şekil ve renk blokları torbalara doldurup kasada tarttırabiliyorsunuz. Minimum 100 gr alabiliyorsunuz, maksimum sınır yok!!! Yine de çeşit arttırılsın isteriz, keza pencere çerçevesi vardı ama camı yoktu mesela… Mağazadaki en büyük sorun ise paketlerin koyulduğu kağıt torbalar, bu torbalar kutuları taşıyamayıp hemen patlıyor veya sapı kopuyor, yerine geri dönüşümlü plastik poşet kullanılması çok daha kullanışlı olur. Legoland içinde çalışan tüm çalışanlar ise genç, dinamik ve güler yüzlü…

shop-inside

Özetle, Legoland Discovery Center İstanbul, lego yapmaktan keyif alan çocuk ve yetişkinler için zamanın nasıl geçtiğini fark etmeyeceğiniz eğlenceli bir mekan. Hijyen koşullarına dikkat etmek önemli, keza lego havuzlarındaki bloklar yıl içinde binlerce çocuğun elinden geçecek. Eğer temas ile alerjik reaksiyon gösteren bir çocuğunuz varsa çok dikkatli olmanızı öneririm keza içeri girmeden önce çikolata yiyip ellerini yıkamamış bir çocuk olabilir, bunu asla bilemezsiniz…

Efe’nin bu zor günlerinde vaktini yaratıcı bir faaliyetle geçirmesine vesile olan sevgili marangoz Ole, eminim bundan 83 yıl önce bu kadar çocuğun evine ve kalbine ulaşabileceğini ummamıştın ama oldu… İyi ki pes etmedin, iyi ki mücadeleyi bırakmadın, oğluma anlatacağım sabır ve özveri dolu bir başarı hikayesi oldun! İyi ki varsın Lego!

Detaylı bilgi, giriş ücretleri, online bilet ve yıllık abonelik için bu linki tıklayabilirsiniz.