Modern Çağın Salgını:Alerji Semineri

Ekran Yakalamaları23

Modern Çağın Salgını: Alerji

Alerjik Anne bloğunun yazarı ve Alerji ile Yaşam Platformu kurucusu Özlem Ceylan, 40 yıldır beraber yaşadığı alerji serüvenine 5 yaşındaki ileri derecede besin alerjisine sahip oğlunun da eklenmesi ile biriktirdiği bilgi ve tecrübeleri sizlerle paylaşmak adına 21 Ekim Çarşamba 2015 tarihinde Happy Nest’te konuğumuz oluyor.

Modern çağın salgın hastalığı alerji ve onunla nasıl yaşanacağına dair ipuçlarının paylaşılacağı seminerde;

  • Alerji nedir? Anne çocuğunda hangi belirtilere dikkat etmelidir?
  • Hangi durumda hangi uzman hekime başvurulmalıdır?
  • Alerji teşhisinde kullanılan test ve yöntemler nasıl uygulanır?
  • Anafilaksi nedir? Anafilaksi acil eylem planı nasıl hazırlanmalıdır?
  • Besin alerjisi nedir? Genel alerjen besinler hangileridir?
  • İnek sütü alerjisi ve laktoz intoleransı arasındaki fark nedir?
  • Besin alerjisinde eliminasyon diyeti nasıl uygulanır?
  • Alerji çocuklara nasıl anlatılmalıdır?

konularında Özlem Ceylan kendi bilgi ve deneyimlerini aktararak kafanızdaki soru işaretlerini cevaplandıracak. Alerji teşhisi olan bir çocuğunuz varsa veya çocuğunuzda alerji olabileceğine dair şüpheleriniz mevcutsa seminerde paylaşılacak bilgiler sizlere ileriye yönelik ışık tutacak.

21 Ekim Çarşamba, saat 11:00-13:00

Ücretsiz

Rezervasyon 212 257 87 87

Adres bilgileri için http://www.happynest.com.tr

Besin Alerjisi Ne Zaman Geçer? Peki ya Geçmediyse???

image

Birkaç hafta önce Alerji ile Yaşam Platformu‘nda besin alerjisi ne zaman geçer, geçtiğini nasıl anlayacağız diye bir soru sorulmuştu, ben de uzun uzun cevap yazacağım diye söz vermiştim. Bugün ancak cevaplayabildim ama annelerimizin genel isteği üzerine hem yazıyı bloğa taşıdım hem de yaşanmış gerçek bir hikaye örneği ekledim.

Sorulan soruyu “Bu alerji ne zaman geçecek? Hiç mi geçmeyecek? Geçerse bu çocuklar bu gıdaları doya doya yiyebilecek ve hiç sorun yaşamayacak mı?” şeklinde genelleyebiliriz.

Şimdi her şeyden önce besin alerjisi nedir? Bazı insanların vücut için zararsız olan besinlere aşırı tepki vererek savaş açmasıdır. Bu kişilerin immün sisteminin yanlış kodlanarak doğması ile ortaya çıkar, çoğu zaman genetiktir. Yani genlerle anne-babadan çocuğa aktarılır. Genetik demek illa sizin de besin alerjiniz vardı anlamına gelmez hatta bilinen herhangi bir alerjiniz bile olmayabilir ama bunu genlerinizle çocuğunuza aktarırsınız. Bu yatkınlığa sahip çocuklar herhangi bir tetikleyici ile karşılaşınca alerji su yüzüne çıkar. (Lütfen kendinizi suçlamayın buna engel olamazdınız, olamazsınız! Bu bir insanın kanserden tamamen korunamaması ile aynıdır.) Velhasıl bünye aslında bunu her zaman taşır, çocuklukta bağışıklık sistemi daha zayıf olduğu için ki bu da normaldir-her çocukta böyledir- alerji çocuklukta daha ağır seyreder, zamanla hafifler. Geçenlerde instagramda da paylaştım Çocuk Alerji ve Astım Derneği diyor ki besin alerjisi bebeklikte başlayıp 1 yaş gibi zirveye ulaşır ve sonra zamanla hafiflemeye başlar. Çocukların %80’i 3-4 yaşında, %85’i 5 yaşında besin alerjisini atlatmış olur. Ancak ergenlik de bir dönüm noktasıdır ve bazılarında alerjinin çok hafiflemesine yol açarken bazılarında tam tersi alevlenmesine neden olabilir. Bazı çocuklarda bazı besinlere olan alerji hiç geçmeyebilir de ancak bunlar çok nadir örneklerdir. Genellikle yer fıstığı, ağaç kabukluları, balık ve deniz mahsülleri alerjileri ömür boyu sürebilir.

Peki diyelim ki besin alerjisi geçti. Yani siz doktor kontrolünde testlerinizi yaptınız, denemelerinizi yaptınız ve doktorunuz dedi ki tamam artık geçti bitti. Peki gerçekten geçti mi? Eğer diyet “doğru zamanda” ve “doğru şekilde” açıldıysa ve ortada hiç tepki yoksa evet tabi ki geçmiştir! Bunun dünyada binlerce milyonlarca örneği vardır. Zaten yukarıda yer alan istatistikler bu yaşanmış vakalara göre çıkartılmıştır. Yani besin alerjisi doğru yönetildiği müddetçe yenilebilecek bir rahasızlıktır.

Peki diyeti açarken gözlemlemeniz gereken tepki nedir? Daha önce çocuğunuzun egzeması mı vardı, mukuslu kakası mı? Baktınız ve bunların hiç birisi yok oh ne güzel alerji geçmiş, peki gerçekten öyle mi??? Alerjimiz geçti diyen ailelerin “bazıları” bir süre sonra kilo alımında yavaşlama, kabızlık, gizli reflü, demir eksikliği, iştahsızlık, yemek seçme, diş gıcırdatma, tuvalet alışkanlığında sıkıntı, gece alt kaçırma, sinirlilik, hiperaktiflik ya da tam tersi durgunluk, ince motor becerilerinde gelişim geriliği, öğrenme güçlükleri …vb gibi belirtiler yaşayabilir. Bunların örneklerine maalesef son 4 yıl içerisinde rastladık. Çocuk bu belirtilerin hepsini değil sadece bir iki tanesini de gösterebilir. Hatta ortadaki tek belirti sık enfeksiyon geçirme, geniz eti büyümesi de olabilir. Bu çocuklara çoğu zaman hastanede krup hatta zatürre teşhisi koyulur halbuki işin aslı astımdır. Webinarda Haluk hoca anlattı bu konuyu, bu çocukların astım tedavisi görmek yerine yanlış teşhislerle nasıl antibiyotik tedavisine maruz bırakıldığını. Ülkemizde henüz astımın teşhisi bile sıkıntılıdır.  Ancak astımın kökeninde alerji yatar. Üstelik sadece solunum yolu alerjileri değil aynı zamanda besin alerjileri de. Bunun da en büyük nedeni aslında diyeti açılan çocuğun beslenmesinde yapılan hatalardır.

  1. Diyetin çok hızlı açılması ( Kase kase yoğurt, bardak bardak sütle yılların acısının çıkartılması)
  2. Ya da başta dikkat edilse bile daha sonraları çocuğun beslenmesinde protein dengesinin şaşması, bazı gıdalara aşırı yüklenilmesi (Sebze yerine bol bol köfte, et ya da hamur işlerine yüklenmek gibi)
  3. Çocuğun beslenmesine hızla hazır gıdaların girmesi (Gelsin koruyucu katkı maddeleri, çikolatalar, bisküviler, hazır paketli gıdalar, fast food)
  4. Özellikle kakao ya da çocuğa dokunan başka bir gıda tüketimi arttıkça gizli reflü sinsi sinsi ilerler. Çocuk gece diş gıcırdatır anne psikolojik der, çocuk kabız olur anne yediklerinden der, çocuk kilo alamaz anne irsi der, göz altları morarır anne fark etmez, demir eksikliği olur anne aman kan alınırken canı yanıyor ne gerek var bakmaya der, çocuk sık sık hastalanır anne okuldan kapıyor der, çocuk ara ara kusmaya başlar anne üşüttü der, çocuk hırçınlaşır bu yaşlarda normal der, çocuk tikler ve korkular geliştirir anne kardeş kıskançlığı-okul korkusu olabilir yani tamamen psikolojik der, der de der… Tek suçlu anne mi tabi ki değil ama aslında o da görmek istemez çünkü diyete dönmek zordur, alerjinin geçmediğini itiraf etmek zordur, bunu önce kendisine sonra etrafına hatta çocuğuna itiraf etmek zordur. (Ha bazı belirtiler gerçekten psikolojik de olabilir ama alerji hiç ummadığınız tepkilerle size sinyal verebilir-özellikle çocuk büyüdükçe… Bunu yıllar önce ilk söylediğimde çooook tepki almıştım şükür artık bir çok Türkçe kaynakta da geçiyor da eskisi gibi tabu gibi yaklaşmıyoruz bu konuya…)

Peki bu noktada önlem alınmazsa ne olur? Sürekli tetiklenen ve aşırı çalışan immün sistem yukarıdaki gelişim bozuklukları bir yana kana sürekli antikorlar ve savaşçı hücreler salgılar. Bu hücrelerin görevi aslen mikropları öldürmektir ve mikropların da ana maddesi olan proteinleri yok etmek üzere programlanmış mayınlar gibidir.

Yani şöyle düşünün siz bir savaş gemisisiniz, karşıdan bir gemi geliyor ama bayrağını yanlış görüp düşman gemisi zannettiniz. Saldınız denize mayınları ama bir baktınız ki yaklaşan düşman değil dost gemiymiş. Eee noldu deniz mayın dolu ve siz yol almak zorundasınız, işte o zaman kendi mayınınızla darbe almaya başlarsınız. İşte kanda gezen bu hücreler de bir süre sonra vücudun kendi dokularda birikmeye başlayarak orada hasar başlatır. Ama bu hasar genelde büyük bir patlamadan ziyade sinsi bir yangındır. İçten başlar, dışa vurduğunda çoğu zaman çok geçtir çünkü artık bir otoimmün hastalığa çevirmiştir. Ha diyebilirsiniz ki otommün hastalığı olsun ne olacak kanser değil ya, evet haklısınız otoimmmün hastalıklar öldürmez en azından kanser kadar çok ve hızlı değil ama sizi süründürür, tüm hayat kalitenizi bozar. Sosyal hayatınızı, okul hayatınızı, iş hayatınızı, evlilik hayatınızı olumsuz etkiler. Peki hiçbir anne bile bile bunu evladına yapmak ister mi? Tabi ki istemez zaten sorun annenin olayların bu noktaya gelebileceğini bilmemesinden kaynaklanır. İşte benim bütün çabam bunu anlatabilmek… Bu bloğu bu yüzden yazıyor, alerjinin hepimizin tahmininden daha ciddi boyutlara ulaşabileceğini bizzat kendi evladımda yaşayarak şahit oluyorum. Eozinofilik hastalıklarla ilgili ilerleyen günlerde daha detaylı yazılar yayınlayacağım ancak yeri gelmişken size bir örnek vermek istedim. Aşağıda orjinalini de paylaştığım yazı, global bir eozinofilik özafajit hasta grubunda tanıştığım ve halen yazıştığım Amerikalı bir bayana ait. Eozinofilik Özafajit teşhisinin kendisine nasıl koyulduğunu anlatıyor.

image

Türkçe çevirisi;

Eozinofilik Özafajit teşhisi koyulduğunda 34 yaşındaydım. Tüm hayatım boyunca belirtilerim vardı… 1 yaşımda yumurta alerjisi teşhisi koyuldu. Bir süre sonra annem bana tekrar yumurta denedi ve sırf daha önceki ile aynı tepkileri vermediğim için alerjimin geçtiği gibi yanlış bir kanıya kapıldı. Ama geçmemişti… Sürekli bazı belirtiler göstermeye devam ettim ama ailem bu belirtileri hiç göremedi. 18 yaşımdan beri sürekli uzman hekimlere giderek bazı şikayetlerimin cevabını aradım. Her seferinde pes ettim. En sonunda, yutkunma sorunum tamamen kötüleşti ve ilk endoskopi ve biyopsimi oldum. (34 yaşında) Eozinofilik Özafajit teyit edildi ve ben nihayet tüm sorularımın cevabını alabildiğim için mutlu oldum!

Maalesef 34 yıl boyunca sürekli anlam verilemeyen ağrılar içerisinde yaşayan bu bayan, bu uzun süren mücadelenin sonunda hastalığına isim koyulabildiği için bile mutlu olmuştu. Ama hikayesinin gerisini (henüz) paylaşmıyorum. Çünkü bu hastalık onun teşhis öncesindeki hayatını tamamen değiştirdi. Sadece alerjisi olan yumurtadan değil bir çok gıdadan da mahrum kaldı. Hatta tedavi süresince çok daha ciddi ağrılar çekti. Halen diyeti de koruyucu tedavisi de devam ediyor, keza yemek borusunda oluşan ciddi hasar söz konusu… Şimdi annesi çok pişman, çok üzgün ama geriye dönüp yaşananları değiştirebilecek şansı yok. O yüzden Alerjik Annelere diyeceğim şudur; doktorunuz dahil hiç kimse sizi çocuğunuza diyet uygulamaya zorlayamaz. Çocuğunuzun gözlemcisi sizsiniz, eğer bazı tepkileri görmezden gelmeyi tercih ediyorsanız, benim için yemesi yememesinden daha önemli diyorsanız en azından ileride başınıza gelebilecek riskleri bilin. Bu risk yüzde kaçtır bunu size kimse net olarak söyleyemez. Peki siz bu risk yüzde kaçsa bu riski göze almak istersiniz? Milyonda bir bile olsa o bir kişi sizin çocuğunuz olsun ister miydiniz?

Allah rahmet eylesin Işıl Hoca “Alerjide şüpheci olmak çok şeyi değiştirir” demişti. Hayatımda alerji ile ilgili duyduğum en doğru laflardan birisidir. Paranoyak olmayın ama şüpheci olun!  Besin denemelerini ve diyet açılmasını mutlaka doktor kontrolünde yapın. Çocuğun ilk başta bazı tepkiler vermesi normaldir. Hangi tepkiler nereye kadar tolere edilmelidir, buna mutlaka doktorunuzla beraber karar verin. Ancak bir şey görüyor, kuşku duyuyorsanız sonuna kadar peşinden gidin. Unutmayın kimse bir çocuğu annesinden daha iyi tanıyamaz!

 

İsilik, Alerjik Döküntü, Ürtiker, Egzema ve Sinek Isırığı Birbirinden Nasıl Ayırt Edilebilir?

image

Yaz aylarının en sıcak günlerini yaşamaya başlamışken Alerji ile Yaşam Platformu‘nda en sık sorular arasında isilik en baş sırayı almış durumda. Peki isilik, alerjik döküntü, ürtiker, egzema ve sinek ısırığı birbirinden nasıl ayırt edilebilir? Çoğu zaman görünüm olarak ayırt etmek güç olsa da aralarındaki bazı farklar ve ortaya çıkış şekilleri alerjik çocuk sahibi ailelere yol gösterebilir.

İsilik

Vücuttaki ter gözenekleri tıkandığında, terin gözeneklerden yüzeye çıkamayıp deri altında sıkışması nedeniyle oluşur. Bu da deri üzerinde bazen renksiz bazense kırmızı renk toplu iğne başı kadar pütürcüklerin oluşmasına neden olur. Yetişkinlerden ziyade bebek ve küçük çocuklarda daha sık görülmesinin nedeni daha küçük gözeneklere sahip olmalarından kaynaklanır. İsilik koltuk altı, göğüs, karın, sırt, boyun, dirsek iç kısmı, diz arkaları, kasıklar, bez bölgesi ve saçlı deri dibi gibi sadece terleyen bölgelerde görülür. Kilolu bebeklerde deri katlanıp gözenekleri tıkadığı için daha sık ortaya çıkar. Terleme olmadığında veya duş sonrası gözenekler tekrar açıldığında isilikler de kendiliğinden sönecektir. Özellikle kırmızı renkli isilikler kaşıntı yapabilir, iltihap kaparsa yer yer daha büyük baloncuklar gözlenebilir. Kaşıntı nedeni ile baloncuklar patlar ve iltihap kaparsa hekiminize başvurup uygun bir losyon kullanmanız gerekebilir.

image

Kalın ve sıkı kıyafetlerden kaçınmak, sadece pamuklu kumaştan yapılan kıyafetler tercih etmek, çamaşırlar üzerinde deterjan kalıntısı kalmamasına dikkat etmek, banyo esnasında cildi iyi durulayıp şampuan kalıntısı bırakmamak, banyo sonrası cildi kaplayıp zor emilen yoğun yağlı nemlendiriciler kullanmamak, gözenekleri açık tutmak için sık sık sabunsuz su ile duş almak, denize girmek, ortam ısısını dengeleyerek terlemeyi kontrol altına almak, güneşe çok maruz kalmamak, tahriş olan bölgeleri kaşıyıp kanatmamak için bebeğin tırnak uzunluğunu kısa tutmak gibi önlemler alınabilir. Ayrıca terleyen bölgelerin havlu ile silinmesi sürtünme nedeni ile cildin irite olmasına da neden olabilir. Terli kıyafetler hemen kurusu ile değiştirilmeli, bebeğin katlanan deri bölgelerinin kuru kalmasına özen gösterilmelidir.

image

Alerjik Döküntü

İnsan derisi alerjik reaksiyonların gözlemlendiği organların başında gelir. Bunun nedeni deri üzerinde bulunan Mast hücrelerinin alerjik reaksiyonlarda Histamin denilen bir madde salgılamasıdır. Açığa çıkan histaminin etkisiyle kan damarlarında genişleme olur ve bunun sonucunda deride kızarıklık meydana gelir. Damarların geçirgenliği artar ve çeşitli proteinler içeren bir sıvı damar dışına sızarak burada kabarıklık olarak gözlemlediğimiz ödemi oluşturur. Bu sırada sinirlerden de yayılan bir uyarı ile kızarıklık çevreye doğru genişler ve beraberinde genellikle kaşıntı ve yanma duygusu hissedilir. Damar dışına çıkan sıvı, hücre aralarında biriktiğinde onları birbirine bağlayan bağlar gevşer ve bunun sonucunda Bül denilen küçük, içi su dolu kabarcıklar meydana gelir. Bu kabarcıklara halk arasında alerjik döküntü denir.

Alerjik döküntüler bir çok alerjen nedeni ile ortaya çıkabilir. Ev tozu, küf mantarları, kedi, köpek, kuş tüyleri, çeşitli ağaç, ot ve çayır polenleri, böcek ve haşereler, bazı parazitler, bazı gıdalar, çeşitli ilaçlar, güneş, rüzgar, soğuk, kirli hava ile çeşitli kimyasal maddeler gibi çok fazla sayıda madde alerjiyi başlatabilir. Alerjik döküntü vücudun herhangi bir bölgesinde ortaya çıkabilir ve kişi alerjene maruz kaldığı müddetçe artarak devam eder. Alerjen ile temas kesildikten bir kaç gün içinde yavaş yavaş sönmeye başlar.

image

Ürtiker

Halk arasında kurdeşen olarak bilinen ürtiker, genelde tüm vücutta yaygın olarak görülen, ciltten hafif kabarık, sınırları genelde belirgin, farklı boyutlarda yuvarlak veya oval şeklinde, kızarık, bazen ortası soluk olabilen plakalardan oluşur. Kızaran bölgelerde kaşıntı, yanma ve batma hissi oluşur. Ürtiker üzerine elle bastırıldığında o bölgede kızarıklığın rengi beyaza döner. Ürtiker plakaları genelde bir kaç saat içinde belirli bir bölgede oluşup kaybolur, akabinde diğer bölgelerde tekrar ortaya çıkabilir ancak hiçbir zaman aynı yerde 24 saatten fazla kalmaz. Cilde uygulanan basınç, egzersiz, stres, sıcak su, güneş, soğuk su, soğuk hava, besin alerjileri, solunum yolu alerjileri, gıda katkı maddeleri, su, viral ve bakteriyal enfeksiyonlar, parazitler, böcek sokmaları, bazı ilaçlar, metal, kimyasallar, lateks, zehirli sarmaşık ve gıdalarla temas nedeni ile ortaya çıkabilir. Genellikle tetikleyici etken ile temastan bir kaç saat içinde ortaya çıkar ancak gecikmiş reaksiyon olarak da gözlemlenebilir. Bazı otoimmün hastalıklarda da kronik ürtiker görülebilir.

Tedavi olarak öncelikle tespit edilen tetikleyici etken kişiden uzaklaşılmalıdır. Besin alerjisinden şüphe duyuluyorsa tüketilen gıdalar günlük tutularak kayıt edilmeli ve ürtikerin ortaya çıkışı ile ilintili olabilecek gıdalar eliminasyon diyetine tabi tutulmalıdır. Bol pamuklu giysiler giyilmeli, ürtikerli bölgeye soğuk kompres uygulanmalı, maksimum 10 dakikalık ılık duş alınmalı, kurulama esnasında havlu cilde sürtülmemeli, banyo sonrası kolay emilen bir nemlendirici kullanılmalı, ortam ısısı dengelenmelidir. Bu tedbirlere ilaveten doktorunuzun önereceği antihistaminik ilaçlar da kulanılabilir. Doktorunuza başvurmadan önce çocuğunuzun beslenme ve ilaç çizelgesini, ortam değişikliklerini, ürtikerin ortaya çıkış zamanı ile ne kadar sürdüğünü günlük şeklinde not etmeniz faydalı olacaktır.

Ürtikerden farklı olarak, derideki kabarıklığın daha alt katmanlarda oluşmasına ise Anjioödem denir.  Anjiyoödemde üzerine basıldığında çökme olmayan, kızarıklığı ve keskin sınırları olmayan lezyonlar mevcuttur. Anjiyoödemde kaşıntıdan ziyade yanma, basınç ya da ağrı hissi gözlemlenir.  Dudak, dil, göz çevresi, el, ayak ve genital bölgelerde ortaya çıkar. Anafilaksinin belirtisi de olabileceği için hızla ortaya çıkan ve hastanın solunumunu engelleyen durumlarda Anafilaksi Acil Eylem Planı uygulanmalıdır.

image

Egzema

Halk arasında egzema olarak bilinen atopik dermatit çocuklarda daha sık görülen, tekrarlayan ve kaşıntılı lezyonlarla kendini gösteren kronik bir deri hastalığıdır. Deride kuruluk, hassasiyet ve kızarıklık şeklinde ortaya çıkar. Çocukların %10-20, erişkinlerin %1-3’ünü etkiler. Bebek ve çocuklarda tipik yerleşim yeri yüz, boyun, kollar ve bacakların dış yüzüdür. Daha büyük çocuklarda ve erişkinlerde ise dirseklerin iç yüzü ve dizlerin arkasında, saçlı deride, yer yer gövdede kuruluk ve pullanma şeklinde kendini gösterir. Egzema kronikleştikçe deride kalınlaşmalar ve tekrarlayan iltihaplı lezyonlar oluşur. Bebeklik çağında egzmalı hastaların yaklaşık %40’inde besin alerjisi saptanmıştır. Bu durumda alerjik besinin çocuğun diyetinden çıkarılması egzemada düzelme sağlayabilir. Çocuk ve erişkinlerde cilde temas eden alerjenler ve solunum yolu alerjileri de egzemaya neden olabilir. Ancak atopik dermatit her zaman alerjiden kaynaklanmaz.

Atopik dermatitin kesin bir tedavisi yoktur. Bazı hastalarda tetikleyici faktörler saptanabilirse bunlardan kaçınmak egzemayı hafifletebilir. Günlük etkin deri bakımı ile hastalığın kontrolü sağlanabilir. Tedavide derinin nemlendirilmesi temel ilkedir. Bu amaçla günde bir kez ılık suyla banyo yapılmalıdır. Banyo derideki alerjen ve tahriş edici maddeleri uzaklaştırıp enfeksiyona neden olabilecek mikroplardan arındırırır. Ayrıca suyun rahatlatıcı ve kaşıntıyı azaltıcı etkisi vardır. Ancak banyo suyu ılık olmalı, kese vb tahriş edici malzemeler kullanılmamalıdır. Sıcak su deride kızarıklığa yol açıp hassasiyeti artırabilir. Klasik sabun ve şampuanlar içerdikleri kimyasal veya alerjenler nedeniyle kullanılmamalıdır. (Bakınız; Şampuanlardaki Gizli Alerjenler) Gerektiğinde sadece hassas ciltler için nötral pH değerine sahip katkısız sabun ve şampuanlar kullanılabilir. Banyo sonrasında deri üzerindeki su damlaları yumuşak bir havluyla alınmalı; akabinde 3 dk. içinde tüm vücuda uygun bir nemlendirici uygulanarak nemin deri altına hapsolması sağlanmalıdır. Deri sürekli kuru ise gün içerisinde de nemlendirici birkaç kez daha sürülmelidir. Atopik dermatit, kaşıntıya neden olduğu için tırnakların kısa tutulması kaşıntıya bağlı deride oluşabilecek hasarı azaltmaya yardımcı olacaktır. Küçük bebeklerde geceleri kaşıntı nedeniyle deri zedelenmesini önlemek için pamuk eldivenler giydirilebilir. Uzun süre güneşe maruz kalmak hem cildi kurutur hem de vücut ısısını artırıp, terlemeye  yol açar ve egzema şikayetlerini artırabilir. Her zaman %100 pamuklu kıyafetler tercih edilmelidir. Yünlü, kalın, kaba veya sentetik kıyafetlerden kaçınılmalıdır. Mümkünse yünlü hiçbir şey kullanılmamalıdır (kazak, yorgan, yastık, yatak, oyuncak vb). Yeni alınan kıyafetler giyilmeden önce mutlaka yıkanmalıdır. Bu yıkama üretim veya paketleme sırasında kıyafetlerin üzerine bulaşan kimyasal maddelerden arındırılmasını sağlayacaktır. Çamaşırları yıkarken çift durulama yapılmalı, yumuşatıcı kullanılmamalıdır. Ancak kıyafetlerin kuruduktan sonra sertleşmemesi için kurutma makinası tercih edilebilir veya bol buharlı ütüleme işlemi uygulanabilir. Kat kat giyinme veya sıkı kıyafetler terlemeye neden olup atopik dermatitin alevlenmesine yol açabileceğinden tercih edilmemelidir. Yaz aylarında denizde yüzmek bazı atopik dermatit hastalarına iyi gelebilir. Denizden çıktıktan hemen sonra duş alınıp nemlendirici sürülmesi önerilir. Ancak akut egzeması olan çocuklar kesinlikle havuza girmemelidir. Sabun, köpük banyosu, parfüm, kozmetik, alkol içeren cilt ürünleri, suda fazla vakit geçirme, sıcak su, parmak ve hamur boyalarının şikayetleri artırabileceği unutulmamalıdır. Deri lezyonlarında kızarıklıkla birlikte sıcaklık artışı, içi sıvı dolu kabarcıklar veya sarı kabuklanmalar oluşmuşsa, ateş eşlik ediyorsa enfeksiyon işareti olabilir, bu durumda hemen doktora başvurulmalıdır.

image

Sinek / Böcek Isırıkları

Özellikle yaz aylarında artış gösteren böcek sokması nedeni ile oluşan reaksiyonlar her yaş gurubunda görülebilir ancak ince ciltleri ve bağışıklık sistemlerinin henüz tanımaması nedeniyle çocuklarda daha çok görülür. Sinek, sivrisinek, arı, pire, karınca vb. böcek ısırıkları alerjik reaksiyona neden olabilir. Böcek sokması sonucu ciltte görülen döküntüler çoğunlukla vücudumuzun giysilerle örtülmemiş bölgelerinde görülür. Bu özellik vücudumuzdaki diğer nedenlere bağlı deri döküntülerden ayrılmasında önemli bir ayrıntıdır. Çoğunlukla ilk böcek sokmasında ciltte ciddi bir reaksiyon görülmeyebilir ancak tekrarlayan sokmalarda cilt bulguları gittikçe belirginleşir. Çoğunlukla böcek sokmasından sonra 24 saat içinde o bölgede kaşıntılı bir kabarıklık görülür. Kısa süre içerisinde tekrarlayan böcek sokmalarında geniş bir alanda ürtiker plakaları oluşabilir. Yaş ilerledikçe böcek sokmalarına karşı cilt reaksiyonu çoğunlukla azalır, hatta tamamen ortadan kalkabilir. Böceğin soktuğu bölgede özellikle çocuklarda antibiyotik tedavisi gerektirecek lokal bakteriyel enfeksiyon gelişebilir. Sık olmasa da tüm vücutta şişme, tansiyon düşüklüğü ile beraber ortaya çıkan anafilaksi gibi ağır bir tablo ortaya çıkabilir. Böcek sokması olan bölgede kan dolaşımının yavaşlaması için soğuk kompres ve sokma sonrası oluşacak döküntüler için kaşıntı önleyici kremler kullanılabilir. Cilt reaksiyonu yaygınsa ve kaşıntı çoksa doktor onayı ile ağızdan antihistaminik ilaçlar kullanılabilir. Böcek sokmalarını önlemek için önce böceklerin çocuğun yaşam alanına girmesini engellemek gerekir. Böcek sokmasına karşı cilde sürülen losyonlar ve koku yayan sinek kovucular alerjik çocuklarda kesinlikle kullanılmamalıdır. Bunun yerine sesle çalışan elektronik sinek kovucular kullanılabilir. Eve sineklik taktırmak, özellikle bebekler için cibinlik kullanmak bir alternatif yöntem olabilir. Arı/böcek sokmalarına alerjisi olan bir kişinin yanında Epipen oto-enjektör taşıması gereklidir.

image

Yardımcı Kaynaklar: American College of Allergy, Asthma & Immunology, American Academy of Dermatology, MedicineNet, Mayo Clinic, Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği, İstanbul Tıp Fakültesi Arşivi, Çocuklarda Alerjik Hastalıkların Teşhis ve Tedavisi Webinarı

Alerjik Çocuklar için Yazın Dikkat Edilmesi Gerekenler

summer-day-camps

Alerjik çocuklar için kış ayları ne kadar risk taşıyorsa aslında yaz ayları da benzer riskler taşır. Soğuk algınlığı, grip ve üst solunum yolu enfeksiyonları azalsa da yaz aylarında farklı riskler alerjik çocukların sağlığını tehdit eder. Bu risklerin en başında yiyecek çeşitlliğinin değişmesi, güneşe ve suya daha fazla maruz kalma, olası böcek ısırıkları sayılabilir. Alerjik çocuk ailelerinin bu ve benzeri riskler karşısında dikkat etmesi gerekenler ve alınabilecek önlemleri sizler için aşağıda özetlemeye çalıştım.

  • Besin Alerjisi Açısından Yiyecek Çeşitliliğinin Değişmesi

fruitplatterKış aylarında sebze, yaz aylarında ise meyve çeşitliliği daha fazladır. İnsanoğlu bu şekilde yaz aylarında terleme ile kaybedilen suyu, bol sulu meyveler tüketerek geri kazanabilir. Ancak besin alerjisi olan çocuklar için yediği bir besine uzun süre ara vermek bağışıklık sisteminin bu besine ait proteinleri unutup uzun bir aradan sonra tekrar karşılaşınca sanki ilk kez karşılaşıyor gibi tepki vermesine neden olabilir. Rebound etkisi denilen bu durum nedeni ile kış sebzeleri hatta meyveleri evde konserve şeklinde hazırlanıp ya da buharda-sıcak suda şoklanarak derin dondurucuda stoklanabilir. Rutin aralıklarla vücuda bu gıdalar tekrar tekrar verilerek bağışıklık sisteminin bu proteinleri unutmaması sağlanabilir. Rebound etkisi hakkında detaylı bilgi için Nisan ayında düzelnediğimiz webinarı izleyebilirsiniz.

Öte yandan bazı yaz meyveleri oldukça alerjik olarak bilinir. Özellikle kırmızı renkli ve berry ailesine ait meyveler… Bu meyveler denenirken çok dikkatli olunmalı, belirli bir meyveye tepki veren çocuğun aynı aileye ait diğer meyvelere de tepki verebileceği unutulmamalıdır. Bu meyvelerin listesi için Alerji ile Yaşam Platformu‘ndaki Genel Alerjen Besinler Listemize bakabilirsiniz.

Isıl işlemin meyvelerdeki proteinlerin kolayca parçalaması nedeni ile çiğ meyvelere tepki veren bir çocuğun aynı meyvelerin pişmiş halini daha kolay tolere edebileceği de göz önünde bulundurulmalıdır. Bu durumda şekersiz meyve kompostosu, reçel, marmelat, pişmiş meyvelerden sorbe, meyve pestili, meyveli kek ve hamur işleri iyi birer alternatif olabilir.

  • Beslenmedeki Diğer Riskler

grillenYazın mangal-ızgara tarzı pişmiş etler daha çok tüketilir. Ancak unutulmaması gerekir ki bu tarz pişirme esnasında etin dışı çabuk pişer, içi nispeten çiğ kalabilir. Pişirme süresinin uzunluğu besinin proteinlerinin parçalanmasında etkili olduğu için alerji riskini azaltır, bu nedenle aynı etin haşlanmış hali bir çocuğa dokunmazken ızgara hali dokunabilir. Öte yandan ızgara tarzı bir eti dışarıda yiyecekseniz, hem kırmızı hem beyaz etlerin yumuşaması için bir gece önceden süt veya yoğurt suyu ile marine edildiği unutulmamalıdır. Bu risk nedeni ile dışarıda tüketeceğiniz etler konusunda çok dikkatli olmanız gerekir. Yiyeceğiniz eti kendiniz (alerjiniz yoksa) soğan suyu-zeytinyağı ile marine edebilirsiniz ancak yine etin pişirileceği mangal-ızgaranın çok iyi temizlenmiş olması gerekmektedir. Ufak bir bulaşma bile diyetinizin bozulmasına ve alerjik tepkinin gözlemlenmesine neden olabilir.

Yazın vazgeçilmezi dondurma konusunda da alerjik çocuk aileleri çok dikkatli olmalıdır. Keza dışarıda üretilen bir çok dondurma ve hazır külahların bazıları süt içermektedir. Bu durumda sorbe adı verilen sadece meyve püresinden elde edilen tarz sütsüz dondurma tercih edilebilir. Sorbeyi kendiniz evde dondurma makinası ile veya meyveleri dondurup rondodan geçirerek hazırlayabilirsiniz. Dışarıda sorbe tüketeceğiniz zaman da sorbeyi bizzat hazırlayan kişiden teyit almalı ve sütlü dondurmaya değmiş kaşık yerine temiz bir kaşıkla servis edilmesini rica etmelisiniz. Dışarıda üretilen sorbelere kıvam arttırmak için Guar gum tarzı katkılar eklenebildiği de unutulmamalıdır. Külahların içeriği de dikkati incelemeli, hazır külahlarda buğday unu, su, tuz ve şekerin yanı sıra soya lesitini, çeşitli bitkisel yağlar, kabartıcı ve vanilya aroması olduğu da göz önünde bulundurulmalıdır.

Yazın beslenmedeki diğer bir tehlike ise havanın sıcak olması nedeni ile besinlerin çok daha hızlı bozulmasıdır. Özellikle proteince zengin besinler açıkta daha hızlı bakteri üretirler. Bu nedenle yumurta, et, tavuk, balık, süt ve süt ürünleri dışarıda uzun süre tutulmamalı, gerekirse buzdolabının derecesi hava sıcaklığına göre ayarlanmalıdır. Donmuş gıdalar çözünüp tekrar dondurulduğunda bakteri üremesi olacağı için marketten bu tarz ürünler temin edileceğinde alışverişin en sonunda dondurucudan alınmalı ve özel ısı koruyucu poşetlerle eve taşınmalıdır. Dışarıda temin edeceğiniz soğuk zinciri bozulmuş yiyecekler de gıda zehirlenmesine neden olabilir ve zaten bağışıklığı düşük olan çocuklar için ishal-kusma ile beraber oldukça yıpratıcı olabilir. Bu nedenle soğuk zincirin korunmasına ve hijyen koşullarının uygunluğuna çok dikkat etmek gerekir. Gıda zehirlenmesi durumunda ishal önleyici ilaçlarla enfeksiyonun vücutta hapsedilmesi yerine ishalin engellenmeyip mikropların vücuttan atılması ancak bu esnada vücudun kaybettiği suyun ağız veya serum şeklinde vücuda tekrar kazandırılması önerilmektedir.

Bir diğer önemli husus; meyve ve sebzeler çiğ veya pişmiş halde tüketileceğinde mutlaka kabukları soyulmalıdır. Keza tarım ilaçları besinin kabuk kısmına işleyip birikmekte ve yıkama ile arındırılamamaktadır. Bu tarz kimyasallar çocuklarda ciddi alerjik rekasiyonlara neden olabilir.

  • Güneş Alerjisi

download (3)Alerjik çocuklar için bağışıklık sisteminin güçlenmesi  için gerekli olan D vitamini kaynaklarından birisi de güneş ışınlarıdır. Ancak güneş alerjisi riski nedeni ile bu hususta dikkatli olunmalıdır. Birkaç çeşit güneş alerjisi olmasına karşın en sık rastlanan cinsi Polimorfik Işık Erüpsiyonu olarak adlandırılır. Sıcak iklime sahip ülkelerde görülme sıklığı yaklaşık %10 civarındadır. Özellikle açık tenli kişiler daha büyük risk altındadır. Bu tip güneş alerjisi hem UVA hem de UVB ışınları nedeni ile ortaya çıkabilir. Kişinin güneş ışınları ile temasından sonra gecikmiş reaksiyon olarak ortaya çıkar.  Genellikle burun, yanaklar, çene, boyun yan kısımları, el üstleri, kolların dış yüzleri simetrik olarak tutulmaktadır. Güneşe maruz kalan kişide, dakikalar veya saatler içerisinde başlayıp yaklaşık 7-10 gün sonra gerileyen döküntüler gözlenir.  Çocuklarda yüz en sık yerleşim bölgesidir. Güneş görmeyen ancak ışığın seyrek dokulu kıyafetlerden geçtiği alanlarda da nadiren döküntüler görülebilir.

Bazı ilaçların mesela bazı grup antibiyotik ve ağrı kesicilerin kullanımı da güneş alerjisini tetikleyebilir. Ayrıca deterjan, parfüm gibi kimyasallara maruz kalan kişilerde güneş alerjisi görülme riski artar. Aynı şekilde sedef, atopik dermatit(egzema) hastalarında da güneş alerjisi görülme riski daha fazladır. Ancak bazı otoimmün hastalıklarda da güneş alerjisi görülebileceği için kişide başka şikayetler de varsa mutlaka uzman bir hekime başvurulmalıdır.

Güneş alerjisinden korunmak için güneş ışınları ile temas mümkün olduğunca kısıtlanmalı, sık dokulu vücudu örten kıyafetler ve şapkalar tercih edilmeli, yüksek faktörlü koruyucu kremler kullanılmalıdır. Alerjik çocuklar için tavsiye edilen güneş kremi önerilerine Alerji ile Yaşam Platformu‘ndan ulaşabilirsiniz.

  • Deniz ve Havuz Kullanımı 

images (1)Yüzme için ilk tercih edilecek seçenek şüphesiz açık deniz olmalıdır. Denizin kendi kendisini temizleme özelliği nedeni ile enfeksiyon kapma riski havuz suyuna oranla daha düşüktür. Ancak kirli, köpüklü, normal dışı kokusu olan sularda yüzmek risk taşır. Plaj olarak kullanılan kıyılarda deniz sularının 15 günde bir mikrobiyolojik, fiziksel ve kimyasal kontrollerinin yapılıyor olması idealdir. Bu nedenle alerjijk çocuklar için mümkünse Mavi Bayraklı kıyılar tercih edilmelidir. Ancak soğuk denizler de alerjik çocuklar için risk taşıyabilir. Keza vücudun soğuk su ile ani teması veya sudan çıkınca üşüme nedeniyle ortaya soğuk ürtikeri denilen kaşıntılı kızarıklık çıkabilir. Bu nedenle çocukların soğuk suya birden dalmaları önlenmelidir. Suya önce ayaklar, daha sonra da vücut kademeli olarak sokulmalıdır.

Burun, geniz eti ve bademcik hastalıklarında, deniz suyunun olumlu bir etkisi vardır. Özellikle burundan geçen deniz suyu büyüyen geniz eti nedeniyle burun kanalında üreyen mikropları uzaklaştırır. Hatta deniz suyunun etkisi ile geniz etinde küçülmeler bile yaşanabilir. Öte yandan kulak zarı delik olan, kronik orta kulak iltihabı olan, kulak zarına tüp takılmış olan çocukların havuza, denize ve hatta duşa girerken bile kulaklarını sudan korumaları gerekir.

Havuza giren kişilerin burun florası, deri üzerindeki bakteriler, genital akıntılar, idrar yolu akıntıları havuz suyuna karışır. Ancak bundan ziyade, deri üzerindeki mantarlar, zararlı bazı bakteriler, yarası olanların yara üzerindeki bakterileri havuz suyunda daha büyük bir risk oluşturur. Çocuklara ve hassas cildi olan yetişkinlere bu tür bakteriler daha çok zarar verir. Suyla bulaşan enfeksiyonlardan korunmada en sık kullanılan yöntem klorlamadır. Ancak klorun olumsuz etkileri de mevcuttur. Bu açıdan ozon ile dezenfeksiyon son zamanlarda daha çok tercih edilen bir yöntemdir. Ancak havuzdaki sistemin buna uygun olması gerekir. Klor miktarının fazla olması durumunda gözlerde irritasyon ve akciğerlerde toksik etki yaratabilmekte, az olması durumunda ise dezenfektan özelliği kaybolmaktadır. Havuz suyunda 0.6-1.5 ppm arasında klor bulunmalıdır. Havuz suyunun pH değeri 7.2 ile 7.6 arasında ve suyun sirkülasyonu yeterli olarak sağlanmış olmalıdır. Havuz dibi ve fayans çizgileri net olarak görülebilmelidir. Havuz suyu ısısının kontrolü de önemlidir. Tüm bu veriler belirli periyotlarla kontrol edilip havuz başına herkesin görebileceği şekilde not edilmelidir.

Bakımı düzgün yapılmayan havuzlarda dış kulak yolu enfeksiyonlarının ortaya çıkma riski yüksektir. Öte yandan klor miktarının fazla olması deriyi kurutup mevcut egzemaların şiddetlenmesine neden olabilir. Erken bebeklik döneminde havuza giren bebekler üzerinde yapılan bir araştırmaya göre bronşit, astım ve alerji riskinin arttığı saptanmıştır. Bu nedenle havuz kullanımı için erken bebeklik dönemi tercih edilmemeli, daha az sayıda kişinin(ve mümkünse hep aynı kişilerin) kullandığı , bakımı düzgün yapılan havuzlar seçilmelidir. Kapalı havuzların taşıdığı küf mantarı riski ve buharlaşan klor kokusunun kapalı ortamda birikmesi nedeni ile özellikle solunum yollarında sıkıntı yaşayan, astımlı hastalar için kesinlikle tercih edilmemelidir. Nem ve ısının hapsolduğu kapalı havuzlarda küf mantarına fayans aralarında, mazgallarda ve tavanda çok sık rastlanır. Küf mantarı sporları solunum yolu ile ciğerlere nüfuz ederek hapşırma, nefes darlığı, göz kızarması-yaşarması gibi alerjik reaksiyonlara neden olabilir.

Yüzme öncesi ve sonrası alınması gereken diğer tedbirler için daha önce yayınladığım yazıyı bu linkten okuyabilirsiniz.

  • Solunum Yolu Alerjileri

download (1)Yazın yağmur yağmaması nedeni ile havada daha çok toz ve polen bulunur. Uzun süre açık tutulan pencerelerden eve dolan toz ve polen solunum yolu alerjilerine sahip çocuklar için sağlıksız bir yaşam alanı oluşturur. Bu nedenle ev, polenlerin düşük olduğu zaman diliminde havalandırılıp klima veya ev içi vantilatör kullanılabilir. Kullanacak klimanın flitresinin düzenli değiştirilmesi ve bakım yapılması çok önemlidir. Klima kullanımı ile ev içi nem de azalacağından hem ev akarlarının hem küf mantarlarının çoğalması engellenebilir ancak çok kuruyan havayı solumak alerjik çocuklar için zorlayıcı da olabilir, bu durumda klima sadece içerideki havayı sirküle edecek şekilde çalıştırılabilir.

Evin zemini, ev içi havadan daha çok alerjen barındırır. Bu nedenle ev sık sık Hepa filtreli elektirik süpürgesi ile temizlenmeli, mümkünse halı kullanılmamalı, yıkanabilir kilimler tercih edilmelidir. Ayrıca ev akarlarının koltuk, perdeler, yatak, yastık ve nevresimler üzerinde de yaşayabildiği hesaba katılmalıdır.

Hem ev akarı hem küf mantarı açısından denize yakın nem oranı yüksek bölgeler daha risklidir. Bu durumda ev içi nemin düşürülmesi için rutubet önleyiciler kullanılabilir.

  • Böcek-Sinek Isırıkları

insect_biteÖzellikle yaz aylarında artış gösteren böcek sokması nedeni ile oluşan reaksiyonlar her yaş gurubunda görülebilir ancak ince ciltleri ve bağışıklık sistemlerinin henüz tanımaması nedeniyle çocuklarda daha çok görülür. Sinek, sivrisinek, arı, pire, karınca vb. böcek ısırıklerı alerjik reaksiyona neden olabilir. Böcekler doğrudan etkileri veya taşıdıkları hastalıklar nedeniylede zarar verebilirler. Böcek sokması sonucu ciltte görülen döküntüler çoğunlukla vücudumuzun giysilerle örtülmemiş bölgelerinde görülür. Bu özellik vücudumuzdaki diğer nedenlere bağlı deri döküntülerden ayrılmasında önemli bir ayrıntıdır. Çoğunlukla ilk böcek sokmasında ciltte ciddi bir reaksiyon görülmeyebilir ancak tekrarlayan sokmalarda cilt bulguları gittikçe belirginleşir. Çoğunlukla böcek sokmasından sonra 24 saat içinde o bölgede kaşıntılı bir kabarıklık görülür. Kısa süre içerisinde tekrarlayan böcek sokmalarında geniş bir alanda ürtiker plakları oluşabilir. Yaş ilerledikçe ise böcek sokmalarına karşı cilt reaksiyonu çoğunlukla azalır, hatta tamamen ortadan kalkabilir. Böceğin soktuğu bölgede özellikle çocuklarda antibiyotik tedavisi gerektirecek lokal bakteriyel enfeksiyon gelişebilir. Sık olmasa da tüm vücutta şişme, tansiyon düşüklüğü ile beraber ortaya çıkan anafilaksi gibi ağır bir tablo ortaya çıkabilir. Böcek sokması olan bölgede kan dolaşımının yavaşlaması için soğuk kompres ve sokma sonrası oluşacak döküntüler için kaşıntı önleyici kremler kullanılabilir. Cilt reaksiyonu yaygınsa ve kaşıntı çoksa doktor onayı ile ağızdan antihistaminik ilaçlar kullanılabilir. Böcek sokmalarını önlemek için önce böceklerin çocuğun yaşam alanına girmesini engellemek gerekir. Böcek sokmasına karşı cilde sürülen ilaçlar ve koku yayan sinek kovucular alerjik çocuklarda kesinlikle kullanılmamalıdır. Bunun yerine sesle çalışan elektronik sinek kovucular kullanılabilir. Eve sineklik taktırmak, özellikle bebekler için cibinlik kullanmak bir alternatif yöntem olabilir. Arı/böcek sokmalarına alerjisi olan bir kişinin yanında Epipen oto-enjektör taşıması gereklidir.

  • Tatil Yeri Seçimi ve Yolculuk

images (1)Alerjik çocuklar için şüphesiz tatil yeri seçimi çok büyük önem taşımaktadır. Sadece besin alerjisi olan çocuklar için açık büfe beslenmenin taşıdığı riskler bir yana, astım ve solunum yolu alerjisi olan çocuklar için de otel odaları alerjiyi tetikleme riskine sahiptir. Herşeyden önce seçilecek otel, sigara içilmeyen ve mümkünse duvardan duvara halı kaplı olmayan odalara sahip olmalıdır. Odalarda kullanılan klimaların merkezi olduğu ve filtrelerinin çok sık değiştirilmemiş olabileceği de akılda bulundurulmalıdır. Yine banyoların sık kullanımı nedeni ile küf mantarı riski söz konusu olabilir. Tüm bu detaylar otel seçimi yapılmadan önce bizzat otelin Müşteri Hizmetleri Birimi ile görüşülmelidir. Besin alerjisi için açık büfedeki alternatif seçenekler, çocuk büfesinde sunulan menü ve pişirilen yemeklerde kullanılan yağa kadar her detay öğrenilmeli ve otelden sunabilecekleri alternetifler konusunda destek istenmelidir. Otelin çocuk dostu olmasının yanı sıra, çocuk havuzunun yaz boyunca çok çocuk tarafından kullanıldığı ve bu nedenle çok hijyenik olmayabileceği ihtimali düşünülmeli, bu nedenle denize yakın, temiz bir plajı ve denizi olan oteller tercih edilmelidir. Eğer çocuğunuz deterjan, yumuşatıcı gibi temizlik maddelerine tepki gösteriyorsa kendi temiz çarşafınızı yanınızda götürmeniz de daha sağlıklı olacaktır.

Eğer çocuğunuzun alerjisi büyük otellerin sunduğu koşullarda kalmanıza elverişli değilse apart otel veya kiralık evler alternatif olarak düşünülebilir. Kendi yemeğinizi pişirmeniz açısından bu seçenekler daha sağlıklı olabilir. Yine temn edilecek yiyecek malzemelerinin güvenilir olmasına dikkat edilmeli ve çocuğun acil durumlarda kullanması gereken her türlü ilaç seyehat çantanızda bulunmalıdır.

Daha önce alerjik çocuk sahibi ailelerin gidip memnun kaldığı alerji dostu oteller listesine Alerji ile Yaşam Platformu‘ndan ulaşabilirsiniz.

Tatil öncesi ve sonrası seyahat sırasında da uçak ile ulaşım düşünülüyorsa kulak tıkanmalarına karşı önlem alınmalıdır. Özellikle kalkış ve inişlerde küçük bebekleri emzirmek veya emzik emmesini sağlamak, büyük çocuklarda ise ağzı kocaman açıp kapatmak veya sakız çiğnemek(süt alerjisi yoksa) ve yutkunmak da östaki borusunun açılmasına yardımcı olur. Aynı zamanda burunun açık tutulması için deniz suyu sprayler de kullanılabilir. Normlade kulak tıkanıklığı indikten birkaç dakika veya birkaç saat sonra geçer. Eğer tıkanıklık iki-üç gün içinde geçmezse mutlaka bir Kulak burun boğaz uzmanına başvurmak gerekir.

  • İlaçların Muhafaza Edilmesi

download (2)Yazın ilaçlar kapalı ortamda dahi muhafaza edilse, ortam sıcaklığının artması ilaçların bozulması açısından tehlike arz edebilir. İlaçlar mutlaka prospektüslerinde yazan sıcaklıkta muhafaza edilmelidir. Yaz geldiği için ilaçları buzdolabında saklamak doğru değildir. Bir çok ilacın oda sıcaklığında muhafaza edilmesi önerilir ancak oda sıcaklığı için bir üst limit belirtilmiştir. Mesela ateş düşürücü, antihistaminik ve reflü şurupları, D vitamini damlaları 25°C altında, inhaler ve demir şurupları ise 30°C altında saklanmalıdır. Bu nedenle ev ortamında dahi ilaçlar ısı geçirmeyen yalıtkan malzeme ile kaplanmış özel çantalarda saklanmalıdır. Seyahat esnasında da ilaçların kapalı araç içinde veya plajda güneş altında tutulmamasına özen gösterilmelidir. Biogaia gibi probiyotik damlalar ve Laktaz damlaları ise soğuk zincir bozulmadan taşınmalıdır.

Aynı şekilde Epipen oto-enjektör için önerilen saklama sıcaklığı 20-25°C arasıdır. Ancak yolculuk esnasında yani kısa süreli olarak bu aralığın 15-30°C kadar sarkması tolere edilebilir. Bu nedenle Epipen oto-enjektör de mutlaka ısı yalıtımlı bir çanta içinde taşınmalıdır. Ayrıca içindeki adrenalinin güneş ışığı ile temas etmemesi gerektiği için orjinal karton kutusundan çıkartılmamalıdır. Epipen oto-enjektör üzerindeki pencereden sıvının renk kontrolü yapılıp berrak renk dışında bir renk görülüyorsa enjektör yenisi ile değiştirilmelidir. Epipen oto-enjektörün sıcaklık kontrolünü yapabilmek için aşağıdaki resimdeki bigi minik br termometre ile beraber taşıyabilirsiniz.

IMG_8882

 

Yardımcı Kaynaklar: Asthma and Allergy Foundation of America, MedicineNet, British Allergy Foundation, Mayo Clinic, Çocuklarda Alerjik Hastalıkların Teşhis ve Tedavisi Webinarı, Türk Pediatri Kurumu Arşivi

Alerjik Çocuklar için Yüzme Sakıncalı mıdır?

11650976_1615063102078440_258086105_n

 

Yüzme esnasında vücudun bir çok kasının kullanılıyor olması nedeniyle diğer spor dallarına göre daha faydalı olduğu kabul edilir. Suyun kaldırma etkisi nedeniyle eklem, kemik ve kas üzerine daha az yük biner ve bu nedenle yaralanma riski diğer sporlara göre daha düşüktür. Yüzme kardiyovasküler kondisyonu, kas kuvvetini, iskeletin esnekliğini ve hareketliliğini artırır. Tempo ile yapılan yüzme sırasında yükselen kalp atım hızı nedeniyle ciğerlerin oksjen taşıma kapasitesi de artar. Bu nedenle büyüme çağındaki çocuklar başta olmak üzere her yaş insan için tavsiye edilen bir spor dalıdır.

Yazın başlaması ile birlikte alerjik çocuk yetiştiren ailelerin  kafasında beliren sorulardan birisi şüphesiz deniz ve havuz kullanımı hakkında olur. Deniz suyunun faydaları tartışılmaz ancak alerjik çocuklar için hiç risk taşımadığı da söylenemez. Öte yandan havuz kullanımı hangi koşullarda daha güvenlidir, yoksa alerjik bir çocuk hiç mi havuza girmemelidir sorularının yanıtını aşağıda özetlemeye çalıştım. Konu hakkında mutlaka takibinizi yapan hekiminizden de onay almanızı tavsiye ederim.

imagesYüzme için ilk tercih edilecek seçenek şüphesiz açık deniz olmalıdır. Denizin kendi kendisini temizleme özelliği nedeni ile enfeksiyon kapma riski havuz suyuna oranla daha düşüktür. Ancak kirli, köpüklü, normal dışı kokusu olan sularda yüzmek risk taşır. Plaj olarak kullanılan kıyılarda deniz sularının 15 günde bir mikrobiyolojik, fiziksel ve kimyasal kontrollerinin yapılıyor olması idealdir. Bu nedenle alerjijk çocuklar için mümkünse Mavi Bayraklı kıyılar tercih edilmelidir.

Ancak soğuk denizler alerjik çocuklar için risk taşıyabilir. Keza vücudun soğuk su ile ani teması veya sudan çıkınca üşüme nedeniyle ortaya soğuk ürtikeri denilen kaşıntılı kızarıklık çıkabilir. Bu nedenle çocukların soğuk suya birden dalmaları önlenmelidir. Suya önce ayaklar, daha sonra da vücut kademeli olarak sokulmalıdır.

Burun, geniz eti ve bademcik hastalıklarında, deniz suyunun olumlu bir etkisi vardır. Özellikle burundan geçen deniz suyu büyüyen geniz eti nedeniyle burun kanalında üreyen mikropları uzaklaştırır. Hatta deniz suyunun etkisi ile geniz etinde küçülmeler bile yaşanabilir. Öte yandan kulak zarı delik olan, kronik orta kulak iltihabı olan, kulak zarına tüp takılmış olan çocukların havuza, denize ve hatta duşa girerken bile kulaklarını sudan korumaları gerekir.

 

Havuza giren kişilerin burun florası, deri üzerindeki bakteriler, genital akıntılar, idrar yolu akıntıları havuz suyuna karışır. Ancak bundan ziyade, deri üzerindeki mantarlar, zararlı bazı bakteriler, yarası olanların yara üzerindeki bakterileri havuz suyunda daha büyük bir risk oluşturur. Çocuklara ve hassas cildi olan yetişkinlere bu tür bakteriler daha çok zarar verir. Suyla bulaşan enfeksiyonlardan korunmada en sık kullanılan yöntem klorlamadır. Ancak klorun olumsuz etkileri de mevcuttur. Bu açıdan ozon ile dezenfeksiyon son zamanlarda daha çok tercih edilen bir yöntemdir. Ancak havuzdaki sistemin buna uygun olması gerekir. Klor miktarının fazla olması durumunda gözlerde irritasyon ve akciğerlerde toksik etki yaratabilmekte, az olması durumunda ise dezenfektan özelliği kaybolmaktadır. Havuz suyunda 0.6-1.5 ppm arasında klor bulunmalıdır. Havuz suyunun pH değeri 7.2 ile 7.6 arasında ve suyun sirkülasyonu yeterli olarak sağlanmış olmalıdır. Havuz dibi ve fayans çizgileri net olarak görülebilmelidir. Havuz suyu ısısının kontrolü de önemlidir. Tüm bu veriler belirli periyotlarla kontrol edilip havuz başına herkesin görebileceği şekilde not edilmelidir.

Bakımı düzgün yapılmayan havuzlarda dış kulak yolu enfeksiyonlarının ortaya çıkma riski yüksektir. Öte yandan klor miktarının fazla olması deriyi kurutup mevcut egzemaların şiddetlenmesine neden olabilir. Erken bebeklik döneminde havuza giren bebekler üzerinde yapılan bir araştırmaya göre bronşit, astım ve alerji riskinin arttığı saptanmıştır. Bu nedenle havuz kullanımı için erken bebeklik dönemi tercih edilmemeli, daha az sayıda kişinin(ve mümkünse hep aynı kişilerin) kullandığı , bakımı düzgün yapılan havuzlar seçilmelidir. Kapalı havuzların taşıdığı küf mantarı riski ve buharlaşan klor kokusunun kapalı ortamda birikmesi nedeni ile özellikle solunum yollarında sıkıntı yaşayan, astımlı hastalar için kesinlikle tercih edilmemelidir. Nem ve ısının hapsolduğu kapalı havuzlarda küf mantarına fayans aralarında, mazgallarda ve tavanda çok sık rastlanır. Küf mantarı sporları solunum yolu ile ciğerlere nüfuz ederek hapşırma, nefes darlığı, göz kızarması-yaşarması gibi alerjik reaksiyonlara neden olabilir.

15417

Yüzme öncesinde, esnasında ve sonrasında alınması gereken tedbirler;

  •  Çocuklar yaz aylarında güneş ışınlarının en yoğun olduğu, 10.00- 16.00 saatleri arasında suya girmemeli, güneşe çıkmadan 30 dakika önce tercihen mineral bazlı, UV filtreli güneş kremi sürülmelidir. Denize girme seansları saat 16.00’dan sonra günde 10 dakika ile başlamalıdır. Bu süre, her gün yavaş yavaş artırılarak, suda en fazla 30 dakika kalmaları sağlanmalıdır. Çünkü çocuklar suyun içinde bile olsalar, ciltleri güneşin zararlı ışınlarından olumsuz etkilenir. Güneş ve suya uzun süre maruz kalan atopik ciltler daha çok kurur ve egzemada artış gözlenebilir.
  • Yemeğin üzerinden en az iki saat geçmeden yüzülmemelidir. Bununla birlikte, az ve sulu besinler ile içecekler alındığında bu süre daha da azaltılabilir. Diğer sporlar kadar olmasa da yüzme sırasında su kaybı söz konusudur. Bu bakımdan susama hissedilmeden kısa aralıklarla yeterince su içilmelidir. Ancak yüzmeden önce çok fazla su içilmesi rahatsızlık yaratabilir.
  • Havuz kullanımında göz ve kulaklar enfeksiyonlara karşı korunmalı, yüzme esnasında gözlük ve tıkaç takılmalıdır.  Kulak enfeksiyonlarına karşı, vazelinli veya gliserinle yağlanmış pamuk tıkaçlar veya plastik kulak tıkaçları kullanılabilir.
  • Nezle, sinüzit ve soğuk algınlığı gibi durumlarda dalış yapılmamalıdır.
  • Havuz suyunu kaza ile yutma sonucu ateşli ishaller gelişebilir. Bu nedenle yüzme bilmeyen çocuklar, kafanın su yüzeyinden daha yüksekte kalması için simit veya yüzme tahtası ile suya sokulmalıdır.
  • Havuz kullanımında çocuklar, yetişkinlerden ayrı çocuk havuzunda yüzmelidir. Başında mutlaka bir yetişkin kontrolünde suya girmelidir. Çocukların kafaları daha ağır olduğu için kolayca dengelerini kaybedip suya batabilecekleri unutulmamalıdır.
  • Çocuklar belli aralıklarla tuvalete götürülmeli, havuza idrar kaçırmalarına fırsat verilmemelidir.
  • Yüzme mayoları vücuda uygun (yani ne çok sıkı ne de bol olmalı), hızlı kuruma özelliğine sahip olmalıdır. Likralı ya da polyester UV filitreli kumaşlardan mayolar tercih edilebilir. .Mayonun yaş olarak vücutta uzun süre kalmaması, hemen değiştirilmesi daha sağlıklıdır. Klorlu ve tuzlu sular mayoların yıpranmasını artırmaktadır. Güneşten koruyuculuk özelliği açısından yıpranmış mayoların kullanılmaması önerilir.
  • Özellikle kız çocuklar idrar yolları enfeksiyonlarına daha kolay yakalanır. Bu nedenle mantar üremesini de engellemek için ıslanan mayolar hemen değiştirilmeli, çocuğun genital bölgesinin direk kumla temas etmesi engellenmeli ve banyo esnasında genital bölge iyice temizlenmelidir.
  • Çocuklara, havuz ve denizden çıktıktan hemen sonra bol temiz su ile banyo yaptırılmalıdır. Banyo sırasında cildi kuruttuğu için sabun kullanılmamalıdır. Su, deniz, havuz, sabun ve güneş gibi cildin kurumasına neden olan faktörlerden kaçınmak mümkün olmadığından cildi nemlendirmek amacıyla hem bebeklerde hem de çocuklarda yoğun nemlendiriciler kullanılmalıdır. Nemlendirici, cilt tamamen kurulanmadan hafif nemli iken sürülerek nemin hapsedilmesi sağlanmalıdır.
  • Yaz aylarında dış kulak yolunda terlemeye, havuza ve denize girmeye bağlı nemlilik oluşur. Böylece bakteri ve mantarların üreyebileceği ortam yaratılmış olur. Bunu önlemek için yüzme sonrası kulak girişi temiz bir bezle kurulanmalıdır. Kulak kirini içeri itmemek adına pamuklu çubuklar kullanılmamalıdır.
  •  Kulak zarı delik olan, kronik orta kulak iltihabı olan, kulak zarına tüp takılmış olan kişilerin havuza, denize ve hatta duşa girerken bile kulaklarını sudan korumaları gerekir. Bu hastalar kulakları için vazelinli veya gliserinli pamuk veya silikon tıkayıcılar kullanabilirler.
  • Kulağa su kaçarsa, kulağı yere doğru eğip tek ayak üzerinde zıplanmalıdır.
  • Sinüzit problemi yaşayan çocuklarda saçların nemli bırakılmayıp kurutulması da oldukça önemlidir.

Kaynaklar: American College of Allergy, Asthma & Immunology,  Allergies & Asthma Magazine, Pubmed makaleleri, Prof.Dr.Asım Kaytaz ve Prof.Dr.İlknur Bostancı röportajları

Besin Alerjisi Farkındalık Haftası Dünyada Nasıl Kutlanıyor?

1422255Besin Alerjisi Farkındalık Haftası, ilk kez 1998 yılında Amerika’da Food Allergy Research & Education Derneği tarafından kutlanmaya başlanmıştır. Mayıs ayının ikinci haftası olarak kutlanan Besin Alerjisi Farkındalık haftası boyunca ücretsiz seminerler, eğitimler, bilgilendirme toplantıları, yürüyüşler gibi çeşitli etkinlikler yapılmakta ve besin alerjisinin son yıllardaki artışına dikkat çekilmektedir. Tüm bu kutlamalar esnasında hem besin alerjisi hastalarına hem de halka belli başlı mesajlar veren broşürler dağıtılmakta ve farkındalığı arttıracak etkinlikler organize edilmektedir.

Kampanyada öne çıkan bazı mesajlar şu şekildedir;

  • Besin alerjisinin tedavisi yoktur, tek önlem o besinden uzak durmaktır.
  • Besin alerjisi gıda intoleransından ve çölyak hastalığından farklıdır! Besin alerjisinde immün sistem görev alır ve tepkiler ani, şiddetli ve ölümcül olabilir.
  • Anafilaksi acil müdehale gerektiren, hayati tehlikesi olan ciddi bir alerjik reaksiyondur.
  • Anafilaksi riski taşıyan kişiler Epipen iğne taşımalı ve kullanımı konusunda eğitim almalıdır.
  • Herhangi bir gıdaya geçmişte gösterilen tepki gelecekte gösterilecek tepkiye referans olamaz.
  • Ev dışında yemek yenilecek yerlerde alerjene maruz kalma riski yükselir, bu riski azaltmak için nelere dikkat etmek gerekir.

Amerika’daki Besin Alerjisi ile ilgili bazı çarpıcı veriler ise aşağıdaki gibidir;

  • Her 13 çocuktan birinde besin alerjisi mevcut yani bir sınıfta yaklaşık 2 çocuk demek!
  • Amerika’da 6 milyonu çocuk olmak üzere 15 milyon kişide besin alerjsi mevcut!
  • Her 3 dakikada bir, acil servise alerjik reaksiyon nedeni ile bir başvuru gerçekleşiyor. Bu rakam yılda yaklaşık 200.000 hasta demek!
  • Alerjik reaksiyonların %90’ı belli başlı 8 ana alerjik gıda nedeni ile gerçekleşiyor; süt, yumurta, yer fıstığı, ağaç kabukluları, soya, buğday, balık ve deniz kabukluları.
  • Besin alerjisi her yaşta ortaya çıkabiliyor ve her yaş/ırktan insanı etkileyebiliyor.
  • 1997-2007 yılları arasında yapılan araştırmalara göre besin alerjisi görülme sıklığında %50 artış mevcut.

Besin alerjisinin ve anafilaksi vakalarının daha da sık görüldüğü ülke olan Avustralya’da ise Besin Alerjisi Farkındalık Haftası Mayıs’ın üçüncü haftası olarak kutlanmaktadır. Doğan her 10 çocuktan birisinde besin alerjisi görülen Avustralya’da hafta boyunca sosyal medya üzerinden paylaşımlar yaparak farkındalığı arttırmak ve çeşitli etkinliklerle kamuoyunun dikkatini çekmek hedeflenmektedir.

Yapılan kampanyalarda halka aşağıdaki teklifler sunularak katılımları talep edilir;

  • Sadece bir parmağınıza Turkuaz veya Kırmızı renk oje sürerek dikkat çekmek
  • “Adopt an Allergy” adı altında, alerjik olmayan kişilere bir gün veya bir hafta boyunca seçecekleri bir gıdanın orucunu tutarak alerjik kişilerin neler yaşadıklarını anlamalarını sağlamak
  • Alerji Dernekleri için bağış toplama kampanyalarına katılarak ürün/materyal satışlarına destek vermek
  • Hafta boyunca Facebook, Twitter, Instagram ve diğer sosyal medya kanallarında konu ile ilgili duyurular yaparak halkı bilgilendirmek

aus2

aus3

aus4

 

Geçen sene içlerinde ünlü sanatçıların, hatta bakanların da dahil olduğu geniş bir kesim tırnaklarını turkuaz renk ojeye boyayarak medyada resimlerini paylaşmışlardı. Bu sene yine yoğun katılım beklenen Avustralya’nın yanı sıra Amerika farkındalık haftasını tüm Mayıs ayına yayacağını ve görsel olarak daha ses getirecek organizasyonlara imza atacağını duyurdu. Mesela Besin Alerjisi’nin resmi rengi olan Turkuaz renk, ülkenin önemli binalarında ışıklandırma olarak kullanılacak. Pazartesi akşamı itibari ile Cleveland, Ohio’da bulunan Terminal Tower kulesi ve Kuzey Amerika’daki meşhur Niagara Şelaleleri tamamen turkuaz ışıklarla bezendi. Hafta boyunca halka Turkuaz renk giyinmeleri veya kurdele takmaları ve bayanların Turkuaz renk oje sürmeleri çağrısı yapıldı.

photo (2)

Biz de Alerji ile Yaşam Platformu olarak kendi imkanlarımızla sosyal medyada kampanyayı duyurmaya ve toplumumuzda farkındalık yaratmaya çalışıyoruz. Bu haftaya özel hazırladığımız ve alerjik çocuklarımızın rol aldığı video ilk günden büyük ilgi gördü ve tıklanma sayısı 7.000’e ulaştı. Emeği geçen herkese tekrar teşekkür ederim…

Henüz yolun çok başındayız ama sesimiz eskisine oranla daha gür, daha emin çıkıyor. Çocuklarımızın sağlığı, gelişimi ve sosyal hakları için büyük bir Alerjik Anneler ordusu olduk. Onların sesini duyurmak için daha da çok çalışacağız, yılmadan, pes etmeden…. sabırla ve özveriyle…

Kaynak: FAACT & FARE & Allergy & Anaphylaxis Australia

10-16 Mayıs Besin Alerjisi Farkındalık Haftası

fa

10-16 Mayıs tarihleri başta Amerika olmak üzere bir çok ülkede Besin Alerjisi Farkındalık Haftası olarak kutlanıyor. Geçtiğimiz yıl ben de “Sesimizi duyurmak için biz de birşeyler yapmalıyız.” diyerek bir kıvılcım yakmıştım. O hafta boyunca hazırladığım görseller sosyal medya üzerinden bir çok kişiye ulaştı ve besin alerjisi ile ilgili çarpıcı gerçekleri gözler önüne serdi. Bu sene ise daha farklı bir şey hayal ettim. Hep biz aileler anlatıyoruz yaşadıklarımızı, aslında çocuklarımızın bizzat yaşadıklarını, peki ya onlara söz hakkı versek nasıl olurdu?… Bu sefer de onlar kendi dilleri döndüğünce anlatsalar yaşadıkları sıkıntıları, konuşamayan miniklerimiz için de anneleri, babaları, abileri, ablaları hatta büyükanneleri tercüman olsaydı…

İşte bu fikirle bir video hazırladık ve çocuklarımız sizlere yaşadıkları zorlu hayatı hiç olmazsa bir kaç dakikalığına dile getirme fırsatı buldu. Sevgili doktorumuz Prof.Dr.Fügen Çullu Çokuğraş da bizleri kırmayıp videoda yer alarak bu hastalığın düzenli diyet ve doğru zamanda yapılacak kontrollü denemelerle aşılabileceği mesajını verdi.

Kafasında çooook projesi olan bir blogger anne olarak en büyük gücüm, projelerimi hayata geçirmek için “Haydi!” dediğimde arkamdan yürüyen bir kalabalık olduğunu görebilmek… Bu yüzden fikirler projelere, projeler ise hayatın ta kendisine dönüşebiliyor… Katkılarından dolayı Alerji ile Yaşam Platformu üyelerine çok teşekkür ediyorum. Yaşanan acıların ortaklığı insanları yakınlaştırırmış derler ama biz bunun bir adım daha ötesi bir kenetlenme yaşıyoruz. İyi ki varsınız…

Besin Alerjisi Farkındalık Haftası için hazırladığımız videoyu görüntülemek için bu linki tıklayabilirisiniz. Lütfen sesimizi daha geniş kitlelere duyurabilmemiz için linki çevrenizdekilerle de paylaşınız. İyi seyirler…

*Bu video Uzman Psikologlarımızın denetiminde hazırlanmıştır.

 

Polen Alerjisi Nedir, Nasıl Önlem Alınabilir?

polen

Bahar mevsimi ile başlayıp yaz ve sonbahar ayları boyunca bitkilerden salınan polenler, dünyada milyonlarca kişide alerjik reaksiyonların görülmesine neden olur. Alerjik reaksiyonlara neden olan pudra kadar küçük tanecikli polenler sadece çiçeklerden değil ot ve ağaçlardan da salınır. Bu polenler rüzgar, kuş, böcek ve arılar tarafından bitkiden bitkiye aktarılarak döllenmeyi ve bitkilerin hayatlarını sürdürmesini sağlarlar.

En alerjik olarak bilinen polenler;

  • Ağaç Polenleri; Akça Ağaç,Huş Ağacı, Meşe, Zeytin Ağacı, Çam, Kayın, Karaağaç, Ceviz Ağacı, Kavak, Alıç, Çınar, Söğüt Ağacı, Kızıl ağaç, Fındık Ağacı, Okaliptüs, Akasya, Melaluka Ağacı, Diş budak, Meskit, Selvi Ağacı, Dut Ağacı, Hurma Ağacı, Fıstık Çamı, Ladin Ağacı, At Kestanesi, Mürver Ağacı, Kestane, Ihlamur Ağacı, Gürgen Ağacı
  • Ot Polenleri; Kanarya Otu, Misk Otu, Daryapraklı Sinir Otu, Kaz Ayağı Otu, Deve dikeni, Altın Başak, Isırgan Otu, Çayır papatyası, Aslanağzı Otu, Kalya Otu, Kuzukulağı Otu, Batı Ambrosia Otu, Pelin Otu, Aslandişi(Karahindiba), Pıtrak Dikeni, Koyun Sarmaşığı, Süpürge Çiçeği, Yapışkan Çam Otu, Sarmaşık, Ayçiçeği, Acı Bakla, Çim
  • Çiçek Polenleri; Kasımpatı, Gül, Lale, Sümbül, Papatya (Çiçek polenleri nispeten daha büyük olduğu için rüzgar yerine böcek ve arılarla taşınır ve bilinenin aksine daha az alerjiye neden olur.)

Polen alerjisinde en sık görülen belirtiler aşağıdaki gibidir;

  • Burun etlerinde şişme/tıkanıklık
  • Şeffaf burun akıntısı, geniz akıntısı
  • Sık hapşurma, alerjik rinit(alerjik nezle)
  • Boğazda kaşıntı veya ağrı
  • Astım ve sinüzit belirtileri
  • Hırıltılı/hışıltılı nefes, sık öksürük
  • Nefes darlığı, ses kısılması veya kalınlaşması
  • Havlama tarzı kuru öksürük, krup
  • Geniz eti büyümesi, gece horlama, uyku apnesi
  • Ürtiker (kurdeşen), egzema (atopik dermatit)
  • Vücudun çeşitli bölgelerinde döküntü ve isilik tarzı kızarıklık
  • Göz, burun ve kulaklarda kaşınma
  • Gözlerde kızarıklık ve sulanma, göz altında ve kapaklarında şişme(anjiyoödem), alerjik göz nezlesi (konjonktivit)
  • Halsizlik, depresyon, migren, konsantrasyon eksikliği, dalgınlık/mahmurluk

polenr

Soluduğumuz havayı tamamen polenlerden arındırmak mümkün olmasa da alınabilecek belli başlı önlemler mevcuttur.

  • Sabah ve akşam üzeri polenlerin en yoğun olduğu zamanlarda, evinizi havalandırmaktan kaçının. Yine mümkünse çocuklarınızı bu saatlerde dışarı çıkarmayın.
  • Dışarı çıkacağınız zaman mümkün olduğu kadar derinizi örten kıyafetler giymeye ve şapka takmaya çalışın.
  • Kıyafet seçiminde ipek, naylon, polyester gibi statik elektrik nedeni ile polenlerin daha çok yapışacağı kıyafetler yerine pamuklu kıyafetleri tercih edin.
  • Burun ve ağzı örtecek şekilde maske kullanmaya veya yurt dışından temin edebileceğiniz silikon burun tıkaçları kullanmaya çalışın.
  • Gözlerinizi mümkün olduğunca kapatan bir gözlük/güneş gözlüğü kullanın.
  • Kontak lens kullanıyorsanız üzerine polenler yapışabileceği için dışarı çıktığınızda numaralı gözlük kullanmayı tercih edin.
  • Burnunuzu sık sık serum fizyolojik/deniz suyu ile temizleyin ve burun aspiratörü kullanın.
  • Dışarıdan geldiğinizde hemen ellerinizi yıkayıp kıyafetlerinizi değiştirin ve yıkamadan tekrar aynı kıyafetleri kullanmayın.
  • Yatmadan önce mutlaka saçlarınızı yıkayarak yapışan polenlerden arındırın.
  • Evin giriş kısmına dahi ayakkabılarınızla girmeyin ve ayakkabılarınızı kapalı bir dolapta muhafaza edin.
  • Ev pencerelerini sık dokuya sahip (sineklik) tellerle kaplayın.
  • Evinizdeki ve aracınızdaki klima filtrelerini sık sık değiştirin.
  • Seyahat halinde aracınızın pencerelerini kapalı tutun ve havalandırmayı dışarıdan hava gelmeyecek konumda çalıştırın.
  • Polenlerin yapışmasını önlemek için çamaşırlarınızı açık havada kurutmayın, mümkünse çamaşır kurutucusu kullanmayı tercih edin.
  • Yeni biçilen çimlerden mümkün olduğunca uzak durun.
  • Polen sezonunda, kişi diğer alerjenlere karşı da aşırı duyarlı olacağından ağır kokulardan, sigara dumanından, diğer solunum yolu alerjenlerinden ve hatta bilinen besin alerjenlerinden uzak durmaya çalışın.
  • Bilinen polen alerjiniz varsa çapraz reaksiyon gösteren besinleri ve polenlerden elde edilen balı tüketmekten kaçının.
  • Histamince zengin gıdaları tüketmekten kaçının, C vitamini ağırlıklı beslenin.
  • Açık havadaki fiziksel etkinliklerinizi polenlerin en az yoğunlukta olduğu zamanlarda yapmaya çalışın.
  • Kuru, güneşli ve rüzgarlı havalarda polen sayısının artacağını, nemli ve yağmurlu havalarda ise azalacağını unutmayın.
  • Doktorunuz ile görüşerek polen dönemi şikayetlerinizin azalması için antihistaminik ilaç kullanımını görüşün.
  • Astım hastası iseniz ve polen dönemi şikayetlerinizde artış gözlemliyorsanız gerekli ilaç kullanımı konusunda doktorunuzla görüşün.
  • Şikayetlerin şiddetine göre doktorunuzla aşı tedavisi seçeneğini görüşün.
Silikon burun tıkacı

Silikon burun tıkacının uygulanışı

Not: Polenlerle çapraz alerji riskine sahip ve histamince zengin gıdaların listesini Alerji ile Yaşam Platformu‘nda bulabilirsiniz.

Yardımcı Kaynaklar: American College of Allergy, Asthma & Immunology, Ascia, Asthma & Allergy Foundation of America

Kenar

Nesrin ve Oğuzalp Koç’un Hikayesi

image
Uzun zamandır ihmal ettiğim Anne Hikayeleri’nde sırada Sevgili Nesrin Mutlu Koç’un hikayesi var. Kendisi ile facebook gruplarında tanıştıktan sonra Laf Salatası isimli bloğunu inceleyip hikayesini dinleyince hayran kaldığım annelerden biri oldu. Hele bu kadar işi içerisinde bana bloğumdaki çevirilere destek verme teklifi beni çok duygulandırdı. Kendisine desteği için teşekkür eder, onun yalnız ama azim dolu hikayesinin bir çok anneye örnek olmasını dilerim.

AA: Kısaca bize kendinizi tanıtır mısınız?
NK: Merhabalar. Ben Nesrin. 25 yaşındayım. Bilkent Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümü mezunuyum. Şu anda ODTÜ İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünde yüksek lisans yapıyor, İpek Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünde araştırma görevlisi olarak çalışıyorum. 3 yıllık evliyim, evliliğimizin 3. yılında aramıza oğlumuz Oğuzalp katıldı. Hayatım özellikle şu sıralar ders çalışma, alerji üzerinde araştırma yapma ekseninde geçiyor.

AA: Kaç yaşında, kaç çocuğunuz var?
NK: Oğuzalp isminde 7 aylık, çok bilmiş bir oğlum var 🙂

AA: Çocuğunuzdaki gıda alerjisi belirtilerini ilk ne zaman fark ettiniz?
NK: İlk ciddi belirtiyi 5 aylıkken 7200 gram olan bir bebeğe kilosu az mama verin diyen uzman bir çocuk doktoru sebebiyle ek gıda denemeleri yaparken fark ettik. İnek sütünden mayaladığım yoğurtan bir çay kaşığı tattırdığımda çenesi kızardı. 15- 20 dakika sonra geçince belki inek sütüne karşı hassasiyeti vardır, bir de keçi sütünden deneyelim dedik ve bu sefer keçi sütünden yoğurt mayaladık. Netice yine aynı oldu. O dönem normalde çok uyumlu olan bebeğim huysuz bir bebeğe dönüşmüş ağlama krizlerine giriyordu ve ben de malesef çok yanlış yönlendiren çocuk doktorumuz sebebiyle herhalde açlıktan ağlıyor sütüm yetmiyor diyerek mama denemesinde bulundum. Doğduğunda ilk bir hafta emmediği için mama kullanmıştık ve sıkıntı yaşamamıştık, bu yüzden de mamanın dokunabileceği o an aklımdan bile geçmedi. Bir damlası çenesine değdiği an önceki kızarıklıklara kabarıklıklar da eklendi. Asıl korkutan olay ise kızarıklar geçtikten sonra gece kusması oldu. Oğuzalp’i yatağına yatırıp ben de yattım gece uyandığında üstü sanki yağmurda ıslanmış gibi ıslaktı. İlk başta ne olduğunu algılayamadım açıkçası. Terledi mi, bezi mi sızdırdı derken gözümün önünde fışkırarak kusmasıyla bir damla mamanın neler yapabildiğini görmüş oldum.

AA: Teşhis koyulana kadar nasıl bir süreç geçirdiniz?
NK: Bizim tepkimiz ciltte olduğu için teşhis koymak kolay oldu. Süt alerjisi konusunda daha önceden üstünkörü de olsa bir şeyler okumuştum. Her yeni denediğim gıdayı çok az miktarda ve tek tek denediğim için neye alerjsi olduğunu hemen anladım. Doktora gidene kadar teşhisi koymuştuk aslında, yapılan testler süt alerjimizin yanında yumurta alerjimizin de olduğunu ortaya çıkardı. Yumurta denemesinde bulunmamıştık teste kadar.

AA: Teşhis koyulduktan sonra nasıl bir yol izlediniz?
NK:Çok fazla araştırmadan, Ankara’da en çabuk gidebileceğim hastanelerden biri olan Ankara Dışkapı Çocuk Onkoloji ve Hemataloji Hastanesi’nden randevu alıp gittim. Kan değerleri, deri testi derken çok kısa sürede teşhis koyuldu. Sütün yanında yumurta alerjisi olduğunu da öğrenmiş olduk. Teşhis koyulup kandaki IgE değerleri ölçülene kadar ben süt ürünleri ve yumurta tüketiyordum. Oğuzalp’in vücudunda minik kırmızı sivilceler hep oluyordu; ama çok yaygın ve döküntü şeklinde olmadığı için bir çoğumuz gibi ben de hep sıcaktan olduğunu düşünüyordum. Süt ürünlerini kesmemle o kırmızılıklar kayboldu.

Biz henüz yolun çok başındayız, teşhisimiz çok yeni. Ben etiket okuma alışkanlığımı daha da geliştirip daha dikkatli olmaya, sürekli çevremdekileri uyararak farkındalık yaratmaya çalışıyorum. Öncesinde üzerine hiç düşünülmemiş bir konu olduğu için bazen bir üründe süt veya yumurta olabileceği o an aklıma gelmiyor, yedikten sonra var mıydı acaba diye kahroluyorum. Aslında her şeyi evde yapıp dışarıda bulaşma riskini, içeriğini bilmediğimiz ürünleri hiç tüketmemek gerek ama her zaman o kadar geniş vaktim olmuyor maalesef.

AA: Bu süreçte sizi en çok zorlayan etken ne oldu?
NK: Benim eşim görevi sebebiyle Şırnak’ta çalışıyor, Oğuzalp’e tek başıma bakıyorum; anneanne ve babaanne de farklı şehirlerde dönüşümlü olarak geliyorlar. İşe git, evin ihtiyaçları hallet gibi bir rutin başlı başına zorken, eşimin yanımda olmaması beni psikolojik olarak çok yoruyor. Her şeyi tek başına düşünüyor, araştırıyor olmak çok zor!

Alerjiyi insanlara anlatamıyorsunuz. Benim hayattaki en sevdiğim şeylerden biri sütlü kahve, diğeri pasta. Ben bebeğim için bunları yemezken, büyüyünce canı çektiğinde hazır olmalıyım düşüncesiyle sütsüz yumurtasız tarifler denerken, insanların aman azıcıktan bir şey olmaz, ye demeleri sinirimi bozuyor. Bir şey ikram edildiğinde süt ürünü veya yumurta var mı sorusunu yönelttiğimde bana dönen bakışlar çok manidar oluyor. Zaten çok sakin bir insan olduğum söylenemez, iyice asabi oldum!

AA: Size bu süreçte en çok destek veren kişi kim oldu?
NK: Facebook’taki Alerji ile Yaşam Platformu desem 🙂 Dediğim gibi eşim şehir dışında. Önceki röportajlarınızda “annem en büyük yardımcımızdı, ikimizin de yemeklerini hazırladı” gibi cümleleri okudukça kendi halime üzüldüm açıkçası. Anneler yemekleri yaparken tereyağ, süt kullanmamaya özen gösteriyorlar, ama senin protein alman lazım bak şunu hazırladım şeklinde bir durum söz konusu değil.

Okuyup araştırdıkça, bakın bu durum şöyle ciddi dedikçe paranoyak damgası yiyiyorum. Hırıltılı solunum sebebiyle doktora epipen taşımalı mıyız dediğimde tedbiren yazalım dedi, dışarı çıktığımızda eşimden aldığım cevap gerek var mı oldu. Daha birkaç hafta önce Facebook’ta oğlumun alerjisi ile ilgili bir durum güncellemesi paylaşınca annemden insanları gereksiz yere telaşlandığım yönünde bir tepki aldım.

İyi ki artık internet ve sosyal platformlar var. Doktordan edinemediğim bilgileri en basitinden Facebook üzerindeki gruplardan bile edinebiliyorum. Çevreme anlatamadığım alerji konusunu birebir yaşayan, bizden çok daha ciddi alerjileri olan anneler ile birbirimizi anlamak beni çok rahatlatıyor.

AA: Zamanı geri çevirebilme şansınız olsaydı alerji ile mücadelenizde neyi yapmak ya da yapmamak isterdiniz?
NK: Keşke en başta bilseydim de süt ürünlerini tüketmeseydim.

AA: Çocuğunuza alerjisini nasıl anlattınız? Bazı gıdaları yiyememesini nasıl açıkladınız?
NK: Bebeğim çok küçük olduğu için henüz açıklama durumuna gelmedik; ama o gün geldiğinde ne yapacağım bilmiyorum. Şimdiden biri bir şey yerken herkes her şeyi yiyemez, Oğuzalp ve annesi alerjileri olduğu için peynir yemiyor gibi telkinlerde bulunuyor, okuduğum masallardaki kahramanları alerjili karakterlere dönüştürüyorum.
Arkadaşlarıyla pikniğe giden maymunumuz annesinin hazırladığı yiyecekleri yiyiyor ve arkadaşlarına alerjisini anlatıp annesinden izin almadan içeriğini bilmediği yiyecekleri tüketemeyeceğini açıklıyor 🙂

AA: Alerji ile yeni tanışan annelere neler önerirsiniz?
NK: Kimseye kulak asmasınlar! Bebekleri için en doğrusunu onlar bilirler, iç seslerine güvensinler. Ben de yeni tanışan annelerden biriyim. Zaman zaman çok bunalsam da bu günlerin geçeceğine eminim.

Bir de alerji ile henüz tanışmamış, ek gıdaya geçmeye hazırlanan veya yeni gıda denemeleri yapan annelere tavsiyelerim var. Bebeğe yeni gıda denetme işini anneanne, babaanne, bakıcı gibi insanlara asla ve asla bırakmasınlar. Yoğurt denememizde alerjik reaksiyon gösterebileceğini açıklamama rağmen annem sırarla tamam ben yarın veririm deyip durmuştu. Daha önceki meyve denemelerimizde 1 kaşık olarak tarif ettiğim ölçünün aman ne yedi ki denilerek çoğaltıldığını bildiğim için, yoğurt verirken orada olmasam neler olabileceğini düşünmek bile istemiyorum.

AA: Ülkemizde gıda alerjisinin daha iyi tanınması ve geniş kitlelerce anlayış gösterilmesi için sizce neler yapılmalı?
NK: Alerji ile çok yeni tanışmış bir anne olarak bu kısa sürede gördüklerim bile toplumumuzun alerjiden bihaber olduğunu gösteriyor. Teknoloji çağındayız ama Google’a bir inek sütü alerjisi yazmak bile insanlara zor geliyor demek ki. Bir çok insanın teknoloji ile olan ilişkisi telefonlarında oyun oynamakla sınırlı. Okuduğum yazılarda rastladığım kakada kan görülen bebeklere alerji teşhisi konmasının ne kadar uzun sürdüğü bilgisi çok can sıkıcı. İlk akla gelmesi gereken sebepken bu nasıl bir cehalet ki çocuk doktorları bu konuda çok yetersiz kalıyor ve doğru yönlendirme yapamıyor. Eşimin tabiriyle birçok özel hastane paramızla çocuk sevdirdiğimiz yerler. Evet boyu iyi, kilosu iyi deyip gönderiyorlar çocuklarımızı ve ciddi bir sorunumuz olduğunda kime danışacağımızı bilemiyoruz.

Araştırma hastaneleri ise çok yoğun ve doktorlar çoğu zaman herhangi bir konuda bilgi vermiyorlar. Ben kızamık aşısında yumurta olduğunu aile sağlığı merkezinden, benim neleri tüketip tüketmeyeceğimi Facebook grubundan öğrendim. Epipen’i doktora ben sordum. Keşke her hastanede alerji konusu ile ilgili broşürler olsa, doktora başvuran her hastaya o an verilse. Evet doktorlar çok yoğun oluyor, her hastayı her konuda takip edemiyorlar, en azından böyle bir temel destek eminim bir çok ailenin hayatını kolaylaştıracaktır.

AA: Son olarak eklemek istedikleriniz?
NK:Bana hikayemi anlatma fırsatı verdiğiniz için teşekkür ederim.

Tüm “alerjik annelere” sevgilerle…

image

IBS Anne Bebek Çocuk Fuarı’ndan İzlenimler

image

Bu yıl üçüncüsü düzenlenen IBS Anne Bebek Çocuk Fuarı, 12-14 Aralık 2014 tarihlerinde İstanbul Kongre Merkezi’nde gerçekleşti. Fuarın temel amacı anne, bebek, çocuk sektöründe faaliyet gösteren firmaları ailelerle buluşturmak, ücretsiz etkinliklerle hem ebeveynleri bilgilendirmek hem de çocukları eğlendirmek.

Ben de fuara ilk kez bu yıl katıldım. Keza bir anne olarak blog yazmaya başlayınca, ister istemez algılarınızı sürekli açık tutmak ve etrafınızda neler olup bitiyor görmek, bilmek ve duyurmak gibi bir misyonunuz oluyor. Fuara özellikle gitmek istememin nedeni ise sektörün biz alerjik çcoukları ve ailelerini ne kadar dikkate aldığını gözlemlemekti. Yani varlığımızdan haberdar mıydılar, haberdar iseler bizim için neler yapıyorlardı?

Doğruyu söylemek gerekirse bir kaç firma dışında alerjik çocukları düşünen ve onlara yönelik ürünler geliştiren, sunabilen firma yoktu. Belki bu hala sesimizi çok gür duyuramadığımızdan, belki hala firmaların hedef kitlesinde çok küçük bir paya sahip olduğumuzdan, yani hala azınlık sayıldığımızdan… Fuara ancak seneye de katılabilirsem daha net bir karşılaştırma yapıp artan alerjik çocuk sayısının ne kadar göze çarptığı ve dikkate alındığını tespit edebileceğim.

Genel olarak değerlendirmek gerekirse fuara bir çok bebek-çocuk tekstil, kozmetik, oyuncak, gıda firması katılmaktaydı. Aynı zamanda aktivite merkezleri, blogger/eğitimci anneler, eğitim ve sağlık kurumları da yer aldı. Ziyaretçi profili gördüğüm kadarı ile daha çok bebek bekleyen ve küçük bebek sahibi ailelerdi. Bu nedenle sunulan ürünler de daha çok bebeklere yönelikti. Fuar yerleşimi iyi planlanmış olmasına karşın ortam çok sıcak ve havasızdı. Buna öğleden sonraki kalabalık da eklenince bu gürültülü ve havasız ortam çocuklar için maalesef çekilmez hale geldi. Ziyaretçi ailelerden çoğu bebek arabası ile geldiği için stand aralarındaki geçişlerin epey güç olması, oturup dinlenecek alanların epey kısıtlı olması da diğer bir dezavantajdı. Öte yandan ailelerinin peşinde sürüklediği bir çok hasta, burnu akan, öksüren çocuk gördüm ki içim sızladı. Bu yüzden böyle bir organizasyonun kışın tam ortasında yapılması açıkçası bana çok mantıklı gelmedi. Ama aktivitelerle, hediyelerle eğlenen çocuk sayısı da çok fazla idi. Bazı firmalar fuara özel indirimler uyguladığı için eli kolu paketlerle dolan bir çok aile de vardı. Sanırım ziyaretçilerin fuar boyunca severek takip ettikleri blogger/eğitimci annelerle tanışması da bir diğer dikkat çekici noktaydı. Keza blogger annelerin standları önünde uzun fotoğraf çektirme kuyrukları vardı.

imageAma bizim için en büyük zorluk her zamanki gibi ne yiyeceğiz derdi oldu ve bunu öngörüp  yanımızda kendi yiyeceğimizi getirmemiş olsak tamamen aç kalacaktık…

Peki gelelim biz alerjik çocuklara sunulan ürünlere… Facebook gruplarından uzun süredir tanıdığım Yasemin Yılmaz ve eşi Yiğit Yılmaz, kısa bir süre önce Alerjik Market ismini verdikleri bir girişimde bulundular. Aslında bir süredir bu girişimden haberdar olmama karşın kendileri ile yüzyüze görüşmeden ve ürünleri incelemeden sizlere duyurmaktan çekindim. Keza söz konusu pakete girmiş bir hazır gıda olunca hepimiz haklı endişeler taşıyoruz.

image

Yasemin Hanım ve Yiğit Bey’in 6 yaşında çoklu besin alerjisi olan Giray isminde bir oğulları var. Dolayısı ile bizim yaşadığımız her türlü zorluğu birebir biliyorlar. Hatta standta Yasemin Hanım’la uzun uzun sohbet etme fırsatımız oldu, hikayelerimiz hep aynı, hep aynı… Gecikmiş teşhis, ilerlemiş alerjik reaksiyonlar, katı diyet, bol dua, bol sabır… Kendi çocuklarını büyütürken karşılaştıkları bir çok zorluk da onları böyle bir girişimde bulunmaya teşvik etmiş. Doğrusu hem projelerini hem de emeklerini takdir ettim. Yiğit Bey sırf bu işle birebir ilgilenebilmek için uzun yıllardır yürüttüğü başarılı bir kariyeri bırakma kararı almış. Orgran isimli Avustralya markası hazır gıda ürünlerini ülkemize getirmek ve internet üzerinden satışını gerçekleştirmek üzere bir projeleri var. Fuara tanıtım amaçlı katılmışlar ve gördüğüm üzere ürünler de epey aile tarafından şimdiden ilgi çekmiş durumda. Maalesef satışa ancak Şubat sonu, Mart başı gibi geçebilecekler keza firmanın elindeki son kullanma tarihi yakın ürünleri ithal etmeyi tercih etmemişler, açıkçası bu titizlikleri de çok hoşuma gitti. O yüzden yeni üretilecek partiyi bekliyorlar. Ürünler tamamen alerji dostu, sertifikalı, koruyucu katkı maddesi içermiyor, gluten, süt ürünü, soya, kabuklu yemişler de eser miktar dahi bulunmuyor çünkü üretim tesisine alınmıyor. Yine de temkinli olmak adına ilk kez aldığınızda tüm paketi çocuğunuzun eline vermeyip yine aynı besin denemelerinde olduğu gibi az az temkinli bir şekilde denemenizi tavsiye ederim. Keza bazı ürünlerin içeriğinde bezelye unu, palm yağı da bulunduğundan mutlaka doktorlarınızın görüşünü ve onayını da almanız daha sağlıklı olacaktır. Alerjik market ürünleri hakkında detaylı bilgiye bu linkten ulaşabilir ve facebook sayfalarını da takip edebilirsiniz. Yasemin Hanım ve Yiğit Bey’e bu girişimlerinden dolayı tüm alerjik çocuk aileleri adına teşekkür ederim.

imageYine standlar arasında gezerken Alerji kelimesini görmemle ok gibi daldığım diğer bir stand ise Albio firmasına aitti. 25 yıldır faaliyet gösteren Albio firması aslına bizlerin aşina olduğu deri ve yama testi materyallerini ve immünoterapi kapsamındaki aşıları Türkiye’ye ithal eden bir firma. Aynı zamanda Dermasilk isimli İtalyan ipek ürünlerini de alerjiden korunma amaçlı ithal ürün olarak satışa sunuyorlar. İpek, ev akarının içinde üreyemediği yegane tekstil materyali, aynı zamanda insan saçına benzer yapısı nedeni ile deriye dost, vücut ısısını koruyan ve terlemeyi engelleyen özellikleri mevcut. Bu yüzden tüm dünyada alerjik bireyler için en çok tercih edilen ürünler arasında. Ancak ipek böceğinin çok zor şartlarda yetiştirilmesi ve ipek ipliğinin oldukça güç elde edilmesi nedeni ile fiyatı tüm diğer tekstil materyallerine göre daha pahalı. Dermasilk’in kadın-erkek ve çocuklar için sunduğu ipek iç çamaşır ve aksesuarların fiyatı 50 ila 300 lira arası değişiyor. Detaylı bilgiyi Dermasilk sitesinden elde edebilirsiniz. Firmanın ürün yelpazesinde evakarından koruyucu Microair marka yatak, yorgan, yastık kılıf setleri de mevcut. Bu ürünlerin en cazip yanı ise sizin vereceğiniz ölçülere göre üretilebiliyor olması. Microair markanın mesleki alerjilere yönelik koruyucu ürünleri de nadir bulunan ürünler arasında.

image

imageBunun dışında özellikle alerjik bireyleri hedeflemeyen ama hitap edebilecek organik giyim, oyuncak ve yiyecek standları da mevcuttu. Mesela Sade markasının organik ürünlerinin bir kaçının içeriğinde katkı maddesi olmadığını görmek de beni çok mutlu etti. Bildiğim kadarı ile organik ürün satan websiteleri üzerinden satışı söz konusu olan ürünler hakkında daha detaylı bilgi almak için firma ile bizzat görüşebilirsiniz.

Özetlemek gerekirse bu yıl az da olsa bizi düşünenlerin olduğunu bilmek sevindiriciydi, 2015 yılında alerjik çocuklara hitap edebilen daha çok ürün ve üretici olması dileğiyle…