Hipoalerjenik Mamalar Nedir, Nasıl Temin Edilir?

imageAlerjik bir çocuk için anne sütü doğal bir aşı gibidir. Keza bağışıklık sistemi tam olgunlaşmadan doğan her bebek ihtiyaç duyduğu immunoglobulin antikorlarını anne sütünden alır. Böylece düzenli anne sütü alan bir bebeğin bağışıklık sistemi kısa sürede güçlenerek kendisini mikroplara karşı savunabilecek olgunluğa erişir. Bu nedenle alerjik bir çocuğun beslenmesinde ilk tercih edilmesi gereken kesinlikle anne sütü olmalıdır. Bebek anne sütünden geçen besinlerin proteinlerine tepki veriyorsa emzirme süresince anne de diyete başvurmalıdır. Eliminasyon diyeti ile bebeğe dokunan gıdalar tespit edilip annenin beslenmesinden çıkartılarak bebeğin alerji kökenli şikayetlerinin önüne geçilebilir. Annenin emzirme süresince yaptığı diyet oldukça sabır ve özveri gerektirir. Bu süreçte anneye mümkün olduğunca fiziksel ve zihinsel olarak destek verilmelidir. Anne çok yorulmadan, bol uyku ile kısıtlı dahi beslense sütünün miktarında azalma olmadan emzirmeye devam edebilir. Bu süreçte anneye doktor tavsiyesi ile bazı vitamin ve mineral takviyeleri verilebilir, bu takviyeler içindeki katkı maddelerinin veya meyve aromalarının alerji yapma ihtimaline karşı titizlikle seçilmelidir.

Anne sütünün “gerçekten” yetersiz olduğu durumlarda alerjik çocukların tüketebileceği özel hipoalerjenik mamalar tercih edilebilir. Burada “gerçekten yetersiz” kelimesinin altını çizmek isterim, keza biz annelerin “Sütüm yetmiyor!” gibi bazen yerli ama bazen de yersiz endişelerimiz olabilir. Sütünüzün bebeğinize yetip yetmediğine ancak bebeğinizin düzenli kontrolünü yapan doktor karar verebilir. Bu kararda bebeğin kan testi değerleri, aylık boy/kilo persentilleri ve annenin yaptığı diyetin kısıtlılığı rol oynayacaktır. Unutmayınız ki formül sütler hiç bir zaman anne sütünün yerini alamaz ve ancak tıbbi gereklilik olduğu durumlarda ikinci seçenek olarak değerlendirilmelidir.

Hipoalerjenik mamalar yarı hidrolize, ileri derecede hidrolize ve amino asit bazlı olmak üzere üçe ayrılır. İnek sütü alerjisi olan bir çocukta yarı hidrolize mamalar tercih edilmemektedir. Çocuğun tepkilerine göre ilk etapta tam hidrolize bir formüla denenebilir, ancak tepki oluştuğu takdirde amino asit formüla tercih edilmelidir.

image

Yukarıdaki tabloda soldan sağa; inek sütü, yarı hidrolize ve ileri derecede hidrolize edilmiş formüla içerisindeki protein yapısı görülmektedir. En son resimdeki amino asit formüla proteinlerin yapı taşı olan serbest amino asitler içermektedir ve bu hali bağışıklık sistemi tarafından tolere edilebilmektedir.

Nutramigen ve Pepti-Junior ileri derecede hidrolize edilmiş inek sütü proteini içeren formülalardır. Pregomin AS ve Neocate ise aminoasit formülalardır. Milupa tarafından üretilen Pregomin AS ve Nutricia tarafından üretilen Neocate arasında içerik olarak önemli bir fark yoktur ancak her ikisini de deneyen anneler tad olarak farklılık olduğunu dile getirmektedir. Bu nedenle rapor çıkartmadan önce her ikisini de deneyip bebeğin tercihi doğrultusunda hareket etmek mantıklı olabilir. Bu formül sütler sadece eczanelerde satılmaktadır ve diğer inek sütü bazlı formülalara göre daha pahalıdır. Ancak deneme amaçlı numuneleri doktorunuzdan ya da süt alerjisi facebook gruplarındaki ailelerden temin edebilirsiniz. Tadı ve kokusu oldukça ağır olan bu mamalara bebeğinizi alıştırmanız ilk etapta zor olabilir. Doktorunuzun onayı ile alerjiniz doğrultusunda çok az pekmez veya vanilya şurubu ile tatlandırabilirsiniz. Ancak bebeğiniz mamaya alıştıkça içindeki tatlandırıcıyı azaltmanız ve zaman içerisinde tamamen kesmeniz daha sağlıklı olacaktır. Yine ek gıdaya geçtikten sonra mama içerisine meyve rendesi, meyve suyu (ev yapımı) veya sütsüz tahıl mamalar eklenebilir.

Hipoalerjenik mamalar hazırlanırken dikkat edilmesi gereken bazı önemli hususlar vardır. Her ölçek formüla için 30 cc su kullanılmalıdır. (cc=ml) 2 ölçek için 60 cc, 3 ölçek için 90 cc … gibi. Formül süt kesinlikle kaynar su ile karıştırılmamalıdır. Kaynatılıp 40 dereceye kadar ılıtılan içme suyu veya aynı miktardaki sıvı gıdaya karıştırılabilir. Her zaman kutu içindeki orjinal ölçek kullanılmalıdır ve tepeleme değil silme doldurulmalıdır. Mama asla pişirilmemeli, mikrodalgada ısıtılmamalı ve hazırlandıktan sonra bekletilmemelidir. Kutu buzdolabında saklanmamalı ve açıkdıktan sonra 4 hafta içerisinde tüketilmelidir. Pregomin ve Neocate markalarının önerdiği yemek tarifleri de mevcuttur. Bu tariflere facebook gruplarının dosyalar kısmından ulaşabilir veya üretici firma ile irtibata geçebilirsiniz.

image

Amino asit formülaları temin etmek için özel bir rapor çıkartmanız gerekmektedir, bu rapor devlet hastanelerinde veya SGK anlaşmalı özel hastanelerde hazırlanabilir. Rapor koduna göre devlet ya ücretsiz olarak karşılamakta ya da hastadan %20’lik bir katkı payı almaktadır. Katkı payı ödemeden mama temin etmek için raporunuzda yer alması gereken kodlar aşağıdaki gibi olmalıdır.

ICD Kodu: K52.2 veya E73.9 veya T78.1 veya E73.8

Tanı kodu: E72.9 veya 199-15.04

199-15.04 tanı kodunun alt kodları K91.2, E70-E77, E79-E80, E88.0, E88.2, E88.9, G71.0, K52.2 ve T78.1 olarak belirtilmektedir.

Aşağıda yer alan örnek raporları doktorlarınıza göstererek uygun rapor hazırlattırabilir ve 2 yaş üzeri dahi ücretsiz mama temin edebilirsiniz. Raporların büyük boy görüntüsü için resimlerin üzerine tıklayabilirsiniz.

Raporlarda yer alan miktar tamamen çocuğun yaşına/kilosuna bağlıdır. Aylık/günlük miktar mutlaka doktorunuz tarafından belirlenmelidir. Aynı aydaki başka bir bebeğin tükettiği miktar sizin bebeğiniz için referans olamaz! Raporunuz çıktıktan sonra aylık reçetenizi çocuk doktoru veya aile hekimlerinden alabilirsiniz. Raporunuz ve reçeteniz ile başvuracağınız eczaneler mamayı size ecza deposundan temin edecektir. Eğer eczaneniz katkı payı ödemeniz gerektiğini söylüyorsa lütfen rapor kodlarınızı kontrol edip doktorunuz ile iletişime geçiniz.

imageimage image image image image image image image image image

Reklamlar

Süt Alerjisi, Süt Ürünleri Alerjisi ve Laktoz İntoleransı Arasındaki fark nedir?

image

Tepkileri çok net bilinmediği için sık sık birbirine karıştırılan 3 farklı terimi kısa ve öz açıklayan bir makale çevirisini sizlerle paylaşarak yanlış anlaşılmaları ortadan kaldırmak istedim.

Süt Alerjisi immün sistemin besin içerisindeki proteinlere tepki gösterdiği bir besin alerjisi cinsidir. Süt içerisindeki protein sindirildiğinde immün sistem tetiklenir ve kaşıntı, kızarıklık, kabarma gibi hafif tepkilere veya nefes alamama, hırıltı, bayılma gibi ciddi tepkilere neden olabilir. Besin alerjisinin ölümcül olma potansiyeli olduğu da unutulmamalıdır. (Anafilaksi)

Süt alerjisi bazen Süt Ürünleri Alerjisi olarak adlandırılır ancak bu terimi kullanırken dikkat etmek gerekir. Süt ürünleri, içerisinde inek sütü bulunduran besinlere verilen genel bir isimdir ve süt gibi tek bir içerikten oluşmaz. Bu nedenle içerik etiketlerinde alerjenlerin belirtilmesi kurallarına göre süt ürünleri değil, süt belirtilmek zorundadır. Bu nedenle süt alerjisi ile yeni tanışan kişilere süt ürünleri alerjisi demek yerine süt alerjisi demek içerik etiketlerini okumakta kolaylık sağlar.

Gıda intoleransı ise besin alerjisinde olduğu gibi immün sistemin tepkisini içermez. Laktoz intoleransı olan bir kişi, süt ve süt ürünlerinde bulunan laktoz adlı şekeri parçalayıp sindirebilecek laktaz enzimine sahip değildir. Sonuç olarak bu kişiler süt ve süt ürünlerini sindiremez ve bulantı, kramp, gaz, şişkinlik ve ishal gibi belirtiler gösterebilir. Laktoz intoleransı kişiye büyük rahatsızlık vermesine karşın hayati bir tehlikesi yoktur.

Kendinizde veya çocuğunuzda süt alerjisi belirtileri veya yukarıda bahsedilen laktoz intoleransı belirtileri gözlemliyorsanız, mutlaka bir alerji uzmanına veya gastroenteroloğa başvurmalısınız. Laktoz intoleransı olan kişiler laktaz enzimini dışarıdan alarak süt ve süt ürünlerini rahatlıkla tüketebilirken daha çok çocukluk döneminde görülen süt alerjisinde çocuğa ve gerekirse emziren anneye diyet önerilir. Süt alerjisinin çocuk büyüdükçe hafifleyip 2-5 yaşlarında geçmesi öngörülür. Besin alerjileri çok nadiren ilk ergenlik çağına kadar devam edebilir veya ömür boyu sürebilir.

Kaynak: FARE

Çölyak, Buğday Alerjisi ve Gluten İntoleransı Arasındaki fark nedir?

image Çölyak, buğday alerjisi ve gluten intoleransı birbirine çok karıştırılan terimlerdir. Bu nedenle geçen hafta Amerika’da yayınlanan iki makelenin çevirisi ile konuya açıklık getirmek ve aralarındaki farkı daha net ortaya koymak istedim.

Buğday alerjisi bir çeşit besin alerjisidir ve bağışıklık sisteminin bir besine tepki vermesi ile ortaya çıkar. Buğday içindeki protein sindirildiğinde immün sistem tetiklenir ve kaşıntı, kızarıklık, kabarma gibi hafif tepkilere veya nefes alamama, hırıltı, bayılma gibi ciddi tepkilere neden olabilir. Besin alerjisinin ölümcül olma potansiyeli olduğu da unutulmamalıdır. Buğday alerjisi olan kişilerin bir çoğu diğer tahılları tüketebilir, çocukların %20’si buğdayın yanı sıra diğer tahıllara da alerjik tepki verir.

Çölyak ise immun sistemin buğday, arpa, çavdar ve bazen yulafta da bulunan gluten proteinine anormal bir tepki vererek ince bağırsaklarda hasara neden olan bir otoimmün hastalıktır. Besin alerjisinde rol oynayan hatta anafilaksiye neden olan IgE antikoru çölyak hastalığında görülmez. Çölyak hastalığı sadece HLA-DQ2 ve DQ8 diye adlandırılan genlere sahip kişilerde ortaya çıkar. Tahmini olarak dünya nüfusunun %30’u bu genleri taşır ancak bu kişilerin hepsinde çölyak hastalığı ortaya çıkmayabilir. Öte yandan bu genleri taşımayan bir kişi kesinlikle çölyak hastalığına yakalanamaz. Teşhis koymak için hastanın hikayesi dinlenir ve kan testleri yapılabilir. Ancak kan testleri %100 doğru sonuç vermediğinden ötürü, kesin teşhis için uzman bir gastroenteroloğun ince bağırsak endoskopisi ve biyopsisi yapması gerekir. Bu tetkikler kişi gluten tüketirken yapılmalıdır. Teşhisi kesinleşen kişiler ömür boyu gluten içeren gıdaları tüketmemelidir. Teşhis koyulamayan ve gluten tüketmeye devam eden hastalarda bağırsaklardaki tahribat nedeni ile anemi, kronik yorgunluk, osteoporoz, dalak hastalıkları, kısırlık, nörolojik sorunlar, cilt kızarıklıkları ve hatta kanser görülebilir.

Anne sütü ile beslenmenin çölyak riskini azalttığını gösteren çalışmalar mevcuttur, hatta çocuğa ilk kez gluten verilirken anne sütü ile de besleniyor olması çölyak riskini azaltır. Kişinin daha önce bağırsak enfeksiyonları geçirmiş olması ve bağırsak florasının bozulup yararlı bakterilerin azalmış olması da çölyak hastalığını tetikleyebilir. Ayrıca buğdayın genetiği değiştirilerek gluten oranının yükseltilmiş olması ve gelişmiş ülkelerde ekmek tüketiminin artması da çölyak hastalığının gelişmesinde önemli bir rol oynamaktadır.

Gluten intoleransı ise hastanın çölyak belirtileri göstermesine karşın kan testlerinin negatif ve endoskopi sonuçlarının normal çıktığı durumdur. Bu duruma çölyak olmayan gluten hassasiyeti denir. Belirtiler çölyakta olduğu gibi karın ağrısı, şişkinlik, gaz, ishal, uyuşukluk, sersemlik, yorgunluk olarak gözlenebilir. Hastanın beslenmesinden gluten çıkarılınca şikayetlerde düzelme görülür, glutenli gıdalar tekrar diyete eklendiğinde ise şikayetler tekrar ortaya çıkabilir. Gluten intoleransının varlığı halen tartışmalıdır çünkü herhangi bir test ile tespit edilmesi mümkün değildir. Çölyak gibi otoimmün bir hastalık olduğu düşünülmez ve çölyaktaki komplikasyonlarla ilişkilendirilmez.

Buğdaya veya gluten içeren tahıllara karşı tepkiler gözlemleyen kişi hemen uzman bir gastroenteroloğa başvurmalı ve gerekli tetkikler ile tepkilerin hangi nedenden ötürü ortaya çıktığı saptanmalı, bu doğrultuda gerekli önlemler alınmalıdır.

Kaynak: FARE & AAAAI

Şampuan, Sabun ve Nemlendiricilerdeki Gizli Alerjenler

imageYenidoğan bebekler için en hassas, en güvenilir şampuan ve nemlendiriciyi seçmek şüphesiz çok önemlidir. Hele ki alerjik bir bebek için annenin dikkat etmesi gereken, hipoalerjenik ibaresi olan yani alerji testleri yapılmış ve güvenilirliği belgelenmiş bir ürünü tercih etmektir. Seçilen ürünün sağlık açısından zararlı paraben de içermemesi gerekmektedir.

imageÖte yandan çoğu bebek şampuanının içerik bilgisi incelendiğinde çeşitli meyve veya bitki özleri içerdiği göze çarpmaktadır. Örneğin; Mustela şampuan ve nemlendiriciler avokado özü içerir. Bübchen marka şampuanlar papatya ve buğday proteini, Dove sabunlar ise inek süt proteini ve hindistan cevizi sütü içermektedir. Chicco, Johnson’s baby, Sebamed gibi markalar da papatya, aynısefa çiçeği gibi çeşitli bitkisel özlerden elde edilmektedir. Bu tip alerjenler sadece ağız yoluyla alındığında değil, deri üzerindeki gözeneklerden vücuda nüfus ederek de alerjik reaksiyona sebep olabilir. Bebeğin banyo esnasında bu ürünleri yutmamasına da özen gösterilmelidir.

Bu nedenle alerjik bebek sahibi anneler, ister yiyecek/içecek olsun, ister kozmetik/temizlik ürünü olsun mutlaka etiket içeriğini inceleyerek tercih yapmalı ve ilk kullanımda aynı saç boyalarında olduğu gibi kulak arkasına sürerek test etmelidir. Herhangi bir kızarıklık/kaşıntı ile karşılaşılırsa Alerji doktoruna başvurulup alternatif ürün önerisi alınmalıdır.

Okul çağındaki çocuklar için de okulda kullandıkları sabunların içeriği kontrol edilmeli, herhangi bir alerjik reaksiyon söz konusu ise okul yönetimi konu ile ilgili uyarılmalıdır.

image

Alerji Belirtileri Nelerdir?

DERİ

Ürtiker (kurdeşen), egzema (atopik dermatit), vücudun çeşitli bölgelerinde döküntü ve isilik tarzı kızarıklık, alacalı cilt görünümü, kaşıntı, kulak arkası kabuklanma, kafada konak tarzı kabuklanma, ciltte kuruluk ve pullanma, yanaklarda kızarıklık, göz, burun ve kulaklarda kaşınma, göz altı morlukları, gözlerde kızarıklık ve sulanma, göz altında ve kapaklarında şişme(anjiyoödem), alerjik göz nezlesi (konjonktivit)

image image image

image

SOLUNUM YOLLARI
Burun etlerinde şişme/tıkanıklık, şeffaf burun akıntısı, geniz akıntısı, sık hapşurma, alerjik rinit(alerjik nezle), astım, bronşit, tekrarlayan solunum yolları enfeksiyonları, tekrarlayan orta kulak iltihabı ve bademcik iltihabı, zatürre, sinüzit, hırıltılı/hışıltılı nefes, sık öksürük, nefes darlığı, ses kısılması veya kalınlaşması, havlama tarzı kuru öksürük, krup, geniz eti büyümesi, gece horlama, uyku apnesi

image image

SİNDİRİM SİSTEMİ
Mukuslu/ kanlı / köpüklü kaka (Bakınız “Kaka örnekleri” dosyası), cıvık ve kötü kokulu kaka, ishal, sık dışkılama, sert/topaklanan kaka, kabızlık, karın ağrısı, gaz sancısı, kolik, pişik, makat etrafında hare şeklinde kızarıklık ve pütürlenme/sivilcelenme, makatta çatlak, kakada gizli kan veya kalprotektin saptanması, mide bulantısı, fışkırır tarzda kusma, reflü ve gizli reflü belirtileri (Bakınız “Alerji Kökenli Reflü” dosyası)
Not: Sadece ağızdan alınan besin, ilaç ve katkı maddeleri gibi alerjenler sindirim sistemi üzerinde etki gösterir. Polen, ev akarı, ev tozu, küf mantarı, sigara dumanı vb. gibi diğer alerjenler sindirim sistemi kaynaklı tepki göstermez. Yani mukuslu kaka şikayetiniz varsa mutlaka ağızdan alınan alerjenler sorgulanmalıdır.

image image image

SİNİR SİSTEMİ
Hiperaktivite/dikkat eksikliği, agresyon/hırçınlık/saldırganlık, davranış bozuklukları, ince motor becerilerinde gelişim geriliği (kalem tutmak, yazı yazmak, makas tutmak, sınırlı boyama yapmak gibi), konuşma bozuklukları, depresyon, migren, insomnia(uykusuzluk), konsantrasyon eksikliği, dalgınlık/mahmurluk, hafızada zayıflama, zeka geriliği
Not: Besin alerjisi teşhisi koyulamaz veya çocuğun diyetinde kaçak olur ve uzun süre alerjen gıdaya maruz kalırsa sinir sistemi üzerindeki etkiler ortaya çıkar. Ancak bu etkiler kalıcı değildir, alerjen gıda kesildiğinde çocuk kısa süre içerisinde normale döner.

image image

DİĞER
Anjiyoödem (göz kapakları, ağız çevresi, genital bölge, el ve ayaklarda ödem), kulak çınlaması, kulaklarda dolgunluk hissi, baş dönmesi, özellikle uykuda aşırı terleme, sık uyanma, kilo alamama/gelişim geriliği, iştahsızlık, yemek seçme, ilerleyen yaşlarda şişmanlık, halsizlik, kas ve eklem ağrıları, sırt ve boyun ağrısı, sık ve ani idrar yapma ihtiyacı, asitli idrar yapma yani idrarın değdiği yeri yakması/pişik yapması, gece alt ıslatma, idrar tutamama, genital bölgede kaşıntı ve akıntı, tekrarlayan sistit (idrar yolları enfeksiyonu)

image image image

ANAFİLAKSİ
Anafilaksi kişinin alerjen ile temasından sonra, 5 dakika ile 2 saat içerisinde ani oluşan ciddi ve hayati tehlike taşıyan bir alerjik reaksiyondur. Belirtileri şu şekilde ortaya çıkar; Ürtiker, anjiyoödem, deride kızarma/kabarma(flushing), kaşıntı, dudaklarda, dilde ve boğazda şişme, seste kalınlaşma, boğazda tıkanma hissi, öksürük, hırıltılı nefes(wheezing), nefes darlığı, solunum yetmezliği, yutkunmada veya konuşmada güçlük çekmek, karın ağrısı, mide bulantısı, kusma, ishal, kas spazmı, terleme, dışkı veya idrar kaçırma, kalp atışlarında düzensizlik, tansiyon ve nabızda düşme, hipotermi (vücut ısısında düşme), baş dönmesi, baş ağrısı, gözlerde kararma, bilinç kaybı ve tepkiler kontrol altına alınamazsa ölüm

Anafilakside unutulmaması gereken en önemli husus, reaksiyon gelişme hızı ne kadar fazla ise ölüm riski de o kadar yüksektir. Bu durumda çocuğa hemen adrenalin içeren Epipen oto enjektör uygulanmalıdır. (Bakınız “Epipen nasıl temin edilir“, “Epipen kullanma talimatı“, “Anafilaksi acil eylem planı“) Tepkiler hafiflemediği takdirde 10-15 dakika sonra ikinci bir Epipen uygulanabilir ancak enjektör kesin önleyici bir çözüm olmadığı için anında 112 aranıp Ambulans çağırılmalı ve çocuğun solunum desteği alması sağlanmalıdır. Bekleme süresinde çocuk düz bir zemine yatırılmalı, ayakları baş bölgesiden yukarıda kalacak şekilde yükseğe kaldırılmalı, olası kusma ve tıkanma ihtimaline karşı baş ve gövde yana çevirilmeli ve dilde şişme varsa parmak ile bastırılarak soluk borusunu kapatmasına engel olunmalıdır. Eğer kalp atışlarında düşme ile beraber hipotermi başladı ise vücüt ısısını korumak için çocuğun üzeri battaniye ile örtülmeli, sıcak bir ortamda tutulmalıdır. Hiç bir anafilatik şokun evde kendi kontrolünüzde geçirilebileceği düşünülmemelidir çünkü vücudu normal döngüsüne döndürmek için Epipen iğne yeterli olmayabilir. Bu durumda gereken diğer ilaçlar sadece bir sağlık ekibi tarafından uygulanabilir. Ağızdan alınan antihistaminikler daha geç kana karışacağı için şokun engellemesinde işe yaramaz.

image image image

Not: Dosyada bulunan bilgiler hiç bir çocuk üzerinde teşhis koymaya ve tedavi uygulamaya yeterli değildir. Sadece bilgilendirme maksadı ile paylaşılmış olup alerjik reaksiyon saptayan ailelerin en kısa sürede uzman bir hekime başvurması gerekir. Tepkileriniz daha çok sindirim sistemi kaynaklı ise bir Gastroenterolog, deri üzerinde ise Alerji uzmanı, solunum sistemi üzerinde ise Alerji ve Solunum Yolu Hastalıkları uzmanına başvurmanız daha hızlı sonuç almanızı sağlayacaktır.

Sonuçta her alerjili çocuğun tüm bu tepkileri göstereceği genellemesi yapılamaz. Alerjik bir çocuk bu tepkilerden sadece bir kaçını da gösterebilir. Alerji kişiye özeldir.

Kaynaklar:
-Dr.Theron Randolph ( Harvard Üniversitesi mezunu ünlü Alerji uzmanı, 1906-1995 )
-Dr.David Buscher (Dr.Randolph’un öğrencisi, halen Washington’da kendi kliniğinde görev yapıyor.)
-Dr.Doris Rapp “Is this your child? Discovering and Treating Unrecognized Allergies” kitabı
-Prof.Dr.Yonca Tabak’ın Çocuklar ve Alerji kitabı
-Prof.Dr.Esen Demir ve Prof.Dr.Haluk Çokuğraş’ın Alerji konulu makaleleri
-Prof.Dr.Özkan Karaman’ın Anafilaksi konulu makalesi
Alerji ile Yaşam Platformu üyelerinin bizzat çocuklarında tespit ettikleri belirtiler

Alerjinin İç Organlar Üzerindeki Etkileri

MİDE
Mide asidi yediğimiz her türlü gıdayı eritme gücüne sahip bir asit salgılar. Bu asit sadece mide duvarını eritemez, delemez. Ama mide dışındaki tüm deriyi, eti yakıp eritebilecek güçtedir. Bu nedenle mideden dışarı sızmaması için mide kapakçığı bulunur. Mide kapakçığı sadece biz yemek yiyip yutkununca gıdayi içeri almak için açılır ve tek yöne çalışır. Ama kusma esnasında kapakçık ters yöne zorlanır ve hem kapakçığa, hem yemek borusuna hatta boğaza ve ağız içerisine değen asit değdigi yeri yakar. Zaten biz yetişkinler bile istifra ettiğimizde o acıyı hissederiz. Mide sıvısının mide dışına sızarak boğazda yükselmesine ve hatta bazen kusma ile dışarı atılmasına Reflü denir. Reflü ilerledikçe ve kusma olmasa bile boğaza asit geldikçe hem boğazda yaralar açılır, hem kapakçik eskisi gibi düzgün çalışamaz hale gelir. Bu nedenle sürekli asit kaçağı olur. Bu da özofajit denilen yemek borusu iltihaplanmasına neden olur. Aynı zamanda reflünün astım, sinuzit, farenjit, bronşit hatta diş çürüklerine bile neden olabileceği bilinmektedir. Reflü, boğaz duvarında kabarma/kızarıklık olup olmadığına bakılarak, hastanın şikayetleri dinlenerek ve gerekirse endoskopi yapılarak teşhis edilebilir.

image

BAĞIRSAKLAR
Midede parçalanan gıdalar gıdanın yapı taşlarına ayrılır ve 12 parmak bağırsağında bulunan ince kılcal tüpler tarafından emilerek kana karışır. Yani vitaminleri, proteinleri, mineralleri kısaca vücudun sağlıklı çalışması için gereken her türlü besini bu şekilde alırız. Alerjen gıda bağırsak duvarına temas ettikçe aynen pişikte gözle görüldüğü gibi bu yüzeyi de kabartır, kızartır, iltihap oluşmasına neden olur ki bu da kakada mukus olarak karşımıza çıkar. İlerlerse yaralar açilip kanama bile olabilir. Kanama 12 parmak bağırsağında olursa, kan kakada siyah renkli tanecikler şeklinde gözükür, kalın bağırsakta ise kırmızı kan olarak gözükür. Bağırsak yüzeyi bu şekilde bozulunca üzerinde gıdaları emen ince tüpler de hasar görür ve gıdaları ememez hale gelir. Bu nedenle çocuk sağlıklı beslense bile vitamin-mineral eksiklikleri başlar, hatta kilo alımı bile yavaşlar. Yani sırf yesin yarasın diye verdiğimiz A gıdasi diğer verdiğimiz tüm B, C, D… gıdalarının emilmesini de engeller. Mukuslu kaka uzun süre devam ederse ve kalın bağırsaklarda yaralar açılırsa vücut için gerekli olan Kalprotektin(calprotectin) proteini dışkı ile atılmaya başlar. Bu proteinin bağırsak duvarını bakteri ve mantarlardan koruyucu ve bağışıklık sistemini destekleyici etkisi vardır. Dolayısı ile vücuttan dışkı ile atılması bağırsakların iltihaplanmasına neden olur.

Kolit olarak adlandırılan bu iltihaplanma gaita testi ile kakadaki kalprotektin miktarı ölçülerek tespit edilebilir. Bu teste genelde Fekal kalprotektin testi denir. Bu test yeterli olmazsa kolonoskopik inceleme yapılması gerekebilir.

Bağırsak iç duvarında açılan yaralar

image

Özetlemek gerekirse besin alerjisi hafife alınacak, yesin de alışsın denilecek bir rahatsızlık değildir. Bu yüzden alerji ile yeni tanışan annelere ısrarla alerjen gıda yarar değil zarar getirir dememizin nedeni budur. Eğer çocuğunuzun sindirim sistemi kaynaklı tepkileri devam ediyor ve kilo alımı yavaşlıyorsa diyetinizi mutlaka doktorunuz ile gözden geçirmeniz gerekir. Ya diyet doğrudur ancak çocuk yeteri kadar besin alamıyordur ya da diyette bir hata vardir ki bu da çocuğun yediği diğer besinlerden de yararlanmasını engelliyordur.

Not: Yukarıdaki bilgiler muayenelerimiz esnasında Prof.Dr.Fügen Çullu Çokuğraş’tan aldığım bilgilerin derlemesidir. Ancak bu bilgiler hiç bir çocuk üzerinde teşhis koymaya ve tedavi uygulamaya yeterli değildir. Sadece bilgilendirme maksadı ile paylaşılmış olup alerjik reaksiyon saptayan annelerin en kısa sürede uzman bir hekime başvurması gerekir. Tepkileriniz daha çok sindirim sistemi kaynaklı ise bir Gastroenterolog, deri üzerinde ise Alerji uzmanı, solunum sistemi üzerinde ise Alerji ve Solunum Yolu Hastalıkları uzmanına başvurmanız daha hızlı sonuç almanızı sağlayacaktır.

Sonuçta her alerjik çocuğun sindirim sisteminde sorun yaşayacağı ve reflü, kolit gibi rahatsızlara yakalanacağı genellemesi yapılamaz. Alerji kişiye özeldir.

Alerji Kökenli Reflü

image

Reflü nedir?
Mide asidi yediğimiz her türlü gıdayı eritme gücüne sahip bir asit salgılar. Bu asit sadece mide duvarını eritemez, delemez. Ama mide dışındaki tüm deriyi, eti yakıp eritebilecek güçtedir. Bu nedenle mideden dışarı sızmaması için mide kapakçığı bulunur. Mide kapakçığı sadece biz yemek yiyip yutkununca gıdayi içeri almak için açılır ve tek yöne çalışır. Ama kusma esnasında kapakçık ters yöne zorlanır ve hem kapakçığa, hem yemek borusuna hatta boğaza ve ağız içerisine değen asit değdigi yeri yakar. Zaten biz yetişkinler bile istifra ettiğimizde o acıyı hissederiz. Mide sıvısının mide dışına sızarak boğazda yükselmesine ve hatta bazen kusma ile dışarı atılmasına Reflü denir. Reflü ilerledikçe ve kusma olmasa bile boğaza asit geldikçe hem boğazda yaralar açılır, hem kapakçik eskisi gibi düzgün çalışamaz hale gelir. Bu nedenle sürekli asit kaçağı olur. Bu da özofajit denilen yemek borusu iltihaplanmasına neden olur. Aynı zamanda reflünün astım, sinuzit, farenjit, bronşit hatta diş çürüklerine bile neden olabileceği bilinmektedir.

Alerjen gıdalar tüketildikçe bebek, çocuk hatta yetişkinlerde dahi alerjik reflü görülebilmektedir. Özellikle alerjik reaksiyonları iç organlarda gösteren kişilerde kusma olmasa dahi gizli reflüden şüphelenmeli ve tüm diğer belirtilerin varlığı kontrol edilmelidir.

image

Reflü, boğaz duvarında kabarma/kızarıklık olup olmadığına bakılarak, hastanın şikayetleri dinlenerek ve gerekirse endoskopi yapılarak teşhis edilebilir. Endoskopi hasta uyutularak ağızdan ince bir boru ucundaki kameranın mideye kadar indirilmesi ve ekrandan midedeki deformasyonun görüntülenmesidir.

image

 

Reflü Belirtileri
• Emmeyi/yemeyi reddetme, iştahsızlık
• Meme ile kavga etme, yay gibi kendini geriye atma
• Sık geğirme (gaz çıkartma)
• Tekrarlayan veya uzun süren hıçkırık (özellikle beslenme sonrası)
• Kusma(özellikle fışkırır tarzda kusma)
• Beslenme sonrası huzursuzluk
• Kendini kusturmaya çalışma
• Ağıza sıvı gelmesi ile sık sık yutkunma
• Ses kısılması, kalınlaşması veya çatallaşması
• Salya artışı
• Ağız kokusu(özellikle sabah uyandığında)
• Tekrarlayan ve geçmeyen kolik tarzda karın ağrısı
• Karında şişkinlik ve sertlik
• Hırıltılı solunum, nefes darlığı
• Öksürük, gıcık temizlemek ister gibi kuru öksürük
• Apne (solunum tıkanması)
• Göğüste yanma hissi, ağrı
• Boğaz ağrısı
• Boğaz duvarında kızarıklık ve baloncuk şeklinde kabarıklık
• Tekrarlayan farenjit, sinuzit, bronşit, üst solunum yolları enfeksiyonları
• Astım
• Tekrarlayan zatürre
• Gece uykuda inleme, diş gıcırdatma
• Gece sık sık özellikle çığlık atarak uyanma, yatmayı reddetme
• Gece yastığa salya akıtma
• Uyku apnesi
• Kalpte çarpıntı
• Diş sararması ve erken diş çürükleri
• Kilo alamama, gelişim geriliği
• Sindirim kanalı kanamaları kaynaklı kakada siyah renk kan veya gizli kan
• Kanamalara bağlı anemi (kansızlık)

Reflüyü Engellemek İçin Alınabilecek Önlemler
Reflü teşhisi konduktan sonra aileler de evde bazı basit önlemler alarak reflünün kontrol altına alınmasına katkıda bulunabilir. Örneğin;
• Çok beslememek, çok uzun süre aç bırakmamak, düzenli beslemek
• Alerjisi olan gıda veya gıdaları bulunup kesmek ve genel alerjenlerden uzak durmak
• Emzirme/besleme aralıklarını en az 2-3 saat tutmak ( Yeni doğan için 2 saat, büyüdükçe 3 saatte çıkarılabilir)
• Bebeği her seferinde tek memeden emzirmek (Süt üretimini arttırmak için diğer meme sağılabilir)
• Dik beslemek (Yatarak emzirmeler tamamen kesilmelidir)
• Beslenmede anne memesini tercih etmek (Biberon kullanılacaksa tercihen Dr.Brown geniş ağızlı biberon kullanmak)
• Yemek sonrası en az 20 dakika dik tutmak (uyuyorsa bile hemen yatağa yatırmamak)
• Yemek sonrası hoplatmak, gıdıklamak, çok güldürmek, çok ağlatmak gibi hareketlerden kaçınmak
• Yemek sonrası çocuğun emeklemesini, sırt üstü yatmasını, yerde yuvarlanmasını ve sıçramasını engellemek
• Tercihen beslenme sonrası araba yolculuğu yapmamak, araba koltuğunu en dik konumda kullanmak
• Beslenme sonrası dik pozisyonda gaz çıkartmak, düz zemine yatırıp bisiklet hareketi ya da bacakları karna itme gibi gaz çıkartma yöntemlerinden kaçınmak
• Gece uykusuna baş kısmı mideden daha yukarıda kalacak şekilde yatırmak (yüksek yastık kullanarak veya yatak baş kısmını üçgen yastık ile yükseltmek, yatak ayaklarının altına yükseltici destek koymak gibi)
• Gece emzirme/besleme aralıklarını seyrelterek yaşı itibari ile gece beslenmesini kademeli olarak kesmek
• Sallayarak uyutmaktan kaçınmak (gerek ayakta, gerek kucakta)
• Yalancı emzik kullanmak (Silikon uçlu)
• Büyük çocuklar için yavaş yemek, iyi çiğnemek
• Yatma saati öncesi sıvı tüketimini azaltmak
• Gece uykusundan en az 1,5-2 saat önce her türlü besin tüketimini kesmek
• Sıvı tüketimini öğün aralarında yapmak
• Az yağlı yemekler ve asit oranı düşük zeytinyağı tercih etmek
• Çok sıcak mama ile beslememek, çok sıcak yemek yememek
• Alerjisi yoksa bile kakao, kafein, baharat, susam, tarçın, soğan, sarmısak, salça, ekşi ve asit içeren gıdalardan uzak durmak
• Kabızlıktaki ıkınma da reflüyü tetikleyeceği için bol lifli gıdalar tercih etmek
• Sigara dumanı, parfüm ve deterjan gibi tetikleyici kokulardan uzak durmak
• Dar olmayan rahat giysiler tercih etmek
• Gece uykuda sol tarafa dönük yatmak
• Reflü tetikleyici ilaçları kullanmaktan kaçınmak (Çocuk doktoruna reflü durumu belirtilerek mideye uygun ilaç tercih etmek)

Not: Bu bilgiler hiç bir çocuk üzerinde teşhis koymaya ve tedavi uygulamaya yeterli değildir. Sadece bilgilendirme maksadı ile paylaşılmış olup yukarıdaki belirtileri saptayan ailelerin en kısa sürede uzman bir hekime başvurması gerekir. Reflünün teşhis ve tedavisi, uzman bir Gastroenterolog hekim tarafından yapılmalıdır.

Sonuçta her alerjik çocuğun reflü geçireceği ve tüm bu tepkileri göstereceği genellemesi yapılamaz. Alerji kişiye özeldir.

Dosyadaki bilgilere katkısı nedeni ile Sevgili Candan Demirürk’e özellikle teşekkür ederim.