Alerjik bir çocuk için doktor seçimi nasıl yapılmalı, muayenede nelere dikkat edilmeli?

image

Alerji deyince ister istemez toplum olarak gözümüzün önünde ilk canlanan; insanı kızartıp kabartıp hapşurtup gözlerini yaşartan geçici bir rahatsızlık oluyor. Oysa tıp ilerledikçe alerjinin ne kadar karmaşık bir yapıya sahip olduğu, sadece deri ve solunum yolu üzerinde değil sindirim hatta sinir sistemi üzerindeki etkileri ortaya çıktı. Ben de alerji ile büyüyen bir çocuk olduğum için oğlumla aramda sadece bir kuşak olmasına rağmen alerjiye bakış açısının ne kadar değiştiğini bizzat görebiliyorum. En azından sağlık sektörü çağımızın vebası olarak adlandırabileceğimiz bu hastalıktan artık daha sık bahseder oldu.

Bununla beraber uzmanlık alanları da birbirinden yavaş yavaş ayrılmaya, hekimlerimiz tepkilerin yoğunlaştığı bölgelere göre ihtisaslaşmaya başladı. Kendi deneyimlerimden yola çıkarak ilk kez 2 yıl önce farkedip dile getirdim bunu. Alerji ile mücadelede tepkilerin yoğunlaştığı bölgeye göre doktor seçmek hastaya gerçekten çok vakit kazandırıyor. Keza biz doktorlarımızın herşeyden anlamasını bekliyoruz ama her meslekte olduğu gibi hekimlikte de uzmanlık dallarına ayrılmak çok normal. Mesela ben Tekstil Mühendisiyim, sizin tek bir ürün diye satın aldığınız gömlek üzerindeki iplikten, kumaştan, boyamadan, dikimden, aksesuardan ayrı ayrı kişiler sorumludur. Aynı şekilde bir bankaya gitseniz fatura ödeyeceğiniz kişi ayrı, kredi isteyeceğiniz kişi ayrıdır. En basidi bir restorana gittiğinizde size yemeği pişiren kişi farklı, size bunu servis eden farklıdır. Bu noktadan bakılınca doktorlarımızdan da herşeyi bilmelerini beklemek pek doğru gözükmemektedir. Hele ki konu alerji olunca ve semptomlar tüm vücuda yayılmış olunca uzmanlık alanı daha çok ön plana çıkmaktadır.

Bu bağlamda alerji tepkilerinizi çoğunlukla deri üzerinde gözlemliyorsanız bir Alerji Uzmanı‘na, derinin yanı sıra solunum yollarında gözlemliyorsanız Alerji ve Solunum Yolu Hastalıkları Uzmanı‘na, eğer ağırlıklı olarak sindirim sisteminde görüyorsanız yani reflü veya mukuslu/kanlı kaka gibi, o zaman bir Gastroenteroloğa başvurmanız daha sağlıklı olacaktır. Eğer alerjinizi Çocuk Doktorunuz ile takip ediyor ve sağlıklı bir yol izliyorsanız illa bir uzmana gitmek zorunda değilsiniz. Ancak diyette yol alamıyor, alerjik tepkilere karşı çeşitli denemelere rağmen sonuç alamıyorsanız tepkilerinize göre bir uzman hekim seçmeniz daha faydalı olabilir. Kısa bir süre içerisinde Alerji ile Yaşam Platformu‘nda çeşitli illerden doktor önerileri olan bir liste paylaşacağım. Takipte kalınız…

Kendinize uygun doktoru seçtiniz, gelelim ilk muayeneye. İlk muayene hem teşhisinizin koyulması hem de tedavinizin doğru başlaması adına çok önemlidir. Burada doktorun yaklaşımı kadar ailenin hikayeyi ne kadar doğru anlattığının da çok büyük önemi vardır. Bu nedenle muayene öncesi bazı hazırlıklar yapmak size hem vakit kazandıracak hem de herhangi bir atlamanın önüne geçecektir. Muayene öncesi bir özet çıkartarak, durumunuzu net bir şekilde ortaya koymanız gerekir.

Bu özet hikayenize eklemeniz gerekenler şu şekilde sıralanabilir;
– Ailedeki alerji veya otoimmün hastalık sahibi kişiler
– Bebeğin kısaca doğum hikayesi (Sezeryan/normal doğum, doğum kilosu/boyu, hemen doğum sonrası uygulanan işlemler-kuvöz, sarılık tedavisi, aşı tepkisi…gibi)
– Bebeğin doğum anından itibaren nasıl beslendiği (anne sütü, formüla takviyesi…gibi)
– Çocuğunuzda ilk alerji belirtilerini görmeye başladığınız tarih ve tepkilerin tanımı ( 2 aylıkken mukuslu kaka, 3 aylıkken sırtta ürtiker, 6 aylık ek gıdaya geçince kusma…gibi) Tepkilerin tam listesini görmek için bu linki tıklayabilirsiniz.
– Tepkileri fark ettikten sonra izlediğiniz yöntem (Kullandığınız ilaçlar, gittiğiniz doktorlar, yaptırdığınız testler…gibi)
– Eğer ek gıdaya başlandı ise hangi sıra ve hangi yöntemin uygulandığı (3 gün bekleme kuralı veya ilk yoğurt/karışık sebze çorbası ile başlamak gibi)
– Tepkilerin ne zaman ve hangi durumlarda arttığına dair ailenin gözlemleri (Patates yedikten 3 gün sonra, yanağına yoğurt deyer deymez, ocakta pişen yemeğin kokusunu soluyunca, dışarıda veya ev ortamında, sabah veya gece, yemekten hemen sonra…gibi)
– Mevcut durumdaki beslenme şekli (Sabah kahvaltısı, öğle ve akşam yemeği, ara öğün şeklinde bir liste yapılabilir. Kullandığı formüla markası ve günlük tüketim miktarı da eklenmelidir. Çocuğun tükettiği tüm yiyecek ve içeçekler belirtilmelidir. Çiğnediği sakız bile dahil! ) Eğer bebek anne sütü alıyorsa beslenme listesi anne için de ayrıca hazırlanmalıdır. Annenin tüm yiyip içtiği ve kullandığı ilaçlar listede yer almalıdır.
– Geçmişte uygulanan herhangi bir aşı veya ilaca karşı alerjik reaksiyon oluştu ise hangi ilaca/aşıya nasıl bir tepki verdiği
– Mevcut durumda yaşadığınız belirgin şikayetler, varsa kullandığınız ilaçlar

İlk muayenede doktorunuzun uygulayacağı fiziksel muayene çok önemlidir. Keza boğaz duvarındaki baloncuk şeklindeki kabarcıklar reflüyü, makat aralanınca görünen hare şeklindeki pütürlü pişik besin alerjisini, hırıltılı nefes ise solunum yollarında bir sıkıntı olduğunu işaret edebilir. Çocuğun bu muayene esnasında mümkün olduğunca sakin durması doktorunuzun daha sağlıklı gözlem yapmasına imkan sağlayacaktır. Bu nedenle önce annenin endişelerinden sıyrılıp mümkün olduğunca soğukkanlı durması gerekir, keza hiç bir çocuk annesinin huzursuz olduğu bir ortamda huzurlu olamaz. Anne mümkün olduğunca muayene boyunca çocukla konuşmalı, onu sakinleştirmek için yumuşak bir ses tonu kullanmalı, elini tutmalı, yanında durmalı ve endişelenecek bir şey olmadığını ona sözle değil hareketleri ile göstermelidir. Sık sık doktor ziyeretlerinde bulunan çocuklarda doktor fobisinin oluşması normaldir. Bu korkuyu yenmek için evde doktorculuk oynamak, onu doktor ekipmanlarını kullanmaya teşvik etmek, hekimlik mesleğini anlatan hikayeler okumak hatta uydurmak işe yarayacaktır. Muayene esnasında annenin yanında mutlaka baba, büyükanne veya bir aile yakını olmalıdır ki muayene bittiği an çocuğu odadan çıkartıp bekleme salonuna götürmek hem çocuğu rahatlatacak hem de annenin doktor ile daha sağlıklı bir iletişim kurmasını sağlayacaktır. Bebeğin muayene esnasında çok tok veya çok aç olmamasına dikkat ediniz. Keza aç olması huysuz olmasına, çok tok olması ise muayene esnasında kusmasına neden olabilir. Eğer mümkünse muayene saatini bebeğinizin uykusunu almış olduğu bir zamana denk getirirseniz daha huzurlu ve sakin olacaktır.

Muayenede yanınızda bulunması gerekenler de şu şekilde sıralanabilir:
– Muayene öncesi hazırladığınız özet hikayeniz
– Çocuğun veya emziren annenin beslenme listesi
– Kullandığı ilaçların dozunun da belirtildiği liste
– Tüm geçmiş test sonuçları (mümkünse tarih sırasına göre)
– Aşı karnesi, boy-kilo takip çizelgesi
– Çocuk için yedek kıyafet, emzik, biberon, mama, bez, ıslak mendil, oyuncak
– Çocuğun anne üzerine kusma ihtimali hesaba katılarak anne için yedek kıyafet
– Anne diyette ise ona uygun yiyecek
– Doktorun söylediklerini daha kapıdan çıkar çıkmaz unutabilceğiniz ihtimaline karşılık ses kaydı yapabilen bir cep telefonu (eğer sizin telefonunuzda böyle bir özellik yoksa bir yakınınızdan ödünç alabilirsiniz)

Muayene bitiminde doktorunuza uygulamanız gereken diyeti, beslenmenize ekleyip çıkarmanız gerekenleri, kullanmanız gereken ilaçları, dozunu ve ne şekilde kullanmanız gerektiğini (sabah-akşam, aç-tok, yemekle mi-yatmadan önce mi…gibi), bundan sonra izlemeniz gereken yöntemi, bir sonraki kontrol randevusunun ne zaman olacağını, acil durumlarda kendisine nasıl ulaşabileceğinizi, bu süreçte takvime göre uygulamanız gereken aşı varsa yaptırıp yaptırmamanız konusundaki görüşlerini sormayı ihmal etmeyiniz. Muayene sonrası kafanıza takılan veya net anlaşımayan bir nokta varsa kendisini arayıp mutlaka teyit alınız. Kendi varsayımınız veya başka bir kişinin tavsiyesi ile hareket etmeyiniz. Kontrol randevularınızı ve periyodik tahlillerinizi ihmal etmeyiniz.

 

Alerji ile Yaşam Platformu Kuruldu!

image

3 Aralık 2014 itibari ile facebook kapalı grup formatındaki Alerji ile Yaşam Platformu faaliyete geçti. Bu platform süt ve süt ürünleri, çoklu besin, polen, evakarı, hayvan tüyü, küf mantarı, metal, lateks, kozmetik, ilaç ve kimyasal koruyuculara karşı alerjisi olan bireylerin ve ailelerinin buluştuğu; fikir alışverişi ve dayanışmada bulunduğu bir ortamdır. Bu platformda alerji kökenli ürtiker, egzema, reflü, özofajit, kolit, astım, anafilaksi gibi durumlarda ailelerin yaşadığı tecrübeler paylaşılmaktadır.

Alerji ie mücadeleyi bir yaşam tarzı haline getirebilmek, özellikle küçük yaşta teşhisi koyulmuş çocuklarımızı daha sağlıklı şekilde yetiştirebilmek, çocuğundaki şikayetlerden yola çıkarak alerji şüphesi taşıyan ailelere yol gösterebilmek ve bu uzun soluklu yolculukta birbirimize destek olabilmek için yeni adresimiz Alerji ile Yaşam Platformu’dur. Amacımız sadece birbirimiz ile ortak bir platformda buluşmak değil, sesimizi daha geniş kitlelere duyurmak, kamuoyunun ilgisini bizlerin yaşadığı sıkıntılara çekmektir. Bu kapsamda ilerleyen günlerde farklı projelerimiz gerçekleşecek, gerek sağlık sektörüne, gerek gıda sektörüne, gerekse ilaç sektörüne bu dayanışmaya destek olmaları için çağrılarımız olacaktır.

Eğer sizler de alerji hastası iseniz veya bu konuda şüphe taşıyorsanız aramıza katılıp diğer ailelerin tecrübelerinden yararlanabilirsiniz.

Platforma üyelik için bu linki tıklayabilirsiniz.

Bekliyoruz…

Dr.Duygu Gür Ünal’ı Ziyaretim

image

Geçen hafta Pediatri Uzmanı Dr.Duygu Gür Ünal ile çocuk sağlığı ve beslenmesi üzerine hoş bir sohbet ettik. Kendisi yakın zamanda Doktorannem.com sitesini kurarak özellikle çocuk beslenmesi üzerine ailelerin faydalanabileceği bir platform oluşturdu. Kendisine sorularıma verdiği cevaplar ve besin alerjisine gösterdiği hassasiyet için tekrar teşekkür eder, çocuk beslenmesi üzerine sağlıklı bilgiler almak için sitesini ve facebook sayfasını takip etmenizi şiddetle tavsiye ederim.

imageAA: Kısaca sizi tanıyabilir miyiz?
DG: 2000 yılında İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni, 2004 yılında da aynı üniversitenin çocuk sağlığı ve hastalıkları ihtisasını bitirdim. 1998 ve 1999 yıllarında yaz tatillerinde Amerika’da Harvard Üniversitesi Mass General Hospital’da yaptığım dahiliye stajları bana Amerika ve ülkemdeki sağlık politikaları, doktor ve hasta bakış açıları açısından çok şeyler öğretti. Tüm eğitim öğretim hayatım boyunca çalışkan bir öğrenciydim. 2004 yılından beri İstanbul’da Kadıköy Şifa Hastanesi, Türk Böbrek Vakfı Hizmet Hastanesi, International Hospital’da çalıştım. Son 3 yıldır Acıbadem Göktürk Tıp Merkezi’nde görev yapıyorum. 5,5 yaşında oğlum ile kendimi 2. Çocuk ihtisasımı yapmış kabul ediyorum. Seyahat etmeyi severim. İşimi keyifle, zevkle yapıyorum, çocukların beni genç ve dinç tuttuğunu düşünüyorum.

AA: Doktorannem sitesini nasıl ve neden kurmaya karar verdiniz?
DG: Son dönemlerde herkesin herşeyi biliyor olması, herkesin her konuda bir fikrinin olması hatta ciddi, cesur kararlar beni şaşırtıyor. İnsanlar konunun ehli olan kişilerin söylediklerini dinlemektense, popüler, uçuk ya da değişik fikirlerin peşinden gitme meylindeler. (Belki de doktorları dinlediler ve hala hasta olduklarını farkettiler bilmiyorum) değişik şeyler duymak, denemek istiyorlar. Siz doktor olarak ne söylerseniz söyleyin, komşunun dedikleri, a programındaki sunucunun dedikleri ya da bir blogger annenin söyledikleri çok daha etkili olabiliyor. Ben de “Neler oluyor?” diye merak edip internette dolaştığım birgün, bir annenin bir blogger anneye doktorunun, çocuğuna balık yağı önerdiğini ama kararsız kaldığını ve blogger annenin ne düşündüğünün onun için çok önemli olduğunu yazıyordu. Blogger anne de gayet bilimsel olmayan bir dille bildiği, duyduğu, googledan okuduğu kadarını bu kadıncağıza anlatmaya çalışıyordu, şaşırdım, inananamadım! Biraz daha forumları okuyunca bizim mesleğimizin öyle 10 yıl okumaya gerek kalmadan online olarak yapılabileceğini, “O ilacı kullanma”, “Kes kes”, “O ilaç o hastalığa iyi gelmez” gibi söylemlerle ne kadar sık karşılaştığımı gördüm. Ben hastalarıma ek besinlere geçiş dönemlerinde çoğu kez yazılı döküman veririm, o anda ben de bir beslenme sitesi hazırlasam hastalarım için ne iyi olur diye düşündüm. Doğru bilgiye doğru kaynaklardan ulaşsınlar istedim. Doktorluk sadece okumak, bilgi birikimi değil, deneyim ve yaşadıklarınız da size çok şey öğretiyor. Sizin maksimum 3-5 çocuğunuz olabilir ama ben hergün onlarca farklı çocuk ve aile görüyorum…

AA: Bildiğim kadarı ile benim bloğumu da inceleme fırsatı buldunuz? Alerjikanne hakkında bir hekim olarak ne düşünüyorsunuz?
DG: Az önce söylediklerimden sonra yanlış bir mesaj çıkartılmasını istemem. İnceleyebildiğim Blogger annelerin birçoğunu beğeniyorum, sosyal konular, sorumluluk projeleri, moda, şahsi fikirler, deneyimlerin paylaşımı hepsi çok hoş ama iş profesyonel anlamda ilaç verme, vermeme, aşı yaptırma, beslenme gibi sağlıkla ilgili konulara gelince bazı blogger anneleri aşırı cesur buluyorum. Cahil cesareti yani…;) Sizin blogunuzda, yaşadıklarınızı samimi bir dille ve aynı durumu paylaşan diğer çocuklar ve aileleriyle paylaştığınızı, onları doğru kanalize etme ve yol gösterme çabanızdan etkilendim. Sosyal sorumluluk yani… “Şunu kes, o ilacı alma, şu dozda al” gibi öneriler olmadığı sürece herkes istediği konularda yazabilir…

AA: Hastalarınız arasında besin alerjisine rastlama sıklığınız nedir?
DG: Eskiden daha nadir görüyorduk ama son dönemde başta inek sütü alerjisi olmak üzere besin alerjilerinin arttığını gözlemliyorum.

AA: Sizce besin alerjisi son yıllarda neden bu kadar arttı?
DG: Temiz ortamlarda yaşadığımızı düşünüyoruz ama kirletiyoruz, kirleniyoruz. Klasik bir söylem ama hava kirli, yiyecekler ilaçlı, hayatımızda birçok şey sentetik… Doğallıktan uzaklaştıkça, doğal olana tepki gösteriyor vücudumuz… Steril ortamlarda sezaryen doğum yapıyoruz, bebeğimizi çocuğumuzu eli toprağa değmeden apartman dairelerinde büyütüyoruz, biberonlarını sterilize ediyoruz, aman yere düştü, orasını elledi kirlendi diye elimizde ıslak mendille geziyoruz, çocuk 4 yaşında sokaktaki kediyle tanışıyor, vücut diyor ki bu da ne ? Hoop alerji…

AA: Benim gibi bir çok anne çocuğuna geç teşhis koyulmasından şikayetçi, sizce hekimlerimiz besin alerjisi ve çölyak teşhislerini koymakta neden sorun yaşıyor?
DG: Alerji, çok geniş bir grup. Alerji dediğimiz şey, anaflaksi gibi hayatı tehdit eden durum da olabilir, bahar aylarında 1-2 hapşuruk da… Semptomlar geniş, çeşitli ve kolayca başka hastalıklarla da karışabilecek şikayetler. İnek sütü alerjisi mesela, bebeklik döneminde bebek ağlıyor, bebektir gazı olur diyorsunuz, kusuyor reflüdür, dik yatırın diyorsunuz, kilo almıyor anne sütünüzün yağı az diyorsunuz, döküntüsü oluyor annenin yediği çikolataya bağlıyoruz gibi…doktorun da dikkatli olması ve bütüncül düşünmesi lazım. Bebeklerde inek sütü alerjisi tanısını genellikle doktorlar koymakla beraber, ileri yaşlardaki besin alerjilerini çocuğu iyi gözlemlemesi sonucunda, annelerin hangi besine karşı alerjisi olabileceğini tahmin ettiğini çok gördüm. Dün domates yedi, bugün döküntüsü var gibi…

AA: Sizce besin alerjisi tanısı alan bir çocuğun ailesi nasıl hareket etmeli?
DG: Besin alerjisi deyip geçmemek lazım, anaflaksiye giderse ölümcül olabilir. Diyet şart! Israrcı olmak, inanamamak, geçeceğini düşünmek, az birşey verdim birşey olmaz demek yanlış… Bazı alerjiler zaman içinde geçerken (inek sütü alerjisi gibi) bazıları hayat boyu devam edecektir. Satın aldığınız ürünlerin etiketlerini okumalı, dışarda yediklerinize şüphe ile yaklaşmalısınız. Çocuğunuzun bir besine karşı alerjisi varsa başka besinlere de alerjisi olabileceğini de akıldan çıkartmamak lazım.
Çocuklar için en alerjen besinler inek sütü, yumurta akı, kakao, kuru yemişler, balık, deniz ürünleri, domates, çilek, turunçgiller…bebeklerinize de ek besinlere başlarken yavaş yavaş, en az alerjen olandan başlayarak ve günler içinde miktarını arttırarak başlamak önemli, böylece hangi besine karşı alerjisi olduğunu annenin anlama imkanı sağlanmış oluyor.

AA: Son zamanlarda aşıların ne kadar zararlı olduğuna, otizm dahil bir çok hastalığa neden olduğuna dair söylemler var. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?
DG: Ben aşıları severim. Neden severim? Çocuklarımız basit bir enfeksiyon hastalığı yüzünden ölsün, sakat kalsın istemem. İhtisasım boyunca su çiçeği ve menenjit başta olmak üzere aşı ile korunulabilecek hastalıkların ne kadar ağır seyredebileceğini maalesef deneyimleme şansım oldu. Kızamık aşısı olmadığı için geçirdiği kızamık sonrası beynine yerleşen kızamık virüsü nedeniyle yavaş yavaş ölen hastalarımız da oldu. İnsan bilmediği, görmediği şeyden korkmaz. Toplumda insanların bir kısmına bunlar yok, yaşanmıyor gibi gelebilir ama maalesef son yıllarda yine aşı ile korunulabilecek hastalıklar -farklı sebeplerle- yine gündemimizde. Otistik çocukların hepsi 1 yaşına kadar normal de hepsi kkk aşısından sonra mı otistik oluyorlar hayır, benim 1 yaşından yani kkk aşısından önce otistik teşhisi almış hastalarım oldu.
Aşı yaptırmaktan korkan, yaptırmayan anne babaların, çocukları bu hastalığa yakalanırlarsa, bu sorumluluğu almış olmaları ve sonuçlarını göğüsleyebilmeleri gerekir ki sonuçlar bazen ağır olabilir. Herkes benim çocuğuma birşey olmaz diye düşünüyor ama bazılarının başına geliyor. Aşı yaptırmama kararı verirlerken, çocukları hastalıktan sakat kalırsa, “Anne baba, bana neden aşı yaptırmadınız?” diye sorduğunda cevaplarını hazırlamış olmaları gerekli.
Ben aşı firmalarının sözcüsü, avukatı da değilim. Aşılar masum, hepsi zararsız, hiçbirinin yan etkisi yok da diyemiyorum ama toplumdaki sebebi açıklanamayan her hastalığın da aşılara bağlanmasını çok inandırıcı bulmuyorum. Aşılar sayesinde enfeksiyon hastalıkların, menenjit, zatürre, kızamık gibi ciddi hastalıkların çok daha az görülmesinden memnunum.

AA: Aynı şekilde içinde katkı maddesi bulunan ilaçları kullanmak istemeyen anneler var. İçinde katkı maddesi olmayan ilaç var mıdır? Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?
DG: İçinde katkı maddesi olmayan ilaç yok. Hepsinin içinde koruyucu, renklendirici, tad verici katkı maddeleri var. Bazen özellikle yurtdışından getirtilen ve hiç katkısız olduğu söylenen ilaçlarında içinde farklı katkı maddelerini görüyorum. Cildimize bile kullandığımız kremlerde losyonlarda parabensiz olanı alırken, ilaçların içindeki parabeni yutuyoruz. Hepsi için limitler belirlenmiş, bu konuda bizim yapabileceğimiz çok birşey yok. Alerjik çocukların, ilaçaların etken maddesine mi yoksa katkı maddelerine mi alerjisi var onu da anlamak zor.

AA: Bildiğiniz üzere alerjik çocuklar bazen uzun süre antihistaminik, astım ve reflü ilaçları kullanabiliyor. Uzun süreli kullanımlarda bu ilaçların diğer organlara zararı olur mu?
DG: İlaç kullanırken kar-zarar hesabı yapmak lazım, bu hesabı da çoğu kez hekimin yapması lazım. Anne babaya bilmedikleri bir konuda karar vermelerini istemek uygun olmaz. Bazı ilaçların azaltılarak, zaman içinde kesilmesi gerekir. Başlanılan bir ilacı danışmadan kesmek ters tepkilere neden olabilir. Mutlaka kullanması gereken bir ilaç ise kullanılacak süreyi ve dozu hekim belirler. İlaç dozu da hastalığın şiddetine, türüne, çocuğun yaşına ve kilosuna göre değişebilir.
Bir de emniyet ilaçları var, alerjik çocuklarda kullanılan Epipen gibi. Belki hayatınızda bir kere lazım olur ama yanınızdaysa hayat kurtarır. Ciddi alerjisi olan çocukların bu ilacı taşıması, nasıl kullanılacağını yaşı büyükse kendisinin ve yakın çevresinin bilmesi gerekir.

AA: Süt alerjisi olan bir çocuk için anneler soya ürünlerini bir alternatif olarak görüyor. Sizce soyanın vücut üzerinde olumsuz bir etkisi var mı?
DG: Süt, çocuklar için en önemli kalsiyum ve protein kaynaklarından biri. Sadece süt değil ama peynir, yoğurt, tereyağ, kefir, sütlü tatlılar, dondurma…. Hepsi yasak olunca ve bu ürünlerin girdiği her besin de yasak olunca iş zorlaşıyor. Soya, inek sütü alerjisinde eskiden daha sık kullanılan bir alternatifti ama son yıllarda soyaya karşı da alerji olasılığı ve soyanın GDO olması nedenleriyle eski popülaritesini yitirdi. Ayrıca soyanın zayıf östrojen etkisi göstermesi nedeniyle de çok kullanıldığında bazı olası yan etkiler ve meme kanseriyle ilgili henüz tam açıklığa kavuşmamış durumlar var.
Son dönemde bitkisel kaynaklı sütler, özellikle evde hazırlanma kolaylığı nedeniyle badem sütü popüler, kalsiyum içeriği de yüksek. Alerji durumuna göre yulaf sütü, fındık sütü, hindistan cevizi sütü, pirinç sütü de diğer alternatifler…

AA: Alerjik çocuklar maalesef bulaşıcı hastalıklara daha sık yakalanabiliyor ve daha zor iyileşebiliyor. Bu konuda alerjik çocuk ebeveynlerine önerileriniz ne olur?
DG: Alerjik çocuklara ilaç vermek de aşı yapmak da doktorları korkutuyor. Antibiyotik verdiniz, alerji olasılığı var, aşı yapıyorsunuz, alerjik reaksiyon olur mu korkusu yaşıyorsunuz. Özellikle kkk ve grip aşıları yumurta alerjisi olan çocuklarda dikkatle yapılmalı.
Alerjik çocuklarda alt ve üst solunum yolu enfeksiyonları daha dramatik seyredebiliyor çünkü hemen tetikleniyorlar ve bronşları sıkışıyor. Genel temizlik ve hijyen prensiplerine dikkat edilmeli, kalabalık ve yoğun ortamlardan, hasta çocuklardan uzak durulmasında fayda var. Sigara, alerjik çocukları daha olumsuz etkilediğinden mümkünse yanlarında ve yakınlarında sigara içilmemeli.
Besin alerjisi olan çocukları eğitmek ve onlara uygun ortamları seçmek, hayat tarzını ona göre belirlemek ailelere düşüyor. Aileler mutlaka etiket okumalı, çocuğun yakınındakileri acil durumlarda ne yapacakları ve durumun önemi ve ciddiyeti konusunda bilgilendirmeliler, çoğu kez en yakınındakiler annneanne, babaanne, dedeler durumun önemini anlamak istemiyorlar, yakıştıramıyorlar ve birşey olmazdan çok şey olabiliyor…

Tüm bu söyleşide “Doktorluk sadece okumak, bilgi birikimi değil, deneyim ve yaşadıklarınız da size çok şey öğretiyor.” cümlesi en çok hoşuma giden kısım oldu. Keza biz alerjik çocuk anneleri çok iyi biliyoruz ki her hastanın durumu farklıdır, hastalık değil hasta vardır, alerjide her zaman kişiye özel tedavi dizayn edilmelidir. Maalesef gerçek hayattaki vakalar kitaplarda yazılanlarla sınırlı değildir. Bu nedenle Sevgili Dr.Duygu Gür Ünal’a ufkunu açık tutup her hastasına titizlikle yaklaşan bir hekim olduğu için tekrar teşekkür ederim.

Anafilaksi Acil Eylem Planı

image

Anafilaksi kişinin alerjen ile temasından sonra, 5 dakika ile 2 saat içerisinde ani oluşan ciddi ve hayati tehlike taşıyan bir alerjik reaksiyondur. Özellikle IgE aracılı alerji cinsine sahip, kanda yüksek spesifik IgE değerleri olan ve alerjen ile temasta ani reaksiyon veren kişiler risk grubu altındadır. Ancak alerjik bir bünyenin ilk kez karşılaşacağı bir alerjene karşı nasıl tepki vereceği önceden tahmin edilemez, örneğin besinlere karşı non-IgE alerjisi olan bir kişi ilaçlara veya arı/böcek sokmalarına karşı ani reaksiyon verebilir. Maalesef ülkemizde herhangi bir istatistik tutulmamasına karşın her yıl Amerika’da yaklaşık 1500-2000 kişinin anafilaksi nedeni ile hayatını kaybettiği unutulmamalıdır. Anafilaksiye en çok besinler, ilaçlar, böcek sokmaları ve lateks neden olmaktadır.

Anafilaksi belirtileri şu şekilde ortaya çıkar; Ürtiker, anjiyoödem, deride kızarma/kabarma (flushing), kaşıntı, dudaklarda, dilde ve boğazda şişme, seste kalınlaşma, boğazda tıkanma hissi, öksürük, hırıltılı nefes(wheezing), nefes darlığı, solunum yetmezliği, yutkunmada veya konuşmada güçlük çekme, karın ağrısı, mide bulantısı, kusma, ishal, kas spazmı, terleme, dışkı veya idrar kaçırma, kalp atışlarında düzensizlik, tansiyon ve nabızda düşme, hipotermi (vücut ısısında düşme), baş dönmesi, baş ağrısı, gözlerde kararma, bilinç kaybı ve tepkiler kontrol altına alınamazsa ölüm.

image

Anafilakside unutulmaması gereken en önemli husus, reaksiyon gelişimi ne kadar hızlı ise ölüm riski de o kadar yüksektir. Bu durumda hastaya hemen adrenalin içeren Epipen oto-enjektör uygulanmalıdır. (Bakınız “Epipen nasıl temin edilir” ve “Epipen kullanma talimatı“) Tepkiler hafiflemediği takdirde 10-15 dakika sonra ikinci bir Epipen uygulanabilir ancak enjektör kesin önleyici bir çözüm olmadığı için ilk doz uygulanır uygulanmaz 112 aranıp Ambulans çağırılmalı ve hastanın solunum desteği alması sağlanmalıdır. Anafilaksi anında ilk arayacağınız numara ne eşiniz, ne anneniz, ne akrabanız, ne de doktorunuz olmalıdır, keza doktorunuz da size acil servise başvurmanızı önerecektir. Her zaman ilk aramanız gereken 112 Acil Ambulans Hizmeti olmalıdır. Telefonda görevliye anafilaksi durumunu anlatıp ambulansın tahmini varış süresini sorunuz. Sadece acil servise 10-15 dakikalık mesafe içindeyseniz kendi aracınız ile gidebilirsiniz. Ambulans bekleme süresinde hasta düz bir zemine yatırılmalı, ayakları baş bölgesinden yukarıda kalacak şekilde yükseğe kaldırılmalı, olası kusma ve tıkanma ihtimaline karşı baş ve gövde yana çevirilmeli ve dilde şişme varsa parmak ile bastırılarak soluk borusunu kapatmasına engel olunmalıdır. Eğer kalp atışlarında düşme ile beraber hipotermi başladı ise vücüt ısısını korumak için çocuğun üzeri battaniye ile örtülmeli, sıcak bir ortamda tutulmalıdır. Hasta kendisini ne kadar iyi hissediyor da olsa hiç bir zaman ambulans veya araca kadar yürütülmemeli, kucakta baş yukarıda kalacak şekilde taşınmamalı, hayati organlar olan kalp ve beyine kan gidişini hızlandırmak için her zaman yatay pozisyonda tutulmalıdır.

imageHiç bir anafilaktik şokun evde kendi kontrolünüzde geçirilebileceği düşünülmemelidir çünkü vücudu normal döngüsüne döndürmek için Epipen iğne yeterli olmayabilir. Bu durumda gereken diğer ilaçlar sadece bir sağlık ekibi tarafından uygulanabilir.Ağızdan alınan antihistaminikler daha geç kana karışacağı için şokun engellemesinde kesinlikle işe yaramaz. Antihistaminiklerin kana karışıp etki etme süresi 1-2 saati bulabileceği için anafilaksi anında ilk uygulamanız gereken Epipen oto-enjektördür. Her alerjik reaksiyon anafilaksi değildir, ne zaman hangi durumlarda Epipen kullanmanız gerektiği konusunda doktorunuzdan bilgi alınız.

imageEğer çocuğunuz okula gidiyorsa yedek bir Epipen iğneyi okulda bulundurmanız ve okul personelini (servis görevlisi dahil) Epipen kullanımı konusunda eğitmeniz yararlı olacaktır. Aynı şekilde çocuğunuz bakıcı veya aile üyelerinden birisinin bakımında ise bu kişileri Epipen iğne kullanımı konusunda bilgilendirmeniz gerekir. Akılda kalması açısından iğnenin kullanım şeklini gösteren bir şema paylaşmanız faydalı olacaktır. Aşağıdaki örneği kendi şahsi bilgilerinizi ekleyerek kullanabilirsiniz.

image

Epipen iğne her zaman çocukların erişemeyeceği yerlerde saklanmalı, gün ışığı geçirmeyecek şekilde kendi karton kutusunda veya bir kılıf/çanta içerisinde tutulmalıdır. (Keza gün ışığı adrenalinin bozulmasını neden olur.) Aynı şekilde 25 derece üzerinde saklanmamalıdır, örneğin bir yaz günü araba içerisinde unutulursa adrenalinin bozulması kaçınılmaz olacaktır. İğne üzerindeki pencereden görünen sıvı her zaman şeffaf renk olmalıdır, herhangi bir renk değişikliğinde iğneyi kullanmayınız ve yenisini temin ediniz.

imageEpipen iğnenin kullanım süresi 1 yıldır. Son kullanma tarihini mutlaka kutu üzerine büyük bir şekilde yazınız ki dikkatinizi çeksin. Son kullanma tarihi geçmeden yenisini temin etmeyi ihmal etmeyiniz. Süresi geçen Epipen iğneyi pratik yapmak amaçlı bir meyveye saplayarak deneme yapabilirsiniz. Yanlış kişilerin eline geçmemesi açısından süresi geçen iğneyi içi dolu halde çöpe atmayınız.

Kaynaklar: FARE, American Academy of Allergy, Asthma and Immunology, American College of Allergy & Asthma, Puader, Prof.Dr.Özkan Karaman’ın Anafilaksi konulu makalesi

Aile Destek Grupları Buluşuyor, Siz de katılın!

image

 

Oğluma ilk kez süt alerjisi teşhisi koyulduğunda bu hastalık herhalde dünyada bir tek bizde var diye düşünmüştüm. Tüm ailemizde alerjinin çeşitli versiyonları olduğu halde bu konuda hiç benzer insanları arayıp bulup kenetlenme ihtiyacı duymamışız. Sanırım bizler de zamanında alerjinin basit bir rahatsızlık olduğunu, bir yaşam biçimi haline dönüşmesi gerektiğini anlayamamışız.

Oğlum yaklaşık 1 yaşındayken keşfettim facebook’taki aile destek gruplarını. O geceki heyecanımı, şaşkınlığımı ve sevincimi hala unutamam. Meğer ne çok aile bizim gibi sıkıntılar çekiyormuş, onlar da diyet yapıyormuş ama ben bundan tamamen habersiz tek başıma bu kaderi yaşıyorum zannediyormuşum. O zaman bu zaman ne dostluklar kurduk kilometrelerce ötede olup sanal ortamda buluştuğumuz ailelerle… Aynı şehirde olanlarla ise bir araya geldik. Ne mi oldu bir araya gelince, omuzlarımızdaki yük hafifledi, moralimiz yerine geldi, tek değil çok olmanın gücünü hissettik. Sorunlarımızı anlattığımızda bize boş boş bakan gözler değil, bizi anlayanlar bulduk karşımızda. Aman yese ne olur diyen değil, alerji mi geçer gider diye düşünen değil, bunu hayat tarzına dönüştürenlerle geldik biraraya. Sarıldık da ağladık da…ama en çok anlattık ve rahatladık. Eve döndüğümüzde hafiflemişti artık omuzlarımız, daha dik daha umutlu duruyorduk hayata karşı. Önümüzde zor, uzun bir yol vardı ama yalnız yürümüyorduk artık. Tökezleyince elimizden tutup kaldıranlar vardı.

Eğer siz de yalnız olduğunuzu hissediyor, yaşadıklarınızı bir tek siz yaşıyor zannediyorsanız çok yanılıyorsunuz! Gelin aramıza katılın, derdinizi anlatın, size benzer hikayeler dinleyin. İnanın fiziksel olarak iyileşmeseniz de zihinsel olarak iyileşecek, umut toplayacak ve bu yolda daha kolay yürüyeceksiniz. Bizleri Alerji ile Yaşam Platformu’nda bulabilirsiniz.

Kasım 2014 Ankara buluşmasından kareler…

imageimage

Mayıs 2014 İstanbul buluşmasından kareler…

imageimageimage

 

Sadece biz ailelerin değil, benzer kaderi yaşayan çocukların da bir araya gelmesi çok önemli. Çünkü onlar için bu yasakları anlamak, kendilerini herkesten farklı hissetmek, hatta belki dışlanmış hissetmek çok normal. Onlara yalnız olmadıklarını göstermemiz için bu buluşmalar bulunmaz fırsat…

image

Çocuğunuz için bir iyilik yapın: Mükemmel Anne Olmayın!

image
Son yıllarda hayatımızın modernleşmesi ile beraber anneliğin tanımı da yeniden yazıldı. Artık yeni nesil anneler, bir şehir efsanesine dönüşen “Mükemmel Anne” olma yarışı içerisinde. Bu salgın öyle yayıldı ki etrafımda gördüğüm çoğu anne, çocuklarını o aktiviteden bu aktiviteye götürme, en sağlıklı, en organik yiyeceği arayıp bulma, tüm hünerlerini en leziz yemek tariflerinde gösterme, en iyi, en güzel kıyafeti, oyuncağı, şampuanı, kremi vs…kullanma çabası içerisinde….ve maalesef bu koşuşturmaca içerisinde çocuklarının en temel ihtiyaçlarını gözden kaçırmakta, sadece ve sadece “anne” olmayı unutmaktalar.
“Çocuğunuzla kaliteli zaman geçirin” kavramı günümüz annelerince çok yanlış anlaşılıyor kanısındayım. Çünkü sadece çocuğunuzun neler anlattığını dinlediğiniz, ona kitap okuduğunuz, masal anlattığınız ya da hiç konuşmadan bile yanyana oturup saçını okşadığınız zamandan daha kalitelisi olabilir mi? Mükemmel anne olmak imkansız ama iyi bir anne olabilmek için bazen sadece içgüdülerimizi dinlememiz yeterli. Her anne hata yapabilir, her anne çaresizliğe kapılabilir. Bunun anormal olarak algılanmaya başlanması maalesef annelere kendilerini daha da karamsar ve çaresiz hissettiriyor. Çünkü tüm sosyal medya ve çevremiz “mükemmel anne” örnekleriyle dolu. İnternetin yaygınlaşıp özel hayatın sosyal medyada çok (ve yanlı) teşhir ediliyor olması, etrafımızda bize sürekli ne yapıp ne yapmamamız gerektiğini söyleyen psikologlar, doktorlar, bilirkişiler, bloggerlar olması, her yeni çıkan araştırma ile bir öncekilerin aslında çocuk için yararlı değil zararlı olduğunun açıklanması… Bazen tüm bunlar beni bir anne olarak çok yoruyor. En doğrusunu yapacağım derken hiç bir şeyi doğru yapamadığını düşünüyor çünkü insan… Hele ki sağlık sorunları yaşayan bir çocuk büyütüyorsanız, bu baskı iyice üzerinize biniyor ve anne olmayı bir kenara bırakıp “mükemmel anne” olma çabasıyla hem kendinizi hem de çocuğunuzu farkında olmadan mutsuz edebiliyorsunuz.

Alerji hala toplumumuzda basit bir kızarıklıktan ibaretmiş gibi algılansa da alerjik çocuk büyüten anneler bunun ne kadar zor ve yorucu bir mücadele olduğunu bizzat yaşayarak görüyor. İşin aslı, bizler daha çok erken yaşlarda “yasaklarla” çocuk büyütmek zorundayız. Emziren bir annenin yaptığı katı diyet, oldukça kısıtlı bir beslenme ile sağlıklı bir çocuk büyütmeye çalışmak, çocuğunu aktiviteleri falan bir yana bırakın yakın arkadaşının doğumgününe bile götürememek, okul seçerken sadece eğitim kalitesine değil ilk önce çocuğun neyi nasıl yiyebileceğine önem vermek, çocuğunuzu her çocuk gibi normal olduğuna inandırmaya çalışmak, tüm bunlar besin alerjisinin ölümcül sonuçlar bile doğurabileceğini bilmeyenler için hiç bir şey ifade etmeyebilir. Sonuçta herkes yaşadığını bilir…

Bu nedenle geçen hafta okuduğum ve okurken çok etkilendiğim alerjik bir çocuk annesinin hikayesini sizlerle paylaşmak istedim. Heather Hewett, Allergic Living dergisinde hikayesini şöyle anlatıyor:

9 yıl önce çocuğuma besin alerjisi teşhisi koyulduğunda bir anne olarak ileride yaşayacağım endişe, suçluluk ve pişmanlığı tahmin bile edemezdim. Zaten çocuğumu neyle nasıl besleyeceğimi, okula nasıl yollayacağımı, Epipen oto-enjektörü nasıl kullanacağımı düşünmek bile yeterince zordu. Hepsinin üzerine çocuğuma bir de Çölyak teşhisi koyulunca herşey daha da zorlaştı. Ama geçmişe dönüp baktığımda en zoru ne kadar temkinli olursam olayım hata yapmış olmaktı.
Bir ebeveyn için en korkunç tecrübe çocuğunun anafilaksi geçirmesine şahit olmaktır. Ama hazırladığınız bir yiyecek ile buna sebep olan siz olunca, olay sonrası yaşadığınız psikoloji çok acımasız olabiliyor. Örneğin, bir yaz akşamı eşimle ben yemek hazırlarken o zaman 6 yaşında olan kızım arka bahçede kardeşi ile oynuyordu. Masaya iki bardak süt getirip bıraktım, birinde oğlum için inek sütü, diğerinde ise süt alerjisi olan kızım için soya sütü vardı. Ben içeriye girdiğim esnada kızım ve oğlum masadaki yerlerini değiştirdikleri için acil serviste uzun ve üzücü bir gece geçirmek zorunda kaldık. Ertesi gün kızım, yataktan kalktığında bir kaç doz yapılan adrenalin iğne ve steroid ilaçların verdiği sersemlik dışında gayet iyi hissediyordu. Oysa ben zar zor hareket edebiliyor, sanki bir trafik kazasından kurtulmuş gibi hissediyordum. Olayın ardından haftalar geçmesine rağmen kafamın içindeki kendini suçlama yankıları halen susmuyordu. Nihayet hayatıma devam etmeyi başarabildim ama suçluluk ve pişmanlık bastırılsa da kafamın içinde bana “kötü bir anne” olduğumu söyleyen fısıltılar devam ediyordu. Annelik hakkında yazılan bir kitapta bu hikayemi paylaşınca besin alerjisine sahip çocuk anneleri ile bu konu hakkında söyleşmeye başladık. Annelerden biri emzirdiği süre boyunca diyetinde kaçak yaptığı için kızının devam eden alerji ve egzemalarından kendini sorumlu tutuyor, bir diğeri oğlunu desensitazyon tedavisine başlatıp eozinofilik özofajit (yemek borusu iltihaplanması) geçirmesine neden olduğu için kendisini suçluyordu. Yakın bir arkadaşım uzun süre “Her iki sütü nasıl karıştırırsın!” deyip ancak aynı olay bizzat kendi başına gelince beni anlayabildi. Facebook gruplarında ve bloglarda bir çok benzer anne itirafları okudum. Aynı marka ama farklı cins kurabiyelerin sadece birisinin içeriğini okuyup satın alan anne, çocuğunun bu nedenle anafilaksi geçirmesi üzerine “Neredeyse çocuğumu kendim öldürecektim!” diye başlık atması beni gözyaşlarına boğdu. Çocuğunda fıstık alerjisi olan başka bir arkadaşım konuyu çok güzel özetleyerek “Başka bir insanı affetmek kolaydır. İnsanın kendi hatalarını affetmesi daha zordur. Eğer 10.000 tane şeyi doğru yapıp sadece bir şeyi yanlış yapıyorsam, hep o bir hatanın üzerine yoğunlaşırım. Maalesef başka bir anneye gösterdiğim anlayışı kendime gösteremiyorum.” diye açıkladı.
Ama esas olan, ne kadar dikkatli olursak olalım, içerik etiketlerini kaç kez okursak okuyalım, çocuğumuzun çevresindekileri ne kadar kontrol edersek edelim, sonuçta hepimiz insanız! Hata yapabiliriz, peki kendimizi affetmemiz neden bu kadar zor?

Görüldüğü gibi besin alerjisi tüm dünyada aileleri hem fiziksel hem zihinsel hem de duygusal olarak çok yıpratıyor. 2005 yılında Kanada’da yapılan bir araştırmaya göre alerji yönetimi ağırlıklı olarak annenin sorumluluğunda ve bir çok anne bu mücadelede çevresinden yeterli desteği alamadığından şikayetçi. Yine 2009 yılında İngiltere’de yapılan benzer bir araştırmada alerjik çocuk annelerinin daha düşük hayat kalitesine ama babalara göre daha yüksek endişe ve strese sahip oldukları ortaya çıkmış. Amerika’da yapılan bir ankette de çoğu annenin çocuklarının alerjisi konusunda eşlerinden daha fazla endişe taşıdıkları sonucuna varılmış. Aslında annelerin çocukları ile daha çok vakit geçirdiği düşünüldüğünde ortaya çıkan sonuç şaşırtıcı bulunmamalı. Ancak çocukla daha çok vakit geçiren, onun yediklerini hazırlayan ve kontrol eden anne olunca ortaya çıkan herhangi bir hata da tüm sorumluluk annenin omuzlarına binmekte. Besin alerjisinin anneler üzerindeki etkisini düşünürken ister istemez anneliğe olan bakış açımızı da gözden geçirmemiz gerekiyor.

Ben de alerji yönetiminde hatalar yapmış ve halen pişmanlıklar yaşamakta olan bir anne olarak geçmişteki hatalardan ders alıp kendimi affetmeye ve sadece bugüne odaklanmaya çalışıyorum. Yarına dair hayaller kurmak elbette motive edici, kim çocuğunun bir sonraki yaş gününde pasta yiyebilmesini istemez ki…ama geçmiş tecrübelerimden geleceğe dair hedefler koymanın da büyük hayal kırıklıkları getirebileceğini biliyorum. Alerjik çocuk büyüten tüm annelere tavsiyem bu süreç ister kısa olsun ister uzun, çocuğunuzun en güzel çocukluk döneminin geçip gittiğini unutmayın. Alerjisi geçtiği gün hayat size onun ilk gülüşünü, ilk adımlarını, ilk diş çıkarmasını, ilk konuşmasını geri getirmeyecek. O yüzden ilklerin tadını çıkarmaya çalışın. Alerjinin hayatınızı yönetmesine izin vermeyin, onu yöneten siz olun!

Kenar

Gül ve Toprak Ege Çakıl’ın Hikayesi

imageTeşhisin gecikmesi ile yaşadığımız zaman kaybı bir yana, bu kadar küçük bedenler için bu kadar acı çok değil mi?… Her hikayede biraz daha üzülüyorum değiştiremediğimiz sistemin kurbanı olan çocuklarımıza… Sırada yine böyle bir hikaye var. Sevgili Gül Çakıl yakın zamanda açtığı Alerjik Çocuk Annesi Olmak isimli facebook sayfasında  da tecrübelerini bizlerle paylaşıyor. Takip etmenizi şiddetle tavsiye eder, hikayesinin bir çok anneye örnek olmasını dilerim.

AA: Kısaca bize kendinizi tanıtır mısınız?
: 36 yaşındayım. 11 yıllık evliyim. 10 yıldır Özel bir Havayolu şirketinde İdari İşler Sorumlusu olarak çalışmaktayım. Sektörde 15. yılım.

AA: Kaç yaşında, kaç çocuğunuz var?
: 8 yaşında bir kızım ve 5 yaşında alerjik bir oğlum var.

AA: Çocuğunuzdaki gıda alerjisi belirtilerini ilk ne zaman fark ettiniz?
: Maalesef 2,5 yaşında öğrendim. Şu an çoklu besin, lateks, küf mantarı ve aero(inhalan) alerjilerimiz var.

AA: Teşhis koyulana kadar nasıl bir süreç geçirdiniz?
: Tüm aile oldukça zor zamanlar geçirdik. Doğduğu ilk ay reflü teşhisi kondu. 2 aylıkken oluşan şiddetli hırıltı için bebeğinizi çok kötü üşütmüşsünüz deyip 12 tane antibiyotik iğne verdiler, içime sinmediği için başka bir doktora gösterdim, iğnelere gerek yok antibiyotik şurup kullanmak yeterli dendi. 3 aylıkken bağırsaklarını bozdu, üşütmüşsünüz deyip bağırsak düzenleyici şurup verdiler. 4 aylıkken kalsiyum eksikliği belirlendi, bir kutu kalsiyum granül ilaç içti. Sürekli ağlıyor emmek istiyor ama emerken de ağlıyordu. Doktora götürdük kesin bir sorun var diye, bana yanlış emziriyorsundur deyip, nasıl emzirdiğimi göstermemi istedi (ki bu benim ikinci bebeğimdi, tecrübeliydim) emzirmende sorun yok ama oğlun biraz obur karnı doymuyor, sık sık emzir dendi. 6 aylıktan itibaren yüzünde oluşan egzama için her seferinde kortizonlu kremler, losyonlar verildi ama bunun alerjiden kaynaklanabileceğini söyleyen olmadı. 11 aylıkken şehir dışından aile ziyaretinden döndük. Şiddetli bir kusma başladı. İlaçlar, iğneler, şuruplar ama 3.gününde hala devam ediyordu ve kucağımda baygın hastaneye yetiştirebildim. 2 gün hastanede yatışımız oldu. Çocuğunuz rota virüsü olmuş, siz bilinçli bir annesiniz tedavinin devamını evinizde yapabilirsiniz deyip taburcu ettiler. Evde çok kötü geçirdiğimiz bir geceden sonra tekrar hastaneye aynı sebeple gittik, 3 gün daha baygın bir şekilde hastane de kaldık ve şükürler olsun 3. Gününde oğlum kendine geldi. Taburcu olurken Hastanenin Çocuk Bölümü Uzman Doktoru bana; “Arkadaşlarımız size çocuğunuz rota virüsü olmuş demişler ama rota virüsü değil. Biz teşhis koyamadık, belki genetik bir hastalıktır. Bir kaç kez daha tekrarlarsa bulunabilir dedi”. Bu olaydan 15 gün sonra oğlum baygınlık geçirdi 38 derece ateşle… Hastaneye gittik, havale geçirmiştir, bu gece burada kalıp sonra gidip bir Nörolog’a görünün dediler. Aylarca uğraştık. EEG çektirmemiz gerekiyordu ama her yerde ilaçla uyutup o şekilde yapılacağını söylediklerinden göze alamıyorduk. Sonra emzirerek uyutup, çekildi. Herhangi bir sıkıntısı yok ama ateşe dayanıklı olamadığından olabilir o nedenle ateşi 37 olduğunda hemen ateş düşürücü verin dediler. Bizde 37 derece ateş gördüğümüzde alarm verip, panikleyerek ateş düşürücüleri vermeye başlıyorduk. Bu arada sık sık krup oluyordu ve sesi bir bebek sesinden ziyade ergen bir erkek sesi gibi çıkıyordu. Tüm bu süreçte iki defa Adrenalin yapıldı çocuğuma ama bana herhangi bir bilgi, yönlendirme vs. olmadı. Şiddetli krup nedeniyle yapıldığı söylendi hep… 2,5 yaşındayken tüm vücudunu ürtiker sardı, yediği herhangi birşey dokunmuştur deyip iğne yapıldı, akşam yine yaptırın dediler. Akşam yine yaptırdık ve uyuduk. Sabah erken saatte oğlum gelip beni uyandırdı anne ben alerji oldum dedi. Teşhisini kendisi koymuştu zaten. Yine hastaneye gittik tüm gün serumla kortizon verildi, taburcu edildik. Yarın hiç birşeyi kalmaz dediler. Ertesi sabah oğlumun dudakları ve dili şişmeye başladı. Yine hastaneye gittik, siz vakit geçirmeden oğlunuzu Çapa’ya götürün, kötüye gidiyor dendi. Adrenalin yapıldı. Sonrasında Alerji Kliniğine sevk edildi. O zamandan bu yana orada tedavimiz devam ediyor.

AA: Teşhis koyulduktan sonra nasıl bir yol izlediniz?
: Bizim o zamandan bu yana hala asıl alerjenimiz bulunamadığından diyetine dikkat ederken aynı zamanda masum görünen her türlü besine karşı bile dikkatli olmak zorundayım. Testlerde her zaman bulunamayabilir ama annenin bulması daha kolay gibi üzerimde ciddi baskı oluşturan bir durum söz konusu.

AA: Bu süreçte sizi en çok zorlayan etken ne oldu?
: Bu süreçte bizi en çok zorlayan durum Sağlık Sistemiydi. Burada oldukça uzun olan hikayemizi uzatmamak adına anlatmadığım sistemle ilgili çok ciddi sıkıntılar da yaşadık. Ufak bir örnek, Devlet Hastanesine kucağımda baygın oğlumla gittiğimde bana sıraya gir diye emir buyuran Doktor vb. gibi daha bir çok kötü anı… Ayrıca çevremden sürekli sütümle veya anneliğimle ilgili yapılan eleştiriler. Sütün iyi değildir, sen bu çocuğa bakamıyorsun gibi… İlk çocuğumu sanırım leylekler büyüyüp bana öyle getirdiler.

AA: Size bu süreçte en çok destek veren kişi kim oldu?
: Bu süreçte umutsuzluğa düşmemek için en büyük desteği arkadaşlarımdan aldım ama çocuğumun diyeti ve durumuyla birebir ilgili kısımda halen devam ettiği Anaokulunda ki Öğretmeni Sn.Arzu Mercanoğlu’dan alıyorum. Kendisine çok teşekkür ederim.

AA: Zamanı geri çevirebilme şansınız olsaydı alerji ile mücadelenizde neyi yapmak ya da yapmamak isterdiniz?
: Sütüm ve anneliğimle ilgi yapılan yorumlardan dolayı kendime odaklanıp, ben nerede hata yapıyorum diye kendimi suçlamaktansa çocuğuma odaklanıp teşhisin daha erken bir dönemde koyulmasını sağlamaya çalışırdım.

AA: Çocuğunuza alerjisini nasıl anlattınız? Bazı gıdaları yiyememesini nasıl açıkladınız?
: Yaşadığı onca ciddi durumdan sonra senin buna alerjin var, yememelisin. Yersen yine aynı şeyleri yaşarız diye anlattım. 2,5 yaşından 4 yaşına kadar gayet olgun bir tavırla kendisine ikram edilen alerjenlerini reddeden oğlum son bir yıldır azıcıkla bişey olmaz demeye başladı. Yokluğumda aile bireylerimiz dahil herkes çocuktur, canı çeker, azıcıkla bişey olmaz deyip diyetini bozduğu için, o da şimdi bu söylemlerle kendini savunurak diyetini bozabiliyor maalesef.

AA: Alerji ile yeni tanışan annelere neler önerirsiniz?
: Gerçekten güvendikleri ve her istediklerinde ulaşabildikleri bir doktorla yollarına devam etmelerini ve çocuğunu korumak için gerekiyorsa akraba, eş, dost dahil herkesten belli bir süre kendilerini soyutlamalarını tavsiye ederim.

AA: Ülkemizde gıda alerjisinin daha iyi tanınması ve geniş kitlelerce anlayış gösterilmesi için sizce neler yapılmalı?
: Oğlumun 2,5 yaşında ancak teşhisi konulduğuna göre demek ki Alerjinin öncelikle tüm Çocuk Doktorları tarafından anlaşılması gerekiyor. Sonrasında Kamu Spotları yapılabilir, dizilerde filmlerde konu edilebilir, okullarda konuyla ilgili bilgilendirme veli ve öğrencilere yapılabilir. Çocukları hedef kitle olarak belirleyen tüm hazır gıda reklamlarına anlaşılır bir şekilde alerjisi olanların tüketmemesi gerektiği belirtilmeli.

AA: Son olarak eklemek istedikleriniz?
: Alerjisiz, sağlıklı güzel yarınlar dilerim tüm çocuklarımıza.

image

Kenar

Işıl ve Erdem Ersü’nün Hikayesi

image
Alerji sayesinde o kadar çok anne ile tanıştım ki, bazen alerjiye müteşekkür oldum. Belki bambaşka hayatlar yaşıyor olsak yollarımız hiç kesişmeyecekti, oysa şimdi mesafelerin önem taşımadığı bir topluluk olduk. Sevgili Işıl Ersü’ye aramıza katıldığı ve hikayesini bizlerle paylaştığı için teşekkür eder, onun pozitif yaklaşımının diğer annelere de örnek olmasını dilerim.

AA: Kısaca bize kendinizi tanıtır mısınız?
IE: Merhaba ismim Işıl Ersü 46 yaşındayım. Ankara’da yaşıyorum. ODTÜ Makina Mühendisliği’nden mezunum, Amerika’da MBA master yaptım, 22 senelik evliyim, yarışmacı arkadaşlara başarılar dilerim 🙂 biraz sıkıcı oldu galiba. 24 senedir kendi işimde iş makinaları üretim, ithalat ve ihracat yapan şirketimizde yöneticilik yapıyorum. Son 7-8 senedir hobilerime vakit ayırabiliyorum, öncelikle hobilerim arasında ahşap boyama var. Son zamanlarda pasta yapmak (Özellikle Süt alerjisi olan minik oğluma) mutfakla uğraşmak en zevkle ve keyifle yaptığım uğraş. Bir de 4 senedir tenis oynuyorum eşimle birlikte çok keyif alıyoruz.

AA: Kaç yaşında, kaç çocuğunuz var?
IE: İki oğlum var birisi 19 yaşında Üniversite ikinci sınıfta okuyor, diğeri 6 yaşına gelmek üzere olan minik oğlum.

AA: Çocuğunuzdaki gıda alerjisi belirtilerini ilk ne zaman fark ettiniz?
IE: Büyük oğlumda herhangi bir gıda alerjisi yok ancak minik oğlumun süt ve süt ürünlerinin tamamına ve fındığa alerjisi var. Erdem’in ilk alerjisini ek gıdaya başladığımızda fark ettim, yoğurt yapmıştım evde onu yemek istemedi ben biraz ısrar edince ağız çevresinde kızarma ve kabarmalar gördüm ve doktorumuz süt alerjisi olabileceğini söyledi. Nitekim peyir, keçi vs hepsine benzer reaksiyonu veriyor. Hem yuttuğunda hem de deride temas olduğunda vücut tepki veriyor ve anafilaktik şoka kadar gidebilecek bir sonuç olabiliyor.

AA: Teşhis koyulana kadar nasıl bir süreç geçirdiniz?
IE: Bizim teşhisimiz hemen koyuldu zira Erdem hiç tüketemiyor, bizim değerimiz 100’ün üzerinde olduğundan hiç bir zaman süt ve süt olan ürünleri yiyemedik.

AA: Teşhis koyulduktan sonra nasıl bir yol izlediniz?
IE: Emziriyordum hemen ben de Erdem’in sütsüz diyetine girdim. Doktorumuz bir damla dahi süt vermememizi söyleyince ona gore beslenmeye başladık. Çok araştırdım, yakın bir arkadaşımın da oğlunda süt alerjisi vardı, ona sordum. 19 ay emzirdim, o süre boyunca süt ve tüm yan ürünlerini yemedim. Ankara’da doktorumuz Güven Hastanesinde Hande Alp, ondan aldığım bilgiler de hiç bir şekilde süt ve tüm türevlerinden uzak durmamız şeklindeydi. Çok zorlandık ne yeriz, nasıl beslerim, büyütürüm oğlumu diye çok araştırdım. Diyetisyene gittim Kalsiyum olan gıdalar ve ona uygun beslenme programları aldık ve onları uygulayarak gelişimi her yönden normal bir çocuk olarak çok şükür bu günlere geldik. Çok günler ve geceler nasıl büyüyecek diyerek dert ettim fakat sonuçta öyle ya da böyle hepsi büyüyorlar. Biz çok seyahate ediyoruz ben Erdem’i Amerika’da ve Almanya’da da doktorlara götürdüm hepsinden aldığım bilgiler doğrultusunda aklımın erdiğince panik olmadan fakat bilinçli bir şekilde hareket etmeyi öğrendim. Türkiye’deki ve Amerika’daki özellikle sütsüz ürünlerin uzmanı oldum sayılır.

AA: Bu süreçte sizi en çok zorlayan etken ne oldu?
IE: Beni en çok zorlayan özellikle bu tip gıda alerjileri konusunda doktorların da dahil olmak üzere bilgi eksikliği ve piyasadaki ürün yetersizliği. Elimizi neye atsak içinde mutlaka süt ve türevleri var. Özellikle dışarda yemeğe gitmek bir eziyet, insanlara dert anlatmak konusu beni hala son derece yoruyor. Seyahatlerde zorlanıyorum özellikle yurtdışı, uçak vs yanımız market şeklinde dolaşıyoruz 🙂 Bu sene ana sınıfına başladık ve okula derdimiz anlatana kadar uzun bir uğraş vermek zorunda kaldım.

AA: Size bu süreçte en çok destek veren kişi kim oldu?
IE: Bu sürede eşim tabi ki en büyük desteği verdi, bunun dışında özellikle ilk başlarda Buket arkadaşım onun da oğlunda süt alerjisi vardı (bu arada onunki geçti, 14-15 yaş civarında şimdi, herşeyi yiyor) ondan çok yardım aldım, özellikle piyasada bulunan ürünlerin hepsini ona sordum.

AA: Zamanı geri çevirebilme şansınız olsaydı alerji ile mücadelenizde neyi yapmak ya da yapmamak isterdiniz?
IE: Bununla ilgili pek öyle söyleyebileceğim birşey yok , aynı şeyleri yapardım diyebileceğim.

AA: Çocuğunuza alerjisini nasıl anlattınız? Bazı gıdaları yiyememesini nasıl açıkladınız?
IE: Erdem herhalde benim konuşmalarımdan olacak 3,5 yaşından itibaren biliyor alerjisinin olduğunu ve onun sütün ayrı olduğun. Hep bana göre mi diye sorar. Ben konuşup anlatayım diye planlamıştım fakat gerek kalmadı, o biliyor. Ben ona bunun normal birsey olduğunu anlattım, hepimizin bazı besinleri yemediğimizi söyledim, kendisini çok farklı hissetmemesi için elimden geleni yapıyorum. Çok yemek seçiyor bunun onun bir savunma mekanizması olduğunu düşünüyorum, yiyebileceği bir çok ürünü de yemeyi reddiyor, umuyorum onları yemeye başlayacak. Erdem temastan da alerji olduğu için pek insanlara yanaşmaktan hoşlanmıyor, erkek çocuk olmasa farklı olur muydu bilmem fakat doğal savunma mekanizması geliştiriyorlar galiba.

AA: Alerji ile yeni tanışan annelere neler önerirsiniz?
IE: Öncelikle kolay gelsin demek isterim. Bir kaç çeşit alerjisi olan duydum yani Süt ürünleri alerjisi bile içinde farklılık gösteriyor, onu da facebooktaki gruplardan fark ettim, siz de bizimkini okuyunca farklılıklar olduğunu anlıyorsunuzdur. Öncelikle tam olarak teşhisinizin ne olduğunu anlamanız lazım, tabi ki en önce iyi bir doktor bulmak lazım. Panik olmadan tüm bu süreci kabul etmek gerekiyor, grupların en büyük faydası size yalnız olmadığınızı farkettirmesi ve bu bile bence büyük bir ferahlık. Bunun çaresiz bir dert olmadığını ve eninde sonunda sona ereceğini söylemek isterim.

AA: Ülkemizde gıda alerjisinin daha iyi tanınması ve geniş kitlelerce anlayış gösterilmesi için sizce neler yapılmalı?
IE: Valla bu konu beni en çok düşündüren konu. Bizim alerjimizin başladığından beri buna nasıl bir katkım olur diye düşünüp duruyorum. Benim alerji ile tanışmam Erdem’le oldu ve çok yalnız hissettim. Şimdi işin içine girdikçe daha fazla duyuyorum. Bu bilgi birikimlerinin paylaşılması ve etrafımızdaki insanlara bir şekilde ulaşmanın bir yolu olmalı diye düşünüyorum. Siz çok harika bir şey yapmışsınız, size yazmamdaki en önemli sebepte aslında bilgi alışverişini sağlayabilmek ve buna bir şekilde katkıda bulunmak. Toplantı vs gibi yazışmalar oluyor takip ettiğim kadar ben hepsine elimden gelen tüm desteği yaparım seve seve. Ben yazılı döküman eksikliği görüyorum. Güven Hastanesinin bir broşürü var onu kullanarak ben okuldakilere bilgi verdim , fakat o bile eksik. Her türlü desteğe hazırım.

AA: Son olarak eklemek istedikleriniz?
IE: Ben bu süreçte sütsüz birçok ürün yapmayı öğrendim. Çok malzeme keşfettim. Her çeşit pasta ve türevlerini yapabiliyorum hatta bununla ilgili bir arkadaşımla sütsüz ve glütensiz ürünler üreten bir işyeri açma aşamasındayım. İsteyen tüm annelere de yardımcı olmak için kaynak olabilirim. Oğlumun 2. yaş gününde onun hiç süslü pastası olmayacak mı diye başladığım pastacılıkta bu alerjinin geliştirmeme vesile olduğu bir uğraş oldu.
Sizi de bu bloğu açtığınız ve ayrıca takip ettiğim kadarı ile facebookta güzel şeyler paylaşıp insanlara yardımcı olduğunuz için tebrik ederim. Devam edin lütfen , ben de ucundan neresinden faydalı olabilirsem ne mutlu bana…
Sevgilerimle

image

Kenar

Pınar ve Ece Selin Açıkgöz’ün Hikayesi

image
Gıda alerjisinden çok bunaldığım bir gece internette arama yaparken rastladım Süt Alerjisi Türkiye grubuna… İlk şaşkınlığımı hiç unutamam, bizim gibi onlarca yüzlerce ailenin de benzer sıkıntılar yaşadığını görmek çok garip bir sevinç yaşatmıştı bana. Alerjisi olan her bir çocuk için çok üzülsem de yalnız olmadığımızı bilmek beni biraz olsun rahatlatmıştı. Grup kurucuları Pınar ve Selim Soner Açıkgöz’e bir çok aileyi aynı platformda buluşturdukları için tekrar teşekkür ederim. Sevgili kızları Ece’nin hikayesini Bebeğim ve Alerji sitesinde de paylaşan Pınar Hanım’ın sorularıma verdiği cevapların bir çok anneye örnek olmasını diliyorum…

AA: Kısaca bize kendinizi tanıtır mısınız?
PA:  Merhabalar, ben Pınar Kaya Açıkgöz, 29 yaşındayım, 10 yıllık evliyim.

AA: Kaç yaşında, kaç çocuğunuz var?
PA: Bir tane kızım var, dün 7 yaşına girdi, adı Ece Selin.

AA: Çocuğunuzdaki gıda alerjisi belirtilerini ilk ne zaman fark ettiniz?
PA: Kızım her zaman huzursuzdu ve uyku düzeni neredeyse hiç yoktu, birşeyler ters gidiyordu ve bunun alerji olabileceği aklımın ucundan bile geçmezdi. Israrımla normal doğumla dünyaya gelen kızım ilk başlarda emmek istemedi ve sütümün gelmesi biraz zaman aldı. Daha sonrasında sütümün kaliteli olması için kaliteli beslendim buna özen gösterdim, doymadığını düşündüm. Dikkat etmeme rağmen Ece çok huzursuzdu ve sürekli kabızdı, poposunda yırtıklar oluşmuştu ve bu çok acı vericiydi. Küçücük bedeni buna dayanmaya çalışıyordu çaresiz. Birşeyler ters gidiyordu ve ne zaman ek gıdaları tattırmaya aşamasına geldik ve alerjiyle tanıştık.

AA: Teşhis koyulana kadar nasıl bir süreç geçirdiniz?
PA: Bu süreç çok zor ve acımasızdı emmek bile ona zor geliyordu bazen. Uykumuz da yok hep ağlıyoruz, vücudu sürekli kuruydu hemen hemen bütün marka sabun, şampuan ve yağları denemiştik ama yinede yoğun egzema oluşmuştu ve artık kanamaya başlamıştı. Artık 5 aylık olmuştuk ve ek gıda zamanımız gelmişti çünkü Ece doymuyordu. Evde yoğurt yapmıştım ve kaşık ucuyla denedim yoğurdun değdiği heryer kızarmaya başladı ama yarım saat içinde sönmeye başladı. Durumdan emin olmak için diğer günlerde aralıklarla deneme yaptım ama sonuç aynıydı ve bu sivilce gibi olan kabarcıklar daha uzun süre kalmaya başladılar ve büyük ihtimal kaşınıyordu ve heryere kontak yapıyordu. Son denememde hazır bir yoğurt denedim ve yarım saat sonra kızımı uyuttum. O uyku kızım için tam bir kabustu. Bir bebeğin o kadar kusabileceğini hiç düşünmezdim ve bunun önemli bir sorun olduğuna hepimiz kanaat getirdik. Daha sonra durumu pediyatri doktorumuza anlattık , çok iyi ve anlayışlı bir insandır kendisi Nesrin Şenbil hocam. Bizi ilk başta dermatolojiye yönlendirdi ama bunun alerji olabileceğinin de sinyanlerini verdi. Durumu uzmana anlattık kullandığımız kaşıktan olabileceği söylendi, denemeler yaptık yine sonuç değişmedi. Kendi doktorumuz bizi Sami Ulus Çocuk Hastanesine yönlendirdi ve süt, süt ürünleri, yumurta alerjilerimiz ortaya çıkmıştı.

AA: Teşhis koyulduktan sonra nasıl bir yol izlediniz?
PA: Teşhis koyulduktan sonra çok zor ve sancılı bir süreç vardı bizi bekleyen. Durumumuzu anlattıktan sonra bana sorulan emzirirken her hangi kusma boğulma öksürük gibi şikayetlerin olup olmadığıydı ama ne kızarıklık vardı ne de yoğun kusma, bolca uykusuzluk, huzursuzluk ve kabızlık vardı kızımda. Ek gıdaya geçmiştik ve ne yedireceğimi şaşırmıştım. En çok sevdiğimiz meyveydi ve sadece onunla beslenemezdik. Gittiğimiz ortamda kızıma verilen aşure suyu dünyamızı tepe taklak etti. Anafilaksiyle böyle tanıştık, anlamadık kızım birden nefes alamadı öksürük ve diğer belirtilerin hepsini yaşamaya başlandık. Hemen hastaneye gittik kızımın vücudu ödem yapmıştı ve damar yolu bile açmak çok zordu. Hemen iğne yaptılar ve hava vermeye başladılar. O gece kabus gibiydi gerçek alerji işkencesi o zaman başlamıştı. Kızıma verilen neocate mamayı hiç tüketemedik, bir türlü sevmedi kızım. Bana da kendimin yapması gereken bir diyet hiç bir zaman verilmedi. Onun için Sami Ulus Hastanesindeki doktorlarla hiç anlaşamadık ve bir çok problem yaşadık. Hiç profesyonel değillerdi ve hiç bir bilgi vermiyorlardı bize. Bu zamana kadarda hep kaçak ve yanlış bilgiler hatta bilgilendirilmemeler yüzünden kızım tam 9 kere anafilaksi geçirdi. Çok yorucu bir annelik dönemi yaşadım hala çok izi vardır ve her ne kadar toparlanmış gibi görünsem de psikolojim çok bozuldu.Bunu çevremdeki hiç kimse farkedemedi. Gel zaman git zaman hastaneyi de değiştirdik ve Hacettepe Üniversitesi Hastanesindeki Cansın hocamız, Ebru hocamız ve Özge hocamızla tanışıp aramızda mükemmel bir bağ kurduk. Çünkü onlar çok iyi bir ekipti.

AA: Bu süreçte sizi en çok zorlayan etken ne oldu?
PA:  Bu sürecin her aşaması beni çok zorladı, çünkü elimde çok az doğru bilgi vardı ve her defasında acı tecrübelerle kızım rahatsızlanıyordu. Tencerede kaynayan süt kokusu, yanmış tereyağ kokusu, yemek sonrası öpülmek kızım ve benim için tam bir işkenceydi ve çok yorulmuştum artık.

AA: Size bu süreçte en çok destek veren kişi kim oldu?
PA: Bu zorlu süreçte en büyük destekçim eşimdi. Her zaman fikirlerimizde mutabıktık ve o benim ne demek istediğimi anlıyordu. Çevremdeki insanlara rağmen.

AA: Zamanı geri çevirebilme şansınız olsaydı alerji ile mücadelenizde neyi yapmak ya da yapmamak isterdiniz?
PA: Kesinlikle bu süreçte diyet yapmak ve en başından daha iyi hocalarla konuşmak, bilgi almak isterdim. Çok çok daha fazla bilgiye ulaşıp kızımı daha iyi korumak ve anafilaksilere bilmeden de olsa sebebiyet vermek istemezdim.

AA: Çocuğunuza alerjisini nasıl anlattınız? Bazı gıdaları yiyememesini nasıl açıkladınız?
PA: Kızıma bunu anlatmak çok da zor olmadı çünkü anafilaksiler çok problem olunca kızıma süt, yumurta ve sonradan çıkan buğday alerjimizi, bunları yememesi gerektiğini 2 buçuk yaşında anlattım ve o zamandan beri de kızım hep sözümü dinledi meleğim. Malesef hep olgun bir çocuk oldu bu yüzden kızımın da benim gibi anaç bir tarafı oluştu. Bu zordu onun için herşeyden uzak kalma, soyutlanmak doğum günlerine, parklara, aile ve arkadaş toplantılarına katılamamak ya da katılınca soyutlanmak bir çocuk ve ailesi için çok zordu. Kızımla çok ağır yaralar aldık ama iyileşiyoruz artık, bu illeti bir gün alt edeceğiz çünkü 🙂

AA: Alerji ile yeni tanışan annelere neler önerirsiniz?
PA:  İyi gözlem, iyi araştırma ve paniksiz sakin olmaya çalışarak yaklaşmalarıdır alerjiye. Kararlı ve net olmaları lazım, dış dünyaya ve en önemlisi çocuklarına gerçek durumu anlatmaları ve de psikolojik destek alarak bilinçli insanlarla arkadaşlık etmelerini dilerim.

AA: Ülkemizde gıda alerjisinin daha iyi tanınması ve geniş kitlelerce anlayış gösterilmesi için sizce neler yapılmalı?
PA: Bunun için benim, sizin ve diğer arkadaşlarımız gibi sosyal medyadan hikayemizi duyurmak, farkındalık yaratmak ve doğru bigiye ulaşmak lazım diyorum. Alerjiyi daha çok kitleye anlatmak gerekli diyorum. Bunun önceliğinin de sağlık çalışanlarımızın bilgilendirilmesi çünkü onların anlayışsız olmalarına tahammülüm yok ve bizler çocuklarımızı onlara emanet ediyoruz. Alerjinin küçük bir detay olarak kalmaması için elimizden gelen her şeyi yapmalıyız diyorum.

AA: Grubunuzdaki üyelerin birbirleri gibi ailelerle tanışınca ne kadar rahatladıklarına şahit oluyoruz. Öte yandan bazen anneler istemeden de olsa birbirlerini yanlış yönlendirebiliyor. Doktora gitmeden evde besin denemesi yapmak gibi ya da kendilerine dokunmayan bir gıdayı ya da ilacı başka bir anneye önermek gibi. Bu tarz yönlendirmelere buradan bir mesaj vermek ister misiniz?
PA: Bu alerji serüveninde anlayışlı kişilerle, cahil olmayan topluluklarla iletişime geçelim derim. Bilmediğimiz ilk kez kullanacağımız besinleri doktorumuza danışmadan vermeyelim ve çok az deneyelim ki bir sorun olmadan vücut tolere edebilsin. Doğru bilgiye açık olalım, kulaktan dolma bilgilere değil. Ve hep pozitif olmaya çalışalım çünkü bizleri örnek alanlar var. Kimseden ilaç tavsiyesi almadan, doktorumuza danışarak bu yolda ilerleyelim.

AA: Son olarak eklemek istedikleriniz?
PA: Bebeğim ve alerjiden sonra bana sesimi duyurma fırsatı verdiğiniz için size de çok teşekkür ediyorum. Çocuklarımızı sevelim, onlara özen gösterelim, onlar bizim herşeyimiz, geleceğimiz, yarınımız, iyi bir birey yetiştirelim. Allaha şükrediyorum iyi ki kızım Ece’m var. Sonsuz teşekkürler…

image

Kenar

Nesrin ve Ömer Engürel’in Hikayesi

imageSevgili Nesrin Alpay Engürel ile o kadar uzun zamandır tanışıyoruz ki Ömer elimize doğmuş gibi hissediyorum. Minik Ömer’in her geçen gün iyileşen, her geçen gün mutlu sona bir adım daha yaklaşan hikayesini bizlerle paylaştığı için Nesrin Hanım’a tekrar teşekkür eder, hikayesinin bir çok anneye örnek olmasını dilerim.

AA: Kısaca bize kendinizi tanıtır mısınız?
NE: Merhaba, ismim Nesrin Alpay Engürel, 34 yaşındayım. 14 yıldır sigorta şirketinde çalışıyorum. 3 yıllık evliyim.

AA: Kaç yaşında, kaç çocuğunuz var?
NE: 1 tane oğlum var, 10 gün sonra 20 aylık olacak 🙂 Adı Ömer.

AA: Çocuğunuzdaki gıda alerjisi belirtilerini ilk ne zaman fark ettiniz?
NE: Ömer’de ters giden birşeyler olduğu doğduğu andan itibaren belliydi. Hiç emmek istemedi. Normal doğum yapmıştım ama sütüm hemen gelmedi. Hemşirelerin sürekli odaya gelip süt gelsin diye yapılan masaja çabaya rağmen gelmedi. Öyle olunca da hastanede mama verdiler. Şimdiki aklım olsa asla verdirmez sağarak süt akışını sağlamalarını isterdim. Ertesi gün hastaneden çıkıp eve gelince serüven başlamıştı. Ömer sürekli ağlayan bir bebekti ters giden birşeyler vardı ama biz alerjiyi ancak 6.ayda yoğurt verince ve ardından kızarınca anlamış olduk.

AA: Teşhis koyulana kadar nasıl bir süreç geçirdiniz?
NE: Teşhis koyulana kadar çok zor bir süreç geçirdik.1 aylıkken boynunun altında başlayan egzema tüm vücuduna yayılmaya başlamıştı. Bir yandan emmek isteyip başını geriye atıp deli gibi ağlıyordu. Tabi ki herkes başımda bu aç doymuyor mama ver diyordu. Ama annem sağolsun asla mama verdirmeden bu süreçte benim psikolojimi sağlam tutmaya çalışarak ve benim yerime insanlar ile savaşarak bana destek oluyordu. Tabi çocuk doktorumuza düzenli olarak gittiğimiz kontollerde beni fazla hassas anne buluyor herşey yolunda erkek bebek gazı çok olur diyerek geri yolluyordu. Sonrasında kuzenimin tavsiyesi ile başka bir çocuk doktoruna daha gittik. Oğlum 1,5 aylıktı. Ben normal doğum yapmıştım ancak doğum esnasında gücüm kalmayınca vakumla müdahale olmuştu. Bu doktor bu detaya takıldı ve oğlumun başında bir yana doğru kayma vardı. Ve biz yeni birşey ile daha tanışıyorduk: Tortikolis (Eğri boyun) Eğer tedavi olmazsa boynunun eğri kalacağı ameliyatın bile çözüm olamayacağı belirtiliyordu. Ben bir yandan araştırıyor, bir yandan deli gibi ağlıyordum. Sonra bu iş için Acıbadem’de bir profesöre gittik, kendisi yurtdışındaydı yardımcısı bize baktı ve hiç unutmayacağım birşey oğlumun konakları gözüne kadar inmişti. Bu çocuğu da bir ara yıkayın diye dalga geçmişti benimle. O günü hastanedeki tüm doktorlara oğlumu göstererek geçirdik ve ama bir sonuç alamadık. Daha sonra eşimin ortopedist bir arkadaşı şehir dışından bize gelmişti onunla biraz daha rahatladık. Bazı egzersizler ile boyundaki sıkıntı geçmişti. Ben o ara oğlumun emmemesini boynunda ağrı olabileceğine yordum. Ta ki Bebek Bakım Sorunlarına Mucize Çözümler kitabını okuyana kadar. Belli ki oğlumda reflü vardı ama bana kimse inanmıyordu doktorlar bile. Teşhisi zor olur her bebekte olur geçer diye geçiştiriliyordum. 6.ayına gelince çocuk doktorumuzu değiştirdik, en azından beni dinleyen anlayan anne olan yeni bir doktor ile sürece başladık…

AA: Teşhis koyulduktan sonra nasıl bir yol izlediniz?
NE: 6.ayda yoğurt ile teşhis koyulmuştu, doktorumuz ile telefonda görüştük, şehir dışındaydık bayram tatili nedeniyle. Sonra gelince muayene olmaya gittiğimizde genel anlamda detayları öğrendik, ben de bir yandan araştırmalar yapıyordum. Doktorumuz bana diyetten bahsetmemişti. Sadece oğluma süt ve yumurta içeren ürünleri vermemi söyledi. 9.ayda genel tarama testleri yaparken bunlara da bakacağımızı söyledi. Bir arkadaşımın oğlunda da varmış alerji, ilk onu aramıştım o da bana Fügen Hocadan bahsetmişti, pregomin mamadan bu sürecin zorluğundan diyet yapmam gerektiğinden. Onun sütü 3 aylıkken diyet ile kesilmişti ve o sadece pregomin ile beslemişti. Ben diyetimi yavaş yavaş oturtabilmiştim kendimce çabalıyordum. Bu arada doktor arıyordum ve tavsiye ile Yeditepe Üniversite Hastanesine gittik. Egzemamız kötü boyuttaydı artık uzman gerekiyordu. Egzema için ilaçlar, kremler ile yeniden yapılacak yoğurt denemesi ile oradan ayrıldık. Ve evde yoğurt denememiz kabustu. Oğlum deli gibi kustu gözü kan çanağına döndü çok kötü bir gündü. Benim yolum alerjili anneler ile kesişince hayatımız daha düzene girdi. Şimdi de Fügen Hocam ile yolumuza devam ediyoruz reflü tedavimiz onun kontrolünde, alerjimiz yeni testlere göre artış göstermiş ama emin ellerdeyiz o önemli…

AA: Bu süreçte sizi en çok zorlayan etken ne oldu?
NE: Bu süreçte beni zorlayan çok şey oldu.Herşeyden önce oğlum beni hiç emmek istemedi ancak gece uykulu iken zar zor azıcık emiyordu. Gündüz ne yapsam da asla emmiyordu. 4 ay zar zor ağlaya sızlaya emzirmeye ya da sağıp kaşıkla vermeye çalıştık. Biberona alışırsa emmez diye zorla emzirmeye çalıştım. Ama baktım o da ben de yorulduk pes ettim ve sağmaya başladım. 14 ay sağarak verdim ama günden güne azalan sütüm artık 18.ayda tamamen bitti. Ek gıda süreci zorladı benim süt alerjisi sandığım oğlumda aslında çoklu besin alerjisi varmış. Ne versek dokunuyordu. Çok zor pişiklerle ile uğraştık hala da yeni birşey denesek ve dokunsa pişik 10 günden önce geçmiyor.

AA: Size bu süreçte en çok destek veren kişi kim oldu?
NE: Bu süreçte en büyük destekçim canım annem oldu. O olmaysaydı bu süreci çok daha zor ve çok daha yıpratıcı atlatırdım. Çok güçlü, çok sabırlı ve çok ama çok iyi bir annem var. Allah onu başımdan eksik etmesin.

AA: Zamanı geri çevirebilme şansınız olsaydı alerji ile mücadelenizde neyi yapmak ya da yapmamak isterdiniz?
NE: Zamanı geri çevirme şansım olsaydı sütümü daha sık sağar, daha çok biriktirirdim. Besinleri sakin sakin bir liste tutarak, tüm tepkileri yazarak denerdim ve emin adımlar ile giderdim. Bana yol gösterek bir doktor ile daha erken bu yola çıkar, beni tatmin etmeyen doktor ile boşa zaman harcamazdım. Ve sizin gibi harika anneler ile daha erken tanışabilmeyi isterdim.

AA: Çocuğunuza alerjisini nasıl anlattınız? Bazı gıdaları yiyememesini nasıl açıkladınız?
NE: Oğlum alerjisini tam olarak anlayacak yaşta değil ama yine de anlatmaya çalışıyorum. Ben de onunla 1 yıl diyet yaptığım için menümüz ona uygundu genelde. Onun yediğinden yerdim ben de. Ama şimdi de ona alternatif yapmaya çalışıyorum. Mutlaka masada onunla ortak yiyeceğimiz bir besin oluyor. Çok ağlar çok ısrar ederse bu acı dediğimiz de oluyor bazen ama mümkün mertebe onu biraz daha büyüyünce yiyebileceğini kendimce anlatıyorum.

AA: Alerji ile yeni tanışan annelere neler önerirsiniz?
NE: Alerji ile yeni taşınan bir anne için en önemli şey ona iyi yol gösteren bir doktor ve bu yolda da emin adımlarla sakince yürüyebilmek için büyük sabır. Alerji gerçekten de sabır işi. Ama alerjiye ilişkin ne öğrenebiliyorlar ise öğrensinler bilginin sonu yok. Küçücük bir bilgi bazen tüm hayatı bile değiştirebiliyor.

AA: Ülkemizde gıda alerjisinin daha iyi tanınması ve geniş kitlelerce anlayış gösterilmesi için sizce neler yapılmalı?
NE: Ne yazıkki alerjinin sadece kaşıntıdan ibaret olduğunu düşünen bir toplumuz. Devletin de bu konuda hiçbir çabası yok. Anne sütünün önemini anlatan ne güzel reklamlar oluyor. Arada da böylesi sağlık bakanlığı imzası taşıyan tanıtımlar olsa, az da olsa insanların aklında birşeyler kalsa. İlla öğrenmek için yaşamak gerekiyor. Bazen öyle insanlar oluyor ki siz de yaşayın da görün bile dedirtiyorlar bana. Alerji çok hassas bir durum en azından kiminde bu durumda yaşanılacak ağır tabloların bir şekilde topluma öğretilmesi gerek. Ve en önemlisi çocuk doktorları. Ben özel ve adıyla ün yapmış bir hastaneye gitmeme rağmen çocuk doktorumuz bize asla birşey anlatmadı. O kadar tepkilere sıkıntılara rağmen. İlk olarak çocuk doktorlarından başlanabilir. Aşılar gibi tanıtım broşürleri olabilir. Bu işe biz annelerin el atması gerek 🙂

AA: Son olarak eklemek istedikleriniz?
NE: Ben bu yolda yürürken bana destek olan tüm annelere teşekkür ediyorum. Umarım ben de bir şekilde birilerine yardımcı olabiliyorumdur. Tek isteğim tüm kuzuların alerjisiz yarınlara varabilmeleri…Herkese sonsuz sevgiler…

image