Alerjik Çocuklar için Yüzme Sakıncalı mıdır?

11650976_1615063102078440_258086105_n

 

Yüzme esnasında vücudun bir çok kasının kullanılıyor olması nedeniyle diğer spor dallarına göre daha faydalı olduğu kabul edilir. Suyun kaldırma etkisi nedeniyle eklem, kemik ve kas üzerine daha az yük biner ve bu nedenle yaralanma riski diğer sporlara göre daha düşüktür. Yüzme kardiyovasküler kondisyonu, kas kuvvetini, iskeletin esnekliğini ve hareketliliğini artırır. Tempo ile yapılan yüzme sırasında yükselen kalp atım hızı nedeniyle ciğerlerin oksjen taşıma kapasitesi de artar. Bu nedenle büyüme çağındaki çocuklar başta olmak üzere her yaş insan için tavsiye edilen bir spor dalıdır.

Yazın başlaması ile birlikte alerjik çocuk yetiştiren ailelerin  kafasında beliren sorulardan birisi şüphesiz deniz ve havuz kullanımı hakkında olur. Deniz suyunun faydaları tartışılmaz ancak alerjik çocuklar için hiç risk taşımadığı da söylenemez. Öte yandan havuz kullanımı hangi koşullarda daha güvenlidir, yoksa alerjik bir çocuk hiç mi havuza girmemelidir sorularının yanıtını aşağıda özetlemeye çalıştım. Konu hakkında mutlaka takibinizi yapan hekiminizden de onay almanızı tavsiye ederim.

imagesYüzme için ilk tercih edilecek seçenek şüphesiz açık deniz olmalıdır. Denizin kendi kendisini temizleme özelliği nedeni ile enfeksiyon kapma riski havuz suyuna oranla daha düşüktür. Ancak kirli, köpüklü, normal dışı kokusu olan sularda yüzmek risk taşır. Plaj olarak kullanılan kıyılarda deniz sularının 15 günde bir mikrobiyolojik, fiziksel ve kimyasal kontrollerinin yapılıyor olması idealdir. Bu nedenle alerjijk çocuklar için mümkünse Mavi Bayraklı kıyılar tercih edilmelidir.

Ancak soğuk denizler alerjik çocuklar için risk taşıyabilir. Keza vücudun soğuk su ile ani teması veya sudan çıkınca üşüme nedeniyle ortaya soğuk ürtikeri denilen kaşıntılı kızarıklık çıkabilir. Bu nedenle çocukların soğuk suya birden dalmaları önlenmelidir. Suya önce ayaklar, daha sonra da vücut kademeli olarak sokulmalıdır.

Burun, geniz eti ve bademcik hastalıklarında, deniz suyunun olumlu bir etkisi vardır. Özellikle burundan geçen deniz suyu büyüyen geniz eti nedeniyle burun kanalında üreyen mikropları uzaklaştırır. Hatta deniz suyunun etkisi ile geniz etinde küçülmeler bile yaşanabilir. Öte yandan kulak zarı delik olan, kronik orta kulak iltihabı olan, kulak zarına tüp takılmış olan çocukların havuza, denize ve hatta duşa girerken bile kulaklarını sudan korumaları gerekir.

 

Havuza giren kişilerin burun florası, deri üzerindeki bakteriler, genital akıntılar, idrar yolu akıntıları havuz suyuna karışır. Ancak bundan ziyade, deri üzerindeki mantarlar, zararlı bazı bakteriler, yarası olanların yara üzerindeki bakterileri havuz suyunda daha büyük bir risk oluşturur. Çocuklara ve hassas cildi olan yetişkinlere bu tür bakteriler daha çok zarar verir. Suyla bulaşan enfeksiyonlardan korunmada en sık kullanılan yöntem klorlamadır. Ancak klorun olumsuz etkileri de mevcuttur. Bu açıdan ozon ile dezenfeksiyon son zamanlarda daha çok tercih edilen bir yöntemdir. Ancak havuzdaki sistemin buna uygun olması gerekir. Klor miktarının fazla olması durumunda gözlerde irritasyon ve akciğerlerde toksik etki yaratabilmekte, az olması durumunda ise dezenfektan özelliği kaybolmaktadır. Havuz suyunda 0.6-1.5 ppm arasında klor bulunmalıdır. Havuz suyunun pH değeri 7.2 ile 7.6 arasında ve suyun sirkülasyonu yeterli olarak sağlanmış olmalıdır. Havuz dibi ve fayans çizgileri net olarak görülebilmelidir. Havuz suyu ısısının kontrolü de önemlidir. Tüm bu veriler belirli periyotlarla kontrol edilip havuz başına herkesin görebileceği şekilde not edilmelidir.

Bakımı düzgün yapılmayan havuzlarda dış kulak yolu enfeksiyonlarının ortaya çıkma riski yüksektir. Öte yandan klor miktarının fazla olması deriyi kurutup mevcut egzemaların şiddetlenmesine neden olabilir. Erken bebeklik döneminde havuza giren bebekler üzerinde yapılan bir araştırmaya göre bronşit, astım ve alerji riskinin arttığı saptanmıştır. Bu nedenle havuz kullanımı için erken bebeklik dönemi tercih edilmemeli, daha az sayıda kişinin(ve mümkünse hep aynı kişilerin) kullandığı , bakımı düzgün yapılan havuzlar seçilmelidir. Kapalı havuzların taşıdığı küf mantarı riski ve buharlaşan klor kokusunun kapalı ortamda birikmesi nedeni ile özellikle solunum yollarında sıkıntı yaşayan, astımlı hastalar için kesinlikle tercih edilmemelidir. Nem ve ısının hapsolduğu kapalı havuzlarda küf mantarına fayans aralarında, mazgallarda ve tavanda çok sık rastlanır. Küf mantarı sporları solunum yolu ile ciğerlere nüfuz ederek hapşırma, nefes darlığı, göz kızarması-yaşarması gibi alerjik reaksiyonlara neden olabilir.

15417

Yüzme öncesinde, esnasında ve sonrasında alınması gereken tedbirler;

  •  Çocuklar yaz aylarında güneş ışınlarının en yoğun olduğu, 10.00- 16.00 saatleri arasında suya girmemeli, güneşe çıkmadan 30 dakika önce tercihen mineral bazlı, UV filtreli güneş kremi sürülmelidir. Denize girme seansları saat 16.00’dan sonra günde 10 dakika ile başlamalıdır. Bu süre, her gün yavaş yavaş artırılarak, suda en fazla 30 dakika kalmaları sağlanmalıdır. Çünkü çocuklar suyun içinde bile olsalar, ciltleri güneşin zararlı ışınlarından olumsuz etkilenir. Güneş ve suya uzun süre maruz kalan atopik ciltler daha çok kurur ve egzemada artış gözlenebilir.
  • Yemeğin üzerinden en az iki saat geçmeden yüzülmemelidir. Bununla birlikte, az ve sulu besinler ile içecekler alındığında bu süre daha da azaltılabilir. Diğer sporlar kadar olmasa da yüzme sırasında su kaybı söz konusudur. Bu bakımdan susama hissedilmeden kısa aralıklarla yeterince su içilmelidir. Ancak yüzmeden önce çok fazla su içilmesi rahatsızlık yaratabilir.
  • Havuz kullanımında göz ve kulaklar enfeksiyonlara karşı korunmalı, yüzme esnasında gözlük ve tıkaç takılmalıdır.  Kulak enfeksiyonlarına karşı, vazelinli veya gliserinle yağlanmış pamuk tıkaçlar veya plastik kulak tıkaçları kullanılabilir.
  • Nezle, sinüzit ve soğuk algınlığı gibi durumlarda dalış yapılmamalıdır.
  • Havuz suyunu kaza ile yutma sonucu ateşli ishaller gelişebilir. Bu nedenle yüzme bilmeyen çocuklar, kafanın su yüzeyinden daha yüksekte kalması için simit veya yüzme tahtası ile suya sokulmalıdır.
  • Havuz kullanımında çocuklar, yetişkinlerden ayrı çocuk havuzunda yüzmelidir. Başında mutlaka bir yetişkin kontrolünde suya girmelidir. Çocukların kafaları daha ağır olduğu için kolayca dengelerini kaybedip suya batabilecekleri unutulmamalıdır.
  • Çocuklar belli aralıklarla tuvalete götürülmeli, havuza idrar kaçırmalarına fırsat verilmemelidir.
  • Yüzme mayoları vücuda uygun (yani ne çok sıkı ne de bol olmalı), hızlı kuruma özelliğine sahip olmalıdır. Likralı ya da polyester UV filitreli kumaşlardan mayolar tercih edilebilir. .Mayonun yaş olarak vücutta uzun süre kalmaması, hemen değiştirilmesi daha sağlıklıdır. Klorlu ve tuzlu sular mayoların yıpranmasını artırmaktadır. Güneşten koruyuculuk özelliği açısından yıpranmış mayoların kullanılmaması önerilir.
  • Özellikle kız çocuklar idrar yolları enfeksiyonlarına daha kolay yakalanır. Bu nedenle mantar üremesini de engellemek için ıslanan mayolar hemen değiştirilmeli, çocuğun genital bölgesinin direk kumla temas etmesi engellenmeli ve banyo esnasında genital bölge iyice temizlenmelidir.
  • Çocuklara, havuz ve denizden çıktıktan hemen sonra bol temiz su ile banyo yaptırılmalıdır. Banyo sırasında cildi kuruttuğu için sabun kullanılmamalıdır. Su, deniz, havuz, sabun ve güneş gibi cildin kurumasına neden olan faktörlerden kaçınmak mümkün olmadığından cildi nemlendirmek amacıyla hem bebeklerde hem de çocuklarda yoğun nemlendiriciler kullanılmalıdır. Nemlendirici, cilt tamamen kurulanmadan hafif nemli iken sürülerek nemin hapsedilmesi sağlanmalıdır.
  • Yaz aylarında dış kulak yolunda terlemeye, havuza ve denize girmeye bağlı nemlilik oluşur. Böylece bakteri ve mantarların üreyebileceği ortam yaratılmış olur. Bunu önlemek için yüzme sonrası kulak girişi temiz bir bezle kurulanmalıdır. Kulak kirini içeri itmemek adına pamuklu çubuklar kullanılmamalıdır.
  •  Kulak zarı delik olan, kronik orta kulak iltihabı olan, kulak zarına tüp takılmış olan kişilerin havuza, denize ve hatta duşa girerken bile kulaklarını sudan korumaları gerekir. Bu hastalar kulakları için vazelinli veya gliserinli pamuk veya silikon tıkayıcılar kullanabilirler.
  • Kulağa su kaçarsa, kulağı yere doğru eğip tek ayak üzerinde zıplanmalıdır.
  • Sinüzit problemi yaşayan çocuklarda saçların nemli bırakılmayıp kurutulması da oldukça önemlidir.

Kaynaklar: American College of Allergy, Asthma & Immunology,  Allergies & Asthma Magazine, Pubmed makaleleri, Prof.Dr.Asım Kaytaz ve Prof.Dr.İlknur Bostancı röportajları

Besin Alerjisi Farkındalık Haftası Dünyada Nasıl Kutlanıyor?

1422255Besin Alerjisi Farkındalık Haftası, ilk kez 1998 yılında Amerika’da Food Allergy Research & Education Derneği tarafından kutlanmaya başlanmıştır. Mayıs ayının ikinci haftası olarak kutlanan Besin Alerjisi Farkındalık haftası boyunca ücretsiz seminerler, eğitimler, bilgilendirme toplantıları, yürüyüşler gibi çeşitli etkinlikler yapılmakta ve besin alerjisinin son yıllardaki artışına dikkat çekilmektedir. Tüm bu kutlamalar esnasında hem besin alerjisi hastalarına hem de halka belli başlı mesajlar veren broşürler dağıtılmakta ve farkındalığı arttıracak etkinlikler organize edilmektedir.

Kampanyada öne çıkan bazı mesajlar şu şekildedir;

  • Besin alerjisinin tedavisi yoktur, tek önlem o besinden uzak durmaktır.
  • Besin alerjisi gıda intoleransından ve çölyak hastalığından farklıdır! Besin alerjisinde immün sistem görev alır ve tepkiler ani, şiddetli ve ölümcül olabilir.
  • Anafilaksi acil müdehale gerektiren, hayati tehlikesi olan ciddi bir alerjik reaksiyondur.
  • Anafilaksi riski taşıyan kişiler Epipen iğne taşımalı ve kullanımı konusunda eğitim almalıdır.
  • Herhangi bir gıdaya geçmişte gösterilen tepki gelecekte gösterilecek tepkiye referans olamaz.
  • Ev dışında yemek yenilecek yerlerde alerjene maruz kalma riski yükselir, bu riski azaltmak için nelere dikkat etmek gerekir.

Amerika’daki Besin Alerjisi ile ilgili bazı çarpıcı veriler ise aşağıdaki gibidir;

  • Her 13 çocuktan birinde besin alerjisi mevcut yani bir sınıfta yaklaşık 2 çocuk demek!
  • Amerika’da 6 milyonu çocuk olmak üzere 15 milyon kişide besin alerjsi mevcut!
  • Her 3 dakikada bir, acil servise alerjik reaksiyon nedeni ile bir başvuru gerçekleşiyor. Bu rakam yılda yaklaşık 200.000 hasta demek!
  • Alerjik reaksiyonların %90’ı belli başlı 8 ana alerjik gıda nedeni ile gerçekleşiyor; süt, yumurta, yer fıstığı, ağaç kabukluları, soya, buğday, balık ve deniz kabukluları.
  • Besin alerjisi her yaşta ortaya çıkabiliyor ve her yaş/ırktan insanı etkileyebiliyor.
  • 1997-2007 yılları arasında yapılan araştırmalara göre besin alerjisi görülme sıklığında %50 artış mevcut.

Besin alerjisinin ve anafilaksi vakalarının daha da sık görüldüğü ülke olan Avustralya’da ise Besin Alerjisi Farkındalık Haftası Mayıs’ın üçüncü haftası olarak kutlanmaktadır. Doğan her 10 çocuktan birisinde besin alerjisi görülen Avustralya’da hafta boyunca sosyal medya üzerinden paylaşımlar yaparak farkındalığı arttırmak ve çeşitli etkinliklerle kamuoyunun dikkatini çekmek hedeflenmektedir.

Yapılan kampanyalarda halka aşağıdaki teklifler sunularak katılımları talep edilir;

  • Sadece bir parmağınıza Turkuaz veya Kırmızı renk oje sürerek dikkat çekmek
  • “Adopt an Allergy” adı altında, alerjik olmayan kişilere bir gün veya bir hafta boyunca seçecekleri bir gıdanın orucunu tutarak alerjik kişilerin neler yaşadıklarını anlamalarını sağlamak
  • Alerji Dernekleri için bağış toplama kampanyalarına katılarak ürün/materyal satışlarına destek vermek
  • Hafta boyunca Facebook, Twitter, Instagram ve diğer sosyal medya kanallarında konu ile ilgili duyurular yaparak halkı bilgilendirmek

aus2

aus3

aus4

 

Geçen sene içlerinde ünlü sanatçıların, hatta bakanların da dahil olduğu geniş bir kesim tırnaklarını turkuaz renk ojeye boyayarak medyada resimlerini paylaşmışlardı. Bu sene yine yoğun katılım beklenen Avustralya’nın yanı sıra Amerika farkındalık haftasını tüm Mayıs ayına yayacağını ve görsel olarak daha ses getirecek organizasyonlara imza atacağını duyurdu. Mesela Besin Alerjisi’nin resmi rengi olan Turkuaz renk, ülkenin önemli binalarında ışıklandırma olarak kullanılacak. Pazartesi akşamı itibari ile Cleveland, Ohio’da bulunan Terminal Tower kulesi ve Kuzey Amerika’daki meşhur Niagara Şelaleleri tamamen turkuaz ışıklarla bezendi. Hafta boyunca halka Turkuaz renk giyinmeleri veya kurdele takmaları ve bayanların Turkuaz renk oje sürmeleri çağrısı yapıldı.

photo (2)

Biz de Alerji ile Yaşam Platformu olarak kendi imkanlarımızla sosyal medyada kampanyayı duyurmaya ve toplumumuzda farkındalık yaratmaya çalışıyoruz. Bu haftaya özel hazırladığımız ve alerjik çocuklarımızın rol aldığı video ilk günden büyük ilgi gördü ve tıklanma sayısı 7.000’e ulaştı. Emeği geçen herkese tekrar teşekkür ederim…

Henüz yolun çok başındayız ama sesimiz eskisine oranla daha gür, daha emin çıkıyor. Çocuklarımızın sağlığı, gelişimi ve sosyal hakları için büyük bir Alerjik Anneler ordusu olduk. Onların sesini duyurmak için daha da çok çalışacağız, yılmadan, pes etmeden…. sabırla ve özveriyle…

Kaynak: FAACT & FARE & Allergy & Anaphylaxis Australia

10-16 Mayıs Besin Alerjisi Farkındalık Haftası

fa

10-16 Mayıs tarihleri başta Amerika olmak üzere bir çok ülkede Besin Alerjisi Farkındalık Haftası olarak kutlanıyor. Geçtiğimiz yıl ben de “Sesimizi duyurmak için biz de birşeyler yapmalıyız.” diyerek bir kıvılcım yakmıştım. O hafta boyunca hazırladığım görseller sosyal medya üzerinden bir çok kişiye ulaştı ve besin alerjisi ile ilgili çarpıcı gerçekleri gözler önüne serdi. Bu sene ise daha farklı bir şey hayal ettim. Hep biz aileler anlatıyoruz yaşadıklarımızı, aslında çocuklarımızın bizzat yaşadıklarını, peki ya onlara söz hakkı versek nasıl olurdu?… Bu sefer de onlar kendi dilleri döndüğünce anlatsalar yaşadıkları sıkıntıları, konuşamayan miniklerimiz için de anneleri, babaları, abileri, ablaları hatta büyükanneleri tercüman olsaydı…

İşte bu fikirle bir video hazırladık ve çocuklarımız sizlere yaşadıkları zorlu hayatı hiç olmazsa bir kaç dakikalığına dile getirme fırsatı buldu. Sevgili doktorumuz Prof.Dr.Fügen Çullu Çokuğraş da bizleri kırmayıp videoda yer alarak bu hastalığın düzenli diyet ve doğru zamanda yapılacak kontrollü denemelerle aşılabileceği mesajını verdi.

Kafasında çooook projesi olan bir blogger anne olarak en büyük gücüm, projelerimi hayata geçirmek için “Haydi!” dediğimde arkamdan yürüyen bir kalabalık olduğunu görebilmek… Bu yüzden fikirler projelere, projeler ise hayatın ta kendisine dönüşebiliyor… Katkılarından dolayı Alerji ile Yaşam Platformu üyelerine çok teşekkür ediyorum. Yaşanan acıların ortaklığı insanları yakınlaştırırmış derler ama biz bunun bir adım daha ötesi bir kenetlenme yaşıyoruz. İyi ki varsınız…

Besin Alerjisi Farkındalık Haftası için hazırladığımız videoyu görüntülemek için bu linki tıklayabilirisiniz. Lütfen sesimizi daha geniş kitlelere duyurabilmemiz için linki çevrenizdekilerle de paylaşınız. İyi seyirler…

*Bu video Uzman Psikologlarımızın denetiminde hazırlanmıştır.

 

Polen Alerjisi Nedir, Nasıl Önlem Alınabilir?

polen

Bahar mevsimi ile başlayıp yaz ve sonbahar ayları boyunca bitkilerden salınan polenler, dünyada milyonlarca kişide alerjik reaksiyonların görülmesine neden olur. Alerjik reaksiyonlara neden olan pudra kadar küçük tanecikli polenler sadece çiçeklerden değil ot ve ağaçlardan da salınır. Bu polenler rüzgar, kuş, böcek ve arılar tarafından bitkiden bitkiye aktarılarak döllenmeyi ve bitkilerin hayatlarını sürdürmesini sağlarlar.

En alerjik olarak bilinen polenler;

  • Ağaç Polenleri; Akça Ağaç,Huş Ağacı, Meşe, Zeytin Ağacı, Çam, Kayın, Karaağaç, Ceviz Ağacı, Kavak, Alıç, Çınar, Söğüt Ağacı, Kızıl ağaç, Fındık Ağacı, Okaliptüs, Akasya, Melaluka Ağacı, Diş budak, Meskit, Selvi Ağacı, Dut Ağacı, Hurma Ağacı, Fıstık Çamı, Ladin Ağacı, At Kestanesi, Mürver Ağacı, Kestane, Ihlamur Ağacı, Gürgen Ağacı
  • Ot Polenleri; Kanarya Otu, Misk Otu, Daryapraklı Sinir Otu, Kaz Ayağı Otu, Deve dikeni, Altın Başak, Isırgan Otu, Çayır papatyası, Aslanağzı Otu, Kalya Otu, Kuzukulağı Otu, Batı Ambrosia Otu, Pelin Otu, Aslandişi(Karahindiba), Pıtrak Dikeni, Koyun Sarmaşığı, Süpürge Çiçeği, Yapışkan Çam Otu, Sarmaşık, Ayçiçeği, Acı Bakla, Çim
  • Çiçek Polenleri; Kasımpatı, Gül, Lale, Sümbül, Papatya (Çiçek polenleri nispeten daha büyük olduğu için rüzgar yerine böcek ve arılarla taşınır ve bilinenin aksine daha az alerjiye neden olur.)

Polen alerjisinde en sık görülen belirtiler aşağıdaki gibidir;

  • Burun etlerinde şişme/tıkanıklık
  • Şeffaf burun akıntısı, geniz akıntısı
  • Sık hapşurma, alerjik rinit(alerjik nezle)
  • Boğazda kaşıntı veya ağrı
  • Astım ve sinüzit belirtileri
  • Hırıltılı/hışıltılı nefes, sık öksürük
  • Nefes darlığı, ses kısılması veya kalınlaşması
  • Havlama tarzı kuru öksürük, krup
  • Geniz eti büyümesi, gece horlama, uyku apnesi
  • Ürtiker (kurdeşen), egzema (atopik dermatit)
  • Vücudun çeşitli bölgelerinde döküntü ve isilik tarzı kızarıklık
  • Göz, burun ve kulaklarda kaşınma
  • Gözlerde kızarıklık ve sulanma, göz altında ve kapaklarında şişme(anjiyoödem), alerjik göz nezlesi (konjonktivit)
  • Halsizlik, depresyon, migren, konsantrasyon eksikliği, dalgınlık/mahmurluk

polenr

Soluduğumuz havayı tamamen polenlerden arındırmak mümkün olmasa da alınabilecek belli başlı önlemler mevcuttur.

  • Sabah ve akşam üzeri polenlerin en yoğun olduğu zamanlarda, evinizi havalandırmaktan kaçının. Yine mümkünse çocuklarınızı bu saatlerde dışarı çıkarmayın.
  • Dışarı çıkacağınız zaman mümkün olduğu kadar derinizi örten kıyafetler giymeye ve şapka takmaya çalışın.
  • Kıyafet seçiminde ipek, naylon, polyester gibi statik elektrik nedeni ile polenlerin daha çok yapışacağı kıyafetler yerine pamuklu kıyafetleri tercih edin.
  • Burun ve ağzı örtecek şekilde maske kullanmaya veya yurt dışından temin edebileceğiniz silikon burun tıkaçları kullanmaya çalışın.
  • Gözlerinizi mümkün olduğunca kapatan bir gözlük/güneş gözlüğü kullanın.
  • Kontak lens kullanıyorsanız üzerine polenler yapışabileceği için dışarı çıktığınızda numaralı gözlük kullanmayı tercih edin.
  • Burnunuzu sık sık serum fizyolojik/deniz suyu ile temizleyin ve burun aspiratörü kullanın.
  • Dışarıdan geldiğinizde hemen ellerinizi yıkayıp kıyafetlerinizi değiştirin ve yıkamadan tekrar aynı kıyafetleri kullanmayın.
  • Yatmadan önce mutlaka saçlarınızı yıkayarak yapışan polenlerden arındırın.
  • Evin giriş kısmına dahi ayakkabılarınızla girmeyin ve ayakkabılarınızı kapalı bir dolapta muhafaza edin.
  • Ev pencerelerini sık dokuya sahip (sineklik) tellerle kaplayın.
  • Evinizdeki ve aracınızdaki klima filtrelerini sık sık değiştirin.
  • Seyahat halinde aracınızın pencerelerini kapalı tutun ve havalandırmayı dışarıdan hava gelmeyecek konumda çalıştırın.
  • Polenlerin yapışmasını önlemek için çamaşırlarınızı açık havada kurutmayın, mümkünse çamaşır kurutucusu kullanmayı tercih edin.
  • Yeni biçilen çimlerden mümkün olduğunca uzak durun.
  • Polen sezonunda, kişi diğer alerjenlere karşı da aşırı duyarlı olacağından ağır kokulardan, sigara dumanından, diğer solunum yolu alerjenlerinden ve hatta bilinen besin alerjenlerinden uzak durmaya çalışın.
  • Bilinen polen alerjiniz varsa çapraz reaksiyon gösteren besinleri ve polenlerden elde edilen balı tüketmekten kaçının.
  • Histamince zengin gıdaları tüketmekten kaçının, C vitamini ağırlıklı beslenin.
  • Açık havadaki fiziksel etkinliklerinizi polenlerin en az yoğunlukta olduğu zamanlarda yapmaya çalışın.
  • Kuru, güneşli ve rüzgarlı havalarda polen sayısının artacağını, nemli ve yağmurlu havalarda ise azalacağını unutmayın.
  • Doktorunuz ile görüşerek polen dönemi şikayetlerinizin azalması için antihistaminik ilaç kullanımını görüşün.
  • Astım hastası iseniz ve polen dönemi şikayetlerinizde artış gözlemliyorsanız gerekli ilaç kullanımı konusunda doktorunuzla görüşün.
  • Şikayetlerin şiddetine göre doktorunuzla aşı tedavisi seçeneğini görüşün.
Silikon burun tıkacı

Silikon burun tıkacının uygulanışı

Not: Polenlerle çapraz alerji riskine sahip ve histamince zengin gıdaların listesini Alerji ile Yaşam Platformu‘nda bulabilirsiniz.

Yardımcı Kaynaklar: American College of Allergy, Asthma & Immunology, Ascia, Asthma & Allergy Foundation of America

Kenar

Nesrin ve Oğuzalp Koç’un Hikayesi

image
Uzun zamandır ihmal ettiğim Anne Hikayeleri’nde sırada Sevgili Nesrin Mutlu Koç’un hikayesi var. Kendisi ile facebook gruplarında tanıştıktan sonra Laf Salatası isimli bloğunu inceleyip hikayesini dinleyince hayran kaldığım annelerden biri oldu. Hele bu kadar işi içerisinde bana bloğumdaki çevirilere destek verme teklifi beni çok duygulandırdı. Kendisine desteği için teşekkür eder, onun yalnız ama azim dolu hikayesinin bir çok anneye örnek olmasını dilerim.

AA: Kısaca bize kendinizi tanıtır mısınız?
NK: Merhabalar. Ben Nesrin. 25 yaşındayım. Bilkent Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümü mezunuyum. Şu anda ODTÜ İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünde yüksek lisans yapıyor, İpek Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünde araştırma görevlisi olarak çalışıyorum. 3 yıllık evliyim, evliliğimizin 3. yılında aramıza oğlumuz Oğuzalp katıldı. Hayatım özellikle şu sıralar ders çalışma, alerji üzerinde araştırma yapma ekseninde geçiyor.

AA: Kaç yaşında, kaç çocuğunuz var?
NK: Oğuzalp isminde 7 aylık, çok bilmiş bir oğlum var 🙂

AA: Çocuğunuzdaki gıda alerjisi belirtilerini ilk ne zaman fark ettiniz?
NK: İlk ciddi belirtiyi 5 aylıkken 7200 gram olan bir bebeğe kilosu az mama verin diyen uzman bir çocuk doktoru sebebiyle ek gıda denemeleri yaparken fark ettik. İnek sütünden mayaladığım yoğurtan bir çay kaşığı tattırdığımda çenesi kızardı. 15- 20 dakika sonra geçince belki inek sütüne karşı hassasiyeti vardır, bir de keçi sütünden deneyelim dedik ve bu sefer keçi sütünden yoğurt mayaladık. Netice yine aynı oldu. O dönem normalde çok uyumlu olan bebeğim huysuz bir bebeğe dönüşmüş ağlama krizlerine giriyordu ve ben de malesef çok yanlış yönlendiren çocuk doktorumuz sebebiyle herhalde açlıktan ağlıyor sütüm yetmiyor diyerek mama denemesinde bulundum. Doğduğunda ilk bir hafta emmediği için mama kullanmıştık ve sıkıntı yaşamamıştık, bu yüzden de mamanın dokunabileceği o an aklımdan bile geçmedi. Bir damlası çenesine değdiği an önceki kızarıklıklara kabarıklıklar da eklendi. Asıl korkutan olay ise kızarıklar geçtikten sonra gece kusması oldu. Oğuzalp’i yatağına yatırıp ben de yattım gece uyandığında üstü sanki yağmurda ıslanmış gibi ıslaktı. İlk başta ne olduğunu algılayamadım açıkçası. Terledi mi, bezi mi sızdırdı derken gözümün önünde fışkırarak kusmasıyla bir damla mamanın neler yapabildiğini görmüş oldum.

AA: Teşhis koyulana kadar nasıl bir süreç geçirdiniz?
NK: Bizim tepkimiz ciltte olduğu için teşhis koymak kolay oldu. Süt alerjisi konusunda daha önceden üstünkörü de olsa bir şeyler okumuştum. Her yeni denediğim gıdayı çok az miktarda ve tek tek denediğim için neye alerjsi olduğunu hemen anladım. Doktora gidene kadar teşhisi koymuştuk aslında, yapılan testler süt alerjimizin yanında yumurta alerjimizin de olduğunu ortaya çıkardı. Yumurta denemesinde bulunmamıştık teste kadar.

AA: Teşhis koyulduktan sonra nasıl bir yol izlediniz?
NK:Çok fazla araştırmadan, Ankara’da en çabuk gidebileceğim hastanelerden biri olan Ankara Dışkapı Çocuk Onkoloji ve Hemataloji Hastanesi’nden randevu alıp gittim. Kan değerleri, deri testi derken çok kısa sürede teşhis koyuldu. Sütün yanında yumurta alerjisi olduğunu da öğrenmiş olduk. Teşhis koyulup kandaki IgE değerleri ölçülene kadar ben süt ürünleri ve yumurta tüketiyordum. Oğuzalp’in vücudunda minik kırmızı sivilceler hep oluyordu; ama çok yaygın ve döküntü şeklinde olmadığı için bir çoğumuz gibi ben de hep sıcaktan olduğunu düşünüyordum. Süt ürünlerini kesmemle o kırmızılıklar kayboldu.

Biz henüz yolun çok başındayız, teşhisimiz çok yeni. Ben etiket okuma alışkanlığımı daha da geliştirip daha dikkatli olmaya, sürekli çevremdekileri uyararak farkındalık yaratmaya çalışıyorum. Öncesinde üzerine hiç düşünülmemiş bir konu olduğu için bazen bir üründe süt veya yumurta olabileceği o an aklıma gelmiyor, yedikten sonra var mıydı acaba diye kahroluyorum. Aslında her şeyi evde yapıp dışarıda bulaşma riskini, içeriğini bilmediğimiz ürünleri hiç tüketmemek gerek ama her zaman o kadar geniş vaktim olmuyor maalesef.

AA: Bu süreçte sizi en çok zorlayan etken ne oldu?
NK: Benim eşim görevi sebebiyle Şırnak’ta çalışıyor, Oğuzalp’e tek başıma bakıyorum; anneanne ve babaanne de farklı şehirlerde dönüşümlü olarak geliyorlar. İşe git, evin ihtiyaçları hallet gibi bir rutin başlı başına zorken, eşimin yanımda olmaması beni psikolojik olarak çok yoruyor. Her şeyi tek başına düşünüyor, araştırıyor olmak çok zor!

Alerjiyi insanlara anlatamıyorsunuz. Benim hayattaki en sevdiğim şeylerden biri sütlü kahve, diğeri pasta. Ben bebeğim için bunları yemezken, büyüyünce canı çektiğinde hazır olmalıyım düşüncesiyle sütsüz yumurtasız tarifler denerken, insanların aman azıcıktan bir şey olmaz, ye demeleri sinirimi bozuyor. Bir şey ikram edildiğinde süt ürünü veya yumurta var mı sorusunu yönelttiğimde bana dönen bakışlar çok manidar oluyor. Zaten çok sakin bir insan olduğum söylenemez, iyice asabi oldum!

AA: Size bu süreçte en çok destek veren kişi kim oldu?
NK: Facebook’taki Alerji ile Yaşam Platformu desem 🙂 Dediğim gibi eşim şehir dışında. Önceki röportajlarınızda “annem en büyük yardımcımızdı, ikimizin de yemeklerini hazırladı” gibi cümleleri okudukça kendi halime üzüldüm açıkçası. Anneler yemekleri yaparken tereyağ, süt kullanmamaya özen gösteriyorlar, ama senin protein alman lazım bak şunu hazırladım şeklinde bir durum söz konusu değil.

Okuyup araştırdıkça, bakın bu durum şöyle ciddi dedikçe paranoyak damgası yiyiyorum. Hırıltılı solunum sebebiyle doktora epipen taşımalı mıyız dediğimde tedbiren yazalım dedi, dışarı çıktığımızda eşimden aldığım cevap gerek var mı oldu. Daha birkaç hafta önce Facebook’ta oğlumun alerjisi ile ilgili bir durum güncellemesi paylaşınca annemden insanları gereksiz yere telaşlandığım yönünde bir tepki aldım.

İyi ki artık internet ve sosyal platformlar var. Doktordan edinemediğim bilgileri en basitinden Facebook üzerindeki gruplardan bile edinebiliyorum. Çevreme anlatamadığım alerji konusunu birebir yaşayan, bizden çok daha ciddi alerjileri olan anneler ile birbirimizi anlamak beni çok rahatlatıyor.

AA: Zamanı geri çevirebilme şansınız olsaydı alerji ile mücadelenizde neyi yapmak ya da yapmamak isterdiniz?
NK: Keşke en başta bilseydim de süt ürünlerini tüketmeseydim.

AA: Çocuğunuza alerjisini nasıl anlattınız? Bazı gıdaları yiyememesini nasıl açıkladınız?
NK: Bebeğim çok küçük olduğu için henüz açıklama durumuna gelmedik; ama o gün geldiğinde ne yapacağım bilmiyorum. Şimdiden biri bir şey yerken herkes her şeyi yiyemez, Oğuzalp ve annesi alerjileri olduğu için peynir yemiyor gibi telkinlerde bulunuyor, okuduğum masallardaki kahramanları alerjili karakterlere dönüştürüyorum.
Arkadaşlarıyla pikniğe giden maymunumuz annesinin hazırladığı yiyecekleri yiyiyor ve arkadaşlarına alerjisini anlatıp annesinden izin almadan içeriğini bilmediği yiyecekleri tüketemeyeceğini açıklıyor 🙂

AA: Alerji ile yeni tanışan annelere neler önerirsiniz?
NK: Kimseye kulak asmasınlar! Bebekleri için en doğrusunu onlar bilirler, iç seslerine güvensinler. Ben de yeni tanışan annelerden biriyim. Zaman zaman çok bunalsam da bu günlerin geçeceğine eminim.

Bir de alerji ile henüz tanışmamış, ek gıdaya geçmeye hazırlanan veya yeni gıda denemeleri yapan annelere tavsiyelerim var. Bebeğe yeni gıda denetme işini anneanne, babaanne, bakıcı gibi insanlara asla ve asla bırakmasınlar. Yoğurt denememizde alerjik reaksiyon gösterebileceğini açıklamama rağmen annem sırarla tamam ben yarın veririm deyip durmuştu. Daha önceki meyve denemelerimizde 1 kaşık olarak tarif ettiğim ölçünün aman ne yedi ki denilerek çoğaltıldığını bildiğim için, yoğurt verirken orada olmasam neler olabileceğini düşünmek bile istemiyorum.

AA: Ülkemizde gıda alerjisinin daha iyi tanınması ve geniş kitlelerce anlayış gösterilmesi için sizce neler yapılmalı?
NK: Alerji ile çok yeni tanışmış bir anne olarak bu kısa sürede gördüklerim bile toplumumuzun alerjiden bihaber olduğunu gösteriyor. Teknoloji çağındayız ama Google’a bir inek sütü alerjisi yazmak bile insanlara zor geliyor demek ki. Bir çok insanın teknoloji ile olan ilişkisi telefonlarında oyun oynamakla sınırlı. Okuduğum yazılarda rastladığım kakada kan görülen bebeklere alerji teşhisi konmasının ne kadar uzun sürdüğü bilgisi çok can sıkıcı. İlk akla gelmesi gereken sebepken bu nasıl bir cehalet ki çocuk doktorları bu konuda çok yetersiz kalıyor ve doğru yönlendirme yapamıyor. Eşimin tabiriyle birçok özel hastane paramızla çocuk sevdirdiğimiz yerler. Evet boyu iyi, kilosu iyi deyip gönderiyorlar çocuklarımızı ve ciddi bir sorunumuz olduğunda kime danışacağımızı bilemiyoruz.

Araştırma hastaneleri ise çok yoğun ve doktorlar çoğu zaman herhangi bir konuda bilgi vermiyorlar. Ben kızamık aşısında yumurta olduğunu aile sağlığı merkezinden, benim neleri tüketip tüketmeyeceğimi Facebook grubundan öğrendim. Epipen’i doktora ben sordum. Keşke her hastanede alerji konusu ile ilgili broşürler olsa, doktora başvuran her hastaya o an verilse. Evet doktorlar çok yoğun oluyor, her hastayı her konuda takip edemiyorlar, en azından böyle bir temel destek eminim bir çok ailenin hayatını kolaylaştıracaktır.

AA: Son olarak eklemek istedikleriniz?
NK:Bana hikayemi anlatma fırsatı verdiğiniz için teşekkür ederim.

Tüm “alerjik annelere” sevgilerle…

image

IBS Anne Bebek Çocuk Fuarı’ndan İzlenimler

image

Bu yıl üçüncüsü düzenlenen IBS Anne Bebek Çocuk Fuarı, 12-14 Aralık 2014 tarihlerinde İstanbul Kongre Merkezi’nde gerçekleşti. Fuarın temel amacı anne, bebek, çocuk sektöründe faaliyet gösteren firmaları ailelerle buluşturmak, ücretsiz etkinliklerle hem ebeveynleri bilgilendirmek hem de çocukları eğlendirmek.

Ben de fuara ilk kez bu yıl katıldım. Keza bir anne olarak blog yazmaya başlayınca, ister istemez algılarınızı sürekli açık tutmak ve etrafınızda neler olup bitiyor görmek, bilmek ve duyurmak gibi bir misyonunuz oluyor. Fuara özellikle gitmek istememin nedeni ise sektörün biz alerjik çcoukları ve ailelerini ne kadar dikkate aldığını gözlemlemekti. Yani varlığımızdan haberdar mıydılar, haberdar iseler bizim için neler yapıyorlardı?

Doğruyu söylemek gerekirse bir kaç firma dışında alerjik çocukları düşünen ve onlara yönelik ürünler geliştiren, sunabilen firma yoktu. Belki bu hala sesimizi çok gür duyuramadığımızdan, belki hala firmaların hedef kitlesinde çok küçük bir paya sahip olduğumuzdan, yani hala azınlık sayıldığımızdan… Fuara ancak seneye de katılabilirsem daha net bir karşılaştırma yapıp artan alerjik çocuk sayısının ne kadar göze çarptığı ve dikkate alındığını tespit edebileceğim.

Genel olarak değerlendirmek gerekirse fuara bir çok bebek-çocuk tekstil, kozmetik, oyuncak, gıda firması katılmaktaydı. Aynı zamanda aktivite merkezleri, blogger/eğitimci anneler, eğitim ve sağlık kurumları da yer aldı. Ziyaretçi profili gördüğüm kadarı ile daha çok bebek bekleyen ve küçük bebek sahibi ailelerdi. Bu nedenle sunulan ürünler de daha çok bebeklere yönelikti. Fuar yerleşimi iyi planlanmış olmasına karşın ortam çok sıcak ve havasızdı. Buna öğleden sonraki kalabalık da eklenince bu gürültülü ve havasız ortam çocuklar için maalesef çekilmez hale geldi. Ziyaretçi ailelerden çoğu bebek arabası ile geldiği için stand aralarındaki geçişlerin epey güç olması, oturup dinlenecek alanların epey kısıtlı olması da diğer bir dezavantajdı. Öte yandan ailelerinin peşinde sürüklediği bir çok hasta, burnu akan, öksüren çocuk gördüm ki içim sızladı. Bu yüzden böyle bir organizasyonun kışın tam ortasında yapılması açıkçası bana çok mantıklı gelmedi. Ama aktivitelerle, hediyelerle eğlenen çocuk sayısı da çok fazla idi. Bazı firmalar fuara özel indirimler uyguladığı için eli kolu paketlerle dolan bir çok aile de vardı. Sanırım ziyaretçilerin fuar boyunca severek takip ettikleri blogger/eğitimci annelerle tanışması da bir diğer dikkat çekici noktaydı. Keza blogger annelerin standları önünde uzun fotoğraf çektirme kuyrukları vardı.

imageAma bizim için en büyük zorluk her zamanki gibi ne yiyeceğiz derdi oldu ve bunu öngörüp  yanımızda kendi yiyeceğimizi getirmemiş olsak tamamen aç kalacaktık…

Peki gelelim biz alerjik çocuklara sunulan ürünlere… Facebook gruplarından uzun süredir tanıdığım Yasemin Yılmaz ve eşi Yiğit Yılmaz, kısa bir süre önce Alerjik Market ismini verdikleri bir girişimde bulundular. Aslında bir süredir bu girişimden haberdar olmama karşın kendileri ile yüzyüze görüşmeden ve ürünleri incelemeden sizlere duyurmaktan çekindim. Keza söz konusu pakete girmiş bir hazır gıda olunca hepimiz haklı endişeler taşıyoruz.

image

Yasemin Hanım ve Yiğit Bey’in 6 yaşında çoklu besin alerjisi olan Giray isminde bir oğulları var. Dolayısı ile bizim yaşadığımız her türlü zorluğu birebir biliyorlar. Hatta standta Yasemin Hanım’la uzun uzun sohbet etme fırsatımız oldu, hikayelerimiz hep aynı, hep aynı… Gecikmiş teşhis, ilerlemiş alerjik reaksiyonlar, katı diyet, bol dua, bol sabır… Kendi çocuklarını büyütürken karşılaştıkları bir çok zorluk da onları böyle bir girişimde bulunmaya teşvik etmiş. Doğrusu hem projelerini hem de emeklerini takdir ettim. Yiğit Bey sırf bu işle birebir ilgilenebilmek için uzun yıllardır yürüttüğü başarılı bir kariyeri bırakma kararı almış. Orgran isimli Avustralya markası hazır gıda ürünlerini ülkemize getirmek ve internet üzerinden satışını gerçekleştirmek üzere bir projeleri var. Fuara tanıtım amaçlı katılmışlar ve gördüğüm üzere ürünler de epey aile tarafından şimdiden ilgi çekmiş durumda. Maalesef satışa ancak Şubat sonu, Mart başı gibi geçebilecekler keza firmanın elindeki son kullanma tarihi yakın ürünleri ithal etmeyi tercih etmemişler, açıkçası bu titizlikleri de çok hoşuma gitti. O yüzden yeni üretilecek partiyi bekliyorlar. Ürünler tamamen alerji dostu, sertifikalı, koruyucu katkı maddesi içermiyor, gluten, süt ürünü, soya, kabuklu yemişler de eser miktar dahi bulunmuyor çünkü üretim tesisine alınmıyor. Yine de temkinli olmak adına ilk kez aldığınızda tüm paketi çocuğunuzun eline vermeyip yine aynı besin denemelerinde olduğu gibi az az temkinli bir şekilde denemenizi tavsiye ederim. Keza bazı ürünlerin içeriğinde bezelye unu, palm yağı da bulunduğundan mutlaka doktorlarınızın görüşünü ve onayını da almanız daha sağlıklı olacaktır. Alerjik market ürünleri hakkında detaylı bilgiye bu linkten ulaşabilir ve facebook sayfalarını da takip edebilirsiniz. Yasemin Hanım ve Yiğit Bey’e bu girişimlerinden dolayı tüm alerjik çocuk aileleri adına teşekkür ederim.

imageYine standlar arasında gezerken Alerji kelimesini görmemle ok gibi daldığım diğer bir stand ise Albio firmasına aitti. 25 yıldır faaliyet gösteren Albio firması aslına bizlerin aşina olduğu deri ve yama testi materyallerini ve immünoterapi kapsamındaki aşıları Türkiye’ye ithal eden bir firma. Aynı zamanda Dermasilk isimli İtalyan ipek ürünlerini de alerjiden korunma amaçlı ithal ürün olarak satışa sunuyorlar. İpek, ev akarının içinde üreyemediği yegane tekstil materyali, aynı zamanda insan saçına benzer yapısı nedeni ile deriye dost, vücut ısısını koruyan ve terlemeyi engelleyen özellikleri mevcut. Bu yüzden tüm dünyada alerjik bireyler için en çok tercih edilen ürünler arasında. Ancak ipek böceğinin çok zor şartlarda yetiştirilmesi ve ipek ipliğinin oldukça güç elde edilmesi nedeni ile fiyatı tüm diğer tekstil materyallerine göre daha pahalı. Dermasilk’in kadın-erkek ve çocuklar için sunduğu ipek iç çamaşır ve aksesuarların fiyatı 50 ila 300 lira arası değişiyor. Detaylı bilgiyi Dermasilk sitesinden elde edebilirsiniz. Firmanın ürün yelpazesinde evakarından koruyucu Microair marka yatak, yorgan, yastık kılıf setleri de mevcut. Bu ürünlerin en cazip yanı ise sizin vereceğiniz ölçülere göre üretilebiliyor olması. Microair markanın mesleki alerjilere yönelik koruyucu ürünleri de nadir bulunan ürünler arasında.

image

imageBunun dışında özellikle alerjik bireyleri hedeflemeyen ama hitap edebilecek organik giyim, oyuncak ve yiyecek standları da mevcuttu. Mesela Sade markasının organik ürünlerinin bir kaçının içeriğinde katkı maddesi olmadığını görmek de beni çok mutlu etti. Bildiğim kadarı ile organik ürün satan websiteleri üzerinden satışı söz konusu olan ürünler hakkında daha detaylı bilgi almak için firma ile bizzat görüşebilirsiniz.

Özetlemek gerekirse bu yıl az da olsa bizi düşünenlerin olduğunu bilmek sevindiriciydi, 2015 yılında alerjik çocuklara hitap edebilen daha çok ürün ve üretici olması dileğiyle…

Alerjik bir çocuk için doktor seçimi nasıl yapılmalı, muayenede nelere dikkat edilmeli?

image

Alerji deyince ister istemez toplum olarak gözümüzün önünde ilk canlanan; insanı kızartıp kabartıp hapşurtup gözlerini yaşartan geçici bir rahatsızlık oluyor. Oysa tıp ilerledikçe alerjinin ne kadar karmaşık bir yapıya sahip olduğu, sadece deri ve solunum yolu üzerinde değil sindirim hatta sinir sistemi üzerindeki etkileri ortaya çıktı. Ben de alerji ile büyüyen bir çocuk olduğum için oğlumla aramda sadece bir kuşak olmasına rağmen alerjiye bakış açısının ne kadar değiştiğini bizzat görebiliyorum. En azından sağlık sektörü çağımızın vebası olarak adlandırabileceğimiz bu hastalıktan artık daha sık bahseder oldu.

Bununla beraber uzmanlık alanları da birbirinden yavaş yavaş ayrılmaya, hekimlerimiz tepkilerin yoğunlaştığı bölgelere göre ihtisaslaşmaya başladı. Kendi deneyimlerimden yola çıkarak ilk kez 2 yıl önce farkedip dile getirdim bunu. Alerji ile mücadelede tepkilerin yoğunlaştığı bölgeye göre doktor seçmek hastaya gerçekten çok vakit kazandırıyor. Keza biz doktorlarımızın herşeyden anlamasını bekliyoruz ama her meslekte olduğu gibi hekimlikte de uzmanlık dallarına ayrılmak çok normal. Mesela ben Tekstil Mühendisiyim, sizin tek bir ürün diye satın aldığınız gömlek üzerindeki iplikten, kumaştan, boyamadan, dikimden, aksesuardan ayrı ayrı kişiler sorumludur. Aynı şekilde bir bankaya gitseniz fatura ödeyeceğiniz kişi ayrı, kredi isteyeceğiniz kişi ayrıdır. En basidi bir restorana gittiğinizde size yemeği pişiren kişi farklı, size bunu servis eden farklıdır. Bu noktadan bakılınca doktorlarımızdan da herşeyi bilmelerini beklemek pek doğru gözükmemektedir. Hele ki konu alerji olunca ve semptomlar tüm vücuda yayılmış olunca uzmanlık alanı daha çok ön plana çıkmaktadır.

Bu bağlamda alerji tepkilerinizi çoğunlukla deri üzerinde gözlemliyorsanız bir Alerji Uzmanı‘na, derinin yanı sıra solunum yollarında gözlemliyorsanız Alerji ve Solunum Yolu Hastalıkları Uzmanı‘na, eğer ağırlıklı olarak sindirim sisteminde görüyorsanız yani reflü veya mukuslu/kanlı kaka gibi, o zaman bir Gastroenteroloğa başvurmanız daha sağlıklı olacaktır. Eğer alerjinizi Çocuk Doktorunuz ile takip ediyor ve sağlıklı bir yol izliyorsanız illa bir uzmana gitmek zorunda değilsiniz. Ancak diyette yol alamıyor, alerjik tepkilere karşı çeşitli denemelere rağmen sonuç alamıyorsanız tepkilerinize göre bir uzman hekim seçmeniz daha faydalı olabilir. Kısa bir süre içerisinde Alerji ile Yaşam Platformu‘nda çeşitli illerden doktor önerileri olan bir liste paylaşacağım. Takipte kalınız…

Kendinize uygun doktoru seçtiniz, gelelim ilk muayeneye. İlk muayene hem teşhisinizin koyulması hem de tedavinizin doğru başlaması adına çok önemlidir. Burada doktorun yaklaşımı kadar ailenin hikayeyi ne kadar doğru anlattığının da çok büyük önemi vardır. Bu nedenle muayene öncesi bazı hazırlıklar yapmak size hem vakit kazandıracak hem de herhangi bir atlamanın önüne geçecektir. Muayene öncesi bir özet çıkartarak, durumunuzu net bir şekilde ortaya koymanız gerekir.

Bu özet hikayenize eklemeniz gerekenler şu şekilde sıralanabilir;
– Ailedeki alerji veya otoimmün hastalık sahibi kişiler
– Bebeğin kısaca doğum hikayesi (Sezeryan/normal doğum, doğum kilosu/boyu, hemen doğum sonrası uygulanan işlemler-kuvöz, sarılık tedavisi, aşı tepkisi…gibi)
– Bebeğin doğum anından itibaren nasıl beslendiği (anne sütü, formüla takviyesi…gibi)
– Çocuğunuzda ilk alerji belirtilerini görmeye başladığınız tarih ve tepkilerin tanımı ( 2 aylıkken mukuslu kaka, 3 aylıkken sırtta ürtiker, 6 aylık ek gıdaya geçince kusma…gibi) Tepkilerin tam listesini görmek için bu linki tıklayabilirsiniz.
– Tepkileri fark ettikten sonra izlediğiniz yöntem (Kullandığınız ilaçlar, gittiğiniz doktorlar, yaptırdığınız testler…gibi)
– Eğer ek gıdaya başlandı ise hangi sıra ve hangi yöntemin uygulandığı (3 gün bekleme kuralı veya ilk yoğurt/karışık sebze çorbası ile başlamak gibi)
– Tepkilerin ne zaman ve hangi durumlarda arttığına dair ailenin gözlemleri (Patates yedikten 3 gün sonra, yanağına yoğurt deyer deymez, ocakta pişen yemeğin kokusunu soluyunca, dışarıda veya ev ortamında, sabah veya gece, yemekten hemen sonra…gibi)
– Mevcut durumdaki beslenme şekli (Sabah kahvaltısı, öğle ve akşam yemeği, ara öğün şeklinde bir liste yapılabilir. Kullandığı formüla markası ve günlük tüketim miktarı da eklenmelidir. Çocuğun tükettiği tüm yiyecek ve içeçekler belirtilmelidir. Çiğnediği sakız bile dahil! ) Eğer bebek anne sütü alıyorsa beslenme listesi anne için de ayrıca hazırlanmalıdır. Annenin tüm yiyip içtiği ve kullandığı ilaçlar listede yer almalıdır.
– Geçmişte uygulanan herhangi bir aşı veya ilaca karşı alerjik reaksiyon oluştu ise hangi ilaca/aşıya nasıl bir tepki verdiği
– Mevcut durumda yaşadığınız belirgin şikayetler, varsa kullandığınız ilaçlar

İlk muayenede doktorunuzun uygulayacağı fiziksel muayene çok önemlidir. Keza boğaz duvarındaki baloncuk şeklindeki kabarcıklar reflüyü, makat aralanınca görünen hare şeklindeki pütürlü pişik besin alerjisini, hırıltılı nefes ise solunum yollarında bir sıkıntı olduğunu işaret edebilir. Çocuğun bu muayene esnasında mümkün olduğunca sakin durması doktorunuzun daha sağlıklı gözlem yapmasına imkan sağlayacaktır. Bu nedenle önce annenin endişelerinden sıyrılıp mümkün olduğunca soğukkanlı durması gerekir, keza hiç bir çocuk annesinin huzursuz olduğu bir ortamda huzurlu olamaz. Anne mümkün olduğunca muayene boyunca çocukla konuşmalı, onu sakinleştirmek için yumuşak bir ses tonu kullanmalı, elini tutmalı, yanında durmalı ve endişelenecek bir şey olmadığını ona sözle değil hareketleri ile göstermelidir. Sık sık doktor ziyeretlerinde bulunan çocuklarda doktor fobisinin oluşması normaldir. Bu korkuyu yenmek için evde doktorculuk oynamak, onu doktor ekipmanlarını kullanmaya teşvik etmek, hekimlik mesleğini anlatan hikayeler okumak hatta uydurmak işe yarayacaktır. Muayene esnasında annenin yanında mutlaka baba, büyükanne veya bir aile yakını olmalıdır ki muayene bittiği an çocuğu odadan çıkartıp bekleme salonuna götürmek hem çocuğu rahatlatacak hem de annenin doktor ile daha sağlıklı bir iletişim kurmasını sağlayacaktır. Bebeğin muayene esnasında çok tok veya çok aç olmamasına dikkat ediniz. Keza aç olması huysuz olmasına, çok tok olması ise muayene esnasında kusmasına neden olabilir. Eğer mümkünse muayene saatini bebeğinizin uykusunu almış olduğu bir zamana denk getirirseniz daha huzurlu ve sakin olacaktır.

Muayenede yanınızda bulunması gerekenler de şu şekilde sıralanabilir:
– Muayene öncesi hazırladığınız özet hikayeniz
– Çocuğun veya emziren annenin beslenme listesi
– Kullandığı ilaçların dozunun da belirtildiği liste
– Tüm geçmiş test sonuçları (mümkünse tarih sırasına göre)
– Aşı karnesi, boy-kilo takip çizelgesi
– Çocuk için yedek kıyafet, emzik, biberon, mama, bez, ıslak mendil, oyuncak
– Çocuğun anne üzerine kusma ihtimali hesaba katılarak anne için yedek kıyafet
– Anne diyette ise ona uygun yiyecek
– Doktorun söylediklerini daha kapıdan çıkar çıkmaz unutabilceğiniz ihtimaline karşılık ses kaydı yapabilen bir cep telefonu (eğer sizin telefonunuzda böyle bir özellik yoksa bir yakınınızdan ödünç alabilirsiniz)

Muayene bitiminde doktorunuza uygulamanız gereken diyeti, beslenmenize ekleyip çıkarmanız gerekenleri, kullanmanız gereken ilaçları, dozunu ve ne şekilde kullanmanız gerektiğini (sabah-akşam, aç-tok, yemekle mi-yatmadan önce mi…gibi), bundan sonra izlemeniz gereken yöntemi, bir sonraki kontrol randevusunun ne zaman olacağını, acil durumlarda kendisine nasıl ulaşabileceğinizi, bu süreçte takvime göre uygulamanız gereken aşı varsa yaptırıp yaptırmamanız konusundaki görüşlerini sormayı ihmal etmeyiniz. Muayene sonrası kafanıza takılan veya net anlaşımayan bir nokta varsa kendisini arayıp mutlaka teyit alınız. Kendi varsayımınız veya başka bir kişinin tavsiyesi ile hareket etmeyiniz. Kontrol randevularınızı ve periyodik tahlillerinizi ihmal etmeyiniz.