Alerjik bir çocuk için doktor seçimi nasıl yapılmalı, muayenede nelere dikkat edilmeli?

image

Alerji deyince ister istemez toplum olarak gözümüzün önünde ilk canlanan; insanı kızartıp kabartıp hapşurtup gözlerini yaşartan geçici bir rahatsızlık oluyor. Oysa tıp ilerledikçe alerjinin ne kadar karmaşık bir yapıya sahip olduğu, sadece deri ve solunum yolu üzerinde değil sindirim hatta sinir sistemi üzerindeki etkileri ortaya çıktı. Ben de alerji ile büyüyen bir çocuk olduğum için oğlumla aramda sadece bir kuşak olmasına rağmen alerjiye bakış açısının ne kadar değiştiğini bizzat görebiliyorum. En azından sağlık sektörü çağımızın vebası olarak adlandırabileceğimiz bu hastalıktan artık daha sık bahseder oldu.

Bununla beraber uzmanlık alanları da birbirinden yavaş yavaş ayrılmaya, hekimlerimiz tepkilerin yoğunlaştığı bölgelere göre ihtisaslaşmaya başladı. Kendi deneyimlerimden yola çıkarak ilk kez 2 yıl önce farkedip dile getirdim bunu. Alerji ile mücadelede tepkilerin yoğunlaştığı bölgeye göre doktor seçmek hastaya gerçekten çok vakit kazandırıyor. Keza biz doktorlarımızın herşeyden anlamasını bekliyoruz ama her meslekte olduğu gibi hekimlikte de uzmanlık dallarına ayrılmak çok normal. Mesela ben Tekstil Mühendisiyim, sizin tek bir ürün diye satın aldığınız gömlek üzerindeki iplikten, kumaştan, boyamadan, dikimden, aksesuardan ayrı ayrı kişiler sorumludur. Aynı şekilde bir bankaya gitseniz fatura ödeyeceğiniz kişi ayrı, kredi isteyeceğiniz kişi ayrıdır. En basidi bir restorana gittiğinizde size yemeği pişiren kişi farklı, size bunu servis eden farklıdır. Bu noktadan bakılınca doktorlarımızdan da herşeyi bilmelerini beklemek pek doğru gözükmemektedir. Hele ki konu alerji olunca ve semptomlar tüm vücuda yayılmış olunca uzmanlık alanı daha çok ön plana çıkmaktadır.

Bu bağlamda alerji tepkilerinizi çoğunlukla deri üzerinde gözlemliyorsanız bir Alerji Uzmanı‘na, derinin yanı sıra solunum yollarında gözlemliyorsanız Alerji ve Solunum Yolu Hastalıkları Uzmanı‘na, eğer ağırlıklı olarak sindirim sisteminde görüyorsanız yani reflü veya mukuslu/kanlı kaka gibi, o zaman bir Gastroenteroloğa başvurmanız daha sağlıklı olacaktır. Eğer alerjinizi Çocuk Doktorunuz ile takip ediyor ve sağlıklı bir yol izliyorsanız illa bir uzmana gitmek zorunda değilsiniz. Ancak diyette yol alamıyor, alerjik tepkilere karşı çeşitli denemelere rağmen sonuç alamıyorsanız tepkilerinize göre bir uzman hekim seçmeniz daha faydalı olabilir. Kısa bir süre içerisinde Alerji ile Yaşam Platformu‘nda çeşitli illerden doktor önerileri olan bir liste paylaşacağım. Takipte kalınız…

Kendinize uygun doktoru seçtiniz, gelelim ilk muayeneye. İlk muayene hem teşhisinizin koyulması hem de tedavinizin doğru başlaması adına çok önemlidir. Burada doktorun yaklaşımı kadar ailenin hikayeyi ne kadar doğru anlattığının da çok büyük önemi vardır. Bu nedenle muayene öncesi bazı hazırlıklar yapmak size hem vakit kazandıracak hem de herhangi bir atlamanın önüne geçecektir. Muayene öncesi bir özet çıkartarak, durumunuzu net bir şekilde ortaya koymanız gerekir.

Bu özet hikayenize eklemeniz gerekenler şu şekilde sıralanabilir;
– Ailedeki alerji veya otoimmün hastalık sahibi kişiler
– Bebeğin kısaca doğum hikayesi (Sezeryan/normal doğum, doğum kilosu/boyu, hemen doğum sonrası uygulanan işlemler-kuvöz, sarılık tedavisi, aşı tepkisi…gibi)
– Bebeğin doğum anından itibaren nasıl beslendiği (anne sütü, formüla takviyesi…gibi)
– Çocuğunuzda ilk alerji belirtilerini görmeye başladığınız tarih ve tepkilerin tanımı ( 2 aylıkken mukuslu kaka, 3 aylıkken sırtta ürtiker, 6 aylık ek gıdaya geçince kusma…gibi) Tepkilerin tam listesini görmek için bu linki tıklayabilirsiniz.
– Tepkileri fark ettikten sonra izlediğiniz yöntem (Kullandığınız ilaçlar, gittiğiniz doktorlar, yaptırdığınız testler…gibi)
– Eğer ek gıdaya başlandı ise hangi sıra ve hangi yöntemin uygulandığı (3 gün bekleme kuralı veya ilk yoğurt/karışık sebze çorbası ile başlamak gibi)
– Tepkilerin ne zaman ve hangi durumlarda arttığına dair ailenin gözlemleri (Patates yedikten 3 gün sonra, yanağına yoğurt deyer deymez, ocakta pişen yemeğin kokusunu soluyunca, dışarıda veya ev ortamında, sabah veya gece, yemekten hemen sonra…gibi)
– Mevcut durumdaki beslenme şekli (Sabah kahvaltısı, öğle ve akşam yemeği, ara öğün şeklinde bir liste yapılabilir. Kullandığı formüla markası ve günlük tüketim miktarı da eklenmelidir. Çocuğun tükettiği tüm yiyecek ve içeçekler belirtilmelidir. Çiğnediği sakız bile dahil! ) Eğer bebek anne sütü alıyorsa beslenme listesi anne için de ayrıca hazırlanmalıdır. Annenin tüm yiyip içtiği ve kullandığı ilaçlar listede yer almalıdır.
– Geçmişte uygulanan herhangi bir aşı veya ilaca karşı alerjik reaksiyon oluştu ise hangi ilaca/aşıya nasıl bir tepki verdiği
– Mevcut durumda yaşadığınız belirgin şikayetler, varsa kullandığınız ilaçlar

İlk muayenede doktorunuzun uygulayacağı fiziksel muayene çok önemlidir. Keza boğaz duvarındaki baloncuk şeklindeki kabarcıklar reflüyü, makat aralanınca görünen hare şeklindeki pütürlü pişik besin alerjisini, hırıltılı nefes ise solunum yollarında bir sıkıntı olduğunu işaret edebilir. Çocuğun bu muayene esnasında mümkün olduğunca sakin durması doktorunuzun daha sağlıklı gözlem yapmasına imkan sağlayacaktır. Bu nedenle önce annenin endişelerinden sıyrılıp mümkün olduğunca soğukkanlı durması gerekir, keza hiç bir çocuk annesinin huzursuz olduğu bir ortamda huzurlu olamaz. Anne mümkün olduğunca muayene boyunca çocukla konuşmalı, onu sakinleştirmek için yumuşak bir ses tonu kullanmalı, elini tutmalı, yanında durmalı ve endişelenecek bir şey olmadığını ona sözle değil hareketleri ile göstermelidir. Sık sık doktor ziyeretlerinde bulunan çocuklarda doktor fobisinin oluşması normaldir. Bu korkuyu yenmek için evde doktorculuk oynamak, onu doktor ekipmanlarını kullanmaya teşvik etmek, hekimlik mesleğini anlatan hikayeler okumak hatta uydurmak işe yarayacaktır. Muayene esnasında annenin yanında mutlaka baba, büyükanne veya bir aile yakını olmalıdır ki muayene bittiği an çocuğu odadan çıkartıp bekleme salonuna götürmek hem çocuğu rahatlatacak hem de annenin doktor ile daha sağlıklı bir iletişim kurmasını sağlayacaktır. Bebeğin muayene esnasında çok tok veya çok aç olmamasına dikkat ediniz. Keza aç olması huysuz olmasına, çok tok olması ise muayene esnasında kusmasına neden olabilir. Eğer mümkünse muayene saatini bebeğinizin uykusunu almış olduğu bir zamana denk getirirseniz daha huzurlu ve sakin olacaktır.

Muayenede yanınızda bulunması gerekenler de şu şekilde sıralanabilir:
– Muayene öncesi hazırladığınız özet hikayeniz
– Çocuğun veya emziren annenin beslenme listesi
– Kullandığı ilaçların dozunun da belirtildiği liste
– Tüm geçmiş test sonuçları (mümkünse tarih sırasına göre)
– Aşı karnesi, boy-kilo takip çizelgesi
– Çocuk için yedek kıyafet, emzik, biberon, mama, bez, ıslak mendil, oyuncak
– Çocuğun anne üzerine kusma ihtimali hesaba katılarak anne için yedek kıyafet
– Anne diyette ise ona uygun yiyecek
– Doktorun söylediklerini daha kapıdan çıkar çıkmaz unutabilceğiniz ihtimaline karşılık ses kaydı yapabilen bir cep telefonu (eğer sizin telefonunuzda böyle bir özellik yoksa bir yakınınızdan ödünç alabilirsiniz)

Muayene bitiminde doktorunuza uygulamanız gereken diyeti, beslenmenize ekleyip çıkarmanız gerekenleri, kullanmanız gereken ilaçları, dozunu ve ne şekilde kullanmanız gerektiğini (sabah-akşam, aç-tok, yemekle mi-yatmadan önce mi…gibi), bundan sonra izlemeniz gereken yöntemi, bir sonraki kontrol randevusunun ne zaman olacağını, acil durumlarda kendisine nasıl ulaşabileceğinizi, bu süreçte takvime göre uygulamanız gereken aşı varsa yaptırıp yaptırmamanız konusundaki görüşlerini sormayı ihmal etmeyiniz. Muayene sonrası kafanıza takılan veya net anlaşımayan bir nokta varsa kendisini arayıp mutlaka teyit alınız. Kendi varsayımınız veya başka bir kişinin tavsiyesi ile hareket etmeyiniz. Kontrol randevularınızı ve periyodik tahlillerinizi ihmal etmeyiniz.

 

Reklamlar

Aile Destek Grupları Buluşuyor, Siz de katılın!

image

 

Oğluma ilk kez süt alerjisi teşhisi koyulduğunda bu hastalık herhalde dünyada bir tek bizde var diye düşünmüştüm. Tüm ailemizde alerjinin çeşitli versiyonları olduğu halde bu konuda hiç benzer insanları arayıp bulup kenetlenme ihtiyacı duymamışız. Sanırım bizler de zamanında alerjinin basit bir rahatsızlık olduğunu, bir yaşam biçimi haline dönüşmesi gerektiğini anlayamamışız.

Oğlum yaklaşık 1 yaşındayken keşfettim facebook’taki aile destek gruplarını. O geceki heyecanımı, şaşkınlığımı ve sevincimi hala unutamam. Meğer ne çok aile bizim gibi sıkıntılar çekiyormuş, onlar da diyet yapıyormuş ama ben bundan tamamen habersiz tek başıma bu kaderi yaşıyorum zannediyormuşum. O zaman bu zaman ne dostluklar kurduk kilometrelerce ötede olup sanal ortamda buluştuğumuz ailelerle… Aynı şehirde olanlarla ise bir araya geldik. Ne mi oldu bir araya gelince, omuzlarımızdaki yük hafifledi, moralimiz yerine geldi, tek değil çok olmanın gücünü hissettik. Sorunlarımızı anlattığımızda bize boş boş bakan gözler değil, bizi anlayanlar bulduk karşımızda. Aman yese ne olur diyen değil, alerji mi geçer gider diye düşünen değil, bunu hayat tarzına dönüştürenlerle geldik biraraya. Sarıldık da ağladık da…ama en çok anlattık ve rahatladık. Eve döndüğümüzde hafiflemişti artık omuzlarımız, daha dik daha umutlu duruyorduk hayata karşı. Önümüzde zor, uzun bir yol vardı ama yalnız yürümüyorduk artık. Tökezleyince elimizden tutup kaldıranlar vardı.

Eğer siz de yalnız olduğunuzu hissediyor, yaşadıklarınızı bir tek siz yaşıyor zannediyorsanız çok yanılıyorsunuz! Gelin aramıza katılın, derdinizi anlatın, size benzer hikayeler dinleyin. İnanın fiziksel olarak iyileşmeseniz de zihinsel olarak iyileşecek, umut toplayacak ve bu yolda daha kolay yürüyeceksiniz. Bizleri Alerji ile Yaşam Platformu’nda bulabilirsiniz.

Kasım 2014 Ankara buluşmasından kareler…

imageimage

Mayıs 2014 İstanbul buluşmasından kareler…

imageimageimage

 

Sadece biz ailelerin değil, benzer kaderi yaşayan çocukların da bir araya gelmesi çok önemli. Çünkü onlar için bu yasakları anlamak, kendilerini herkesten farklı hissetmek, hatta belki dışlanmış hissetmek çok normal. Onlara yalnız olmadıklarını göstermemiz için bu buluşmalar bulunmaz fırsat…

image

Çocuğunuz için bir iyilik yapın: Mükemmel Anne Olmayın!

image
Son yıllarda hayatımızın modernleşmesi ile beraber anneliğin tanımı da yeniden yazıldı. Artık yeni nesil anneler, bir şehir efsanesine dönüşen “Mükemmel Anne” olma yarışı içerisinde. Bu salgın öyle yayıldı ki etrafımda gördüğüm çoğu anne, çocuklarını o aktiviteden bu aktiviteye götürme, en sağlıklı, en organik yiyeceği arayıp bulma, tüm hünerlerini en leziz yemek tariflerinde gösterme, en iyi, en güzel kıyafeti, oyuncağı, şampuanı, kremi vs…kullanma çabası içerisinde….ve maalesef bu koşuşturmaca içerisinde çocuklarının en temel ihtiyaçlarını gözden kaçırmakta, sadece ve sadece “anne” olmayı unutmaktalar.
“Çocuğunuzla kaliteli zaman geçirin” kavramı günümüz annelerince çok yanlış anlaşılıyor kanısındayım. Çünkü sadece çocuğunuzun neler anlattığını dinlediğiniz, ona kitap okuduğunuz, masal anlattığınız ya da hiç konuşmadan bile yanyana oturup saçını okşadığınız zamandan daha kalitelisi olabilir mi? Mükemmel anne olmak imkansız ama iyi bir anne olabilmek için bazen sadece içgüdülerimizi dinlememiz yeterli. Her anne hata yapabilir, her anne çaresizliğe kapılabilir. Bunun anormal olarak algılanmaya başlanması maalesef annelere kendilerini daha da karamsar ve çaresiz hissettiriyor. Çünkü tüm sosyal medya ve çevremiz “mükemmel anne” örnekleriyle dolu. İnternetin yaygınlaşıp özel hayatın sosyal medyada çok (ve yanlı) teşhir ediliyor olması, etrafımızda bize sürekli ne yapıp ne yapmamamız gerektiğini söyleyen psikologlar, doktorlar, bilirkişiler, bloggerlar olması, her yeni çıkan araştırma ile bir öncekilerin aslında çocuk için yararlı değil zararlı olduğunun açıklanması… Bazen tüm bunlar beni bir anne olarak çok yoruyor. En doğrusunu yapacağım derken hiç bir şeyi doğru yapamadığını düşünüyor çünkü insan… Hele ki sağlık sorunları yaşayan bir çocuk büyütüyorsanız, bu baskı iyice üzerinize biniyor ve anne olmayı bir kenara bırakıp “mükemmel anne” olma çabasıyla hem kendinizi hem de çocuğunuzu farkında olmadan mutsuz edebiliyorsunuz.

Alerji hala toplumumuzda basit bir kızarıklıktan ibaretmiş gibi algılansa da alerjik çocuk büyüten anneler bunun ne kadar zor ve yorucu bir mücadele olduğunu bizzat yaşayarak görüyor. İşin aslı, bizler daha çok erken yaşlarda “yasaklarla” çocuk büyütmek zorundayız. Emziren bir annenin yaptığı katı diyet, oldukça kısıtlı bir beslenme ile sağlıklı bir çocuk büyütmeye çalışmak, çocuğunu aktiviteleri falan bir yana bırakın yakın arkadaşının doğumgününe bile götürememek, okul seçerken sadece eğitim kalitesine değil ilk önce çocuğun neyi nasıl yiyebileceğine önem vermek, çocuğunuzu her çocuk gibi normal olduğuna inandırmaya çalışmak, tüm bunlar besin alerjisinin ölümcül sonuçlar bile doğurabileceğini bilmeyenler için hiç bir şey ifade etmeyebilir. Sonuçta herkes yaşadığını bilir…

Bu nedenle geçen hafta okuduğum ve okurken çok etkilendiğim alerjik bir çocuk annesinin hikayesini sizlerle paylaşmak istedim. Heather Hewett, Allergic Living dergisinde hikayesini şöyle anlatıyor:

9 yıl önce çocuğuma besin alerjisi teşhisi koyulduğunda bir anne olarak ileride yaşayacağım endişe, suçluluk ve pişmanlığı tahmin bile edemezdim. Zaten çocuğumu neyle nasıl besleyeceğimi, okula nasıl yollayacağımı, Epipen oto-enjektörü nasıl kullanacağımı düşünmek bile yeterince zordu. Hepsinin üzerine çocuğuma bir de Çölyak teşhisi koyulunca herşey daha da zorlaştı. Ama geçmişe dönüp baktığımda en zoru ne kadar temkinli olursam olayım hata yapmış olmaktı.
Bir ebeveyn için en korkunç tecrübe çocuğunun anafilaksi geçirmesine şahit olmaktır. Ama hazırladığınız bir yiyecek ile buna sebep olan siz olunca, olay sonrası yaşadığınız psikoloji çok acımasız olabiliyor. Örneğin, bir yaz akşamı eşimle ben yemek hazırlarken o zaman 6 yaşında olan kızım arka bahçede kardeşi ile oynuyordu. Masaya iki bardak süt getirip bıraktım, birinde oğlum için inek sütü, diğerinde ise süt alerjisi olan kızım için soya sütü vardı. Ben içeriye girdiğim esnada kızım ve oğlum masadaki yerlerini değiştirdikleri için acil serviste uzun ve üzücü bir gece geçirmek zorunda kaldık. Ertesi gün kızım, yataktan kalktığında bir kaç doz yapılan adrenalin iğne ve steroid ilaçların verdiği sersemlik dışında gayet iyi hissediyordu. Oysa ben zar zor hareket edebiliyor, sanki bir trafik kazasından kurtulmuş gibi hissediyordum. Olayın ardından haftalar geçmesine rağmen kafamın içindeki kendini suçlama yankıları halen susmuyordu. Nihayet hayatıma devam etmeyi başarabildim ama suçluluk ve pişmanlık bastırılsa da kafamın içinde bana “kötü bir anne” olduğumu söyleyen fısıltılar devam ediyordu. Annelik hakkında yazılan bir kitapta bu hikayemi paylaşınca besin alerjisine sahip çocuk anneleri ile bu konu hakkında söyleşmeye başladık. Annelerden biri emzirdiği süre boyunca diyetinde kaçak yaptığı için kızının devam eden alerji ve egzemalarından kendini sorumlu tutuyor, bir diğeri oğlunu desensitazyon tedavisine başlatıp eozinofilik özofajit (yemek borusu iltihaplanması) geçirmesine neden olduğu için kendisini suçluyordu. Yakın bir arkadaşım uzun süre “Her iki sütü nasıl karıştırırsın!” deyip ancak aynı olay bizzat kendi başına gelince beni anlayabildi. Facebook gruplarında ve bloglarda bir çok benzer anne itirafları okudum. Aynı marka ama farklı cins kurabiyelerin sadece birisinin içeriğini okuyup satın alan anne, çocuğunun bu nedenle anafilaksi geçirmesi üzerine “Neredeyse çocuğumu kendim öldürecektim!” diye başlık atması beni gözyaşlarına boğdu. Çocuğunda fıstık alerjisi olan başka bir arkadaşım konuyu çok güzel özetleyerek “Başka bir insanı affetmek kolaydır. İnsanın kendi hatalarını affetmesi daha zordur. Eğer 10.000 tane şeyi doğru yapıp sadece bir şeyi yanlış yapıyorsam, hep o bir hatanın üzerine yoğunlaşırım. Maalesef başka bir anneye gösterdiğim anlayışı kendime gösteremiyorum.” diye açıkladı.
Ama esas olan, ne kadar dikkatli olursak olalım, içerik etiketlerini kaç kez okursak okuyalım, çocuğumuzun çevresindekileri ne kadar kontrol edersek edelim, sonuçta hepimiz insanız! Hata yapabiliriz, peki kendimizi affetmemiz neden bu kadar zor?

Görüldüğü gibi besin alerjisi tüm dünyada aileleri hem fiziksel hem zihinsel hem de duygusal olarak çok yıpratıyor. 2005 yılında Kanada’da yapılan bir araştırmaya göre alerji yönetimi ağırlıklı olarak annenin sorumluluğunda ve bir çok anne bu mücadelede çevresinden yeterli desteği alamadığından şikayetçi. Yine 2009 yılında İngiltere’de yapılan benzer bir araştırmada alerjik çocuk annelerinin daha düşük hayat kalitesine ama babalara göre daha yüksek endişe ve strese sahip oldukları ortaya çıkmış. Amerika’da yapılan bir ankette de çoğu annenin çocuklarının alerjisi konusunda eşlerinden daha fazla endişe taşıdıkları sonucuna varılmış. Aslında annelerin çocukları ile daha çok vakit geçirdiği düşünüldüğünde ortaya çıkan sonuç şaşırtıcı bulunmamalı. Ancak çocukla daha çok vakit geçiren, onun yediklerini hazırlayan ve kontrol eden anne olunca ortaya çıkan herhangi bir hata da tüm sorumluluk annenin omuzlarına binmekte. Besin alerjisinin anneler üzerindeki etkisini düşünürken ister istemez anneliğe olan bakış açımızı da gözden geçirmemiz gerekiyor.

Ben de alerji yönetiminde hatalar yapmış ve halen pişmanlıklar yaşamakta olan bir anne olarak geçmişteki hatalardan ders alıp kendimi affetmeye ve sadece bugüne odaklanmaya çalışıyorum. Yarına dair hayaller kurmak elbette motive edici, kim çocuğunun bir sonraki yaş gününde pasta yiyebilmesini istemez ki…ama geçmiş tecrübelerimden geleceğe dair hedefler koymanın da büyük hayal kırıklıkları getirebileceğini biliyorum. Alerjik çocuk büyüten tüm annelere tavsiyem bu süreç ister kısa olsun ister uzun, çocuğunuzun en güzel çocukluk döneminin geçip gittiğini unutmayın. Alerjisi geçtiği gün hayat size onun ilk gülüşünü, ilk adımlarını, ilk diş çıkarmasını, ilk konuşmasını geri getirmeyecek. O yüzden ilklerin tadını çıkarmaya çalışın. Alerjinin hayatınızı yönetmesine izin vermeyin, onu yöneten siz olun!

Alerjik Çocuğun Okulda Beslenmesi Nasıl Olmalı?

IMG_4178
Alerjik bir çocuğun okula başlama süreci şüphesiz her aile için stresli bir dönem… Herşeyden önce çocuk anaokuluna gitmeli mi gitmemeli mi, hangi okula gitmeli, okul seçimi nasıl yapılmalı ve çocuğun okuldaki beslenmesi nasıl olmalı gibi sorular hepimizin kafasını oldukça meşgul ediyor. Okul seçimi ile ilgili düşüncelerimi apayrı bir yazıda toplayacağım ama henüz okulların yeni açıldığı şu dönemde alerjik bir çocuğun okuldaki beslenme düzeni nasıl oturtulmalı konusuna kendi deneyimlerimle değinmek istiyorum.

Herşeyden önce okulunuzu ne kadar dikkatli seçerseniz seçin, okul personeline özel durumunuzu ne kadar detaylı anlatırsanız anlatın, zaman içerisinde konunun önemi unutulabilir. Bu nedenle durumunuza dikkat çekmek için her zaman yazılı belge kullanmanızı tavsiye ederim. Atalarımız bile söz uçar, yazı kalır demişler… Bu yüzden her adımınızda okul personelinin dikkatini çekecek görsel uyarılar kullanmanız işinizi kolaylaştıracaktır.

Bizim okul maceramız oğlum Efe 25 aylıkken oyun grubuna katılması ile başladı. Önceleri anne-çocuk grubu gibi beraber katıldık. Onun ortama alışması ile beraber, onu arkadaşları ve öğretmenleri ile beraber yalnız bırakmaya başladım. Oyun grubu yarım gün olduğu için ara öğün olarak sadece meyve saatleri vardı. Beslenme saatinde alerjisi olmayan meyvelerden yediği için herhangi bir problem yaşamadık. Zaten okulun ara öğün olarak meyve dışında bir atıştırmalık vermeme kuralı vardı.

3 yaş ile beraber Efe, daha büyük bir anaokuluna başladı. Daha çok öğrencinin olduğu bir ortamda kontrol sağlamanız tabi ki daha zor olabiliyor. Bu nedenle müdüründen öğretmenine, hademesinden ahçısına kadar tüm okul personeli ile yakın bir ilişki içerisine girmeniz gerekebiliyor. Okulunuz alerji konusunda ne kadar bilgili ve temkinli olursa olsun, sizin kontrolü elinizden hiç bırakmamanız gerekiyor. Biz ilk önce bilgilendirme toplantısı ile işe başladık. Kayıt işleminden sonra Okul müdürü, Sınıf öğretmeni, yardımcı öğretmen, idari işler müdürü, hademe, ahçı ve hatta servis hostesi ile yaptığımız toplantıda Efe’nin alerjik reaksiyonlarından ve uyguladığımız diyette kaçak yapmamanın öneminden bahsettik. Alerjik reaksiyonları alerjiyi çok iyi bilemeyen bir kitleye anlatırken mümkün olduğunca sadeleştirmeniz gerekebilir. Keza mukus, kolit, hatta reflü gibi terimler bile bu kişiler için bir anlam ifade etmeyebilir. Malesef toplumumuzda alerjinin sadece basit bir kızarıklık, deri döküntüsü olduğuna dair yanlış bir kanı var. Bu nedenle çocuğunuzun alerjene maruz kaldığı takdirde iç organlarında ve sinir sisteminde meydana gelebilecek hasarları karşı tarafa vurgulamanız çok önemli.

IMG_3786İkinci aşamada okul defterimize alerji durumumuzu not ettik, keza okul defteri yıl boyunca öğretmenin elinin altında olan önemli bir kılavuz. Okula teslim edeceğiniz bir kağıdın kaybolma veya bir yerde unutulma riski öğrenci defterine oranla daha yüksek. Ama bu defterdeki notların da zamanla unutulabileceğini düşünerek görsel bir alerjen listesi hazırladık ve hem mutfaktaki, hem de sınıfındaki panolara asılmasını rica ettik. Böylece o anda neyin dokunacağını unutan okul personelinin evraklar içinde boğuşmak yerine basit bir tablodan kontrol etmesini sağladık.

IMG_4200

IMG_4132Üçüncü aşamada mutfak personeli ile yıllık yemek menüsü üzerinden tek tek geçerek Efe’nin alerjisine uygun alternatifleri, hangi gıdaların evden gönderilebileceğini kararlaştırdık. Aylık yemek menüleri üzerine notlar alarak bir kopyası Sınıf öğretmeninde, bir kopyası mutfak personelinde ve bir kopyası evde buzdolabımız üzerine asılacak şekilde çoğalttık. Listeleri günlük kontrol ederek gerekli ön hazırlıkları yaptık. Evden gönderilmesi gereken tüm malzemelere sınıf ve öğrenci ismini yazarak herhangi bir karışma olayının önüne geçtik.

IMG_4180
Geçen yıl okulda sabah kahvaltısı, öğle yemeği ve ikindi kahvaltısı olmak üzere 3 öğün beslenen Efe, bu sene doktorumuzun her sabah yumurta yemesi uyarısı üzerine kahvaltısının yumurtalı kısmını evde, reçelli ekmek kısmını ise okulda arkadaşları ile beraber yemeye başladı. Yemek yemek her insan için sadece karınını doyurmanın ötesinde önemli bir sosyalleşme imkanı. Bu nedenle mümkün olduğunca yaşıtları ile aynı sofrada, aynı olmasa bile benzer yemeklerle beslenmesini hedefledik. Arkadaşları ile aynı masada yemek yerken yardımcı öğretmen de onun yanına oturarak başka bir tabaktan beslenme olasılığına karşı gözlemci oluyor. Genelde ikindi kahvaltılarında daha çok tereyağlı, sütlü besinler tüketildiği için ben mümkün olduğunca ev yapımı poğaça, börek, muffin, kurabiye tarzında alternatifleri evden göndermeye çalışıyorum. Doğumgünü partileri, özel kutlamalar için de okul aylık program listesi veriyor. Bu tarihleri önceden bildiğimiz için yine evden uygun alternatifler gönderiyoruz.

Alerjik bir çocuk için bazen sadece beslenme saatleri değil derslerde uygulanan aktiviteler de tehlike içerebiliyor. Mesela mutfak uygulamaları saatinde çocuklara genellikle süt içeren kurabiyeler, kekler yaptırılıyor. El becerilerini geliştirmek adına çok faydalı olmasına karşın derinin sütle temasının yoğun olması nedeni ile alerjik bir çocuk için oldukça riskli bir uygulama. Bu nedenle mutfak uygulamaları saatinde Efe başka bir sınıfta başka bir etkinliğe katılmış oluyor. Aynı şekilde okulda kullanılan boya kalemi, parmak boyası, oyun hamuru gibi malzemelerin çocuğunuzun alerjisi olmayan maddeler içerdiğinden emin olmanız gerekli. Genellikle bu tip ürünler gluten içerebiliyor. Eğer gluten alerjiniz varsa parmak boyası ve oyun hamurunu evde siz glutensiz olarak hazırlayıp okula gönderebilirsiniz. Glutensiz tariflere bu linkten ulaşabilirsiniz.

Öte yandan okul gezileri de yiyecek üreten veya içeren bir mekana yapılacaksa, öğretmen ile önceden görüşmeniz ve gerekli uyarıları yapmanız gerekir. Mesela geçen yıl çikolata fabrikasına yapılan gezide önceden uyarımız sayesinde tesis hiç bir çocuğa çikolata ikramı yapmadı. Yine okul pikniklerinde ve uçurtma bayramlarında dışarıdan getirelecek yiyecekler konusunda çok dikkatli olmalı, alerjik çocuğunuz için yeterli ve çeşitli alternatifler sunduğunuzdan emin olmalısınız.

Alerji hikayenizi sadece okul personeli ile değil, çoğu zaman velilerle de paylaşmanız gerekiyor. Bazen bir süpriz yapıp okula çocuğunu almaya gelen bir veli sınıfa çikolata veya şeker dağıtmak isteyebiliyor. Öğretmenin bir anlık yokluğunda ve çocuğunuz kendisini koruyamayacak kadar küçükse, velileri önceden uyarmanız çok önemli. Bu nedenle çalışan ebeveyn bile olsanız mutlaka sene başındaki veli tanışma toplantısına katılmanız ve söze hep “Merhaba ben …..’nin annesiyim. Onun gıda alerjisi olduğunu biliyor muydunuz?” diye başlamanız gerekli 🙂

Eğer ilkokula başlayan bir çocuğunuz varsa, ister özel okul olsun ister devlet okulu, bir önemli nokta da okul kantinleridir. Kantinlerde satılan hem sağlıksız, hem de çoğu süt ürünü içeren gıdalardan çocuğunuzu koruyabilmemiz için onu okul öncesi kendisine dokunan gıdalar konusunda eğitmeniz gerekir. Bu süreç ne kadar erken yaşta başlarsa hem aile hem çocuk açısından o kadar sağlıklı olur. Çocuğunuza alerjisi olan gıdaları, bu gıdaları tüketirse neler yaşayabileceğini ve bu yüzden kendisini alerjenlerden koruması gerektiğini erken yaşlarda öğretmelisiniz. Yoksa tenefüs saatinde bir arkadaşının kantinden aldığı biskuvinin tadına bakması kaçınılmaz bir durum olabilir. Unutmayın ki her an, her dakika onların yanında olamayız. Bu yüzden çocuklarımıza kendilerini alerjenlerden korumayı öğretmeliyiz.

Not: Çocuğu okula giden deneyimli annelerin uyguladıkları farklı ve pratik yöntemler varsa ben de bilgilenmek isterim. Akıl akıldan üstündür demişler… Okul personelini bilgilendirmek için uyguladıkları yöntemleri yazının altına eklemek isteyen annelere minnetar olacağım.