Alerjik bir çocuk için doktor seçimi nasıl yapılmalı, muayenede nelere dikkat edilmeli?

image

Alerji deyince ister istemez toplum olarak gözümüzün önünde ilk canlanan; insanı kızartıp kabartıp hapşurtup gözlerini yaşartan geçici bir rahatsızlık oluyor. Oysa tıp ilerledikçe alerjinin ne kadar karmaşık bir yapıya sahip olduğu, sadece deri ve solunum yolu üzerinde değil sindirim hatta sinir sistemi üzerindeki etkileri ortaya çıktı. Ben de alerji ile büyüyen bir çocuk olduğum için oğlumla aramda sadece bir kuşak olmasına rağmen alerjiye bakış açısının ne kadar değiştiğini bizzat görebiliyorum. En azından sağlık sektörü çağımızın vebası olarak adlandırabileceğimiz bu hastalıktan artık daha sık bahseder oldu.

Bununla beraber uzmanlık alanları da birbirinden yavaş yavaş ayrılmaya, hekimlerimiz tepkilerin yoğunlaştığı bölgelere göre ihtisaslaşmaya başladı. Kendi deneyimlerimden yola çıkarak ilk kez 2 yıl önce farkedip dile getirdim bunu. Alerji ile mücadelede tepkilerin yoğunlaştığı bölgeye göre doktor seçmek hastaya gerçekten çok vakit kazandırıyor. Keza biz doktorlarımızın herşeyden anlamasını bekliyoruz ama her meslekte olduğu gibi hekimlikte de uzmanlık dallarına ayrılmak çok normal. Mesela ben Tekstil Mühendisiyim, sizin tek bir ürün diye satın aldığınız gömlek üzerindeki iplikten, kumaştan, boyamadan, dikimden, aksesuardan ayrı ayrı kişiler sorumludur. Aynı şekilde bir bankaya gitseniz fatura ödeyeceğiniz kişi ayrı, kredi isteyeceğiniz kişi ayrıdır. En basidi bir restorana gittiğinizde size yemeği pişiren kişi farklı, size bunu servis eden farklıdır. Bu noktadan bakılınca doktorlarımızdan da herşeyi bilmelerini beklemek pek doğru gözükmemektedir. Hele ki konu alerji olunca ve semptomlar tüm vücuda yayılmış olunca uzmanlık alanı daha çok ön plana çıkmaktadır.

Bu bağlamda alerji tepkilerinizi çoğunlukla deri üzerinde gözlemliyorsanız bir Alerji Uzmanı‘na, derinin yanı sıra solunum yollarında gözlemliyorsanız Alerji ve Solunum Yolu Hastalıkları Uzmanı‘na, eğer ağırlıklı olarak sindirim sisteminde görüyorsanız yani reflü veya mukuslu/kanlı kaka gibi, o zaman bir Gastroenteroloğa başvurmanız daha sağlıklı olacaktır. Eğer alerjinizi Çocuk Doktorunuz ile takip ediyor ve sağlıklı bir yol izliyorsanız illa bir uzmana gitmek zorunda değilsiniz. Ancak diyette yol alamıyor, alerjik tepkilere karşı çeşitli denemelere rağmen sonuç alamıyorsanız tepkilerinize göre bir uzman hekim seçmeniz daha faydalı olabilir. Kısa bir süre içerisinde Alerji ile Yaşam Platformu‘nda çeşitli illerden doktor önerileri olan bir liste paylaşacağım. Takipte kalınız…

Kendinize uygun doktoru seçtiniz, gelelim ilk muayeneye. İlk muayene hem teşhisinizin koyulması hem de tedavinizin doğru başlaması adına çok önemlidir. Burada doktorun yaklaşımı kadar ailenin hikayeyi ne kadar doğru anlattığının da çok büyük önemi vardır. Bu nedenle muayene öncesi bazı hazırlıklar yapmak size hem vakit kazandıracak hem de herhangi bir atlamanın önüne geçecektir. Muayene öncesi bir özet çıkartarak, durumunuzu net bir şekilde ortaya koymanız gerekir.

Bu özet hikayenize eklemeniz gerekenler şu şekilde sıralanabilir;
– Ailedeki alerji veya otoimmün hastalık sahibi kişiler
– Bebeğin kısaca doğum hikayesi (Sezeryan/normal doğum, doğum kilosu/boyu, hemen doğum sonrası uygulanan işlemler-kuvöz, sarılık tedavisi, aşı tepkisi…gibi)
– Bebeğin doğum anından itibaren nasıl beslendiği (anne sütü, formüla takviyesi…gibi)
– Çocuğunuzda ilk alerji belirtilerini görmeye başladığınız tarih ve tepkilerin tanımı ( 2 aylıkken mukuslu kaka, 3 aylıkken sırtta ürtiker, 6 aylık ek gıdaya geçince kusma…gibi) Tepkilerin tam listesini görmek için bu linki tıklayabilirsiniz.
– Tepkileri fark ettikten sonra izlediğiniz yöntem (Kullandığınız ilaçlar, gittiğiniz doktorlar, yaptırdığınız testler…gibi)
– Eğer ek gıdaya başlandı ise hangi sıra ve hangi yöntemin uygulandığı (3 gün bekleme kuralı veya ilk yoğurt/karışık sebze çorbası ile başlamak gibi)
– Tepkilerin ne zaman ve hangi durumlarda arttığına dair ailenin gözlemleri (Patates yedikten 3 gün sonra, yanağına yoğurt deyer deymez, ocakta pişen yemeğin kokusunu soluyunca, dışarıda veya ev ortamında, sabah veya gece, yemekten hemen sonra…gibi)
– Mevcut durumdaki beslenme şekli (Sabah kahvaltısı, öğle ve akşam yemeği, ara öğün şeklinde bir liste yapılabilir. Kullandığı formüla markası ve günlük tüketim miktarı da eklenmelidir. Çocuğun tükettiği tüm yiyecek ve içeçekler belirtilmelidir. Çiğnediği sakız bile dahil! ) Eğer bebek anne sütü alıyorsa beslenme listesi anne için de ayrıca hazırlanmalıdır. Annenin tüm yiyip içtiği ve kullandığı ilaçlar listede yer almalıdır.
– Geçmişte uygulanan herhangi bir aşı veya ilaca karşı alerjik reaksiyon oluştu ise hangi ilaca/aşıya nasıl bir tepki verdiği
– Mevcut durumda yaşadığınız belirgin şikayetler, varsa kullandığınız ilaçlar

İlk muayenede doktorunuzun uygulayacağı fiziksel muayene çok önemlidir. Keza boğaz duvarındaki baloncuk şeklindeki kabarcıklar reflüyü, makat aralanınca görünen hare şeklindeki pütürlü pişik besin alerjisini, hırıltılı nefes ise solunum yollarında bir sıkıntı olduğunu işaret edebilir. Çocuğun bu muayene esnasında mümkün olduğunca sakin durması doktorunuzun daha sağlıklı gözlem yapmasına imkan sağlayacaktır. Bu nedenle önce annenin endişelerinden sıyrılıp mümkün olduğunca soğukkanlı durması gerekir, keza hiç bir çocuk annesinin huzursuz olduğu bir ortamda huzurlu olamaz. Anne mümkün olduğunca muayene boyunca çocukla konuşmalı, onu sakinleştirmek için yumuşak bir ses tonu kullanmalı, elini tutmalı, yanında durmalı ve endişelenecek bir şey olmadığını ona sözle değil hareketleri ile göstermelidir. Sık sık doktor ziyeretlerinde bulunan çocuklarda doktor fobisinin oluşması normaldir. Bu korkuyu yenmek için evde doktorculuk oynamak, onu doktor ekipmanlarını kullanmaya teşvik etmek, hekimlik mesleğini anlatan hikayeler okumak hatta uydurmak işe yarayacaktır. Muayene esnasında annenin yanında mutlaka baba, büyükanne veya bir aile yakını olmalıdır ki muayene bittiği an çocuğu odadan çıkartıp bekleme salonuna götürmek hem çocuğu rahatlatacak hem de annenin doktor ile daha sağlıklı bir iletişim kurmasını sağlayacaktır. Bebeğin muayene esnasında çok tok veya çok aç olmamasına dikkat ediniz. Keza aç olması huysuz olmasına, çok tok olması ise muayene esnasında kusmasına neden olabilir. Eğer mümkünse muayene saatini bebeğinizin uykusunu almış olduğu bir zamana denk getirirseniz daha huzurlu ve sakin olacaktır.

Muayenede yanınızda bulunması gerekenler de şu şekilde sıralanabilir:
– Muayene öncesi hazırladığınız özet hikayeniz
– Çocuğun veya emziren annenin beslenme listesi
– Kullandığı ilaçların dozunun da belirtildiği liste
– Tüm geçmiş test sonuçları (mümkünse tarih sırasına göre)
– Aşı karnesi, boy-kilo takip çizelgesi
– Çocuk için yedek kıyafet, emzik, biberon, mama, bez, ıslak mendil, oyuncak
– Çocuğun anne üzerine kusma ihtimali hesaba katılarak anne için yedek kıyafet
– Anne diyette ise ona uygun yiyecek
– Doktorun söylediklerini daha kapıdan çıkar çıkmaz unutabilceğiniz ihtimaline karşılık ses kaydı yapabilen bir cep telefonu (eğer sizin telefonunuzda böyle bir özellik yoksa bir yakınınızdan ödünç alabilirsiniz)

Muayene bitiminde doktorunuza uygulamanız gereken diyeti, beslenmenize ekleyip çıkarmanız gerekenleri, kullanmanız gereken ilaçları, dozunu ve ne şekilde kullanmanız gerektiğini (sabah-akşam, aç-tok, yemekle mi-yatmadan önce mi…gibi), bundan sonra izlemeniz gereken yöntemi, bir sonraki kontrol randevusunun ne zaman olacağını, acil durumlarda kendisine nasıl ulaşabileceğinizi, bu süreçte takvime göre uygulamanız gereken aşı varsa yaptırıp yaptırmamanız konusundaki görüşlerini sormayı ihmal etmeyiniz. Muayene sonrası kafanıza takılan veya net anlaşımayan bir nokta varsa kendisini arayıp mutlaka teyit alınız. Kendi varsayımınız veya başka bir kişinin tavsiyesi ile hareket etmeyiniz. Kontrol randevularınızı ve periyodik tahlillerinizi ihmal etmeyiniz.

 

Reklamlar

Alerji ile Yaşam Platformu Kuruldu!

image

3 Aralık 2014 itibari ile facebook kapalı grup formatındaki Alerji ile Yaşam Platformu faaliyete geçti. Bu platform süt ve süt ürünleri, çoklu besin, polen, evakarı, hayvan tüyü, küf mantarı, metal, lateks, kozmetik, ilaç ve kimyasal koruyuculara karşı alerjisi olan bireylerin ve ailelerinin buluştuğu; fikir alışverişi ve dayanışmada bulunduğu bir ortamdır. Bu platformda alerji kökenli ürtiker, egzema, reflü, özofajit, kolit, astım, anafilaksi gibi durumlarda ailelerin yaşadığı tecrübeler paylaşılmaktadır.

Alerji ie mücadeleyi bir yaşam tarzı haline getirebilmek, özellikle küçük yaşta teşhisi koyulmuş çocuklarımızı daha sağlıklı şekilde yetiştirebilmek, çocuğundaki şikayetlerden yola çıkarak alerji şüphesi taşıyan ailelere yol gösterebilmek ve bu uzun soluklu yolculukta birbirimize destek olabilmek için yeni adresimiz Alerji ile Yaşam Platformu’dur. Amacımız sadece birbirimiz ile ortak bir platformda buluşmak değil, sesimizi daha geniş kitlelere duyurmak, kamuoyunun ilgisini bizlerin yaşadığı sıkıntılara çekmektir. Bu kapsamda ilerleyen günlerde farklı projelerimiz gerçekleşecek, gerek sağlık sektörüne, gerek gıda sektörüne, gerekse ilaç sektörüne bu dayanışmaya destek olmaları için çağrılarımız olacaktır.

Eğer sizler de alerji hastası iseniz veya bu konuda şüphe taşıyorsanız aramıza katılıp diğer ailelerin tecrübelerinden yararlanabilirsiniz.

Platforma üyelik için bu linki tıklayabilirsiniz.

Bekliyoruz…

Dr.Duygu Gür Ünal’ı Ziyaretim

image

Geçen hafta Pediatri Uzmanı Dr.Duygu Gür Ünal ile çocuk sağlığı ve beslenmesi üzerine hoş bir sohbet ettik. Kendisi yakın zamanda Doktorannem.com sitesini kurarak özellikle çocuk beslenmesi üzerine ailelerin faydalanabileceği bir platform oluşturdu. Kendisine sorularıma verdiği cevaplar ve besin alerjisine gösterdiği hassasiyet için tekrar teşekkür eder, çocuk beslenmesi üzerine sağlıklı bilgiler almak için sitesini ve facebook sayfasını takip etmenizi şiddetle tavsiye ederim.

imageAA: Kısaca sizi tanıyabilir miyiz?
DG: 2000 yılında İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni, 2004 yılında da aynı üniversitenin çocuk sağlığı ve hastalıkları ihtisasını bitirdim. 1998 ve 1999 yıllarında yaz tatillerinde Amerika’da Harvard Üniversitesi Mass General Hospital’da yaptığım dahiliye stajları bana Amerika ve ülkemdeki sağlık politikaları, doktor ve hasta bakış açıları açısından çok şeyler öğretti. Tüm eğitim öğretim hayatım boyunca çalışkan bir öğrenciydim. 2004 yılından beri İstanbul’da Kadıköy Şifa Hastanesi, Türk Böbrek Vakfı Hizmet Hastanesi, International Hospital’da çalıştım. Son 3 yıldır Acıbadem Göktürk Tıp Merkezi’nde görev yapıyorum. 5,5 yaşında oğlum ile kendimi 2. Çocuk ihtisasımı yapmış kabul ediyorum. Seyahat etmeyi severim. İşimi keyifle, zevkle yapıyorum, çocukların beni genç ve dinç tuttuğunu düşünüyorum.

AA: Doktorannem sitesini nasıl ve neden kurmaya karar verdiniz?
DG: Son dönemlerde herkesin herşeyi biliyor olması, herkesin her konuda bir fikrinin olması hatta ciddi, cesur kararlar beni şaşırtıyor. İnsanlar konunun ehli olan kişilerin söylediklerini dinlemektense, popüler, uçuk ya da değişik fikirlerin peşinden gitme meylindeler. (Belki de doktorları dinlediler ve hala hasta olduklarını farkettiler bilmiyorum) değişik şeyler duymak, denemek istiyorlar. Siz doktor olarak ne söylerseniz söyleyin, komşunun dedikleri, a programındaki sunucunun dedikleri ya da bir blogger annenin söyledikleri çok daha etkili olabiliyor. Ben de “Neler oluyor?” diye merak edip internette dolaştığım birgün, bir annenin bir blogger anneye doktorunun, çocuğuna balık yağı önerdiğini ama kararsız kaldığını ve blogger annenin ne düşündüğünün onun için çok önemli olduğunu yazıyordu. Blogger anne de gayet bilimsel olmayan bir dille bildiği, duyduğu, googledan okuduğu kadarını bu kadıncağıza anlatmaya çalışıyordu, şaşırdım, inananamadım! Biraz daha forumları okuyunca bizim mesleğimizin öyle 10 yıl okumaya gerek kalmadan online olarak yapılabileceğini, “O ilacı kullanma”, “Kes kes”, “O ilaç o hastalığa iyi gelmez” gibi söylemlerle ne kadar sık karşılaştığımı gördüm. Ben hastalarıma ek besinlere geçiş dönemlerinde çoğu kez yazılı döküman veririm, o anda ben de bir beslenme sitesi hazırlasam hastalarım için ne iyi olur diye düşündüm. Doğru bilgiye doğru kaynaklardan ulaşsınlar istedim. Doktorluk sadece okumak, bilgi birikimi değil, deneyim ve yaşadıklarınız da size çok şey öğretiyor. Sizin maksimum 3-5 çocuğunuz olabilir ama ben hergün onlarca farklı çocuk ve aile görüyorum…

AA: Bildiğim kadarı ile benim bloğumu da inceleme fırsatı buldunuz? Alerjikanne hakkında bir hekim olarak ne düşünüyorsunuz?
DG: Az önce söylediklerimden sonra yanlış bir mesaj çıkartılmasını istemem. İnceleyebildiğim Blogger annelerin birçoğunu beğeniyorum, sosyal konular, sorumluluk projeleri, moda, şahsi fikirler, deneyimlerin paylaşımı hepsi çok hoş ama iş profesyonel anlamda ilaç verme, vermeme, aşı yaptırma, beslenme gibi sağlıkla ilgili konulara gelince bazı blogger anneleri aşırı cesur buluyorum. Cahil cesareti yani…;) Sizin blogunuzda, yaşadıklarınızı samimi bir dille ve aynı durumu paylaşan diğer çocuklar ve aileleriyle paylaştığınızı, onları doğru kanalize etme ve yol gösterme çabanızdan etkilendim. Sosyal sorumluluk yani… “Şunu kes, o ilacı alma, şu dozda al” gibi öneriler olmadığı sürece herkes istediği konularda yazabilir…

AA: Hastalarınız arasında besin alerjisine rastlama sıklığınız nedir?
DG: Eskiden daha nadir görüyorduk ama son dönemde başta inek sütü alerjisi olmak üzere besin alerjilerinin arttığını gözlemliyorum.

AA: Sizce besin alerjisi son yıllarda neden bu kadar arttı?
DG: Temiz ortamlarda yaşadığımızı düşünüyoruz ama kirletiyoruz, kirleniyoruz. Klasik bir söylem ama hava kirli, yiyecekler ilaçlı, hayatımızda birçok şey sentetik… Doğallıktan uzaklaştıkça, doğal olana tepki gösteriyor vücudumuz… Steril ortamlarda sezaryen doğum yapıyoruz, bebeğimizi çocuğumuzu eli toprağa değmeden apartman dairelerinde büyütüyoruz, biberonlarını sterilize ediyoruz, aman yere düştü, orasını elledi kirlendi diye elimizde ıslak mendille geziyoruz, çocuk 4 yaşında sokaktaki kediyle tanışıyor, vücut diyor ki bu da ne ? Hoop alerji…

AA: Benim gibi bir çok anne çocuğuna geç teşhis koyulmasından şikayetçi, sizce hekimlerimiz besin alerjisi ve çölyak teşhislerini koymakta neden sorun yaşıyor?
DG: Alerji, çok geniş bir grup. Alerji dediğimiz şey, anaflaksi gibi hayatı tehdit eden durum da olabilir, bahar aylarında 1-2 hapşuruk da… Semptomlar geniş, çeşitli ve kolayca başka hastalıklarla da karışabilecek şikayetler. İnek sütü alerjisi mesela, bebeklik döneminde bebek ağlıyor, bebektir gazı olur diyorsunuz, kusuyor reflüdür, dik yatırın diyorsunuz, kilo almıyor anne sütünüzün yağı az diyorsunuz, döküntüsü oluyor annenin yediği çikolataya bağlıyoruz gibi…doktorun da dikkatli olması ve bütüncül düşünmesi lazım. Bebeklerde inek sütü alerjisi tanısını genellikle doktorlar koymakla beraber, ileri yaşlardaki besin alerjilerini çocuğu iyi gözlemlemesi sonucunda, annelerin hangi besine karşı alerjisi olabileceğini tahmin ettiğini çok gördüm. Dün domates yedi, bugün döküntüsü var gibi…

AA: Sizce besin alerjisi tanısı alan bir çocuğun ailesi nasıl hareket etmeli?
DG: Besin alerjisi deyip geçmemek lazım, anaflaksiye giderse ölümcül olabilir. Diyet şart! Israrcı olmak, inanamamak, geçeceğini düşünmek, az birşey verdim birşey olmaz demek yanlış… Bazı alerjiler zaman içinde geçerken (inek sütü alerjisi gibi) bazıları hayat boyu devam edecektir. Satın aldığınız ürünlerin etiketlerini okumalı, dışarda yediklerinize şüphe ile yaklaşmalısınız. Çocuğunuzun bir besine karşı alerjisi varsa başka besinlere de alerjisi olabileceğini de akıldan çıkartmamak lazım.
Çocuklar için en alerjen besinler inek sütü, yumurta akı, kakao, kuru yemişler, balık, deniz ürünleri, domates, çilek, turunçgiller…bebeklerinize de ek besinlere başlarken yavaş yavaş, en az alerjen olandan başlayarak ve günler içinde miktarını arttırarak başlamak önemli, böylece hangi besine karşı alerjisi olduğunu annenin anlama imkanı sağlanmış oluyor.

AA: Son zamanlarda aşıların ne kadar zararlı olduğuna, otizm dahil bir çok hastalığa neden olduğuna dair söylemler var. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?
DG: Ben aşıları severim. Neden severim? Çocuklarımız basit bir enfeksiyon hastalığı yüzünden ölsün, sakat kalsın istemem. İhtisasım boyunca su çiçeği ve menenjit başta olmak üzere aşı ile korunulabilecek hastalıkların ne kadar ağır seyredebileceğini maalesef deneyimleme şansım oldu. Kızamık aşısı olmadığı için geçirdiği kızamık sonrası beynine yerleşen kızamık virüsü nedeniyle yavaş yavaş ölen hastalarımız da oldu. İnsan bilmediği, görmediği şeyden korkmaz. Toplumda insanların bir kısmına bunlar yok, yaşanmıyor gibi gelebilir ama maalesef son yıllarda yine aşı ile korunulabilecek hastalıklar -farklı sebeplerle- yine gündemimizde. Otistik çocukların hepsi 1 yaşına kadar normal de hepsi kkk aşısından sonra mı otistik oluyorlar hayır, benim 1 yaşından yani kkk aşısından önce otistik teşhisi almış hastalarım oldu.
Aşı yaptırmaktan korkan, yaptırmayan anne babaların, çocukları bu hastalığa yakalanırlarsa, bu sorumluluğu almış olmaları ve sonuçlarını göğüsleyebilmeleri gerekir ki sonuçlar bazen ağır olabilir. Herkes benim çocuğuma birşey olmaz diye düşünüyor ama bazılarının başına geliyor. Aşı yaptırmama kararı verirlerken, çocukları hastalıktan sakat kalırsa, “Anne baba, bana neden aşı yaptırmadınız?” diye sorduğunda cevaplarını hazırlamış olmaları gerekli.
Ben aşı firmalarının sözcüsü, avukatı da değilim. Aşılar masum, hepsi zararsız, hiçbirinin yan etkisi yok da diyemiyorum ama toplumdaki sebebi açıklanamayan her hastalığın da aşılara bağlanmasını çok inandırıcı bulmuyorum. Aşılar sayesinde enfeksiyon hastalıkların, menenjit, zatürre, kızamık gibi ciddi hastalıkların çok daha az görülmesinden memnunum.

AA: Aynı şekilde içinde katkı maddesi bulunan ilaçları kullanmak istemeyen anneler var. İçinde katkı maddesi olmayan ilaç var mıdır? Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?
DG: İçinde katkı maddesi olmayan ilaç yok. Hepsinin içinde koruyucu, renklendirici, tad verici katkı maddeleri var. Bazen özellikle yurtdışından getirtilen ve hiç katkısız olduğu söylenen ilaçlarında içinde farklı katkı maddelerini görüyorum. Cildimize bile kullandığımız kremlerde losyonlarda parabensiz olanı alırken, ilaçların içindeki parabeni yutuyoruz. Hepsi için limitler belirlenmiş, bu konuda bizim yapabileceğimiz çok birşey yok. Alerjik çocukların, ilaçaların etken maddesine mi yoksa katkı maddelerine mi alerjisi var onu da anlamak zor.

AA: Bildiğiniz üzere alerjik çocuklar bazen uzun süre antihistaminik, astım ve reflü ilaçları kullanabiliyor. Uzun süreli kullanımlarda bu ilaçların diğer organlara zararı olur mu?
DG: İlaç kullanırken kar-zarar hesabı yapmak lazım, bu hesabı da çoğu kez hekimin yapması lazım. Anne babaya bilmedikleri bir konuda karar vermelerini istemek uygun olmaz. Bazı ilaçların azaltılarak, zaman içinde kesilmesi gerekir. Başlanılan bir ilacı danışmadan kesmek ters tepkilere neden olabilir. Mutlaka kullanması gereken bir ilaç ise kullanılacak süreyi ve dozu hekim belirler. İlaç dozu da hastalığın şiddetine, türüne, çocuğun yaşına ve kilosuna göre değişebilir.
Bir de emniyet ilaçları var, alerjik çocuklarda kullanılan Epipen gibi. Belki hayatınızda bir kere lazım olur ama yanınızdaysa hayat kurtarır. Ciddi alerjisi olan çocukların bu ilacı taşıması, nasıl kullanılacağını yaşı büyükse kendisinin ve yakın çevresinin bilmesi gerekir.

AA: Süt alerjisi olan bir çocuk için anneler soya ürünlerini bir alternatif olarak görüyor. Sizce soyanın vücut üzerinde olumsuz bir etkisi var mı?
DG: Süt, çocuklar için en önemli kalsiyum ve protein kaynaklarından biri. Sadece süt değil ama peynir, yoğurt, tereyağ, kefir, sütlü tatlılar, dondurma…. Hepsi yasak olunca ve bu ürünlerin girdiği her besin de yasak olunca iş zorlaşıyor. Soya, inek sütü alerjisinde eskiden daha sık kullanılan bir alternatifti ama son yıllarda soyaya karşı da alerji olasılığı ve soyanın GDO olması nedenleriyle eski popülaritesini yitirdi. Ayrıca soyanın zayıf östrojen etkisi göstermesi nedeniyle de çok kullanıldığında bazı olası yan etkiler ve meme kanseriyle ilgili henüz tam açıklığa kavuşmamış durumlar var.
Son dönemde bitkisel kaynaklı sütler, özellikle evde hazırlanma kolaylığı nedeniyle badem sütü popüler, kalsiyum içeriği de yüksek. Alerji durumuna göre yulaf sütü, fındık sütü, hindistan cevizi sütü, pirinç sütü de diğer alternatifler…

AA: Alerjik çocuklar maalesef bulaşıcı hastalıklara daha sık yakalanabiliyor ve daha zor iyileşebiliyor. Bu konuda alerjik çocuk ebeveynlerine önerileriniz ne olur?
DG: Alerjik çocuklara ilaç vermek de aşı yapmak da doktorları korkutuyor. Antibiyotik verdiniz, alerji olasılığı var, aşı yapıyorsunuz, alerjik reaksiyon olur mu korkusu yaşıyorsunuz. Özellikle kkk ve grip aşıları yumurta alerjisi olan çocuklarda dikkatle yapılmalı.
Alerjik çocuklarda alt ve üst solunum yolu enfeksiyonları daha dramatik seyredebiliyor çünkü hemen tetikleniyorlar ve bronşları sıkışıyor. Genel temizlik ve hijyen prensiplerine dikkat edilmeli, kalabalık ve yoğun ortamlardan, hasta çocuklardan uzak durulmasında fayda var. Sigara, alerjik çocukları daha olumsuz etkilediğinden mümkünse yanlarında ve yakınlarında sigara içilmemeli.
Besin alerjisi olan çocukları eğitmek ve onlara uygun ortamları seçmek, hayat tarzını ona göre belirlemek ailelere düşüyor. Aileler mutlaka etiket okumalı, çocuğun yakınındakileri acil durumlarda ne yapacakları ve durumun önemi ve ciddiyeti konusunda bilgilendirmeliler, çoğu kez en yakınındakiler annneanne, babaanne, dedeler durumun önemini anlamak istemiyorlar, yakıştıramıyorlar ve birşey olmazdan çok şey olabiliyor…

Tüm bu söyleşide “Doktorluk sadece okumak, bilgi birikimi değil, deneyim ve yaşadıklarınız da size çok şey öğretiyor.” cümlesi en çok hoşuma giden kısım oldu. Keza biz alerjik çocuk anneleri çok iyi biliyoruz ki her hastanın durumu farklıdır, hastalık değil hasta vardır, alerjide her zaman kişiye özel tedavi dizayn edilmelidir. Maalesef gerçek hayattaki vakalar kitaplarda yazılanlarla sınırlı değildir. Bu nedenle Sevgili Dr.Duygu Gür Ünal’a ufkunu açık tutup her hastasına titizlikle yaklaşan bir hekim olduğu için tekrar teşekkür ederim.

Süt Alerjisi, Süt Ürünleri Alerjisi ve Laktoz İntoleransı Arasındaki fark nedir?

image

Tepkileri çok net bilinmediği için sık sık birbirine karıştırılan 3 farklı terimi kısa ve öz açıklayan bir makale çevirisini sizlerle paylaşarak yanlış anlaşılmaları ortadan kaldırmak istedim.

Süt Alerjisi immün sistemin besin içerisindeki proteinlere tepki gösterdiği bir besin alerjisi cinsidir. Süt içerisindeki protein sindirildiğinde immün sistem tetiklenir ve kaşıntı, kızarıklık, kabarma gibi hafif tepkilere veya nefes alamama, hırıltı, bayılma gibi ciddi tepkilere neden olabilir. Besin alerjisinin ölümcül olma potansiyeli olduğu da unutulmamalıdır. (Anafilaksi)

Süt alerjisi bazen Süt Ürünleri Alerjisi olarak adlandırılır ancak bu terimi kullanırken dikkat etmek gerekir. Süt ürünleri, içerisinde inek sütü bulunduran besinlere verilen genel bir isimdir ve süt gibi tek bir içerikten oluşmaz. Bu nedenle içerik etiketlerinde alerjenlerin belirtilmesi kurallarına göre süt ürünleri değil, süt belirtilmek zorundadır. Bu nedenle süt alerjisi ile yeni tanışan kişilere süt ürünleri alerjisi demek yerine süt alerjisi demek içerik etiketlerini okumakta kolaylık sağlar.

Gıda intoleransı ise besin alerjisinde olduğu gibi immün sistemin tepkisini içermez. Laktoz intoleransı olan bir kişi, süt ve süt ürünlerinde bulunan laktoz adlı şekeri parçalayıp sindirebilecek laktaz enzimine sahip değildir. Sonuç olarak bu kişiler süt ve süt ürünlerini sindiremez ve bulantı, kramp, gaz, şişkinlik ve ishal gibi belirtiler gösterebilir. Laktoz intoleransı kişiye büyük rahatsızlık vermesine karşın hayati bir tehlikesi yoktur.

Kendinizde veya çocuğunuzda süt alerjisi belirtileri veya yukarıda bahsedilen laktoz intoleransı belirtileri gözlemliyorsanız, mutlaka bir alerji uzmanına veya gastroenteroloğa başvurmalısınız. Laktoz intoleransı olan kişiler laktaz enzimini dışarıdan alarak süt ve süt ürünlerini rahatlıkla tüketebilirken daha çok çocukluk döneminde görülen süt alerjisinde çocuğa ve gerekirse emziren anneye diyet önerilir. Süt alerjisinin çocuk büyüdükçe hafifleyip 2-5 yaşlarında geçmesi öngörülür. Besin alerjileri çok nadiren ilk ergenlik çağına kadar devam edebilir veya ömür boyu sürebilir.

Kaynak: FARE

Doktorlar Bebeklerdeki İnek Sütü Alerjisini Teşhis Etmekte Yetersiz Kalıyor!

image13 Eylül 2014 tarihinde İngiliz Daily Mail gazetesinde yayınlanan bir makaleye göre doktorlar binlerce bebeğin inek süt alerjisini tespit edemeyip onları egzema, kusma ve kolik gibi şikayetlerle yüzüstü bırakıyor.

Allergy UK derneği tarafından yapılan açıklamaya göre, doktorlar bebeklerdeki inek sütü alerjisi belirtilerini göz ardı edip genel sağlık durumunda ciddi bir sorun olmadığına dair yanlış tanıda bulunabiliyor. Bu yanlış tanının her yıl binlerce çocuğun kusma, reflü, egzema, ağrı ve nefes darlığı gibi sıkıntılar çekmesine neden olduğu belirtiliyor.

Örnek olarak gösterilen Callum Newman isimli bebek 12 haftalıkken ciddi egzema şikayeti ile hastaneye başvuru yapmış, egzemaları o kadar ilerlemiş ki annesinin ona sarılması bile acı veriyormuş. Callum kendisi inek sütü tüketmediği için annesinin sütünden geçen inek sütü proteininin onu bu hale getirdiği anlaşılamamış. Anne Nathalie, oğlunu 4 ay boyunca tam 50 kez doktora götürüp çeşitli testler denendikten sonra nihayet inek sütü alerjisi teşhisi koyulabilmiş. Uzmanların belirttiklerine göre bir çocuğa inek sütü alerjisi teşhisi koymak için ortalama 5 ay geçiyor ve bu süre zarfında çocuğun durumu daha da kötüleşebiliyor. Ayrıca annenin sütünden geçen inek sütü proteininin alerji yapma riski ile bebeğe direkt inek sütü veya inek sütü bazlı formül mama içirmenin alerji yapma riskinin aynı olduğuna dikkat çekiliyor.

İngiltere’de doktorların inek sütü alerjisi görülme sıklığının 10.000’de bir olduğunu düşünmelerine karşın, hidrolize mama reçetesine sahip çocuklara bakıldığında bu rakamın aslında 20’de bir olduğu görülüyor.

imageGreat Ormond Hastanesi’nde görevli Gastroenterolog Dr.Neil Shah, doktorların ve gastroenterologların inek sütü alerjisini teşhis etmekte sorun yaşadıklarını ve hatta bazı doktorların böyle bir rahatsızlığın varlığını inkar ettiklerini dile getirdi. Bu nedenle teşhis koyulamayan bebekler bazen durumlarının kötüleşmesi nedeni ile acil servise bile gitmek durumunda kalabiliyor. Uzmanlar alerji teşhisinin hemen koyulamamasındaki en büyük sıkıntının aynı belirtilerin başka rahatsızlıklarda da görülebiliyor olmasından kaynaklandığını ifade ediyor.

İngiltere’de doktorların inek sütü alerjisi teşhisindeki başarısını arttırmak için çeşitli kampanyalar başlatılmış durumda. 2011 yılından bu yana Ulusal Sağlık Enstitüsü tarafından çocuk doktorları, gastroenterologlar, diyetisyenler, hemşireler ve diğer sağlık personeline yönelik bilgilendirme ve eğitim sağlanıyor. Böylece bebeklere yanlış ilaç tedavisi ve yanlış formül mama yazılmasının önüne geçilerek inek sütü alerjisinin daha erken teşhis edilmesi ve annenin hemen süt ürünleri diyetine başlatılması hedefleniyor.

Ülkemizde de benzer farkındalığın bir an önce yaratılması dileğiyle…

Kaynak: Daily Mail UK

Kenar

Münevver ve Gümüşnisa Dalkılıç’ın Hikayesi

image
Sevgili Münevver Dalkılıç, fedakarlık dolu hikayesini tüm içtenliği ile bizlerle paylaştığı için kendisine teşekkür eder, hikayesinin bir çok anneye örnek olmasını dilerim.

AA: Kısaca bize kendinizi tanıtır mısınız?
MD: Ben Münevver Dalkılıç, Akdeniz Üniversitesi Seyahat acentacılığı mezunuyum. 4 yıllık evliyim.

AA: Kaç yaşında, kaç çocuğunuz var?
MD: 2,5 yaşında inek sütü alerjisi olan Gümüşnisa adında bir kızım var.

AA: Çocuğunuzdaki gıda alerjisi belirtilerini ilk ne zaman fark ettiniz?
MD: Alerjiyi kızım 3 aylıkken farkettim, ben yemek yerken yalanmaya başladı, ben de dudaklarına biraz yoğurt sürmüştüm hemen kızardı. İlk defa yediği için normal zannettim, hiç böyle birşeyle karşılaşmadım ve duymamıştım. (başımıza gelene kadar)

AA: Teşhis koyulana kadar nasıl bir süreç geçirdiniz?
MD: Bulunduğum yerde alerji bölümü yok malesef doğumu 29.08.2012, Ağustos ayına gelmişti ve Antalya’da havalar çok sıcak olduğu için isilik olarak koydular adını, çünkü ilk baştaki belirtileri sadece kızarıklık ve kaşıntıydı.

AA: Teşhis koyulduktan sonra nasıl bir yol izlediniz?
MD: Ben sürekli belirtilerini araştırarak tahmin etmiştim, çok zor bir süreçti tabi ki tecrübesizlik. Özellikle ek gıdaya geçiş dönemleri, ne yedireceğini bilememek, çok şükür ki 2 yaşına kadar emdi. Ağzıma süt içeren hiç birşey koymuyordum, emdiği için yediklerim geçiyordu. Evimize süt içeren hiç birşey almıyorduk, uzun bir süre evden dışarı çıkmadım. (misafirlik yani)

AA: Bu süreçte sizi en çok zorlayan etken ne oldu?
MD: Pregomin mamayı hiç yemedi, sürekli aynı şeyleri zorla yedirmek zorundaydık. Diğer arkadaşların da yazdığı gibi ne yaşadığımızı bilmeyen kişilerin bu kadarcıktan birşey olmaz, canı çekmiştir diye gizli kaçamak birşeyler veren insanlarla uğraşmak beni çok zorlamıştı.

AA: Size bu süreçte en çok destek veren kişi kim oldu?
MD: En çok desteği kardeşim verdi çünkü babamız bile arada birşey olmaz diye verme dememe rağmen veriyordu. Çünkü babamız kriz dönemlerine hiç şahit olmadı, işten gelene kadar çocuk rahatlamış oluyordu.

AA: Zamanı geri çevirebilme şansınız olsaydı alerji ile mücadelenizde neyi yapmak ya da yapmamak isterdiniz?
MD: Zamanı geri çevirseydik, hamilelik döneminde doktorun verdiği kalsiyum hapını hiç kullanmadım, haptan alacağı desteği ben doğal yoldan vereyim diyerek çok yoğurt ve süt tükettim. Herşeyin fazlası zarar derler ya gerçekten doğru belki gene olacaktı ama ben şu an kendimi suçluyorum. Eğer çocuğumu 2,5 yaşında bu kadar herşeyden mahrum bırakacağımı bilseydim daha az inek sütü tüketirdim.

AA: Çocuğunuza alerjisini nasıl anlattınız? Bazı gıdaları yiyememesini nasıl açıkladınız?
MD: Daha 2,5 yaşında, anlaması mümkün değil ama bu anne ve babalar için bunu sadece büyükler yiyebiliyor, bunun içine böcek girmiş, bu kokuyor zaten diyerek açıklıyorum. Bu yaptığım ne kadar doğru bilmiyorum, bazen arkadaşlara yemeye gittiğimde sofrada yoğurdu gördüğü zaman anne kokuyor diyor ve bu beni o kadar çok üzüyor ki anlatamam.

AA: Alerji ile yeni tanışan annelere neler önerirsiniz?
MD: Bu çok zor bir süreç, biz bunu yaşamış anneler olarak aslında neler önersek boş, yaşaya yaşaya tecrübe edecekler. Sadece zaman ve sabır, daha sonra bakacaklar ki hayatları sadece çocuğunun yiyebildikleriyle sınırlı, onun yiyemediği hiç birşey boğazlarından geçmediği…sadece SABIR

AA: Ülkemizde gıda alerjisinin daha iyi tanınması ve geniş kitlelerce anlayış gösterilmesi için sizce neler yapılmalı?
MD: Ülkemizde insanlarımız malesef bu konuda hiç duyarlı değil. Almanya’da yaşayan yeğenim bir çok markette alerji bölümü var, aklına gelen herşey var, içinde süt olmayan herşeyi bulabiliyorsun diyor. Burada neden yok? Sağlıklı olmayabilir ama ben çikolata veya başka bişey yedirmek istiyorum ama ya süt tozu ya peynir altı suyu var veya çok arayacaksın ki öyle bulacaksın. İnsanlarımıza gelince komşum dondurmayı eline veriyor çocuğunun oynaması için bize yolluyor ve kızımın alerjisini bildiği halde. Bence ilk önce insanlarımız bilinçlendirilmeli. Tv’de o kadar gereksiz program var ki, bu tarz alerji üzerine yapılsa ne kadar faydalı olur.

AA: Son olarak eklemek istedikleriniz?
MD: Son olarak eklemek istediğim Allah hepimizin yardımcısı olsun, çok zor birşey ilaçla tedavisi yok. Sadece zaman ve sabır, insanın hayatındaki tek değerli şey olan çocuğundan saklı gizli yoğurt vb şeyler yemesi kadar acı ve üzücü. Allah beterinden saklasın diyelim. Böyle bir sayfa açtığınız için çok teşekkür ederim. Umarım sizin sayenizde sesimizi duyururuz da bu konuya dikkat çekeriz.

image

Şampuan, Sabun ve Nemlendiricilerdeki Gizli Alerjenler

imageYenidoğan bebekler için en hassas, en güvenilir şampuan ve nemlendiriciyi seçmek şüphesiz çok önemlidir. Hele ki alerjik bir bebek için annenin dikkat etmesi gereken, hipoalerjenik ibaresi olan yani alerji testleri yapılmış ve güvenilirliği belgelenmiş bir ürünü tercih etmektir. Seçilen ürünün sağlık açısından zararlı paraben de içermemesi gerekmektedir.

imageÖte yandan çoğu bebek şampuanının içerik bilgisi incelendiğinde çeşitli meyve veya bitki özleri içerdiği göze çarpmaktadır. Örneğin; Mustela şampuan ve nemlendiriciler avokado özü içerir. Bübchen marka şampuanlar papatya ve buğday proteini, Dove sabunlar ise inek süt proteini ve hindistan cevizi sütü içermektedir. Chicco, Johnson’s baby, Sebamed gibi markalar da papatya, aynısefa çiçeği gibi çeşitli bitkisel özlerden elde edilmektedir. Bu tip alerjenler sadece ağız yoluyla alındığında değil, deri üzerindeki gözeneklerden vücuda nüfus ederek de alerjik reaksiyona sebep olabilir. Bebeğin banyo esnasında bu ürünleri yutmamasına da özen gösterilmelidir.

Bu nedenle alerjik bebek sahibi anneler, ister yiyecek/içecek olsun, ister kozmetik/temizlik ürünü olsun mutlaka etiket içeriğini inceleyerek tercih yapmalı ve ilk kullanımda aynı saç boyalarında olduğu gibi kulak arkasına sürerek test etmelidir. Herhangi bir kızarıklık/kaşıntı ile karşılaşılırsa Alerji doktoruna başvurulup alternatif ürün önerisi alınmalıdır.

Okul çağındaki çocuklar için de okulda kullandıkları sabunların içeriği kontrol edilmeli, herhangi bir alerjik reaksiyon söz konusu ise okul yönetimi konu ile ilgili uyarılmalıdır.

image