Bahar Temizliği Yaparken Nelere Dikkat Edilmeli?

spring-cleaning-green

Baharın gelmesi ile beraber özellikle alerjik çocuk sahibi anneler için önemli bir süreç başlar: Bahar Temizliği!

Bahar temizliği ile ev içi alerjenler oldukça azaltılabilir ve alerjik şikayetlerde rahatlama sağlanabilir. Ancak bahar temizliği aynı zamanda evde toz kalkmasına, bu tozun  kullanılacak temizlik ürünlerinin kokuları ile beraber ev içindeki havaya karışmasına neden olabilir. Bu durum özellikle alerji ve astım hastaları için risklidir.

Bu nedenle bahar temizliği yaparken dikkat edilmesi gereken bazı noktalar vardır;

Yatak Odaları

Kids-Rooms-5-easy-living-13jun13_pr_bYatak odaları bahar temizliğine başlamak için en önemli noktadır. Çünkü her insan günün en az 8 saatini yatak odasında uykuda geçirir. Çocuklar için bu sürenin daha uzun olduğunu düşünürsek ev içi havanın en kaliteli olması gereken yer yatak odalarıdır. Yatak odasında adım adım yapmanız gerekenler şu şekilde sıralanabilir;

  • Dolaplardaki kıyafetleri ayırın. Giymediğiniz veya çocuğunuza küçülen kıyafetleri ihtiyaç sahiplerine verilmek üzere dolaptan çıkartın. Unutmayın ki ne kadar çok eşya o kadar çok toz demektir.
  • Aynı şekilde çocuğunuzun oynamadığı oyuncakları bağışlanmak üzere ayırın. Oyuncakları her zaman kapalı kutularda muhafaza edin. Oyun bittikten sonra her oyuncağı kutusuna kaldırmayı da bir oyun haline dönüştürüp çocuğunuza erken yaşta bu sorumluluğu kazandırabilirsiniz.
  • Mevsimlik kalın giysileri başka bir alanda muhafaza etmek için ayırın. (Battaniye, yorgan, kazak vb. gibi…) İçi vakumlanan saklama torbaları kullanabilirsiniz. Bu tip kalın-tüylü kıyafet ve battaniyelerin ev akarlarının en sevdiği yaşam alanı olduğunu unutmayın.
  • Yatak odasında açıkta kitap bulundurmamaya çalışın. Keza kağıt çok miktarda toz toplar. Açıkta kitap bulundurmak yerine kapaklı kitaplık kullanmayı tercih edin. Kitapları okuduktan sonra başucunda bırakmak yerine kitaplığa kaldırın.
  • İhtiyacınız olmayan/kullanılmayan eşyaları bağışlayın. Keza çok mobilya-eşya tozun birikmesi için daha çok zemin demektir.
  • Odadaki gereksiz eşyalardan kurtulduktan sonra temizliğe yukarıdan başlayın. Varsa klima-tavan fanının ve tavan lambasının üzerinde biriken tozları alın.
  • Daha sonra uzun süredir yeri değiştirilmeyen yatak-dolap-komidin gibi eşyaları çekerek altında biriken tozları alın.
  • Temizlik esnasında hepa filtreli elektrik süpürgesi kullanmaya çalışın.
  • Yatak nevresim ve antiakar kılıflarınızı 60 derece üzerinde yıkayın. Yatağınızı kaldırarak altındaki sunta veya baza kısmını temizleyin.
  • Yatağınızın üzerini elektirik süpürgesinin uygun başlığı ile süpürün, özellikle kenar biye aralarında biriken tozları almaya dikkat edin. Yatak temizliği için profesyonel firmalardan da destek alabilirsiniz. Ancak kullanılacak kimyasalların içeriğini mutlaka kontrol edin.
  • Oda duvarlarını yine uygun bir süpürge aparatı veya nemli bez ile temizleyin. Duvar kağıdı kullanıyorsanız kağıt ile duvar arasında nem ve küf oluşmadığından emin olun.
  • Oda pencerelerinin lastiklerini küfe karşı kontrol edin. Odaların her gün bol bol (polen alerjisine karşı tercihen öğleden sonra) havalandırın. Dolap içlerinin de havalanması için kapaklarını açın.
  • Perdeleri sökerek kokusuz organik deterjanlarla parfümlü yumuşatıcı kullanmadan yıkayın. Stor ve zebra tarzı perdelerin daha çok toz tutması nedeni ile kolay yıkanabilen sık dokulu kumaş perde tercih edin. Yine çok toz barındıran kat kat fon perdelerden kaçının.
  • Yatak odasında mümkünse kolay yıkanabilen pamuklu kilim veya BPA içermeyen plastik malzemeden üretilen matları tercih edin.
  • Temizlik yaparken maske takmayı veya bir tülbent ile ağız-burun kısmınızı örtmeyi ihmal etmeyin.
  • Kullanacağınız temizlik malzemelerinin organik bitkisel bazlı olmasına dikkat edin. Keskin kokulu çamaşır suları sağlık açısından çok tehlikelidir ve astım ataklarına neden olabilir.

Mutfak ve Banyolar

contemporary-bathroom-kitchen

  • Mutfak dolaplarını boşaltarak son kullanma tarihi geçmiş ürün olup olmadığını kontrol edin. Aynı şekilde kullanmadığınız mutfak eşyalarını ihtiyaç sahiplerine verilmek üzere eleyin.
  • Aynı şekilde banyonuzda kullanmadığınız temizlik/kozmetik ürünlerini ve son kullanma tarihi geçmiş ilaçlarınızı eleyin. Ecza dolabınız varsa içindekileri kontrol edin.
  • Temizlik esnasında çamaşır suyu yerine mutlaka organik/kokusuz/alerji dostu ürünleri tercih edin. Lateks alerjiniz varsa lateks-free temizlik eldiveni kullandığınızdan emin olun.
  • Banyodaki ıslak zeminleri kontrol edin. Sürekli ıslanan duş perdesi, banyo paspası gibi yüzeylerde küf oluşumu varsa çöpe atın.
  • Banyo ve mutfak evin en nemli alanları olduğu için küf oluşumuna çok elverişlidir. Bu nedenle küfün oluşabileceği nemli yüzeyleri kontrol edip varsa küften arındırın. Küf temizliğinde sulandırılmış limon tuzu en etkili yöntemlerden birisidir.
  • Banyo veya mutfak su tesisatında bir sızıntı olup olmadığını kontrol edin. Havalandırma varsa açık tutmaya çalışın. Yemek pişerken aspiratör çalıştırın ya da mutfak kapısını kapalı tutup pencereyi açarak yemek buharının evin dışına çıkmasını sağlayın. Aynı şekilde banyo yaptıktan sonra buharın odalara yayılmasını engellemek için banyo kapısını kapalı, havalandırma penceresini açık tutun.
  • Banyoda nemli kalan sabun veya sabunluk üzerinde de küf üreyebilir, mutlaka kontrol edip küflenen nesneleri yenileyin.
  • Mutfaktaki çöp kutusu küf ve bakteri üremesi için çok elverişlidir, sık sık yıkayarak içini nemli bırakmamaya özen gösterin.
  • Buzdolabı, bulaşık veya çamaşır makinesi kapak kenarlarındaki lastikler de küf üremesi açısından risklidir. Mutlaka kontrol edip temizledikten sonra kuru kalmasına özen gösterin. Çamaşır yıkadıktan sonra makinanın kapağını açık bırakarak içinin iyice kurumasını sağlayın. Bulaşık ve çamaşır makinası filtrelerinizi sökerek temizleyin.

Salon ve Oturma Odaları

livingroom

  • Perdeleri sökerek kokusuz organik deterjanlarla parfümlü yumuşatıcı kullanmadan yıkayın. Stor ve zebra tarzı perdelerin daha çok toz tutması nedeni ile kolay yıkanabilen sık dokulu kumaş perde tercih edin. Yine çok toz barındıran kat kat fon perdelerden kaçının.
  • İhtiyacınız olmayan/kullanılmayan eşyaları bağışlayın. Keza çok mobilya ve biblo, vazo gibi eşyalar tozun birikmesi için daha çok zemin demektir.
  • Klima kulanıyorsanız  hepa filtrelerinizi yeniletin ve klima bakımı yaptırın.
  • Temizliğe önce yukarıdan başlayın. Tavan lambasının, varsa tavan fanının üzerinde biriken tozları alın.
  • Oda duvarlarını uygun bir süpürge aparatı veya nemli bez ile temizleyin. Duvar kağıdı kullanıyorsanız kağıt ile duvar arasında nem ve küf oluşmadığından emin olun.
  • Koltuk minderlerini ve yastıklarını mümkünse kılıflarını çıkartarak yıkayın. Koltuk  temizliği için profesyonel firmalardan da destek alabilirsiniz. Ancak kullanılacak kimyasalların içeriğini mutlaka kontrol edin.
  • Daha sonra uzun süredir yeri değiştirilmeyen koltuk-büfe-vitrin-tv ünitesi gibi eşyaları çekerek altında biriken tozları alın.
  • Açıkta kitap bulundurmamaya çalışın. Keza kağıt çok miktarda toz toplar. Açıkta kitap bulundurmak yerine kapaklı kitaplık kullanmayı tercih edin.
  • Hem polen hem küf oluşumu açısından ev içerisinde saksı çiçeği bulundurmayın.
  • Eğer akvaryum kullanıyorsanız küf oluşumu açısından kontrol edin ve sık sık temizliğini yapın.
  • Pencerelerin lastiklerini küfe karşı kontrol edin. Salonu her gün bol bol (polen alerjisine karşı tercihen öğleden sonra) havalandırın.
  • Ev içinde aşırı nem oluşumunu engellemek için  elektrikli veya hazneli nem giderici düzenekler kullanabilirsiniz.

Kolay gelsin!

yoga-spring-cleaning-pic-660x330

Yardımcı Kaynak: Astma & Allergy Foundation of America

 

Alerji mi? Abartmayın Lütfen!!!

itch_graphic_medium

Happy Nest Şubat 2016 bülteni için yazdığım köşe yazısıdır.

İnsan algı ve önyargısı bazen çok şaşırtıcı olabiliyor. Misal sizinle aynı kitabı okuyup ana karakterin iyi mi yoksa kötü mü olduğu konusunda görüş ayrılığı yaşayabiliriz ya da size masa üzerinde duran bir nesnenin ne kadar hafif olduğunu söylesem, henüz onu kendiniz kaldırmayı denemeden gerçekten çok hafif olduğunu düşünebilirsiniz.

İşte bazen medyada kullanılan görseller, bir nesne veya durumla ilgili sürekli kullanılan kalıplaşmış cümleler insanlar üzerinde farkında olmadan önyargı, yanlış algı hatta kalıpyargı oluşturabiliyor. Bundan bir yıl önce alerji nedeniyle yaşadığımız zorlukları anlatmaya başladığımda, anlatmak derken yakın çevrem dışında sosyal medyada daha geniş kitlelerle paylaşmaya başladığımda, birçok kişinin bazen bıyık altından gülümsediğini, hatta dayanamayıp “pofff yok artık” cümlesini ağızlarından kaçırdıklarına şahit oldum. İlk başta beni çok şaşırtan hatta zaman zaman kızdıran bu durum aslında insanların bu konuda duyarsız olmalarından değil, bugüne kadar yanlış algı kurbanı olmalarından kaynaklanıyordu.

Misal herhangi bir internet arama motoruna “alerji” yazıp size görselleri listelemesini istediğinizde karşınıza ya hapşıran ya da vücudunda döküntüler olan binlerce alerji hastasının resmini sunacaktır. Bir hastane broşüründe, bir film sahnesi arasına sıkıştırılmış bir replikte alerji ile ilgili size sunulan bilgi hep bundan ibarettir. Alerjik bir hasta baharda hapşırır, burnu akar, en fazla kaşınır kabarır. Alerji zaten polene, kedi köpeğe, parfüme, çilek ve çikolataya olur. Çocukluğumuzdan itibaren bize bu şekilde anlatılan, görsellerle de bu şekilde pekiştirilen bir hastalık hakkında daha fazlasını bilmemiz beklenemez. Mesela siz hiç alerjiden ölen duydunuz mu? Yok artık daha neler… Alerji süründürür ama öldürmez… En fazla baharda dışarı çıkmayıverirsin, çilek yemeyiverirsin, bir antihistaminik de içtin mi oh senden iyisi yok.

Peki ya bize yalan söyledilerse? Ben sizi masada duran nesnenin hafif olduğuna inandırmışken ya siz onu kaldırmaya kalktığınızda aslında hiç de hafif olmadığını gördüyseniz? İşte bizim başımıza gelen de aynen bunun gibi… Bizim derken Alerji ile Yaşam Platformu’ndaki binlerce alerjik çocuk ailesinin… Biz, bize gösterilenlere inandık. Çocuklarımıza bu teşhis koyulduğunda bu yük hafif diye yanıldık. İşin en kötüsü şimdi çevremizi kandırıldığımıza dair ikna edemiyoruz. Çünkü yıllarca pekiştirilen bir algıyı, önyargıyı iki günde değiştiremezsiniz. Zihinlere yerleşmiş resimleri silip yerine yenisini koymak zordur. Ama en azından deneyebiliriz. Bir kez, iki kez değil; yılmadan bıkmadan defalarca tekrar ederek, işin aslını göstererek…

Alerji birçok hastalık gibi kişiye özeldir, bazı hastalarda çok hafif seyredebilirken bazılarının hayatını dahi tehdit edebilir. WHO-Dünya Sağlık Örgütü’nün 2007 yılı raporuna göre dünya genelinde 300 milyon alerji ve astım hastası var ve dünyada her yıl yaklaşık 250 bin kişi hayatını bu hastalıklar nedeni ile kaybediyor. Bu ölümlerin içerisinde anafilaksi ve astım atakları yer alıyor. Bu açıdan bakıldığında evet bir hapşırık, bir kaşıntı kadar basit değil.

Besin alerjisi ise özellikle son yıllarda çok ciddi bir artış sergiliyor. Bazı çocuklar hayatlarının ilk yıllarını süt, yumurta, balık, et, buğday gibi faydalı proteinlerden mahrum geçirmek zorunda kalırken, bazıları ise son 20 yıldır literatüre giren Eozinofilik hastalıklar nedeni ile hiçbir besini tüketemeyip burundan mideye indirilen bir hortum vasıtasıyla özel bir mama ile beslenmek zorunda kalabiliyor. Annesinin sütünden geçen yarı parçalanmış besin proteinlerini dahi tolere edemeyip şiddetli kusma-kanlı ishal yaşayan bebekler, öte yandan yanağına bir besinin değmesi ile dahi anafilaksi adı verilen ani ve şiddetli, hatta ölümcül olabilen alerjik reaksiyon yaşayan çocuklar var, onlar aramızda… Onları görmüyor olmanız onların var olmadığından değil, belki de toplumun önyargılarından bıkıp kendilerini gizliyor olmalarından kaynaklanabilir.

Bebeği anne sütü alabilsin diye ona dokunan hiçbir gıdayı yemeyen, emzirdiği aylar boyunca sadece birkaç gıda tüketebilecek kadar katı bir diyet yapan, bebeğinin her altını açtığında kan görmemek için dualar eden, astım nöbetleri ya da anafilaktik şok nedeniyle acil servislere aşina, çevresinin “bir şey olmaz, boşuna çocuğu aç bırakıyorsun” baskılarına göğüs geren bir anneye hadi şimdi siz de “Alerji mi? Abartmayın lütfen!!!” deyin… Ya da bakış açınızı değiştirmeyi deneyin… Çünkü bu çocuklar var ve maalesef sayıları her geçen gün artıyor ve artacak… Bu ailelerin her şeyden çok toplumun desteğine ihtiyacı var.

 

 

Besin Alerjisi Ne Zaman Geçer? Peki ya Geçmediyse???

image

Birkaç hafta önce Alerji ile Yaşam Platformu‘nda besin alerjisi ne zaman geçer, geçtiğini nasıl anlayacağız diye bir soru sorulmuştu, ben de uzun uzun cevap yazacağım diye söz vermiştim. Bugün ancak cevaplayabildim ama annelerimizin genel isteği üzerine hem yazıyı bloğa taşıdım hem de yaşanmış gerçek bir hikaye örneği ekledim.

Sorulan soruyu “Bu alerji ne zaman geçecek? Hiç mi geçmeyecek? Geçerse bu çocuklar bu gıdaları doya doya yiyebilecek ve hiç sorun yaşamayacak mı?” şeklinde genelleyebiliriz.

Şimdi her şeyden önce besin alerjisi nedir? Bazı insanların vücut için zararsız olan besinlere aşırı tepki vererek savaş açmasıdır. Bu kişilerin immün sisteminin yanlış kodlanarak doğması ile ortaya çıkar, çoğu zaman genetiktir. Yani genlerle anne-babadan çocuğa aktarılır. Genetik demek illa sizin de besin alerjiniz vardı anlamına gelmez hatta bilinen herhangi bir alerjiniz bile olmayabilir ama bunu genlerinizle çocuğunuza aktarırsınız. Bu yatkınlığa sahip çocuklar herhangi bir tetikleyici ile karşılaşınca alerji su yüzüne çıkar. (Lütfen kendinizi suçlamayın buna engel olamazdınız, olamazsınız! Bu bir insanın kanserden tamamen korunamaması ile aynıdır.) Velhasıl bünye aslında bunu her zaman taşır, çocuklukta bağışıklık sistemi daha zayıf olduğu için ki bu da normaldir-her çocukta böyledir- alerji çocuklukta daha ağır seyreder, zamanla hafifler. Geçenlerde instagramda da paylaştım Çocuk Alerji ve Astım Derneği diyor ki besin alerjisi bebeklikte başlayıp 1 yaş gibi zirveye ulaşır ve sonra zamanla hafiflemeye başlar. Çocukların %80’i 3-4 yaşında, %85’i 5 yaşında besin alerjisini atlatmış olur. Ancak ergenlik de bir dönüm noktasıdır ve bazılarında alerjinin çok hafiflemesine yol açarken bazılarında tam tersi alevlenmesine neden olabilir. Bazı çocuklarda bazı besinlere olan alerji hiç geçmeyebilir de ancak bunlar çok nadir örneklerdir. Genellikle yer fıstığı, ağaç kabukluları, balık ve deniz mahsülleri alerjileri ömür boyu sürebilir.

Peki diyelim ki besin alerjisi geçti. Yani siz doktor kontrolünde testlerinizi yaptınız, denemelerinizi yaptınız ve doktorunuz dedi ki tamam artık geçti bitti. Peki gerçekten geçti mi? Eğer diyet “doğru zamanda” ve “doğru şekilde” açıldıysa ve ortada hiç tepki yoksa evet tabi ki geçmiştir! Bunun dünyada binlerce milyonlarca örneği vardır. Zaten yukarıda yer alan istatistikler bu yaşanmış vakalara göre çıkartılmıştır. Yani besin alerjisi doğru yönetildiği müddetçe yenilebilecek bir rahasızlıktır.

Peki diyeti açarken gözlemlemeniz gereken tepki nedir? Daha önce çocuğunuzun egzeması mı vardı, mukuslu kakası mı? Baktınız ve bunların hiç birisi yok oh ne güzel alerji geçmiş, peki gerçekten öyle mi??? Alerjimiz geçti diyen ailelerin “bazıları” bir süre sonra kilo alımında yavaşlama, kabızlık, gizli reflü, demir eksikliği, iştahsızlık, yemek seçme, diş gıcırdatma, tuvalet alışkanlığında sıkıntı, gece alt kaçırma, sinirlilik, hiperaktiflik ya da tam tersi durgunluk, ince motor becerilerinde gelişim geriliği, öğrenme güçlükleri …vb gibi belirtiler yaşayabilir. Bunların örneklerine maalesef son 4 yıl içerisinde rastladık. Çocuk bu belirtilerin hepsini değil sadece bir iki tanesini de gösterebilir. Hatta ortadaki tek belirti sık enfeksiyon geçirme, geniz eti büyümesi de olabilir. Bu çocuklara çoğu zaman hastanede krup hatta zatürre teşhisi koyulur halbuki işin aslı astımdır. Webinarda Haluk hoca anlattı bu konuyu, bu çocukların astım tedavisi görmek yerine yanlış teşhislerle nasıl antibiyotik tedavisine maruz bırakıldığını. Ülkemizde henüz astımın teşhisi bile sıkıntılıdır.  Ancak astımın kökeninde alerji yatar. Üstelik sadece solunum yolu alerjileri değil aynı zamanda besin alerjileri de. Bunun da en büyük nedeni aslında diyeti açılan çocuğun beslenmesinde yapılan hatalardır.

  1. Diyetin çok hızlı açılması ( Kase kase yoğurt, bardak bardak sütle yılların acısının çıkartılması)
  2. Ya da başta dikkat edilse bile daha sonraları çocuğun beslenmesinde protein dengesinin şaşması, bazı gıdalara aşırı yüklenilmesi (Sebze yerine bol bol köfte, et ya da hamur işlerine yüklenmek gibi)
  3. Çocuğun beslenmesine hızla hazır gıdaların girmesi (Gelsin koruyucu katkı maddeleri, çikolatalar, bisküviler, hazır paketli gıdalar, fast food)
  4. Özellikle kakao ya da çocuğa dokunan başka bir gıda tüketimi arttıkça gizli reflü sinsi sinsi ilerler. Çocuk gece diş gıcırdatır anne psikolojik der, çocuk kabız olur anne yediklerinden der, çocuk kilo alamaz anne irsi der, göz altları morarır anne fark etmez, demir eksikliği olur anne aman kan alınırken canı yanıyor ne gerek var bakmaya der, çocuk sık sık hastalanır anne okuldan kapıyor der, çocuk ara ara kusmaya başlar anne üşüttü der, çocuk hırçınlaşır bu yaşlarda normal der, çocuk tikler ve korkular geliştirir anne kardeş kıskançlığı-okul korkusu olabilir yani tamamen psikolojik der, der de der… Tek suçlu anne mi tabi ki değil ama aslında o da görmek istemez çünkü diyete dönmek zordur, alerjinin geçmediğini itiraf etmek zordur, bunu önce kendisine sonra etrafına hatta çocuğuna itiraf etmek zordur. (Ha bazı belirtiler gerçekten psikolojik de olabilir ama alerji hiç ummadığınız tepkilerle size sinyal verebilir-özellikle çocuk büyüdükçe… Bunu yıllar önce ilk söylediğimde çooook tepki almıştım şükür artık bir çok Türkçe kaynakta da geçiyor da eskisi gibi tabu gibi yaklaşmıyoruz bu konuya…)

Peki bu noktada önlem alınmazsa ne olur? Sürekli tetiklenen ve aşırı çalışan immün sistem yukarıdaki gelişim bozuklukları bir yana kana sürekli antikorlar ve savaşçı hücreler salgılar. Bu hücrelerin görevi aslen mikropları öldürmektir ve mikropların da ana maddesi olan proteinleri yok etmek üzere programlanmış mayınlar gibidir.

Yani şöyle düşünün siz bir savaş gemisisiniz, karşıdan bir gemi geliyor ama bayrağını yanlış görüp düşman gemisi zannettiniz. Saldınız denize mayınları ama bir baktınız ki yaklaşan düşman değil dost gemiymiş. Eee noldu deniz mayın dolu ve siz yol almak zorundasınız, işte o zaman kendi mayınınızla darbe almaya başlarsınız. İşte kanda gezen bu hücreler de bir süre sonra vücudun kendi dokularda birikmeye başlayarak orada hasar başlatır. Ama bu hasar genelde büyük bir patlamadan ziyade sinsi bir yangındır. İçten başlar, dışa vurduğunda çoğu zaman çok geçtir çünkü artık bir otoimmün hastalığa çevirmiştir. Ha diyebilirsiniz ki otommün hastalığı olsun ne olacak kanser değil ya, evet haklısınız otoimmmün hastalıklar öldürmez en azından kanser kadar çok ve hızlı değil ama sizi süründürür, tüm hayat kalitenizi bozar. Sosyal hayatınızı, okul hayatınızı, iş hayatınızı, evlilik hayatınızı olumsuz etkiler. Peki hiçbir anne bile bile bunu evladına yapmak ister mi? Tabi ki istemez zaten sorun annenin olayların bu noktaya gelebileceğini bilmemesinden kaynaklanır. İşte benim bütün çabam bunu anlatabilmek… Bu bloğu bu yüzden yazıyor, alerjinin hepimizin tahmininden daha ciddi boyutlara ulaşabileceğini bizzat kendi evladımda yaşayarak şahit oluyorum. Eozinofilik hastalıklarla ilgili ilerleyen günlerde daha detaylı yazılar yayınlayacağım ancak yeri gelmişken size bir örnek vermek istedim. Aşağıda orjinalini de paylaştığım yazı, global bir eozinofilik özafajit hasta grubunda tanıştığım ve halen yazıştığım Amerikalı bir bayana ait. Eozinofilik Özafajit teşhisinin kendisine nasıl koyulduğunu anlatıyor.

image

Türkçe çevirisi;

Eozinofilik Özafajit teşhisi koyulduğunda 34 yaşındaydım. Tüm hayatım boyunca belirtilerim vardı… 1 yaşımda yumurta alerjisi teşhisi koyuldu. Bir süre sonra annem bana tekrar yumurta denedi ve sırf daha önceki ile aynı tepkileri vermediğim için alerjimin geçtiği gibi yanlış bir kanıya kapıldı. Ama geçmemişti… Sürekli bazı belirtiler göstermeye devam ettim ama ailem bu belirtileri hiç göremedi. 18 yaşımdan beri sürekli uzman hekimlere giderek bazı şikayetlerimin cevabını aradım. Her seferinde pes ettim. En sonunda, yutkunma sorunum tamamen kötüleşti ve ilk endoskopi ve biyopsimi oldum. (34 yaşında) Eozinofilik Özafajit teyit edildi ve ben nihayet tüm sorularımın cevabını alabildiğim için mutlu oldum!

Maalesef 34 yıl boyunca sürekli anlam verilemeyen ağrılar içerisinde yaşayan bu bayan, bu uzun süren mücadelenin sonunda hastalığına isim koyulabildiği için bile mutlu olmuştu. Ama hikayesinin gerisini (henüz) paylaşmıyorum. Çünkü bu hastalık onun teşhis öncesindeki hayatını tamamen değiştirdi. Sadece alerjisi olan yumurtadan değil bir çok gıdadan da mahrum kaldı. Hatta tedavi süresince çok daha ciddi ağrılar çekti. Halen diyeti de koruyucu tedavisi de devam ediyor, keza yemek borusunda oluşan ciddi hasar söz konusu… Şimdi annesi çok pişman, çok üzgün ama geriye dönüp yaşananları değiştirebilecek şansı yok. O yüzden Alerjik Annelere diyeceğim şudur; doktorunuz dahil hiç kimse sizi çocuğunuza diyet uygulamaya zorlayamaz. Çocuğunuzun gözlemcisi sizsiniz, eğer bazı tepkileri görmezden gelmeyi tercih ediyorsanız, benim için yemesi yememesinden daha önemli diyorsanız en azından ileride başınıza gelebilecek riskleri bilin. Bu risk yüzde kaçtır bunu size kimse net olarak söyleyemez. Peki siz bu risk yüzde kaçsa bu riski göze almak istersiniz? Milyonda bir bile olsa o bir kişi sizin çocuğunuz olsun ister miydiniz?

Allah rahmet eylesin Işıl Hoca “Alerjide şüpheci olmak çok şeyi değiştirir” demişti. Hayatımda alerji ile ilgili duyduğum en doğru laflardan birisidir. Paranoyak olmayın ama şüpheci olun!  Besin denemelerini ve diyet açılmasını mutlaka doktor kontrolünde yapın. Çocuğun ilk başta bazı tepkiler vermesi normaldir. Hangi tepkiler nereye kadar tolere edilmelidir, buna mutlaka doktorunuzla beraber karar verin. Ancak bir şey görüyor, kuşku duyuyorsanız sonuna kadar peşinden gidin. Unutmayın kimse bir çocuğu annesinden daha iyi tanıyamaz!

 

Alerjik Çocuklar için Yüzme Sakıncalı mıdır?

11650976_1615063102078440_258086105_n

 

Yüzme esnasında vücudun bir çok kasının kullanılıyor olması nedeniyle diğer spor dallarına göre daha faydalı olduğu kabul edilir. Suyun kaldırma etkisi nedeniyle eklem, kemik ve kas üzerine daha az yük biner ve bu nedenle yaralanma riski diğer sporlara göre daha düşüktür. Yüzme kardiyovasküler kondisyonu, kas kuvvetini, iskeletin esnekliğini ve hareketliliğini artırır. Tempo ile yapılan yüzme sırasında yükselen kalp atım hızı nedeniyle ciğerlerin oksjen taşıma kapasitesi de artar. Bu nedenle büyüme çağındaki çocuklar başta olmak üzere her yaş insan için tavsiye edilen bir spor dalıdır.

Yazın başlaması ile birlikte alerjik çocuk yetiştiren ailelerin  kafasında beliren sorulardan birisi şüphesiz deniz ve havuz kullanımı hakkında olur. Deniz suyunun faydaları tartışılmaz ancak alerjik çocuklar için hiç risk taşımadığı da söylenemez. Öte yandan havuz kullanımı hangi koşullarda daha güvenlidir, yoksa alerjik bir çocuk hiç mi havuza girmemelidir sorularının yanıtını aşağıda özetlemeye çalıştım. Konu hakkında mutlaka takibinizi yapan hekiminizden de onay almanızı tavsiye ederim.

imagesYüzme için ilk tercih edilecek seçenek şüphesiz açık deniz olmalıdır. Denizin kendi kendisini temizleme özelliği nedeni ile enfeksiyon kapma riski havuz suyuna oranla daha düşüktür. Ancak kirli, köpüklü, normal dışı kokusu olan sularda yüzmek risk taşır. Plaj olarak kullanılan kıyılarda deniz sularının 15 günde bir mikrobiyolojik, fiziksel ve kimyasal kontrollerinin yapılıyor olması idealdir. Bu nedenle alerjijk çocuklar için mümkünse Mavi Bayraklı kıyılar tercih edilmelidir.

Ancak soğuk denizler alerjik çocuklar için risk taşıyabilir. Keza vücudun soğuk su ile ani teması veya sudan çıkınca üşüme nedeniyle ortaya soğuk ürtikeri denilen kaşıntılı kızarıklık çıkabilir. Bu nedenle çocukların soğuk suya birden dalmaları önlenmelidir. Suya önce ayaklar, daha sonra da vücut kademeli olarak sokulmalıdır.

Burun, geniz eti ve bademcik hastalıklarında, deniz suyunun olumlu bir etkisi vardır. Özellikle burundan geçen deniz suyu büyüyen geniz eti nedeniyle burun kanalında üreyen mikropları uzaklaştırır. Hatta deniz suyunun etkisi ile geniz etinde küçülmeler bile yaşanabilir. Öte yandan kulak zarı delik olan, kronik orta kulak iltihabı olan, kulak zarına tüp takılmış olan çocukların havuza, denize ve hatta duşa girerken bile kulaklarını sudan korumaları gerekir.

 

Havuza giren kişilerin burun florası, deri üzerindeki bakteriler, genital akıntılar, idrar yolu akıntıları havuz suyuna karışır. Ancak bundan ziyade, deri üzerindeki mantarlar, zararlı bazı bakteriler, yarası olanların yara üzerindeki bakterileri havuz suyunda daha büyük bir risk oluşturur. Çocuklara ve hassas cildi olan yetişkinlere bu tür bakteriler daha çok zarar verir. Suyla bulaşan enfeksiyonlardan korunmada en sık kullanılan yöntem klorlamadır. Ancak klorun olumsuz etkileri de mevcuttur. Bu açıdan ozon ile dezenfeksiyon son zamanlarda daha çok tercih edilen bir yöntemdir. Ancak havuzdaki sistemin buna uygun olması gerekir. Klor miktarının fazla olması durumunda gözlerde irritasyon ve akciğerlerde toksik etki yaratabilmekte, az olması durumunda ise dezenfektan özelliği kaybolmaktadır. Havuz suyunda 0.6-1.5 ppm arasında klor bulunmalıdır. Havuz suyunun pH değeri 7.2 ile 7.6 arasında ve suyun sirkülasyonu yeterli olarak sağlanmış olmalıdır. Havuz dibi ve fayans çizgileri net olarak görülebilmelidir. Havuz suyu ısısının kontrolü de önemlidir. Tüm bu veriler belirli periyotlarla kontrol edilip havuz başına herkesin görebileceği şekilde not edilmelidir.

Bakımı düzgün yapılmayan havuzlarda dış kulak yolu enfeksiyonlarının ortaya çıkma riski yüksektir. Öte yandan klor miktarının fazla olması deriyi kurutup mevcut egzemaların şiddetlenmesine neden olabilir. Erken bebeklik döneminde havuza giren bebekler üzerinde yapılan bir araştırmaya göre bronşit, astım ve alerji riskinin arttığı saptanmıştır. Bu nedenle havuz kullanımı için erken bebeklik dönemi tercih edilmemeli, daha az sayıda kişinin(ve mümkünse hep aynı kişilerin) kullandığı , bakımı düzgün yapılan havuzlar seçilmelidir. Kapalı havuzların taşıdığı küf mantarı riski ve buharlaşan klor kokusunun kapalı ortamda birikmesi nedeni ile özellikle solunum yollarında sıkıntı yaşayan, astımlı hastalar için kesinlikle tercih edilmemelidir. Nem ve ısının hapsolduğu kapalı havuzlarda küf mantarına fayans aralarında, mazgallarda ve tavanda çok sık rastlanır. Küf mantarı sporları solunum yolu ile ciğerlere nüfuz ederek hapşırma, nefes darlığı, göz kızarması-yaşarması gibi alerjik reaksiyonlara neden olabilir.

15417

Yüzme öncesinde, esnasında ve sonrasında alınması gereken tedbirler;

  •  Çocuklar yaz aylarında güneş ışınlarının en yoğun olduğu, 10.00- 16.00 saatleri arasında suya girmemeli, güneşe çıkmadan 30 dakika önce tercihen mineral bazlı, UV filtreli güneş kremi sürülmelidir. Denize girme seansları saat 16.00’dan sonra günde 10 dakika ile başlamalıdır. Bu süre, her gün yavaş yavaş artırılarak, suda en fazla 30 dakika kalmaları sağlanmalıdır. Çünkü çocuklar suyun içinde bile olsalar, ciltleri güneşin zararlı ışınlarından olumsuz etkilenir. Güneş ve suya uzun süre maruz kalan atopik ciltler daha çok kurur ve egzemada artış gözlenebilir.
  • Yemeğin üzerinden en az iki saat geçmeden yüzülmemelidir. Bununla birlikte, az ve sulu besinler ile içecekler alındığında bu süre daha da azaltılabilir. Diğer sporlar kadar olmasa da yüzme sırasında su kaybı söz konusudur. Bu bakımdan susama hissedilmeden kısa aralıklarla yeterince su içilmelidir. Ancak yüzmeden önce çok fazla su içilmesi rahatsızlık yaratabilir.
  • Havuz kullanımında göz ve kulaklar enfeksiyonlara karşı korunmalı, yüzme esnasında gözlük ve tıkaç takılmalıdır.  Kulak enfeksiyonlarına karşı, vazelinli veya gliserinle yağlanmış pamuk tıkaçlar veya plastik kulak tıkaçları kullanılabilir.
  • Nezle, sinüzit ve soğuk algınlığı gibi durumlarda dalış yapılmamalıdır.
  • Havuz suyunu kaza ile yutma sonucu ateşli ishaller gelişebilir. Bu nedenle yüzme bilmeyen çocuklar, kafanın su yüzeyinden daha yüksekte kalması için simit veya yüzme tahtası ile suya sokulmalıdır.
  • Havuz kullanımında çocuklar, yetişkinlerden ayrı çocuk havuzunda yüzmelidir. Başında mutlaka bir yetişkin kontrolünde suya girmelidir. Çocukların kafaları daha ağır olduğu için kolayca dengelerini kaybedip suya batabilecekleri unutulmamalıdır.
  • Çocuklar belli aralıklarla tuvalete götürülmeli, havuza idrar kaçırmalarına fırsat verilmemelidir.
  • Yüzme mayoları vücuda uygun (yani ne çok sıkı ne de bol olmalı), hızlı kuruma özelliğine sahip olmalıdır. Likralı ya da polyester UV filitreli kumaşlardan mayolar tercih edilebilir. .Mayonun yaş olarak vücutta uzun süre kalmaması, hemen değiştirilmesi daha sağlıklıdır. Klorlu ve tuzlu sular mayoların yıpranmasını artırmaktadır. Güneşten koruyuculuk özelliği açısından yıpranmış mayoların kullanılmaması önerilir.
  • Özellikle kız çocuklar idrar yolları enfeksiyonlarına daha kolay yakalanır. Bu nedenle mantar üremesini de engellemek için ıslanan mayolar hemen değiştirilmeli, çocuğun genital bölgesinin direk kumla temas etmesi engellenmeli ve banyo esnasında genital bölge iyice temizlenmelidir.
  • Çocuklara, havuz ve denizden çıktıktan hemen sonra bol temiz su ile banyo yaptırılmalıdır. Banyo sırasında cildi kuruttuğu için sabun kullanılmamalıdır. Su, deniz, havuz, sabun ve güneş gibi cildin kurumasına neden olan faktörlerden kaçınmak mümkün olmadığından cildi nemlendirmek amacıyla hem bebeklerde hem de çocuklarda yoğun nemlendiriciler kullanılmalıdır. Nemlendirici, cilt tamamen kurulanmadan hafif nemli iken sürülerek nemin hapsedilmesi sağlanmalıdır.
  • Yaz aylarında dış kulak yolunda terlemeye, havuza ve denize girmeye bağlı nemlilik oluşur. Böylece bakteri ve mantarların üreyebileceği ortam yaratılmış olur. Bunu önlemek için yüzme sonrası kulak girişi temiz bir bezle kurulanmalıdır. Kulak kirini içeri itmemek adına pamuklu çubuklar kullanılmamalıdır.
  •  Kulak zarı delik olan, kronik orta kulak iltihabı olan, kulak zarına tüp takılmış olan kişilerin havuza, denize ve hatta duşa girerken bile kulaklarını sudan korumaları gerekir. Bu hastalar kulakları için vazelinli veya gliserinli pamuk veya silikon tıkayıcılar kullanabilirler.
  • Kulağa su kaçarsa, kulağı yere doğru eğip tek ayak üzerinde zıplanmalıdır.
  • Sinüzit problemi yaşayan çocuklarda saçların nemli bırakılmayıp kurutulması da oldukça önemlidir.

Kaynaklar: American College of Allergy, Asthma & Immunology,  Allergies & Asthma Magazine, Pubmed makaleleri, Prof.Dr.Asım Kaytaz ve Prof.Dr.İlknur Bostancı röportajları

Alerjik bir çocuk için doktor seçimi nasıl yapılmalı, muayenede nelere dikkat edilmeli?

image

Alerji deyince ister istemez toplum olarak gözümüzün önünde ilk canlanan; insanı kızartıp kabartıp hapşurtup gözlerini yaşartan geçici bir rahatsızlık oluyor. Oysa tıp ilerledikçe alerjinin ne kadar karmaşık bir yapıya sahip olduğu, sadece deri ve solunum yolu üzerinde değil sindirim hatta sinir sistemi üzerindeki etkileri ortaya çıktı. Ben de alerji ile büyüyen bir çocuk olduğum için oğlumla aramda sadece bir kuşak olmasına rağmen alerjiye bakış açısının ne kadar değiştiğini bizzat görebiliyorum. En azından sağlık sektörü çağımızın vebası olarak adlandırabileceğimiz bu hastalıktan artık daha sık bahseder oldu.

Bununla beraber uzmanlık alanları da birbirinden yavaş yavaş ayrılmaya, hekimlerimiz tepkilerin yoğunlaştığı bölgelere göre ihtisaslaşmaya başladı. Kendi deneyimlerimden yola çıkarak ilk kez 2 yıl önce farkedip dile getirdim bunu. Alerji ile mücadelede tepkilerin yoğunlaştığı bölgeye göre doktor seçmek hastaya gerçekten çok vakit kazandırıyor. Keza biz doktorlarımızın herşeyden anlamasını bekliyoruz ama her meslekte olduğu gibi hekimlikte de uzmanlık dallarına ayrılmak çok normal. Mesela ben Tekstil Mühendisiyim, sizin tek bir ürün diye satın aldığınız gömlek üzerindeki iplikten, kumaştan, boyamadan, dikimden, aksesuardan ayrı ayrı kişiler sorumludur. Aynı şekilde bir bankaya gitseniz fatura ödeyeceğiniz kişi ayrı, kredi isteyeceğiniz kişi ayrıdır. En basidi bir restorana gittiğinizde size yemeği pişiren kişi farklı, size bunu servis eden farklıdır. Bu noktadan bakılınca doktorlarımızdan da herşeyi bilmelerini beklemek pek doğru gözükmemektedir. Hele ki konu alerji olunca ve semptomlar tüm vücuda yayılmış olunca uzmanlık alanı daha çok ön plana çıkmaktadır.

Bu bağlamda alerji tepkilerinizi çoğunlukla deri üzerinde gözlemliyorsanız bir Alerji Uzmanı‘na, derinin yanı sıra solunum yollarında gözlemliyorsanız Alerji ve Solunum Yolu Hastalıkları Uzmanı‘na, eğer ağırlıklı olarak sindirim sisteminde görüyorsanız yani reflü veya mukuslu/kanlı kaka gibi, o zaman bir Gastroenteroloğa başvurmanız daha sağlıklı olacaktır. Eğer alerjinizi Çocuk Doktorunuz ile takip ediyor ve sağlıklı bir yol izliyorsanız illa bir uzmana gitmek zorunda değilsiniz. Ancak diyette yol alamıyor, alerjik tepkilere karşı çeşitli denemelere rağmen sonuç alamıyorsanız tepkilerinize göre bir uzman hekim seçmeniz daha faydalı olabilir. Kısa bir süre içerisinde Alerji ile Yaşam Platformu‘nda çeşitli illerden doktor önerileri olan bir liste paylaşacağım. Takipte kalınız…

Kendinize uygun doktoru seçtiniz, gelelim ilk muayeneye. İlk muayene hem teşhisinizin koyulması hem de tedavinizin doğru başlaması adına çok önemlidir. Burada doktorun yaklaşımı kadar ailenin hikayeyi ne kadar doğru anlattığının da çok büyük önemi vardır. Bu nedenle muayene öncesi bazı hazırlıklar yapmak size hem vakit kazandıracak hem de herhangi bir atlamanın önüne geçecektir. Muayene öncesi bir özet çıkartarak, durumunuzu net bir şekilde ortaya koymanız gerekir.

Bu özet hikayenize eklemeniz gerekenler şu şekilde sıralanabilir;
– Ailedeki alerji veya otoimmün hastalık sahibi kişiler
– Bebeğin kısaca doğum hikayesi (Sezeryan/normal doğum, doğum kilosu/boyu, hemen doğum sonrası uygulanan işlemler-kuvöz, sarılık tedavisi, aşı tepkisi…gibi)
– Bebeğin doğum anından itibaren nasıl beslendiği (anne sütü, formüla takviyesi…gibi)
– Çocuğunuzda ilk alerji belirtilerini görmeye başladığınız tarih ve tepkilerin tanımı ( 2 aylıkken mukuslu kaka, 3 aylıkken sırtta ürtiker, 6 aylık ek gıdaya geçince kusma…gibi) Tepkilerin tam listesini görmek için bu linki tıklayabilirsiniz.
– Tepkileri fark ettikten sonra izlediğiniz yöntem (Kullandığınız ilaçlar, gittiğiniz doktorlar, yaptırdığınız testler…gibi)
– Eğer ek gıdaya başlandı ise hangi sıra ve hangi yöntemin uygulandığı (3 gün bekleme kuralı veya ilk yoğurt/karışık sebze çorbası ile başlamak gibi)
– Tepkilerin ne zaman ve hangi durumlarda arttığına dair ailenin gözlemleri (Patates yedikten 3 gün sonra, yanağına yoğurt deyer deymez, ocakta pişen yemeğin kokusunu soluyunca, dışarıda veya ev ortamında, sabah veya gece, yemekten hemen sonra…gibi)
– Mevcut durumdaki beslenme şekli (Sabah kahvaltısı, öğle ve akşam yemeği, ara öğün şeklinde bir liste yapılabilir. Kullandığı formüla markası ve günlük tüketim miktarı da eklenmelidir. Çocuğun tükettiği tüm yiyecek ve içeçekler belirtilmelidir. Çiğnediği sakız bile dahil! ) Eğer bebek anne sütü alıyorsa beslenme listesi anne için de ayrıca hazırlanmalıdır. Annenin tüm yiyip içtiği ve kullandığı ilaçlar listede yer almalıdır.
– Geçmişte uygulanan herhangi bir aşı veya ilaca karşı alerjik reaksiyon oluştu ise hangi ilaca/aşıya nasıl bir tepki verdiği
– Mevcut durumda yaşadığınız belirgin şikayetler, varsa kullandığınız ilaçlar

İlk muayenede doktorunuzun uygulayacağı fiziksel muayene çok önemlidir. Keza boğaz duvarındaki baloncuk şeklindeki kabarcıklar reflüyü, makat aralanınca görünen hare şeklindeki pütürlü pişik besin alerjisini, hırıltılı nefes ise solunum yollarında bir sıkıntı olduğunu işaret edebilir. Çocuğun bu muayene esnasında mümkün olduğunca sakin durması doktorunuzun daha sağlıklı gözlem yapmasına imkan sağlayacaktır. Bu nedenle önce annenin endişelerinden sıyrılıp mümkün olduğunca soğukkanlı durması gerekir, keza hiç bir çocuk annesinin huzursuz olduğu bir ortamda huzurlu olamaz. Anne mümkün olduğunca muayene boyunca çocukla konuşmalı, onu sakinleştirmek için yumuşak bir ses tonu kullanmalı, elini tutmalı, yanında durmalı ve endişelenecek bir şey olmadığını ona sözle değil hareketleri ile göstermelidir. Sık sık doktor ziyeretlerinde bulunan çocuklarda doktor fobisinin oluşması normaldir. Bu korkuyu yenmek için evde doktorculuk oynamak, onu doktor ekipmanlarını kullanmaya teşvik etmek, hekimlik mesleğini anlatan hikayeler okumak hatta uydurmak işe yarayacaktır. Muayene esnasında annenin yanında mutlaka baba, büyükanne veya bir aile yakını olmalıdır ki muayene bittiği an çocuğu odadan çıkartıp bekleme salonuna götürmek hem çocuğu rahatlatacak hem de annenin doktor ile daha sağlıklı bir iletişim kurmasını sağlayacaktır. Bebeğin muayene esnasında çok tok veya çok aç olmamasına dikkat ediniz. Keza aç olması huysuz olmasına, çok tok olması ise muayene esnasında kusmasına neden olabilir. Eğer mümkünse muayene saatini bebeğinizin uykusunu almış olduğu bir zamana denk getirirseniz daha huzurlu ve sakin olacaktır.

Muayenede yanınızda bulunması gerekenler de şu şekilde sıralanabilir:
– Muayene öncesi hazırladığınız özet hikayeniz
– Çocuğun veya emziren annenin beslenme listesi
– Kullandığı ilaçların dozunun da belirtildiği liste
– Tüm geçmiş test sonuçları (mümkünse tarih sırasına göre)
– Aşı karnesi, boy-kilo takip çizelgesi
– Çocuk için yedek kıyafet, emzik, biberon, mama, bez, ıslak mendil, oyuncak
– Çocuğun anne üzerine kusma ihtimali hesaba katılarak anne için yedek kıyafet
– Anne diyette ise ona uygun yiyecek
– Doktorun söylediklerini daha kapıdan çıkar çıkmaz unutabilceğiniz ihtimaline karşılık ses kaydı yapabilen bir cep telefonu (eğer sizin telefonunuzda böyle bir özellik yoksa bir yakınınızdan ödünç alabilirsiniz)

Muayene bitiminde doktorunuza uygulamanız gereken diyeti, beslenmenize ekleyip çıkarmanız gerekenleri, kullanmanız gereken ilaçları, dozunu ve ne şekilde kullanmanız gerektiğini (sabah-akşam, aç-tok, yemekle mi-yatmadan önce mi…gibi), bundan sonra izlemeniz gereken yöntemi, bir sonraki kontrol randevusunun ne zaman olacağını, acil durumlarda kendisine nasıl ulaşabileceğinizi, bu süreçte takvime göre uygulamanız gereken aşı varsa yaptırıp yaptırmamanız konusundaki görüşlerini sormayı ihmal etmeyiniz. Muayene sonrası kafanıza takılan veya net anlaşımayan bir nokta varsa kendisini arayıp mutlaka teyit alınız. Kendi varsayımınız veya başka bir kişinin tavsiyesi ile hareket etmeyiniz. Kontrol randevularınızı ve periyodik tahlillerinizi ihmal etmeyiniz.

 

Alerji ile Yaşam Platformu Kuruldu!

image

3 Aralık 2014 itibari ile facebook kapalı grup formatındaki Alerji ile Yaşam Platformu faaliyete geçti. Bu platform süt ve süt ürünleri, çoklu besin, polen, evakarı, hayvan tüyü, küf mantarı, metal, lateks, kozmetik, ilaç ve kimyasal koruyuculara karşı alerjisi olan bireylerin ve ailelerinin buluştuğu; fikir alışverişi ve dayanışmada bulunduğu bir ortamdır. Bu platformda alerji kökenli ürtiker, egzema, reflü, özofajit, kolit, astım, anafilaksi gibi durumlarda ailelerin yaşadığı tecrübeler paylaşılmaktadır.

Alerji ie mücadeleyi bir yaşam tarzı haline getirebilmek, özellikle küçük yaşta teşhisi koyulmuş çocuklarımızı daha sağlıklı şekilde yetiştirebilmek, çocuğundaki şikayetlerden yola çıkarak alerji şüphesi taşıyan ailelere yol gösterebilmek ve bu uzun soluklu yolculukta birbirimize destek olabilmek için yeni adresimiz Alerji ile Yaşam Platformu’dur. Amacımız sadece birbirimiz ile ortak bir platformda buluşmak değil, sesimizi daha geniş kitlelere duyurmak, kamuoyunun ilgisini bizlerin yaşadığı sıkıntılara çekmektir. Bu kapsamda ilerleyen günlerde farklı projelerimiz gerçekleşecek, gerek sağlık sektörüne, gerek gıda sektörüne, gerekse ilaç sektörüne bu dayanışmaya destek olmaları için çağrılarımız olacaktır.

Eğer sizler de alerji hastası iseniz veya bu konuda şüphe taşıyorsanız aramıza katılıp diğer ailelerin tecrübelerinden yararlanabilirsiniz.

Platforma üyelik için bu linki tıklayabilirsiniz.

Bekliyoruz…

Alerji Belirtileri Nelerdir?

DERİ

Ürtiker (kurdeşen), egzema (atopik dermatit), vücudun çeşitli bölgelerinde döküntü ve isilik tarzı kızarıklık, alacalı cilt görünümü, kaşıntı, kulak arkası kabuklanma, kafada konak tarzı kabuklanma, ciltte kuruluk ve pullanma, yanaklarda kızarıklık, göz, burun ve kulaklarda kaşınma, göz altı morlukları, gözlerde kızarıklık ve sulanma, göz altında ve kapaklarında şişme(anjiyoödem), alerjik göz nezlesi (konjonktivit)

image image image

image

SOLUNUM YOLLARI
Burun etlerinde şişme/tıkanıklık, şeffaf burun akıntısı, geniz akıntısı, sık hapşurma, alerjik rinit(alerjik nezle), astım, bronşit, tekrarlayan solunum yolları enfeksiyonları, tekrarlayan orta kulak iltihabı ve bademcik iltihabı, zatürre, sinüzit, hırıltılı/hışıltılı nefes, sık öksürük, nefes darlığı, ses kısılması veya kalınlaşması, havlama tarzı kuru öksürük, krup, geniz eti büyümesi, gece horlama, uyku apnesi

image image

SİNDİRİM SİSTEMİ
Mukuslu/ kanlı / köpüklü kaka (Bakınız “Kaka örnekleri” dosyası), cıvık ve kötü kokulu kaka, ishal, sık dışkılama, sert/topaklanan kaka, kabızlık, karın ağrısı, gaz sancısı, kolik, pişik, makat etrafında hare şeklinde kızarıklık ve pütürlenme/sivilcelenme, makatta çatlak, kakada gizli kan veya kalprotektin saptanması, mide bulantısı, fışkırır tarzda kusma, reflü ve gizli reflü belirtileri (Bakınız “Alerji Kökenli Reflü” dosyası)
Not: Sadece ağızdan alınan besin, ilaç ve katkı maddeleri gibi alerjenler sindirim sistemi üzerinde etki gösterir. Polen, ev akarı, ev tozu, küf mantarı, sigara dumanı vb. gibi diğer alerjenler sindirim sistemi kaynaklı tepki göstermez. Yani mukuslu kaka şikayetiniz varsa mutlaka ağızdan alınan alerjenler sorgulanmalıdır.

image image image

SİNİR SİSTEMİ
Hiperaktivite/dikkat eksikliği, agresyon/hırçınlık/saldırganlık, davranış bozuklukları, ince motor becerilerinde gelişim geriliği (kalem tutmak, yazı yazmak, makas tutmak, sınırlı boyama yapmak gibi), konuşma bozuklukları, depresyon, migren, insomnia(uykusuzluk), konsantrasyon eksikliği, dalgınlık/mahmurluk, hafızada zayıflama, zeka geriliği
Not: Besin alerjisi teşhisi koyulamaz veya çocuğun diyetinde kaçak olur ve uzun süre alerjen gıdaya maruz kalırsa sinir sistemi üzerindeki etkiler ortaya çıkar. Ancak bu etkiler kalıcı değildir, alerjen gıda kesildiğinde çocuk kısa süre içerisinde normale döner.

image image

DİĞER
Anjiyoödem (göz kapakları, ağız çevresi, genital bölge, el ve ayaklarda ödem), kulak çınlaması, kulaklarda dolgunluk hissi, baş dönmesi, özellikle uykuda aşırı terleme, sık uyanma, kilo alamama/gelişim geriliği, iştahsızlık, yemek seçme, ilerleyen yaşlarda şişmanlık, halsizlik, kas ve eklem ağrıları, sırt ve boyun ağrısı, sık ve ani idrar yapma ihtiyacı, asitli idrar yapma yani idrarın değdiği yeri yakması/pişik yapması, gece alt ıslatma, idrar tutamama, genital bölgede kaşıntı ve akıntı, tekrarlayan sistit (idrar yolları enfeksiyonu)

image image image

ANAFİLAKSİ
Anafilaksi kişinin alerjen ile temasından sonra, 5 dakika ile 2 saat içerisinde ani oluşan ciddi ve hayati tehlike taşıyan bir alerjik reaksiyondur. Belirtileri şu şekilde ortaya çıkar; Ürtiker, anjiyoödem, deride kızarma/kabarma(flushing), kaşıntı, dudaklarda, dilde ve boğazda şişme, seste kalınlaşma, boğazda tıkanma hissi, öksürük, hırıltılı nefes(wheezing), nefes darlığı, solunum yetmezliği, yutkunmada veya konuşmada güçlük çekmek, karın ağrısı, mide bulantısı, kusma, ishal, kas spazmı, terleme, dışkı veya idrar kaçırma, kalp atışlarında düzensizlik, tansiyon ve nabızda düşme, hipotermi (vücut ısısında düşme), baş dönmesi, baş ağrısı, gözlerde kararma, bilinç kaybı ve tepkiler kontrol altına alınamazsa ölüm

Anafilakside unutulmaması gereken en önemli husus, reaksiyon gelişme hızı ne kadar fazla ise ölüm riski de o kadar yüksektir. Bu durumda çocuğa hemen adrenalin içeren Epipen oto enjektör uygulanmalıdır. (Bakınız “Epipen nasıl temin edilir“, “Epipen kullanma talimatı“, “Anafilaksi acil eylem planı“) Tepkiler hafiflemediği takdirde 10-15 dakika sonra ikinci bir Epipen uygulanabilir ancak enjektör kesin önleyici bir çözüm olmadığı için anında 112 aranıp Ambulans çağırılmalı ve çocuğun solunum desteği alması sağlanmalıdır. Bekleme süresinde çocuk düz bir zemine yatırılmalı, ayakları baş bölgesiden yukarıda kalacak şekilde yükseğe kaldırılmalı, olası kusma ve tıkanma ihtimaline karşı baş ve gövde yana çevirilmeli ve dilde şişme varsa parmak ile bastırılarak soluk borusunu kapatmasına engel olunmalıdır. Eğer kalp atışlarında düşme ile beraber hipotermi başladı ise vücüt ısısını korumak için çocuğun üzeri battaniye ile örtülmeli, sıcak bir ortamda tutulmalıdır. Hiç bir anafilatik şokun evde kendi kontrolünüzde geçirilebileceği düşünülmemelidir çünkü vücudu normal döngüsüne döndürmek için Epipen iğne yeterli olmayabilir. Bu durumda gereken diğer ilaçlar sadece bir sağlık ekibi tarafından uygulanabilir. Ağızdan alınan antihistaminikler daha geç kana karışacağı için şokun engellemesinde işe yaramaz.

image image image

Not: Dosyada bulunan bilgiler hiç bir çocuk üzerinde teşhis koymaya ve tedavi uygulamaya yeterli değildir. Sadece bilgilendirme maksadı ile paylaşılmış olup alerjik reaksiyon saptayan ailelerin en kısa sürede uzman bir hekime başvurması gerekir. Tepkileriniz daha çok sindirim sistemi kaynaklı ise bir Gastroenterolog, deri üzerinde ise Alerji uzmanı, solunum sistemi üzerinde ise Alerji ve Solunum Yolu Hastalıkları uzmanına başvurmanız daha hızlı sonuç almanızı sağlayacaktır.

Sonuçta her alerjili çocuğun tüm bu tepkileri göstereceği genellemesi yapılamaz. Alerjik bir çocuk bu tepkilerden sadece bir kaçını da gösterebilir. Alerji kişiye özeldir.

Kaynaklar:
-Dr.Theron Randolph ( Harvard Üniversitesi mezunu ünlü Alerji uzmanı, 1906-1995 )
-Dr.David Buscher (Dr.Randolph’un öğrencisi, halen Washington’da kendi kliniğinde görev yapıyor.)
-Dr.Doris Rapp “Is this your child? Discovering and Treating Unrecognized Allergies” kitabı
-Prof.Dr.Yonca Tabak’ın Çocuklar ve Alerji kitabı
-Prof.Dr.Esen Demir ve Prof.Dr.Haluk Çokuğraş’ın Alerji konulu makaleleri
-Prof.Dr.Özkan Karaman’ın Anafilaksi konulu makalesi
Alerji ile Yaşam Platformu üyelerinin bizzat çocuklarında tespit ettikleri belirtiler