Mayıs Ayı Seminerleri

alerjikbebekModern Çağın Salgını: Alerji

  • Çocuğunuzun kuru, çabuk çatlayan hatta yer yer egzema gözlenen bir cildi mi var?
  • Bazen açık havaya, güneşe çıkınca arka arkaya hapşırma, gözlerde sulanma mı gözlemliyorsunuz?
  • Çocuğunuz sık sık larenjit, farenjit, bronşit, bronşiolit, otit, sinüzit mi geçiriyor?
  • Uzun süren öksürük, göğüsten gelen hırıltı, nefes darlığı gibi şikayetleri mi var?
  • Huzursuz, uykusuz, kolik bir bebeklik dönemi mi geçiriyorsunuz?
  • Ek gıda ile tanışan bebeğinizde barizleşen bir takım alerjik reaksiyonlar mı var? Mesela kulak arkası kabuklanma, mukuslu ve/veya kanlı dışkılama, kusma, ishal, vücutta döküntüler, kilo alımında gerileme gibi…
  • Çocuğunuzun “fark edilmemiş bir alerjisi” olabilir mi?

Alerji belirtileri nelerdir, hangi durumda hangi uzman hekime başvurulmalısınız, teşhis için hekimlerin uyguladığı yöntemler nelerdir, kesinleşen teşhis sonrası evde ne gibi tedbirler almalısınız konularının işleneceği seminerde Alerjik Anne bloğunun yazarı ve Alerji ile Yaşam Derneği Başkanı Özlem Ceylan, kendi bilgi ve tecrübeleri sizlerle paylaşmak adına 18 Mayıs 2016 tarihinde Hassas Anne Etkinlik Merkezi’nde ve 25 Mayıs 2016 tarihinde Happy Nest’te olacaktır.

18 Mayıs Çarşamba, saat 12:00-14:00

Ücretsiz

Rezervasyon 0 535 876 68 81

Adres  Ali Nazime Sokak No:32 Koşuyolu, Kadıköy / İstanbul

Detaylı bilgi için http://www.hassasanneetkinlikmerkezi.com

parents2-1024x682

 

25 Mayıs Çarşamba, saat 10:30-12:30

Ücretsiz

Rezervasyon 212 257 87 87

Adres  Kültür Mh., Onaran Sok. No:4 Hareket Sitesi, Etiler/İstanbul

Detaylı bilgi için http://www.happynest.com.tr

Ekran Yakalamaları23

Alerjik Çocuk Sahibi Ailelerden Neler Öğrenebiliriz?

9279a23c-4557-43e1-817b-b721256cf5e6Dün Amerika’nın ünlü yayın kuruluşu The New York Times, “Alerjik Çocuk Sahibi Ailelerden Beslenme Konusunda Öğrenebileceklerimiz” başlıklı bir yazı yayınladı. Yazıyı kaleme alan KJ Dell’Antonia üç anne ile röportaj yaparak hem besin alerjisinin bilinmeyen avantajlarını ortaya koydu hem de alerjik çocuk sahibi olmayan ailelerin alabileceği dersleri gözler önüne serdi.

Yayın evinin röportajında yer alan, 3 ve 8 yaşında iki alerjik çocuk annesi olan Cristina Henriquez, “Çocuklarımın yumurta, fıstık, süt, balık, deniz mahsülleri ve ağaç kabukluları alerjisi olmasına karşın çok sağlıklı beslendiklerini düşünüyorum” diye söze başlıyor. “Çünkü evimize işlenmiş gıda çok nadiren giriyor ve çoğu zaman dışarıda yemek yemekten kaçınıyoruz. Genellikle dışarıda yemek yediğimizde bu tatlı veya pişmiş yemek olmuyor, keza bu tip yiyecekler çoğu zaman süt ve yumurta içeriyor. Bu yüzden çocuklarım bir ikram için diğer çocuklara göre daha çok heyecanlanıyor ve kıymetini biliyor.” diye ekliyor.

Amerika’da besin alerjisi her yüz çocuktan dördünde görülüyor ve CDC verilerine göre bu problem her geçen gün daha da kötüleşiyor. Keza 1997-2007 arası çocuklarda besin alerjisi görülme sıklığı %18 oranında artış durumda. Besin alerjisinin belirtileri hafif kaşıntıdan, döküntüye hatta hayatı tehdit eden reaksiyonlara kadar değişkenlik gösterebiliyor. Süt, yumurta, fıstık, ağaç kabukluları, balık, deniz mahsülleri, soya ve buğdaydan oluşan 8 besin alerjik reaksiyonların %90’ından sorumlu tutuluyor.

Çoğu aile sadece çocuklarının sağlıklı beslenmesinden endişe ederken besin alerjisi olan çocuk aileleri daha büyük risk altında. Yiyecekleri hep evde önceden hazırlamak, dışarıda özellikle fast food tarzı yiyeceklerden uzak durmak zor gibi görünse de, eğer çocuğunuzun hayati risk taşıyan bir besin alerjisi varsa geriye çok fazla seçeneğiniz kalmıyor. Bu durumla nasıl başa çıktıklarını anlamak için 3 farklı aile ile röportaj yapan yazar, onlardan aslında her aileye uyarlanabilecek sağlıklı beslenme tüyoları alıyor.

Herkes yemek pişirmeyi öğrenebilir. Los Angles’ta yaşayan beş çocuk annesi Kelly Rudnicki “Oğlumun besin alerjisi teşhis edilmeden önce yemek dahi pişirmeyi bilmiyordum. Sürekli dışarıda yiyorduk” diyor. Halen fıstık, ağaç kabukluları, süt, yumurta, baklagil alerjisi olan 13 yaşındaki oğlu için yemek pişirmeyi öğrenen ve akabinde 3 yemek kitabı yazan Rudnicki, “Bunu öğrenmek tahmin ettiğim kadar zor olmadı” diyor.

Önceden plan yapmak her şeyi kolaylaştırır. Kahvaltı veya atıştırmalık için dışarıda durup yemek yemek gibi bir seçenek olmayınca, sağlıklı atıştırmalıkları önceden düşünüp hazırlamak bir alışkanlık haline gelebiliyor. 9 ve 12 yaşında fıstık ve ağaç kabukluları alerjsi olan iki çocuk annesi Susannah Funchs, “Önceden planlamamak gibi bir şey söz konusu değil. Başka seçeneğimiz yok, o yüzden bu şekilde yapıyoruz.” diyor.

Yemek pişirmek çok zaman almak zorunda değil. Kelly Rudnicki “Bir şey pişirmek için vaktiniz olmadığını düşünebilirsiniz ama bu ekstra 10 dakikalık bir planlama gerektirir.” diyor. “Çok kısa süre içerisinde çocukların da seveceği kolay tarifler üretebilirsiniz” diye ekliyor.

Hazır gıdalar karşı konulamaz değil! Hazır gıdaların pazarlama gücünün yanı sıra, okul için öğle yemeği hazırlamak ve uygun atıştırmalıkları önceden planlayıp pişirmek imkansız gibi görünebilir. Besin alerjisi olan çocuk aileleri dahi nadiren güvenli atıştırmalıklar bulabiliyor. Ancak her zaman içerik etiketini kontrol etmeleri, atıştırmalık  için meyve veya ev yapımı alternatifler seçmeleri gerekiyor. Henriquez “Eğer çocuğunuzun yiyebileceği bir şey bulamıyorsanız, onu kendiniz üretmeniz gerekir.” diye uyarıda bulunuyor.

Çocuklar kendi adına konuşabilir. Çocuklar büyüdükçe, besin alerjisi konusunda kendilerine bakmaları yani bir yetişkin gibi soru sormaları ve sorularının önemini ifade etmeleri gerekiyor. Eğer 12 yaşında bir çocuk dışarıda arkadaşları ile hamburger sipariş edecekse, pişiren kişiye yemeğin içindekileri sorması gerekiyor. Funch “Bu, tüm utangaçlığınızı bir yana bırakmanızı gerektirir” diye ekliyor.

Yiyeceğimizin içindekileri ve nerede yapıldıklarını öğrenebiliriz. Besin alerjisi olan büyük çocuklar ve aileleri içerik etiketi okuma konusunda çok bilinçli. “Gizli alerjenleri bulmak için üretim şeklini ve içerikte yer alan her kelimeyi sorgulamak ve çözmek, gıda üretimini öğrenmek demektir.” diye ekliyor Funch. Keza hazır gıdalar pek çok koruyucu katkı maddesi içeriyor. Dışarıda yemek yerken daha çok aşçı ile birebir konuşup bilgi alabilecekleri yerleri seçtiklerini ifade ediyor. Büyükanneninizin anlayabileceği tarz içeriğe sahip besinleri tercih etmek problemi belirlemek açısından daha kolay oluyor. Hidrolize kazein yerine süt yazan bir içerik gibi…

Her şeyi kontrol edemezsiniz. “Korku ve riskle yaşamayı öğrenmelisiniz.” diyor Rudnick, oğlunun evde gizlice çikolata yemeye kalktığını anlatarak. Bazen çocuklar “farklı” olmaktan yoruluyorlar ve şanslarını denemek istiyorlar. “Ben evde olmadığım için 14 yaşındaki ablası hemen Epipen iğne uygulayıp ambulans çağırmıştı çünkü ne yapması ve nasıl yapması gerektiğini biliyordu.” diye ekliyor.

 

Dün akşam bu yazıyı okuduktan sonra mutlaka bloğa çevirisini koymalıyım dedim kendime. Keza bazen besin alerjisi sayesinde, sağlıksız bir çok gıdadan uzak kalarak çocuklarımızın sağlığını uzun vadede koruduğumuzu unutuyoruz. Bazen uzun soluklu bu hastalıkla boğuşmaktan yoruluyoruz… yasaklarla yaşamaktan, sürekli kontrolde olmaktan, etrafımızca fazla titiz olmakla suçlanmaktan tükeniyoruz. İşte böyle tükenip yıldığımızda, aslında diğer annelere de iyi birer örnek olduğumuzu hatırlamamız lazım.

Amerika’da bir çok aile bizler gibi ev yapımı yani tencere yemeği yemiyor. Çoğu çocuk hazır, işlenmiş, dondurulmuş gıdalarla büyüyor. Kontrolden çıkan hazır gıda tüketiminin Amerikalıların sağlığını ne kadar bozduğu tüm bilimsel yayınlarda verilerle ortaya koyuluyor. Bu nedenle organik ve sağlıklı beslenmeye yönelen bir trend söz konusu. Bizim gibi üçüncü dünya ülkeleri ise Amerikalıların yoldan dönmeye çalıştığı hatanın henüz farkında bile değil. Oysa bizim kültürümüz çok sağlıklı bir beslenme şekline sahip. Eğer yeni nesil bunu koruyabilirse belki de çok büyük bir hatanın kıyısından dönülmüş olacak.

Öte yandan hiç yemek pişirmeyi bilmeyen Amerikalı annelerin besin alerjisi ile tanıştıktan sonra yemek yapmayı öğrenmesine rağmen, besin alerjisi konusunda biz Türk annelerden daha az şikayet ediyor olması ise ironik… Bunun ülkemizde alerji konusunda kaliteli bilgiye ulaşmanın güçlüğü ve annelerin destek alabileceği profesyonel kurumların eksikliği nedeni ile olduğuna inanıyor ve gelecekte tüm eksikliklerin tamamlanmasını ümit ediyorum.

Yazının orjinali için bu linki tıklayınız. The New York Times / Food Lessons From Families of Kids with Allergies

Alerji mi? Abartmayın Lütfen!!!

itch_graphic_medium

Happy Nest Şubat 2016 bülteni için yazdığım köşe yazısıdır.

İnsan algı ve önyargısı bazen çok şaşırtıcı olabiliyor. Misal sizinle aynı kitabı okuyup ana karakterin iyi mi yoksa kötü mü olduğu konusunda görüş ayrılığı yaşayabiliriz ya da size masa üzerinde duran bir nesnenin ne kadar hafif olduğunu söylesem, henüz onu kendiniz kaldırmayı denemeden gerçekten çok hafif olduğunu düşünebilirsiniz.

İşte bazen medyada kullanılan görseller, bir nesne veya durumla ilgili sürekli kullanılan kalıplaşmış cümleler insanlar üzerinde farkında olmadan önyargı, yanlış algı hatta kalıpyargı oluşturabiliyor. Bundan bir yıl önce alerji nedeniyle yaşadığımız zorlukları anlatmaya başladığımda, anlatmak derken yakın çevrem dışında sosyal medyada daha geniş kitlelerle paylaşmaya başladığımda, birçok kişinin bazen bıyık altından gülümsediğini, hatta dayanamayıp “pofff yok artık” cümlesini ağızlarından kaçırdıklarına şahit oldum. İlk başta beni çok şaşırtan hatta zaman zaman kızdıran bu durum aslında insanların bu konuda duyarsız olmalarından değil, bugüne kadar yanlış algı kurbanı olmalarından kaynaklanıyordu.

Misal herhangi bir internet arama motoruna “alerji” yazıp size görselleri listelemesini istediğinizde karşınıza ya hapşıran ya da vücudunda döküntüler olan binlerce alerji hastasının resmini sunacaktır. Bir hastane broşüründe, bir film sahnesi arasına sıkıştırılmış bir replikte alerji ile ilgili size sunulan bilgi hep bundan ibarettir. Alerjik bir hasta baharda hapşırır, burnu akar, en fazla kaşınır kabarır. Alerji zaten polene, kedi köpeğe, parfüme, çilek ve çikolataya olur. Çocukluğumuzdan itibaren bize bu şekilde anlatılan, görsellerle de bu şekilde pekiştirilen bir hastalık hakkında daha fazlasını bilmemiz beklenemez. Mesela siz hiç alerjiden ölen duydunuz mu? Yok artık daha neler… Alerji süründürür ama öldürmez… En fazla baharda dışarı çıkmayıverirsin, çilek yemeyiverirsin, bir antihistaminik de içtin mi oh senden iyisi yok.

Peki ya bize yalan söyledilerse? Ben sizi masada duran nesnenin hafif olduğuna inandırmışken ya siz onu kaldırmaya kalktığınızda aslında hiç de hafif olmadığını gördüyseniz? İşte bizim başımıza gelen de aynen bunun gibi… Bizim derken Alerji ile Yaşam Platformu’ndaki binlerce alerjik çocuk ailesinin… Biz, bize gösterilenlere inandık. Çocuklarımıza bu teşhis koyulduğunda bu yük hafif diye yanıldık. İşin en kötüsü şimdi çevremizi kandırıldığımıza dair ikna edemiyoruz. Çünkü yıllarca pekiştirilen bir algıyı, önyargıyı iki günde değiştiremezsiniz. Zihinlere yerleşmiş resimleri silip yerine yenisini koymak zordur. Ama en azından deneyebiliriz. Bir kez, iki kez değil; yılmadan bıkmadan defalarca tekrar ederek, işin aslını göstererek…

Alerji birçok hastalık gibi kişiye özeldir, bazı hastalarda çok hafif seyredebilirken bazılarının hayatını dahi tehdit edebilir. WHO-Dünya Sağlık Örgütü’nün 2007 yılı raporuna göre dünya genelinde 300 milyon alerji ve astım hastası var ve dünyada her yıl yaklaşık 250 bin kişi hayatını bu hastalıklar nedeni ile kaybediyor. Bu ölümlerin içerisinde anafilaksi ve astım atakları yer alıyor. Bu açıdan bakıldığında evet bir hapşırık, bir kaşıntı kadar basit değil.

Besin alerjisi ise özellikle son yıllarda çok ciddi bir artış sergiliyor. Bazı çocuklar hayatlarının ilk yıllarını süt, yumurta, balık, et, buğday gibi faydalı proteinlerden mahrum geçirmek zorunda kalırken, bazıları ise son 20 yıldır literatüre giren Eozinofilik hastalıklar nedeni ile hiçbir besini tüketemeyip burundan mideye indirilen bir hortum vasıtasıyla özel bir mama ile beslenmek zorunda kalabiliyor. Annesinin sütünden geçen yarı parçalanmış besin proteinlerini dahi tolere edemeyip şiddetli kusma-kanlı ishal yaşayan bebekler, öte yandan yanağına bir besinin değmesi ile dahi anafilaksi adı verilen ani ve şiddetli, hatta ölümcül olabilen alerjik reaksiyon yaşayan çocuklar var, onlar aramızda… Onları görmüyor olmanız onların var olmadığından değil, belki de toplumun önyargılarından bıkıp kendilerini gizliyor olmalarından kaynaklanabilir.

Bebeği anne sütü alabilsin diye ona dokunan hiçbir gıdayı yemeyen, emzirdiği aylar boyunca sadece birkaç gıda tüketebilecek kadar katı bir diyet yapan, bebeğinin her altını açtığında kan görmemek için dualar eden, astım nöbetleri ya da anafilaktik şok nedeniyle acil servislere aşina, çevresinin “bir şey olmaz, boşuna çocuğu aç bırakıyorsun” baskılarına göğüs geren bir anneye hadi şimdi siz de “Alerji mi? Abartmayın lütfen!!!” deyin… Ya da bakış açınızı değiştirmeyi deneyin… Çünkü bu çocuklar var ve maalesef sayıları her geçen gün artıyor ve artacak… Bu ailelerin her şeyden çok toplumun desteğine ihtiyacı var.

 

 

Modern Çağın Salgını:Alerji Semineri

Ekran Yakalamaları23

Modern Çağın Salgını: Alerji

Alerjik Anne bloğunun yazarı ve Alerji ile Yaşam Platformu kurucusu Özlem Ceylan, 40 yıldır beraber yaşadığı alerji serüvenine 5 yaşındaki ileri derecede besin alerjisine sahip oğlunun da eklenmesi ile biriktirdiği bilgi ve tecrübeleri sizlerle paylaşmak adına 21 Ekim Çarşamba 2015 tarihinde Happy Nest’te konuğumuz oluyor.

Modern çağın salgın hastalığı alerji ve onunla nasıl yaşanacağına dair ipuçlarının paylaşılacağı seminerde;

  • Alerji nedir? Anne çocuğunda hangi belirtilere dikkat etmelidir?
  • Hangi durumda hangi uzman hekime başvurulmalıdır?
  • Alerji teşhisinde kullanılan test ve yöntemler nasıl uygulanır?
  • Anafilaksi nedir? Anafilaksi acil eylem planı nasıl hazırlanmalıdır?
  • Besin alerjisi nedir? Genel alerjen besinler hangileridir?
  • İnek sütü alerjisi ve laktoz intoleransı arasındaki fark nedir?
  • Besin alerjisinde eliminasyon diyeti nasıl uygulanır?
  • Alerji çocuklara nasıl anlatılmalıdır?

konularında Özlem Ceylan kendi bilgi ve deneyimlerini aktararak kafanızdaki soru işaretlerini cevaplandıracak. Alerji teşhisi olan bir çocuğunuz varsa veya çocuğunuzda alerji olabileceğine dair şüpheleriniz mevcutsa seminerde paylaşılacak bilgiler sizlere ileriye yönelik ışık tutacak.

21 Ekim Çarşamba, saat 11:00-13:00

Ücretsiz

Rezervasyon 212 257 87 87

Adres bilgileri için http://www.happynest.com.tr

Besin Alerjisi Ne Zaman Geçer? Peki ya Geçmediyse???

image

Birkaç hafta önce Alerji ile Yaşam Platformu‘nda besin alerjisi ne zaman geçer, geçtiğini nasıl anlayacağız diye bir soru sorulmuştu, ben de uzun uzun cevap yazacağım diye söz vermiştim. Bugün ancak cevaplayabildim ama annelerimizin genel isteği üzerine hem yazıyı bloğa taşıdım hem de yaşanmış gerçek bir hikaye örneği ekledim.

Sorulan soruyu “Bu alerji ne zaman geçecek? Hiç mi geçmeyecek? Geçerse bu çocuklar bu gıdaları doya doya yiyebilecek ve hiç sorun yaşamayacak mı?” şeklinde genelleyebiliriz.

Şimdi her şeyden önce besin alerjisi nedir? Bazı insanların vücut için zararsız olan besinlere aşırı tepki vererek savaş açmasıdır. Bu kişilerin immün sisteminin yanlış kodlanarak doğması ile ortaya çıkar, çoğu zaman genetiktir. Yani genlerle anne-babadan çocuğa aktarılır. Genetik demek illa sizin de besin alerjiniz vardı anlamına gelmez hatta bilinen herhangi bir alerjiniz bile olmayabilir ama bunu genlerinizle çocuğunuza aktarırsınız. Bu yatkınlığa sahip çocuklar herhangi bir tetikleyici ile karşılaşınca alerji su yüzüne çıkar. (Lütfen kendinizi suçlamayın buna engel olamazdınız, olamazsınız! Bu bir insanın kanserden tamamen korunamaması ile aynıdır.) Velhasıl bünye aslında bunu her zaman taşır, çocuklukta bağışıklık sistemi daha zayıf olduğu için ki bu da normaldir-her çocukta böyledir- alerji çocuklukta daha ağır seyreder, zamanla hafifler. Geçenlerde instagramda da paylaştım Çocuk Alerji ve Astım Derneği diyor ki besin alerjisi bebeklikte başlayıp 1 yaş gibi zirveye ulaşır ve sonra zamanla hafiflemeye başlar. Çocukların %80’i 3-4 yaşında, %85’i 5 yaşında besin alerjisini atlatmış olur. Ancak ergenlik de bir dönüm noktasıdır ve bazılarında alerjinin çok hafiflemesine yol açarken bazılarında tam tersi alevlenmesine neden olabilir. Bazı çocuklarda bazı besinlere olan alerji hiç geçmeyebilir de ancak bunlar çok nadir örneklerdir. Genellikle yer fıstığı, ağaç kabukluları, balık ve deniz mahsülleri alerjileri ömür boyu sürebilir.

Peki diyelim ki besin alerjisi geçti. Yani siz doktor kontrolünde testlerinizi yaptınız, denemelerinizi yaptınız ve doktorunuz dedi ki tamam artık geçti bitti. Peki gerçekten geçti mi? Eğer diyet “doğru zamanda” ve “doğru şekilde” açıldıysa ve ortada hiç tepki yoksa evet tabi ki geçmiştir! Bunun dünyada binlerce milyonlarca örneği vardır. Zaten yukarıda yer alan istatistikler bu yaşanmış vakalara göre çıkartılmıştır. Yani besin alerjisi doğru yönetildiği müddetçe yenilebilecek bir rahasızlıktır.

Peki diyeti açarken gözlemlemeniz gereken tepki nedir? Daha önce çocuğunuzun egzeması mı vardı, mukuslu kakası mı? Baktınız ve bunların hiç birisi yok oh ne güzel alerji geçmiş, peki gerçekten öyle mi??? Alerjimiz geçti diyen ailelerin “bazıları” bir süre sonra kilo alımında yavaşlama, kabızlık, gizli reflü, demir eksikliği, iştahsızlık, yemek seçme, diş gıcırdatma, tuvalet alışkanlığında sıkıntı, gece alt kaçırma, sinirlilik, hiperaktiflik ya da tam tersi durgunluk, ince motor becerilerinde gelişim geriliği, öğrenme güçlükleri …vb gibi belirtiler yaşayabilir. Bunların örneklerine maalesef son 4 yıl içerisinde rastladık. Çocuk bu belirtilerin hepsini değil sadece bir iki tanesini de gösterebilir. Hatta ortadaki tek belirti sık enfeksiyon geçirme, geniz eti büyümesi de olabilir. Bu çocuklara çoğu zaman hastanede krup hatta zatürre teşhisi koyulur halbuki işin aslı astımdır. Webinarda Haluk hoca anlattı bu konuyu, bu çocukların astım tedavisi görmek yerine yanlış teşhislerle nasıl antibiyotik tedavisine maruz bırakıldığını. Ülkemizde henüz astımın teşhisi bile sıkıntılıdır.  Ancak astımın kökeninde alerji yatar. Üstelik sadece solunum yolu alerjileri değil aynı zamanda besin alerjileri de. Bunun da en büyük nedeni aslında diyeti açılan çocuğun beslenmesinde yapılan hatalardır.

  1. Diyetin çok hızlı açılması ( Kase kase yoğurt, bardak bardak sütle yılların acısının çıkartılması)
  2. Ya da başta dikkat edilse bile daha sonraları çocuğun beslenmesinde protein dengesinin şaşması, bazı gıdalara aşırı yüklenilmesi (Sebze yerine bol bol köfte, et ya da hamur işlerine yüklenmek gibi)
  3. Çocuğun beslenmesine hızla hazır gıdaların girmesi (Gelsin koruyucu katkı maddeleri, çikolatalar, bisküviler, hazır paketli gıdalar, fast food)
  4. Özellikle kakao ya da çocuğa dokunan başka bir gıda tüketimi arttıkça gizli reflü sinsi sinsi ilerler. Çocuk gece diş gıcırdatır anne psikolojik der, çocuk kabız olur anne yediklerinden der, çocuk kilo alamaz anne irsi der, göz altları morarır anne fark etmez, demir eksikliği olur anne aman kan alınırken canı yanıyor ne gerek var bakmaya der, çocuk sık sık hastalanır anne okuldan kapıyor der, çocuk ara ara kusmaya başlar anne üşüttü der, çocuk hırçınlaşır bu yaşlarda normal der, çocuk tikler ve korkular geliştirir anne kardeş kıskançlığı-okul korkusu olabilir yani tamamen psikolojik der, der de der… Tek suçlu anne mi tabi ki değil ama aslında o da görmek istemez çünkü diyete dönmek zordur, alerjinin geçmediğini itiraf etmek zordur, bunu önce kendisine sonra etrafına hatta çocuğuna itiraf etmek zordur. (Ha bazı belirtiler gerçekten psikolojik de olabilir ama alerji hiç ummadığınız tepkilerle size sinyal verebilir-özellikle çocuk büyüdükçe… Bunu yıllar önce ilk söylediğimde çooook tepki almıştım şükür artık bir çok Türkçe kaynakta da geçiyor da eskisi gibi tabu gibi yaklaşmıyoruz bu konuya…)

Peki bu noktada önlem alınmazsa ne olur? Sürekli tetiklenen ve aşırı çalışan immün sistem yukarıdaki gelişim bozuklukları bir yana kana sürekli antikorlar ve savaşçı hücreler salgılar. Bu hücrelerin görevi aslen mikropları öldürmektir ve mikropların da ana maddesi olan proteinleri yok etmek üzere programlanmış mayınlar gibidir.

Yani şöyle düşünün siz bir savaş gemisisiniz, karşıdan bir gemi geliyor ama bayrağını yanlış görüp düşman gemisi zannettiniz. Saldınız denize mayınları ama bir baktınız ki yaklaşan düşman değil dost gemiymiş. Eee noldu deniz mayın dolu ve siz yol almak zorundasınız, işte o zaman kendi mayınınızla darbe almaya başlarsınız. İşte kanda gezen bu hücreler de bir süre sonra vücudun kendi dokularda birikmeye başlayarak orada hasar başlatır. Ama bu hasar genelde büyük bir patlamadan ziyade sinsi bir yangındır. İçten başlar, dışa vurduğunda çoğu zaman çok geçtir çünkü artık bir otoimmün hastalığa çevirmiştir. Ha diyebilirsiniz ki otommün hastalığı olsun ne olacak kanser değil ya, evet haklısınız otoimmmün hastalıklar öldürmez en azından kanser kadar çok ve hızlı değil ama sizi süründürür, tüm hayat kalitenizi bozar. Sosyal hayatınızı, okul hayatınızı, iş hayatınızı, evlilik hayatınızı olumsuz etkiler. Peki hiçbir anne bile bile bunu evladına yapmak ister mi? Tabi ki istemez zaten sorun annenin olayların bu noktaya gelebileceğini bilmemesinden kaynaklanır. İşte benim bütün çabam bunu anlatabilmek… Bu bloğu bu yüzden yazıyor, alerjinin hepimizin tahmininden daha ciddi boyutlara ulaşabileceğini bizzat kendi evladımda yaşayarak şahit oluyorum. Eozinofilik hastalıklarla ilgili ilerleyen günlerde daha detaylı yazılar yayınlayacağım ancak yeri gelmişken size bir örnek vermek istedim. Aşağıda orjinalini de paylaştığım yazı, global bir eozinofilik özafajit hasta grubunda tanıştığım ve halen yazıştığım Amerikalı bir bayana ait. Eozinofilik Özafajit teşhisinin kendisine nasıl koyulduğunu anlatıyor.

image

Türkçe çevirisi;

Eozinofilik Özafajit teşhisi koyulduğunda 34 yaşındaydım. Tüm hayatım boyunca belirtilerim vardı… 1 yaşımda yumurta alerjisi teşhisi koyuldu. Bir süre sonra annem bana tekrar yumurta denedi ve sırf daha önceki ile aynı tepkileri vermediğim için alerjimin geçtiği gibi yanlış bir kanıya kapıldı. Ama geçmemişti… Sürekli bazı belirtiler göstermeye devam ettim ama ailem bu belirtileri hiç göremedi. 18 yaşımdan beri sürekli uzman hekimlere giderek bazı şikayetlerimin cevabını aradım. Her seferinde pes ettim. En sonunda, yutkunma sorunum tamamen kötüleşti ve ilk endoskopi ve biyopsimi oldum. (34 yaşında) Eozinofilik Özafajit teyit edildi ve ben nihayet tüm sorularımın cevabını alabildiğim için mutlu oldum!

Maalesef 34 yıl boyunca sürekli anlam verilemeyen ağrılar içerisinde yaşayan bu bayan, bu uzun süren mücadelenin sonunda hastalığına isim koyulabildiği için bile mutlu olmuştu. Ama hikayesinin gerisini (henüz) paylaşmıyorum. Çünkü bu hastalık onun teşhis öncesindeki hayatını tamamen değiştirdi. Sadece alerjisi olan yumurtadan değil bir çok gıdadan da mahrum kaldı. Hatta tedavi süresince çok daha ciddi ağrılar çekti. Halen diyeti de koruyucu tedavisi de devam ediyor, keza yemek borusunda oluşan ciddi hasar söz konusu… Şimdi annesi çok pişman, çok üzgün ama geriye dönüp yaşananları değiştirebilecek şansı yok. O yüzden Alerjik Annelere diyeceğim şudur; doktorunuz dahil hiç kimse sizi çocuğunuza diyet uygulamaya zorlayamaz. Çocuğunuzun gözlemcisi sizsiniz, eğer bazı tepkileri görmezden gelmeyi tercih ediyorsanız, benim için yemesi yememesinden daha önemli diyorsanız en azından ileride başınıza gelebilecek riskleri bilin. Bu risk yüzde kaçtır bunu size kimse net olarak söyleyemez. Peki siz bu risk yüzde kaçsa bu riski göze almak istersiniz? Milyonda bir bile olsa o bir kişi sizin çocuğunuz olsun ister miydiniz?

Allah rahmet eylesin Işıl Hoca “Alerjide şüpheci olmak çok şeyi değiştirir” demişti. Hayatımda alerji ile ilgili duyduğum en doğru laflardan birisidir. Paranoyak olmayın ama şüpheci olun!  Besin denemelerini ve diyet açılmasını mutlaka doktor kontrolünde yapın. Çocuğun ilk başta bazı tepkiler vermesi normaldir. Hangi tepkiler nereye kadar tolere edilmelidir, buna mutlaka doktorunuzla beraber karar verin. Ancak bir şey görüyor, kuşku duyuyorsanız sonuna kadar peşinden gidin. Unutmayın kimse bir çocuğu annesinden daha iyi tanıyamaz!

 

Besin Alerjisi Farkındalık Haftası Dünyada Nasıl Kutlanıyor?

1422255Besin Alerjisi Farkındalık Haftası, ilk kez 1998 yılında Amerika’da Food Allergy Research & Education Derneği tarafından kutlanmaya başlanmıştır. Mayıs ayının ikinci haftası olarak kutlanan Besin Alerjisi Farkındalık haftası boyunca ücretsiz seminerler, eğitimler, bilgilendirme toplantıları, yürüyüşler gibi çeşitli etkinlikler yapılmakta ve besin alerjisinin son yıllardaki artışına dikkat çekilmektedir. Tüm bu kutlamalar esnasında hem besin alerjisi hastalarına hem de halka belli başlı mesajlar veren broşürler dağıtılmakta ve farkındalığı arttıracak etkinlikler organize edilmektedir.

Kampanyada öne çıkan bazı mesajlar şu şekildedir;

  • Besin alerjisinin tedavisi yoktur, tek önlem o besinden uzak durmaktır.
  • Besin alerjisi gıda intoleransından ve çölyak hastalığından farklıdır! Besin alerjisinde immün sistem görev alır ve tepkiler ani, şiddetli ve ölümcül olabilir.
  • Anafilaksi acil müdehale gerektiren, hayati tehlikesi olan ciddi bir alerjik reaksiyondur.
  • Anafilaksi riski taşıyan kişiler Epipen iğne taşımalı ve kullanımı konusunda eğitim almalıdır.
  • Herhangi bir gıdaya geçmişte gösterilen tepki gelecekte gösterilecek tepkiye referans olamaz.
  • Ev dışında yemek yenilecek yerlerde alerjene maruz kalma riski yükselir, bu riski azaltmak için nelere dikkat etmek gerekir.

Amerika’daki Besin Alerjisi ile ilgili bazı çarpıcı veriler ise aşağıdaki gibidir;

  • Her 13 çocuktan birinde besin alerjisi mevcut yani bir sınıfta yaklaşık 2 çocuk demek!
  • Amerika’da 6 milyonu çocuk olmak üzere 15 milyon kişide besin alerjsi mevcut!
  • Her 3 dakikada bir, acil servise alerjik reaksiyon nedeni ile bir başvuru gerçekleşiyor. Bu rakam yılda yaklaşık 200.000 hasta demek!
  • Alerjik reaksiyonların %90’ı belli başlı 8 ana alerjik gıda nedeni ile gerçekleşiyor; süt, yumurta, yer fıstığı, ağaç kabukluları, soya, buğday, balık ve deniz kabukluları.
  • Besin alerjisi her yaşta ortaya çıkabiliyor ve her yaş/ırktan insanı etkileyebiliyor.
  • 1997-2007 yılları arasında yapılan araştırmalara göre besin alerjisi görülme sıklığında %50 artış mevcut.

Besin alerjisinin ve anafilaksi vakalarının daha da sık görüldüğü ülke olan Avustralya’da ise Besin Alerjisi Farkındalık Haftası Mayıs’ın üçüncü haftası olarak kutlanmaktadır. Doğan her 10 çocuktan birisinde besin alerjisi görülen Avustralya’da hafta boyunca sosyal medya üzerinden paylaşımlar yaparak farkındalığı arttırmak ve çeşitli etkinliklerle kamuoyunun dikkatini çekmek hedeflenmektedir.

Yapılan kampanyalarda halka aşağıdaki teklifler sunularak katılımları talep edilir;

  • Sadece bir parmağınıza Turkuaz veya Kırmızı renk oje sürerek dikkat çekmek
  • “Adopt an Allergy” adı altında, alerjik olmayan kişilere bir gün veya bir hafta boyunca seçecekleri bir gıdanın orucunu tutarak alerjik kişilerin neler yaşadıklarını anlamalarını sağlamak
  • Alerji Dernekleri için bağış toplama kampanyalarına katılarak ürün/materyal satışlarına destek vermek
  • Hafta boyunca Facebook, Twitter, Instagram ve diğer sosyal medya kanallarında konu ile ilgili duyurular yaparak halkı bilgilendirmek

aus2

aus3

aus4

 

Geçen sene içlerinde ünlü sanatçıların, hatta bakanların da dahil olduğu geniş bir kesim tırnaklarını turkuaz renk ojeye boyayarak medyada resimlerini paylaşmışlardı. Bu sene yine yoğun katılım beklenen Avustralya’nın yanı sıra Amerika farkındalık haftasını tüm Mayıs ayına yayacağını ve görsel olarak daha ses getirecek organizasyonlara imza atacağını duyurdu. Mesela Besin Alerjisi’nin resmi rengi olan Turkuaz renk, ülkenin önemli binalarında ışıklandırma olarak kullanılacak. Pazartesi akşamı itibari ile Cleveland, Ohio’da bulunan Terminal Tower kulesi ve Kuzey Amerika’daki meşhur Niagara Şelaleleri tamamen turkuaz ışıklarla bezendi. Hafta boyunca halka Turkuaz renk giyinmeleri veya kurdele takmaları ve bayanların Turkuaz renk oje sürmeleri çağrısı yapıldı.

photo (2)

Biz de Alerji ile Yaşam Platformu olarak kendi imkanlarımızla sosyal medyada kampanyayı duyurmaya ve toplumumuzda farkındalık yaratmaya çalışıyoruz. Bu haftaya özel hazırladığımız ve alerjik çocuklarımızın rol aldığı video ilk günden büyük ilgi gördü ve tıklanma sayısı 7.000’e ulaştı. Emeği geçen herkese tekrar teşekkür ederim…

Henüz yolun çok başındayız ama sesimiz eskisine oranla daha gür, daha emin çıkıyor. Çocuklarımızın sağlığı, gelişimi ve sosyal hakları için büyük bir Alerjik Anneler ordusu olduk. Onların sesini duyurmak için daha da çok çalışacağız, yılmadan, pes etmeden…. sabırla ve özveriyle…

Kaynak: FAACT & FARE & Allergy & Anaphylaxis Australia

10-16 Mayıs Besin Alerjisi Farkındalık Haftası

fa

10-16 Mayıs tarihleri başta Amerika olmak üzere bir çok ülkede Besin Alerjisi Farkındalık Haftası olarak kutlanıyor. Geçtiğimiz yıl ben de “Sesimizi duyurmak için biz de birşeyler yapmalıyız.” diyerek bir kıvılcım yakmıştım. O hafta boyunca hazırladığım görseller sosyal medya üzerinden bir çok kişiye ulaştı ve besin alerjisi ile ilgili çarpıcı gerçekleri gözler önüne serdi. Bu sene ise daha farklı bir şey hayal ettim. Hep biz aileler anlatıyoruz yaşadıklarımızı, aslında çocuklarımızın bizzat yaşadıklarını, peki ya onlara söz hakkı versek nasıl olurdu?… Bu sefer de onlar kendi dilleri döndüğünce anlatsalar yaşadıkları sıkıntıları, konuşamayan miniklerimiz için de anneleri, babaları, abileri, ablaları hatta büyükanneleri tercüman olsaydı…

İşte bu fikirle bir video hazırladık ve çocuklarımız sizlere yaşadıkları zorlu hayatı hiç olmazsa bir kaç dakikalığına dile getirme fırsatı buldu. Sevgili doktorumuz Prof.Dr.Fügen Çullu Çokuğraş da bizleri kırmayıp videoda yer alarak bu hastalığın düzenli diyet ve doğru zamanda yapılacak kontrollü denemelerle aşılabileceği mesajını verdi.

Kafasında çooook projesi olan bir blogger anne olarak en büyük gücüm, projelerimi hayata geçirmek için “Haydi!” dediğimde arkamdan yürüyen bir kalabalık olduğunu görebilmek… Bu yüzden fikirler projelere, projeler ise hayatın ta kendisine dönüşebiliyor… Katkılarından dolayı Alerji ile Yaşam Platformu üyelerine çok teşekkür ediyorum. Yaşanan acıların ortaklığı insanları yakınlaştırırmış derler ama biz bunun bir adım daha ötesi bir kenetlenme yaşıyoruz. İyi ki varsınız…

Besin Alerjisi Farkındalık Haftası için hazırladığımız videoyu görüntülemek için bu linki tıklayabilirisiniz. Lütfen sesimizi daha geniş kitlelere duyurabilmemiz için linki çevrenizdekilerle de paylaşınız. İyi seyirler…

*Bu video Uzman Psikologlarımızın denetiminde hazırlanmıştır.

 

Alerjik bir çocuk için doktor seçimi nasıl yapılmalı, muayenede nelere dikkat edilmeli?

image

Alerji deyince ister istemez toplum olarak gözümüzün önünde ilk canlanan; insanı kızartıp kabartıp hapşurtup gözlerini yaşartan geçici bir rahatsızlık oluyor. Oysa tıp ilerledikçe alerjinin ne kadar karmaşık bir yapıya sahip olduğu, sadece deri ve solunum yolu üzerinde değil sindirim hatta sinir sistemi üzerindeki etkileri ortaya çıktı. Ben de alerji ile büyüyen bir çocuk olduğum için oğlumla aramda sadece bir kuşak olmasına rağmen alerjiye bakış açısının ne kadar değiştiğini bizzat görebiliyorum. En azından sağlık sektörü çağımızın vebası olarak adlandırabileceğimiz bu hastalıktan artık daha sık bahseder oldu.

Bununla beraber uzmanlık alanları da birbirinden yavaş yavaş ayrılmaya, hekimlerimiz tepkilerin yoğunlaştığı bölgelere göre ihtisaslaşmaya başladı. Kendi deneyimlerimden yola çıkarak ilk kez 2 yıl önce farkedip dile getirdim bunu. Alerji ile mücadelede tepkilerin yoğunlaştığı bölgeye göre doktor seçmek hastaya gerçekten çok vakit kazandırıyor. Keza biz doktorlarımızın herşeyden anlamasını bekliyoruz ama her meslekte olduğu gibi hekimlikte de uzmanlık dallarına ayrılmak çok normal. Mesela ben Tekstil Mühendisiyim, sizin tek bir ürün diye satın aldığınız gömlek üzerindeki iplikten, kumaştan, boyamadan, dikimden, aksesuardan ayrı ayrı kişiler sorumludur. Aynı şekilde bir bankaya gitseniz fatura ödeyeceğiniz kişi ayrı, kredi isteyeceğiniz kişi ayrıdır. En basidi bir restorana gittiğinizde size yemeği pişiren kişi farklı, size bunu servis eden farklıdır. Bu noktadan bakılınca doktorlarımızdan da herşeyi bilmelerini beklemek pek doğru gözükmemektedir. Hele ki konu alerji olunca ve semptomlar tüm vücuda yayılmış olunca uzmanlık alanı daha çok ön plana çıkmaktadır.

Bu bağlamda alerji tepkilerinizi çoğunlukla deri üzerinde gözlemliyorsanız bir Alerji Uzmanı‘na, derinin yanı sıra solunum yollarında gözlemliyorsanız Alerji ve Solunum Yolu Hastalıkları Uzmanı‘na, eğer ağırlıklı olarak sindirim sisteminde görüyorsanız yani reflü veya mukuslu/kanlı kaka gibi, o zaman bir Gastroenteroloğa başvurmanız daha sağlıklı olacaktır. Eğer alerjinizi Çocuk Doktorunuz ile takip ediyor ve sağlıklı bir yol izliyorsanız illa bir uzmana gitmek zorunda değilsiniz. Ancak diyette yol alamıyor, alerjik tepkilere karşı çeşitli denemelere rağmen sonuç alamıyorsanız tepkilerinize göre bir uzman hekim seçmeniz daha faydalı olabilir. Kısa bir süre içerisinde Alerji ile Yaşam Platformu‘nda çeşitli illerden doktor önerileri olan bir liste paylaşacağım. Takipte kalınız…

Kendinize uygun doktoru seçtiniz, gelelim ilk muayeneye. İlk muayene hem teşhisinizin koyulması hem de tedavinizin doğru başlaması adına çok önemlidir. Burada doktorun yaklaşımı kadar ailenin hikayeyi ne kadar doğru anlattığının da çok büyük önemi vardır. Bu nedenle muayene öncesi bazı hazırlıklar yapmak size hem vakit kazandıracak hem de herhangi bir atlamanın önüne geçecektir. Muayene öncesi bir özet çıkartarak, durumunuzu net bir şekilde ortaya koymanız gerekir.

Bu özet hikayenize eklemeniz gerekenler şu şekilde sıralanabilir;
– Ailedeki alerji veya otoimmün hastalık sahibi kişiler
– Bebeğin kısaca doğum hikayesi (Sezeryan/normal doğum, doğum kilosu/boyu, hemen doğum sonrası uygulanan işlemler-kuvöz, sarılık tedavisi, aşı tepkisi…gibi)
– Bebeğin doğum anından itibaren nasıl beslendiği (anne sütü, formüla takviyesi…gibi)
– Çocuğunuzda ilk alerji belirtilerini görmeye başladığınız tarih ve tepkilerin tanımı ( 2 aylıkken mukuslu kaka, 3 aylıkken sırtta ürtiker, 6 aylık ek gıdaya geçince kusma…gibi) Tepkilerin tam listesini görmek için bu linki tıklayabilirsiniz.
– Tepkileri fark ettikten sonra izlediğiniz yöntem (Kullandığınız ilaçlar, gittiğiniz doktorlar, yaptırdığınız testler…gibi)
– Eğer ek gıdaya başlandı ise hangi sıra ve hangi yöntemin uygulandığı (3 gün bekleme kuralı veya ilk yoğurt/karışık sebze çorbası ile başlamak gibi)
– Tepkilerin ne zaman ve hangi durumlarda arttığına dair ailenin gözlemleri (Patates yedikten 3 gün sonra, yanağına yoğurt deyer deymez, ocakta pişen yemeğin kokusunu soluyunca, dışarıda veya ev ortamında, sabah veya gece, yemekten hemen sonra…gibi)
– Mevcut durumdaki beslenme şekli (Sabah kahvaltısı, öğle ve akşam yemeği, ara öğün şeklinde bir liste yapılabilir. Kullandığı formüla markası ve günlük tüketim miktarı da eklenmelidir. Çocuğun tükettiği tüm yiyecek ve içeçekler belirtilmelidir. Çiğnediği sakız bile dahil! ) Eğer bebek anne sütü alıyorsa beslenme listesi anne için de ayrıca hazırlanmalıdır. Annenin tüm yiyip içtiği ve kullandığı ilaçlar listede yer almalıdır.
– Geçmişte uygulanan herhangi bir aşı veya ilaca karşı alerjik reaksiyon oluştu ise hangi ilaca/aşıya nasıl bir tepki verdiği
– Mevcut durumda yaşadığınız belirgin şikayetler, varsa kullandığınız ilaçlar

İlk muayenede doktorunuzun uygulayacağı fiziksel muayene çok önemlidir. Keza boğaz duvarındaki baloncuk şeklindeki kabarcıklar reflüyü, makat aralanınca görünen hare şeklindeki pütürlü pişik besin alerjisini, hırıltılı nefes ise solunum yollarında bir sıkıntı olduğunu işaret edebilir. Çocuğun bu muayene esnasında mümkün olduğunca sakin durması doktorunuzun daha sağlıklı gözlem yapmasına imkan sağlayacaktır. Bu nedenle önce annenin endişelerinden sıyrılıp mümkün olduğunca soğukkanlı durması gerekir, keza hiç bir çocuk annesinin huzursuz olduğu bir ortamda huzurlu olamaz. Anne mümkün olduğunca muayene boyunca çocukla konuşmalı, onu sakinleştirmek için yumuşak bir ses tonu kullanmalı, elini tutmalı, yanında durmalı ve endişelenecek bir şey olmadığını ona sözle değil hareketleri ile göstermelidir. Sık sık doktor ziyeretlerinde bulunan çocuklarda doktor fobisinin oluşması normaldir. Bu korkuyu yenmek için evde doktorculuk oynamak, onu doktor ekipmanlarını kullanmaya teşvik etmek, hekimlik mesleğini anlatan hikayeler okumak hatta uydurmak işe yarayacaktır. Muayene esnasında annenin yanında mutlaka baba, büyükanne veya bir aile yakını olmalıdır ki muayene bittiği an çocuğu odadan çıkartıp bekleme salonuna götürmek hem çocuğu rahatlatacak hem de annenin doktor ile daha sağlıklı bir iletişim kurmasını sağlayacaktır. Bebeğin muayene esnasında çok tok veya çok aç olmamasına dikkat ediniz. Keza aç olması huysuz olmasına, çok tok olması ise muayene esnasında kusmasına neden olabilir. Eğer mümkünse muayene saatini bebeğinizin uykusunu almış olduğu bir zamana denk getirirseniz daha huzurlu ve sakin olacaktır.

Muayenede yanınızda bulunması gerekenler de şu şekilde sıralanabilir:
– Muayene öncesi hazırladığınız özet hikayeniz
– Çocuğun veya emziren annenin beslenme listesi
– Kullandığı ilaçların dozunun da belirtildiği liste
– Tüm geçmiş test sonuçları (mümkünse tarih sırasına göre)
– Aşı karnesi, boy-kilo takip çizelgesi
– Çocuk için yedek kıyafet, emzik, biberon, mama, bez, ıslak mendil, oyuncak
– Çocuğun anne üzerine kusma ihtimali hesaba katılarak anne için yedek kıyafet
– Anne diyette ise ona uygun yiyecek
– Doktorun söylediklerini daha kapıdan çıkar çıkmaz unutabilceğiniz ihtimaline karşılık ses kaydı yapabilen bir cep telefonu (eğer sizin telefonunuzda böyle bir özellik yoksa bir yakınınızdan ödünç alabilirsiniz)

Muayene bitiminde doktorunuza uygulamanız gereken diyeti, beslenmenize ekleyip çıkarmanız gerekenleri, kullanmanız gereken ilaçları, dozunu ve ne şekilde kullanmanız gerektiğini (sabah-akşam, aç-tok, yemekle mi-yatmadan önce mi…gibi), bundan sonra izlemeniz gereken yöntemi, bir sonraki kontrol randevusunun ne zaman olacağını, acil durumlarda kendisine nasıl ulaşabileceğinizi, bu süreçte takvime göre uygulamanız gereken aşı varsa yaptırıp yaptırmamanız konusundaki görüşlerini sormayı ihmal etmeyiniz. Muayene sonrası kafanıza takılan veya net anlaşımayan bir nokta varsa kendisini arayıp mutlaka teyit alınız. Kendi varsayımınız veya başka bir kişinin tavsiyesi ile hareket etmeyiniz. Kontrol randevularınızı ve periyodik tahlillerinizi ihmal etmeyiniz.

 

Alerji ile Yaşam Platformu Kuruldu!

image

3 Aralık 2014 itibari ile facebook kapalı grup formatındaki Alerji ile Yaşam Platformu faaliyete geçti. Bu platform süt ve süt ürünleri, çoklu besin, polen, evakarı, hayvan tüyü, küf mantarı, metal, lateks, kozmetik, ilaç ve kimyasal koruyuculara karşı alerjisi olan bireylerin ve ailelerinin buluştuğu; fikir alışverişi ve dayanışmada bulunduğu bir ortamdır. Bu platformda alerji kökenli ürtiker, egzema, reflü, özofajit, kolit, astım, anafilaksi gibi durumlarda ailelerin yaşadığı tecrübeler paylaşılmaktadır.

Alerji ie mücadeleyi bir yaşam tarzı haline getirebilmek, özellikle küçük yaşta teşhisi koyulmuş çocuklarımızı daha sağlıklı şekilde yetiştirebilmek, çocuğundaki şikayetlerden yola çıkarak alerji şüphesi taşıyan ailelere yol gösterebilmek ve bu uzun soluklu yolculukta birbirimize destek olabilmek için yeni adresimiz Alerji ile Yaşam Platformu’dur. Amacımız sadece birbirimiz ile ortak bir platformda buluşmak değil, sesimizi daha geniş kitlelere duyurmak, kamuoyunun ilgisini bizlerin yaşadığı sıkıntılara çekmektir. Bu kapsamda ilerleyen günlerde farklı projelerimiz gerçekleşecek, gerek sağlık sektörüne, gerek gıda sektörüne, gerekse ilaç sektörüne bu dayanışmaya destek olmaları için çağrılarımız olacaktır.

Eğer sizler de alerji hastası iseniz veya bu konuda şüphe taşıyorsanız aramıza katılıp diğer ailelerin tecrübelerinden yararlanabilirsiniz.

Platforma üyelik için bu linki tıklayabilirsiniz.

Bekliyoruz…

Dr.Duygu Gür Ünal’ı Ziyaretim

image

Geçen hafta Pediatri Uzmanı Dr.Duygu Gür Ünal ile çocuk sağlığı ve beslenmesi üzerine hoş bir sohbet ettik. Kendisi yakın zamanda Doktorannem.com sitesini kurarak özellikle çocuk beslenmesi üzerine ailelerin faydalanabileceği bir platform oluşturdu. Kendisine sorularıma verdiği cevaplar ve besin alerjisine gösterdiği hassasiyet için tekrar teşekkür eder, çocuk beslenmesi üzerine sağlıklı bilgiler almak için sitesini ve facebook sayfasını takip etmenizi şiddetle tavsiye ederim.

imageAA: Kısaca sizi tanıyabilir miyiz?
DG: 2000 yılında İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni, 2004 yılında da aynı üniversitenin çocuk sağlığı ve hastalıkları ihtisasını bitirdim. 1998 ve 1999 yıllarında yaz tatillerinde Amerika’da Harvard Üniversitesi Mass General Hospital’da yaptığım dahiliye stajları bana Amerika ve ülkemdeki sağlık politikaları, doktor ve hasta bakış açıları açısından çok şeyler öğretti. Tüm eğitim öğretim hayatım boyunca çalışkan bir öğrenciydim. 2004 yılından beri İstanbul’da Kadıköy Şifa Hastanesi, Türk Böbrek Vakfı Hizmet Hastanesi, International Hospital’da çalıştım. Son 3 yıldır Acıbadem Göktürk Tıp Merkezi’nde görev yapıyorum. 5,5 yaşında oğlum ile kendimi 2. Çocuk ihtisasımı yapmış kabul ediyorum. Seyahat etmeyi severim. İşimi keyifle, zevkle yapıyorum, çocukların beni genç ve dinç tuttuğunu düşünüyorum.

AA: Doktorannem sitesini nasıl ve neden kurmaya karar verdiniz?
DG: Son dönemlerde herkesin herşeyi biliyor olması, herkesin her konuda bir fikrinin olması hatta ciddi, cesur kararlar beni şaşırtıyor. İnsanlar konunun ehli olan kişilerin söylediklerini dinlemektense, popüler, uçuk ya da değişik fikirlerin peşinden gitme meylindeler. (Belki de doktorları dinlediler ve hala hasta olduklarını farkettiler bilmiyorum) değişik şeyler duymak, denemek istiyorlar. Siz doktor olarak ne söylerseniz söyleyin, komşunun dedikleri, a programındaki sunucunun dedikleri ya da bir blogger annenin söyledikleri çok daha etkili olabiliyor. Ben de “Neler oluyor?” diye merak edip internette dolaştığım birgün, bir annenin bir blogger anneye doktorunun, çocuğuna balık yağı önerdiğini ama kararsız kaldığını ve blogger annenin ne düşündüğünün onun için çok önemli olduğunu yazıyordu. Blogger anne de gayet bilimsel olmayan bir dille bildiği, duyduğu, googledan okuduğu kadarını bu kadıncağıza anlatmaya çalışıyordu, şaşırdım, inananamadım! Biraz daha forumları okuyunca bizim mesleğimizin öyle 10 yıl okumaya gerek kalmadan online olarak yapılabileceğini, “O ilacı kullanma”, “Kes kes”, “O ilaç o hastalığa iyi gelmez” gibi söylemlerle ne kadar sık karşılaştığımı gördüm. Ben hastalarıma ek besinlere geçiş dönemlerinde çoğu kez yazılı döküman veririm, o anda ben de bir beslenme sitesi hazırlasam hastalarım için ne iyi olur diye düşündüm. Doğru bilgiye doğru kaynaklardan ulaşsınlar istedim. Doktorluk sadece okumak, bilgi birikimi değil, deneyim ve yaşadıklarınız da size çok şey öğretiyor. Sizin maksimum 3-5 çocuğunuz olabilir ama ben hergün onlarca farklı çocuk ve aile görüyorum…

AA: Bildiğim kadarı ile benim bloğumu da inceleme fırsatı buldunuz? Alerjikanne hakkında bir hekim olarak ne düşünüyorsunuz?
DG: Az önce söylediklerimden sonra yanlış bir mesaj çıkartılmasını istemem. İnceleyebildiğim Blogger annelerin birçoğunu beğeniyorum, sosyal konular, sorumluluk projeleri, moda, şahsi fikirler, deneyimlerin paylaşımı hepsi çok hoş ama iş profesyonel anlamda ilaç verme, vermeme, aşı yaptırma, beslenme gibi sağlıkla ilgili konulara gelince bazı blogger anneleri aşırı cesur buluyorum. Cahil cesareti yani…;) Sizin blogunuzda, yaşadıklarınızı samimi bir dille ve aynı durumu paylaşan diğer çocuklar ve aileleriyle paylaştığınızı, onları doğru kanalize etme ve yol gösterme çabanızdan etkilendim. Sosyal sorumluluk yani… “Şunu kes, o ilacı alma, şu dozda al” gibi öneriler olmadığı sürece herkes istediği konularda yazabilir…

AA: Hastalarınız arasında besin alerjisine rastlama sıklığınız nedir?
DG: Eskiden daha nadir görüyorduk ama son dönemde başta inek sütü alerjisi olmak üzere besin alerjilerinin arttığını gözlemliyorum.

AA: Sizce besin alerjisi son yıllarda neden bu kadar arttı?
DG: Temiz ortamlarda yaşadığımızı düşünüyoruz ama kirletiyoruz, kirleniyoruz. Klasik bir söylem ama hava kirli, yiyecekler ilaçlı, hayatımızda birçok şey sentetik… Doğallıktan uzaklaştıkça, doğal olana tepki gösteriyor vücudumuz… Steril ortamlarda sezaryen doğum yapıyoruz, bebeğimizi çocuğumuzu eli toprağa değmeden apartman dairelerinde büyütüyoruz, biberonlarını sterilize ediyoruz, aman yere düştü, orasını elledi kirlendi diye elimizde ıslak mendille geziyoruz, çocuk 4 yaşında sokaktaki kediyle tanışıyor, vücut diyor ki bu da ne ? Hoop alerji…

AA: Benim gibi bir çok anne çocuğuna geç teşhis koyulmasından şikayetçi, sizce hekimlerimiz besin alerjisi ve çölyak teşhislerini koymakta neden sorun yaşıyor?
DG: Alerji, çok geniş bir grup. Alerji dediğimiz şey, anaflaksi gibi hayatı tehdit eden durum da olabilir, bahar aylarında 1-2 hapşuruk da… Semptomlar geniş, çeşitli ve kolayca başka hastalıklarla da karışabilecek şikayetler. İnek sütü alerjisi mesela, bebeklik döneminde bebek ağlıyor, bebektir gazı olur diyorsunuz, kusuyor reflüdür, dik yatırın diyorsunuz, kilo almıyor anne sütünüzün yağı az diyorsunuz, döküntüsü oluyor annenin yediği çikolataya bağlıyoruz gibi…doktorun da dikkatli olması ve bütüncül düşünmesi lazım. Bebeklerde inek sütü alerjisi tanısını genellikle doktorlar koymakla beraber, ileri yaşlardaki besin alerjilerini çocuğu iyi gözlemlemesi sonucunda, annelerin hangi besine karşı alerjisi olabileceğini tahmin ettiğini çok gördüm. Dün domates yedi, bugün döküntüsü var gibi…

AA: Sizce besin alerjisi tanısı alan bir çocuğun ailesi nasıl hareket etmeli?
DG: Besin alerjisi deyip geçmemek lazım, anaflaksiye giderse ölümcül olabilir. Diyet şart! Israrcı olmak, inanamamak, geçeceğini düşünmek, az birşey verdim birşey olmaz demek yanlış… Bazı alerjiler zaman içinde geçerken (inek sütü alerjisi gibi) bazıları hayat boyu devam edecektir. Satın aldığınız ürünlerin etiketlerini okumalı, dışarda yediklerinize şüphe ile yaklaşmalısınız. Çocuğunuzun bir besine karşı alerjisi varsa başka besinlere de alerjisi olabileceğini de akıldan çıkartmamak lazım.
Çocuklar için en alerjen besinler inek sütü, yumurta akı, kakao, kuru yemişler, balık, deniz ürünleri, domates, çilek, turunçgiller…bebeklerinize de ek besinlere başlarken yavaş yavaş, en az alerjen olandan başlayarak ve günler içinde miktarını arttırarak başlamak önemli, böylece hangi besine karşı alerjisi olduğunu annenin anlama imkanı sağlanmış oluyor.

AA: Son zamanlarda aşıların ne kadar zararlı olduğuna, otizm dahil bir çok hastalığa neden olduğuna dair söylemler var. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?
DG: Ben aşıları severim. Neden severim? Çocuklarımız basit bir enfeksiyon hastalığı yüzünden ölsün, sakat kalsın istemem. İhtisasım boyunca su çiçeği ve menenjit başta olmak üzere aşı ile korunulabilecek hastalıkların ne kadar ağır seyredebileceğini maalesef deneyimleme şansım oldu. Kızamık aşısı olmadığı için geçirdiği kızamık sonrası beynine yerleşen kızamık virüsü nedeniyle yavaş yavaş ölen hastalarımız da oldu. İnsan bilmediği, görmediği şeyden korkmaz. Toplumda insanların bir kısmına bunlar yok, yaşanmıyor gibi gelebilir ama maalesef son yıllarda yine aşı ile korunulabilecek hastalıklar -farklı sebeplerle- yine gündemimizde. Otistik çocukların hepsi 1 yaşına kadar normal de hepsi kkk aşısından sonra mı otistik oluyorlar hayır, benim 1 yaşından yani kkk aşısından önce otistik teşhisi almış hastalarım oldu.
Aşı yaptırmaktan korkan, yaptırmayan anne babaların, çocukları bu hastalığa yakalanırlarsa, bu sorumluluğu almış olmaları ve sonuçlarını göğüsleyebilmeleri gerekir ki sonuçlar bazen ağır olabilir. Herkes benim çocuğuma birşey olmaz diye düşünüyor ama bazılarının başına geliyor. Aşı yaptırmama kararı verirlerken, çocukları hastalıktan sakat kalırsa, “Anne baba, bana neden aşı yaptırmadınız?” diye sorduğunda cevaplarını hazırlamış olmaları gerekli.
Ben aşı firmalarının sözcüsü, avukatı da değilim. Aşılar masum, hepsi zararsız, hiçbirinin yan etkisi yok da diyemiyorum ama toplumdaki sebebi açıklanamayan her hastalığın da aşılara bağlanmasını çok inandırıcı bulmuyorum. Aşılar sayesinde enfeksiyon hastalıkların, menenjit, zatürre, kızamık gibi ciddi hastalıkların çok daha az görülmesinden memnunum.

AA: Aynı şekilde içinde katkı maddesi bulunan ilaçları kullanmak istemeyen anneler var. İçinde katkı maddesi olmayan ilaç var mıdır? Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?
DG: İçinde katkı maddesi olmayan ilaç yok. Hepsinin içinde koruyucu, renklendirici, tad verici katkı maddeleri var. Bazen özellikle yurtdışından getirtilen ve hiç katkısız olduğu söylenen ilaçlarında içinde farklı katkı maddelerini görüyorum. Cildimize bile kullandığımız kremlerde losyonlarda parabensiz olanı alırken, ilaçların içindeki parabeni yutuyoruz. Hepsi için limitler belirlenmiş, bu konuda bizim yapabileceğimiz çok birşey yok. Alerjik çocukların, ilaçaların etken maddesine mi yoksa katkı maddelerine mi alerjisi var onu da anlamak zor.

AA: Bildiğiniz üzere alerjik çocuklar bazen uzun süre antihistaminik, astım ve reflü ilaçları kullanabiliyor. Uzun süreli kullanımlarda bu ilaçların diğer organlara zararı olur mu?
DG: İlaç kullanırken kar-zarar hesabı yapmak lazım, bu hesabı da çoğu kez hekimin yapması lazım. Anne babaya bilmedikleri bir konuda karar vermelerini istemek uygun olmaz. Bazı ilaçların azaltılarak, zaman içinde kesilmesi gerekir. Başlanılan bir ilacı danışmadan kesmek ters tepkilere neden olabilir. Mutlaka kullanması gereken bir ilaç ise kullanılacak süreyi ve dozu hekim belirler. İlaç dozu da hastalığın şiddetine, türüne, çocuğun yaşına ve kilosuna göre değişebilir.
Bir de emniyet ilaçları var, alerjik çocuklarda kullanılan Epipen gibi. Belki hayatınızda bir kere lazım olur ama yanınızdaysa hayat kurtarır. Ciddi alerjisi olan çocukların bu ilacı taşıması, nasıl kullanılacağını yaşı büyükse kendisinin ve yakın çevresinin bilmesi gerekir.

AA: Süt alerjisi olan bir çocuk için anneler soya ürünlerini bir alternatif olarak görüyor. Sizce soyanın vücut üzerinde olumsuz bir etkisi var mı?
DG: Süt, çocuklar için en önemli kalsiyum ve protein kaynaklarından biri. Sadece süt değil ama peynir, yoğurt, tereyağ, kefir, sütlü tatlılar, dondurma…. Hepsi yasak olunca ve bu ürünlerin girdiği her besin de yasak olunca iş zorlaşıyor. Soya, inek sütü alerjisinde eskiden daha sık kullanılan bir alternatifti ama son yıllarda soyaya karşı da alerji olasılığı ve soyanın GDO olması nedenleriyle eski popülaritesini yitirdi. Ayrıca soyanın zayıf östrojen etkisi göstermesi nedeniyle de çok kullanıldığında bazı olası yan etkiler ve meme kanseriyle ilgili henüz tam açıklığa kavuşmamış durumlar var.
Son dönemde bitkisel kaynaklı sütler, özellikle evde hazırlanma kolaylığı nedeniyle badem sütü popüler, kalsiyum içeriği de yüksek. Alerji durumuna göre yulaf sütü, fındık sütü, hindistan cevizi sütü, pirinç sütü de diğer alternatifler…

AA: Alerjik çocuklar maalesef bulaşıcı hastalıklara daha sık yakalanabiliyor ve daha zor iyileşebiliyor. Bu konuda alerjik çocuk ebeveynlerine önerileriniz ne olur?
DG: Alerjik çocuklara ilaç vermek de aşı yapmak da doktorları korkutuyor. Antibiyotik verdiniz, alerji olasılığı var, aşı yapıyorsunuz, alerjik reaksiyon olur mu korkusu yaşıyorsunuz. Özellikle kkk ve grip aşıları yumurta alerjisi olan çocuklarda dikkatle yapılmalı.
Alerjik çocuklarda alt ve üst solunum yolu enfeksiyonları daha dramatik seyredebiliyor çünkü hemen tetikleniyorlar ve bronşları sıkışıyor. Genel temizlik ve hijyen prensiplerine dikkat edilmeli, kalabalık ve yoğun ortamlardan, hasta çocuklardan uzak durulmasında fayda var. Sigara, alerjik çocukları daha olumsuz etkilediğinden mümkünse yanlarında ve yakınlarında sigara içilmemeli.
Besin alerjisi olan çocukları eğitmek ve onlara uygun ortamları seçmek, hayat tarzını ona göre belirlemek ailelere düşüyor. Aileler mutlaka etiket okumalı, çocuğun yakınındakileri acil durumlarda ne yapacakları ve durumun önemi ve ciddiyeti konusunda bilgilendirmeliler, çoğu kez en yakınındakiler annneanne, babaanne, dedeler durumun önemini anlamak istemiyorlar, yakıştıramıyorlar ve birşey olmazdan çok şey olabiliyor…

Tüm bu söyleşide “Doktorluk sadece okumak, bilgi birikimi değil, deneyim ve yaşadıklarınız da size çok şey öğretiyor.” cümlesi en çok hoşuma giden kısım oldu. Keza biz alerjik çocuk anneleri çok iyi biliyoruz ki her hastanın durumu farklıdır, hastalık değil hasta vardır, alerjide her zaman kişiye özel tedavi dizayn edilmelidir. Maalesef gerçek hayattaki vakalar kitaplarda yazılanlarla sınırlı değildir. Bu nedenle Sevgili Dr.Duygu Gür Ünal’a ufkunu açık tutup her hastasına titizlikle yaklaşan bir hekim olduğu için tekrar teşekkür ederim.